Köşe YazılarıManşetYazarlar

Aynı dağın iki yakası – Göksal Çidem

0

Mutlu (Rezve) dere Bulgaristan- Türkiye sınırını  çiziyor. Sınırı çizerken bir tarafı Mutlu olsa bile bir tarafı  ızdırap içinde Istrancalar‘ın ortasından geçiyor. İki yaka bir araya gelemiyor.  Bir taraf doğası, kültürü ve gelenekleriyle korunurken, bir taraf deyim yerindeyse yok oluşa gidiyor.

Bulgaristan tarafı Istrancalar’ın korumaya alınmasının bugün 28’inci yılını gayda ve davul çalıp kutlarken, bizim tarafta ise tehlike çanları çalıyor. Tehlike çanlarının bileşenleri ise patlayan dinamitler-kırma eleme tesisleri- ağır iş makineleri, devasa kamyonlar- 7/24 hiç durmayan gürültüsü bitmeyen rüzgar enerji santralleri…

Istrancalar’ın üçte biri Bulgaristan’da, üçte ikisi Türkiye’de.

Dağ silsilesi sadece Kırklareli ve Ergene havzası için önemli değil. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sinin yaşadığı İstanbul için de çok önemli. İstanbul’un nefes borusu ve içme suyu kaynağı.

Bölgede yapılan bilimsel araştırmalarda ise 2117 bitki türü ve 2062 hayvan türü olmak üzere toplam 4179 tür canlı tespit edildi. Şüphesiz konumu itibarıyla iki kıta arasında bir köprü vazifesi görmesi, geçmiş buzul dönemlerinde türlere sığınak görevi görmesi, farklı iklimsel koşullara ve farklı ekosistemlere sahip olması, bu dağların biyoçeşitlilik zenginliğinin başlıca nedenlerini oluşturuyor.

Kısacası doğal ormanlardan olup doğal yaşamın devam ettiği Avrupa ve ülkemizin mutlak korunması gereken alanlarının başında geliyor.

Biri, dağın yaşayan hazinesini kutlarken…

İki ülkenin Istrancalar’a nasıl baktığı, nasıl koruduğu ise siyah-beyaz kadar farklı.

Bulgaristan tarafı her yıl olduğu gibi bu yıl da 24 Ocak’ta korumaya alınmasının 28’inci yılını kutluyor. Kurdukları Istranca Park, ülkenin en büyük korunan  bölgesi, aynı zamanda ülke topraklarının yüzde 1’ini kapsayan en büyük Bulgaristan Doğal Parkı ve biyosfer rezerv alanı. Bulgaristan Istrancaları 1.161 Km2 olup 21 yerleşim yeri sınırları içinde bulunurken Türkiye Istrancaları ise 1970 Km2.

Burada yapılan etkinliklere, Doğa Parkı’nın insan ve doğanın, korunmuş çevrenin, korunmuş geleneklerin ve kültürel ve tarihi anıtların başarılı bir şekilde bir arada yaşamasına örnek oluşu ve Bulgar biyosfer parkı olma konusunda en büyük potansiyele sahip olması nedeniyle asırlardır yerel ve merkezi yönetimler tarafından büyük destek veriliyor. Nestinari (ateş üzerinde yürüme), Zelenica, Kuker adlarıyla neredeyse her ay bir festivaller düzenliyorlar. Bunu da dağın “yaşayan hazinesini korumak için” yapıyorlar.

Dağın öte yanındaki ormanın içinde bir çok uyarı var. “Gereksiz insan izleri bırakmayın” diyorlar. Koruyorlar. “Peçete: 3 ay, Sigara izmariti: 1-2 yıl,  Sakız: 5 yıl,  Plastik ambalaj: 100-1000 yıl, Naylon torba:  20-100 yıl doğada kalıyor” gibi uyarıları her yerde görmek mümkün.

O kadar çok koruma türü, alanı var ki… Ve hepsi de yasalarla korunuyor.

Korunan alanlardan bazılarını ülkemizle karşılaştıralım.

Mesela, Krivinizovo Koruma Alanı (109 ha): Alan, Veleka nehri vadisinin güney yamaçlarının bir kısmını kaplıyor. Burada yuva yapan Küçük Akbaba için 109 Ha. Koruma alanı ilan edilmiş.

Akbabaların yanına RES

Doku Derneği arazi ekibinin tür ve habitat (doğal yaşam ortamları) koruma çalışmaları kapsamında yapılan çalışmalarda ekibimiz Trakya’da uzun yıllar sonra ilk aktif küçük akbaba yuvasını tespit etti ve ilgili kurumlara bildirdi.  Üreme-beslenme-yavru büyütme ve yaşam alanı il merkezimize yakın bir bölgede bulundu. Bir yavru büyüttü ve sonbaharda göç etti. Bahar göçünde yine takip edeceğiz.

Ancak akbaba yuvasına yakın ve yaşam alanını kapsayan bölgeye RES kurulmak isteniyor.  Yerli ve yabancı uzmanlardan aldığımız görüş ve bilimsel değerlendirmeleri ilgili kurumlara ilettik. O bölgeye RES kurulursa Trakya’daki tek  akbaba yuvası yok olacak.  Komşumuz bir küçük akbaba için 1090 dekar alanı koruma alanı ilan ederken, biz akbabayı yok sayarak enerji üretimi yapacağız.

Derneğimizin edindiği bilgilere göre küçük akbaba yuvasına yaklaşık iki kilometre uzaklıkta rüzgar enerjisinden elektrik üretmek amacıyla bir yatırım yapılmak isteniyor. Küçük akbabanın beslenme bölgeleriyle ilgili yapılan çalışmalar türün beslenmek için kullandığı bölgenin 9.8 km. olduğunu gösteriyor.

Bu sebeple bahsi geçen yatırımın yapılması durumunda Trakya’nın tek küçük akbaba yuvası tehlike altına düşecek ve nesli zaten küresel ölçekte yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan bir türün son sığınaklarından biri yok olacak.

Puhu yuvasında patlatmalı ocak

Sadece yok edilecek olan akbaba yuvası değil ki… Puhu en büyük baykuş türüdür. Bulgaristan Istrancaları’nda Kalkata Koruma Alanı (18.9 ha), bir çift Puhu baykuşun yuvasını korumak için ilan edildi. Bu nedenle bölgeye bazen “Baykuş” deniyor.

Tür ve habitat (doğal yaşam ortamları) koruma çalışmaları kapsamında yaptığı çalışmalarda ekibimiz de Çağlayık köyünde bir puhu yuvası tespit etti.

Yuvayı, içindeki canlıları rahatsız etmeden takip ettik. Sonrasında baraj projesi için hazırlanan ÇED raporunda yuvanın olduğu kayalık, masa başında harita üzerinde çalışarak “patlatmalı kaya ocağı” olarak ilan edildi. Puhu ve akbaba için ilgili tüm kurumları uyardık. Uluslararası sözleşmelerle mutlak koruma altında ve kırmızı listede bulunan türleri korumak için her türlü yasal mücadeleyi ulusal ve uluslararası  platformlarda gereken girişimlerde bulunacağız.

Sınırın iki yakasında yaşananlar böyle. Aynı bulutta ıslanan, aynı kuşun sesini duyan, aynı havayı teneffüs eden, aynı suyu içen dağın iki yakasında ki insanların doğaya bakış açıları.

Bulgaristan’ın koruma alanı ilan ettikleri hektarlar kadar ya da daha fazlası alan bizim tarafta korumak için değil, kullanmak için belirleniyor.  Tüm bu alanlara ardı ardına taş, kalker, kil ocağı ruhsatları veriliyor.

Karşı tarafta “Dikkat hayvan çıkar” yazarken, bizim tarafta “Dikkat kamyon çıkar” uyarıları yapılıyor. Aynı ormanın bir tarafından hayvan, bir tarafından kamyon çıkıyor.

Bir tarafta  festivaller var. İnsanların eğlenirken duydukları Balkan ezgileri, gayda ve davul sesi, bizim tarafta ise dinamit sesleri, kamyon ve iş makineleri sesleri. Deyim yerindeyse “taş devri”ni yaşıyoruz.

Bir an önce bu taş devrini bırakıp komşumuz gibi baykuşu, akbabayı, ağacı, kaplumbağları, kurt, karaca, karınca, çalıları; kısacası Istrancalar’da yaşayan tüm canlıları bir bütün olarak korumak için acilen adım atılmalı.

Bununla ilgili tüm plan ve projeler zaten hazır. 2010 yılında AB projesi kapsamında tamamlanan biyosfer rezerv alan çalışması UNESCO’ya sunulmak üzere 13 yıldır bekliyor. Neden beklediğine gelince, Bilgi Edinme Yasası gereği verilen cevapta “Bizim yasalarımız korumak için yeterli yetkinliğe sahiptir” deniliyor. O zaman sormak gerekmez mi. AB Projesi için yerli ve yabancı  onlarca uzman neden iki yıl dağda çalıştı?

Ne yazık ki, Karadeniz’in en doğusu Artvin’den, en batısındaki Kırklareli’ne kadar tahribatın her çeşidi yaşanıyor.

Avrupa’nın en önemli alanından biri olan Istrancalar’ın daha fazla tahrip edilmeden, yaban hayatı yok olmadan,  doğal varlıkların gelecek nesillerin yaşam kaynağı  olarak kayıtsız şartsız koruma alanı ilan edilmesi, geleceğe yapılacak en önemli yatırım ve bırakılacak en değerli mirastır.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.