Editörün SeçtikleriEkolojiHafta SonuKentManşetTarım-Gıda

Zehirsiz bir kent mümkün mü?

0
Görsel: Buğday Derneği

Yaşadığınız bölgelerde her geçen sene sineklere ve diğer haşere canlılara karşı yapılan ilaçlamalara şahit oluyorsunuz. Söz konusu yoğun ilaçlamalarda biyosidal ürünler ve pestisitler kullanılıyor. Kentleri zehirli bir hale getiren bu biyosidaller ve pestisitlerin kanser gibi pek çok hastalığa sebebiyet verdiği biliniyor. 

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği bu zehirli kimyasallara karşı kentleri korumak üzere bir mücadele yürütüyor. Derneği’n son çalışması ise belediyelerdeki ilaçlama durumlarını ve bu kurumların söz konusu zehirli kimyasallara karşı çevre dostu alternatiflere yaklaşımlarını ortaya koyuyor. Peki siz bu zehirli kimyasallardan bölgenizi nasıl koruyabilirsiniz?

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü  Batur Şehirlioğlu ile pestisitlerin ve biyosidallerin aslında ne olduğunu, kenti nasıl zehirlediğini, iklim kriziyle birlikte bölgeye özgü olmayan canlılarla nasıl mücadele edilebileceğini ve bunların çözüm yollarını konuştuk: 

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Genel Müdürü  Batur Şehirlioğlu

Öncelikle Zehirsiz Kentler Projesi ve amacı nedir? Neye karşı yola çıktınız?

2019’da Avrupa Pestisit Eylem Ağı ortaklığında başlattığımız ve Zehirsiz Sofralar Platfomu’nun da kuruluşuna vesile olan Zehirsiz Sofralar projesi, toplumda pestisitler ( tarım zehirleri ) konusunda farkındalığın artmasını sağladı ve karar vericiler nezdinde  son derece etkili oldu. Kasım 2019’da zehirsiz kampanya başlatıldı. Bugün itibariyle kampanyayı 167 bin kişi imzaladı. TBMM’de proje sürecinde üç soru, bir araştırma önergesi verildi. Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın tüm bu emekleri ve çalışmaları sayesinde Mayıs 2020’de bakanlık 16 pestisit etken maddesini yasakladı. Temmuz 2020’de bakanlık dokuz pestisit etken maddesini daha yasakladı. Toplamda 25 etken madde yasaklandı, yedi etken maddeye de kısıtlama kararı verildi. 

‘Sürdürülebilir olmayan kimyasal kullanımının yasaklanması gerekiyor’

Ancak pestisitlerin kullanımı sadece tarım alanları ile sınırlı değil. Kentlerde kamu ve özel  sektör tarafından hem pestisitler hem de Sağlık Bakanlığınca ruhsat verilen aynı aktif maddeye sahip biyosidal ürünler sineklere, otlara ve diğer haşere tabir ettiğimiz canlılara karşı yoğun miktarda kullanılıyor. Tarımda olduğu gibi kentlerimizde de alternatif, doğa dostu yöntemler varken kimyasal kullanılması, biyolojik çeşitliliğe, sağlığa, su kaynaklarına, ekosisteme zarar vererek sorunu derinleştiriyor aynı zamanda uzun vadede daha maliyetli oluyor.  Dolayısıyla sürdürülebilir olmayan kimyasal kullanımının önümüzdeki yıllar içinde kademeli olarak azaltılarak, dünyada pek çok örnekte olduğu gibi tamamen kaldırılması, yasaklanması gerekiyor. 

Ortağımız Avrupa Pestisit Eylem Ağı’nın Avrupa’da bu konuda yürüttüğü çalışmalar, kamu farkındalığı ve öncü belediyelerin pestisitsiz kentler konusundaki başarı hikayeleri, AB’nin 2030 hedeflerinde, kentsel yeşil alanlar gibi hassas alanlarda pestisit kullanımını sonlandırması  kararına vesile oldu. Benzer bir başarıya Türkiye’de ulaşmak için sivil toplum desteği, kamu farkındalığı ve belediyelerin öncülüğü gerekliliği fikri ile “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesini başlattık. 

47 belediyede durum analizi çalışması yapıldı

Nisan 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında uygulanan “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesi kapsamında nasıl bir yol haritası izlediniz? 

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Sivil Toplum Diyaloğu VI programı kapsamında desteklenen ve Avrupa Pestisit Eylem Ağı (PAN Europe) ortaklığında, Zehirsiz Sofralar Platformu işbirliğinde yürütülen Zehirsiz Kentlere Doğru projesinin çalışmalarına 1 Nisan 2021’den itibaren devam ediyor.

Batur Şehirlioğlu, Zehirsiz Kentlere Doğru projesi kapsamında, düzenlenen ‘Belediyeler Çalıştayı’ndan – Mayıs 2022
Fotoğrafı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği

Projenin ilk aşamasında Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği’nden (BİYOSİDER) halk sağlığı uzmanlarının danışmanlığında gerçekleştirilen ve 47 belediyeden 54 birimin katıldığı bir durum analizi çalışması yapıldı. Çalışma sonucunda “Türkiye’deki Belediyelerde Zararlı Mücadelesi Durum Analizi” raporu hazırlandı. Buğday Derneği’nin öncülüğünde oluşmuş Zehirsiz Sofralar Platformu ve platform altında kurulan Zehirsiz Kentler Çalışma Grubu ile 11 Aralık 2021 Cumartesi günü gerçekleştirilen çevrimiçi toplantıda, pek çok sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatifin temsilcileriyle birlikte Zehirsiz Kentler için hep birlikte neler yapılabileceği konuşuldu ve projenin önemli bir ayağını oluşturan kampanya süreci şekillendirildi.

‘Yurttaşlar zehirsiz kentler için belediyelere talepte bulunabilir’

23 Aralık 2021 Perşembe günü yapılan çevrimiçi basın toplantısı ile Zehirsiz Kentler için Harekete Geç Kampanyası başlatıldı. Buğday Derneği ile birlikte Zehirsiz Sofralar Platformu üyeleri ve kampanyanın destekçileri, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere, taleplerini bütün yerel yönetimler ağında yaygınlaştırmak üzere kampanyacılık, savunuculuk ve lobicilik faaliyetleri yürütmeye başladı. Kampanyada belediyeler ile birlikte yurttaşlar da zehirsiz kentler için harekete geçmeye ve katılımcı olmaya çağrıldı. Yurttaşlar, kampanyaya imza vererek destek olmanın yanı sıra, “Zehirsiz Kentlere Doğru” kararlı bir adım atmaları için belediyelerin söz vermesini talep ederek belediyelere dilekçeler gönderebiliyor.

Belediyelerde zehirsiz kentler için bugüne kadar neler yapıldı?

BİYOSİDER danışmanlığı ve PAN Europe katkılarıyla hazırlanan Belediyeler için Zararlılarla Zehirsiz Mücadele Rehberi ve vatandaşlar için bilgilendirici bir broşür hazırlandı. Zehirsiz Kentlere Doğru web sitesine hem yurttaşlar hem de belediyeler için çeşitli kaynaklar yüklendi ve yeni kaynaklar yüklenmeye devam ediliyor.

12-13 Mayıs 2022 tarihlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı’nın ev sahipliğinde Belediyeler Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda özellikle istilacı türlerle zehirsiz mücadele üzerinde duruldu ve İBB Başakşehir Vektörle Mücadele Birimi’ne bir saha gezisi gerçekleştirildi. Bu toplantıya katılan belediyelerin vektörle mücadele birimleri arasında bir mail grubu oluşturuldu.

Proje çerçevesinde 3 adet ulusal, 2 adet ise uluslararası webinar düzenlendi, pek çok video ve haber sosyal medya ve basında yer aldı.. 

Durgun sulak alanlarda larva kontrolü.

‘Bakanlığın uygulamaları kapsamlı ve pratik değil’

Türkiye’de yerel yönetimler ‘zehirsiz bir kent’ hedefine ne kadar uzak? Yürüttüğünüz proje süresince belediyelerde ne gibi eksiklikler gördünüz?

“Türkiye’deki Belediyelerde Zararlı Mücadelesi Durum Analizi” raporunu hazırlarken görüşme yaptığımız belediyelerin çoğu, Sağlık Bakanlığınca hazırlanmış, Çevre Sağlığı Bilgi Sistemi’nin Biyosidal Modülü’nü etkin şekilde kullanmadıklarını, hatta hiç kullanmadıklarını, bunun sebebi olarak da sistemin tüm uygulamaları kapsamaması  ve pratik olmaması olarak belirttiler. Bir başka sıkıntının da, zararlı mücadelesinin hem belediye içinde birden fazla birim tarafından, hem de zaman zaman (büyükşehir belediyelerinde mevcut düzenlemelere aykırı olmasına rağmen) aynı il içerisinde birden fazla belediye tarafından, birbirinden farklı yaklaşım ve uygulamayla yürütülmesi olduğunu gözlemledik.

Bilimin önünde bir engel: Belediyelerde siyasi yaklaşım

En önemli sorunlardan birinin de belediyelerde siyasi yaklaşımın bilimin önüne geçebilme riski olduğunu gördük. Halkın yeterince bilgilendirilmemesi, kamu farkındalığının oluşmaması sebebi ile alınan şikayetler ilgili makamların bilimsel, uzun vadeli hedeflere değil de toplum baskısını azaltacak yönde, verimli olmayan günübirlik yaklaşımlara yönelmesine sebep oluyor.

‘Doğa dostu alternatifler, belediyelerle vatandaşların bilgilendirilmesi ve katılımıyla mümkün’

Bu da gösteriyor ki sağlıklı doğa dostu alternatiflere geçiş süreci belediye meclis üyeleri, vatandaşlar ve tüm ilgililerin bilgilendirilmesi ve sürece katılımı ile mümkün. 

Kentleri zehirli kılan pestisit ve biyosidal nedir? 

Pestisitler yani tarım zehirleri böcek, ot, mantar ve bunun gibi istenmeyen canlılara karşı, koruma amaçlı kullanılan kimyasal maddeler ve mikroorganizmalar. “İcide  eki belirli bir kişiyi ya da bir şeyi öldüren biri ya da bir şey, öldürme eylemi olarak tanımlanıyor. Tarım kimyasallarını satan  şirketler tarafından tarım ilacı olarak pazarlanan bu ürünler aslında böcek, fare, ot vb öldürücü anlamına geliyor.

Görsel: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği

‘Kanser gibi pek çok hastalığa sebep oluyor’

Vatandaşlar eczaneden ilaç aldıklarında alınan ilaç sadece kendi bünyelerinde etkilidir, başka canlılara veya çevreye zarar vermez. Oysa bu zehirlerin yüzde 90’dan fazlası hedef canlı dışında hava, toprak ve su kaynaklarımıza taşınarak, biyolojik çeşitliliğe zarar veriyor, insan dahil tüm canlıları zehirleyerek zaman içinde kanser gibi pek çok hastalığa sebep oluyor. 

Biyosidal ürün kavramı da biyosit kelimesinden gelir ve biyosit biyolojik bir varlığı öldüren, canlı öldüren veya canlıkıran anlamına gelir. Yani bir ilaç değil zehirdir.

Rapor: 52 belediye sağlıklı ve çevre dostu yöntemleri destekliyor

Proje kapsamında yaptığınız analiz, rapor ve çalışmalardan hareketle; pestisit ve biyosidal ve bunlara alternatif yöntemler konusunda belediye ve çalışanların farkındalığı ne düzeyde? 

“Türkiye’deki Belediyelerde Zararlı Mücadelesi Durum Analizi” raporuna göre katılımcıların yüzde 96,3’ü (52 belediye) sağlıklı ve çevre dostu yöntemlerin kullanılması ile ilgili dünyada çok sayıda çalışma bulunduğu ve pestisit/biyosidallerin azaltılarak yerine bu tür alternatif uygulamalara geçilmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. 

‘Belediyeler daha fazla teşvike ihtiyaç duyuyor’

Araştırmada, belediyelerin zararlılarla mücadelede kimyasal kullanımına alternatif yöntemlerin pek çoğundan haberdar olduğu, ancak bu yöntemleri çok fazla uygulamadığı tespit edildi. Belediyelerin bir kısmı görece yakın zamanda üniversite ve il sağlık müdürlükleri gibi kurumlardan destek alarak kimyasal kullanımını azaltmaya başladığını belirtti. Ancak bu konuda oranlar veya direnç çalışması gibi yaklaşımlar sergileyen belediye sayısı çok düşük. Araştırma, belediyelerin zararlılar ile mücadele için çevre dostu alternatif yöntemlere yönelmede daha fazla teşvike ihtiyaç duyduğu ve bu uygulamaları artırıcı projelere daha fazla desteğin gerektiğini ortaya koyuyor.

Ot zehirlerine alternatif olarak mekanik mücadele yöntemleri yaygın olmakla birlikte sıcak su ve köpük gibi son derece verimli termal yöntemler henüz ülkemizde uygulanmıyor. Zararlılar ile mücadele konusunda da biyolojik ve biyoteknik mücadele yeni yeni yaygınlaşıyor. 

İklim krizi ve bölgeye özgü olmayan zararlılar

Belediyelerin yanıtlarına yer verdiğiniz Durum Analizi Anket Çalışması’nda da iklim kriziyle birlikte doğal alanların tahribatı, uluslararası ticari faaliyetler ve seyahatlerin artması gibi çeşitli sebeplerle son yıllarda bölgeye özgü olmayan zararlılarla daha sık karşılaşıldığı belirtiliyor. Bu konuda son durum nedir? Sorunun boyutu ne düzeyde? 

Belirttiğiniz gibi iklim kriziyle birlikte doğal alanların tahribatı, artan sıcaklıklar sebebi ile daha sıcak iklim türlerinin kuzey bölgelerine gelmeleri, uluslararası ticari faaliyetler, seyahatlerin artması ve hatta göçler gibi çeşitli sebeplerle son yıllarda bölgeye özgü olmayan zararlılarla ve patojenlerle daha sık karşılaşılıyor. Bu zararlılar çam kese böceği gibi ormanlarımızı, tuta gibi tarladaki kültür ürünlerimizi tehdit ediyor. Benzer sorunlar denizlerimiz için de geçerli.

‘Ülke çapında bu konuda politika oluşturulmasına ihtiyaç var’

Projemiz açısından bu konuda verebileceğimiz en önemli örnek ise asya kaplan sivrisineği. Bölgemize özgü olmayan bu sinek İtalya ve Fransa gibi ülkeleri kasıp kavuruyor ve son birkaç yılda kıyı bölgelerimiz başta olmak üzere ülkemiz içinde büyük sorun oldu. Mevcut kimyasal yöntemler ile durdurulması mümkün görünmüyor.

Uzun vadeli bilimsel tabanlı eylem planlarına, ülke çapında bu konuda politika oluşturulmasına ihtiyaç var çünkü tarihe karıştığını sandığımız ya da bölgemizde görünmeyen pek çok salgın hastalık bu sinek ile yayılma potansiyeline sahip. Bu sineğin yaşam döngüsü, şekli de diğerlerinden farklı olduğu için örneğin gündüz de aktif olduğu, sadece sulak alanlarda değil, kentlerde bir bardak su olan kaplar içinde bile büyük miktarlarda üreyebildiği  için mücadelesinin de farklı biçimde halkın katılımı ile yürütülmesi gerekiyor.

‘Sorun halk sağlığı, ekolojik ve ekonomik olarak çok büyük’

Sorun hem halk sağlığı açısından hem de ekolojik ve ekonomik olarak son derece büyük. Ulusal çapta gerekli önlemler alınmazsa önümüzdeki yıllarda hem büyük bir ekonomik kayıp hem de ölümlerle karşılaşma olasılığı çok yüksek. 

Yine aynı çalışmada zararlı ürünlerin kullanımıyla ilgili belediyeler, vatandaşlardan yoğun ilaçlama talebi aldıklarını belirtiyorlar. Pestisit ve biyosidal ürünlerin kullanımlarıyla ilgili vatandaşlar ne kadar bilinçlendiriliyor, kendilerini ve/veya bölgelerini nasıl koruyabilirler? 

Belediyelerimiz öncülüğünde katılımcı bir eylem planı ile vatandaşların bu sürece dahil edilmesi, okullar, çocuklar, camiler, sivil toplum kuruluşları, muhtarlar, özel sektörün de hedef alınması çok önemli. Bu konuda belediyelerimizin tiyatrodan, el broşürüne, okullarda yürütülen çalışmalardan videolara, eğitimlere pek çok faydalı çalışma yaptığını da proje çerçevesinde gördük. Vatandaşlarımız ise belediyelerden “Zehirsiz Kentlere Doğru” kararlı bir adım atmalarını; pestisit azaltımına ve zehirsiz alternatifleri kullanmaya yönelik politika oluşturmalarını; bu konuda kamu farkındalığı yaratmalarını talep edebilir ve bu yönde çalışan belediyeleri destekleyebilir.

Vatandaşlar kendi bölgeleri için neler yapabilir?

İlgili bakanlıklara, milletvekillerine, karar vericilere ve diğer tüm paydaşlara baskı yapabilir. Sivil toplum kuruluşlarının bu yöndeki çalışmalarına destek olabilir, yürütülen kampanyaları takip edebilir.

Ölümcül durumlar, salgınlar, tehlikeli boyutta alerjik durumlar söz konusu olmadığı ve zarar eşiğini aşmadıkları sürece, diğer sokak canlıları ile olduğu gibi, vektörler ve otlar ile birlikte yaşamanın mümkün olduğunun bilincinde olunması ve onları tamamen yok etmek yerine, kontrol altında tutmanın amaçlanması gerekiyor.

Geçiş süreci belediye alanları ile sınırlı kalamayacağı için, apartman veya sitede, işyeri, okul, kampüs ve spor kulüplerinde ve özel sektöre ait diğer tüm alanlardaki sorumlu yöneticilere ve diğer paydaşlara yönelik bilgilendirici faaliyetlerin yürütülmesi, örgütlenilmesi, toplantıların düzenlenmesi ve baskı yapılması gerekiyor..

Evlerde, bahçelerde uygulanabilecek zehirsiz yöntem ve teknikler araştırılarak, başarılı örnekler paylaşılarak yaygınlaştırılabilir. Buna yönelik hazırladığımız Vatandaşlar İçin Zehirsiz Kentlere Doğru Uygulamalar Rehberi nden faydalanılabilir.

‘Zehirsiz Kent’ olma taahhüdü veren belediyeler de oldu ancak proje kapsamında yapılan çalışmada 40 küsur belediyeden yanıt geldiğini gördük, duyarlılık gösteren ve göstermeyen belediyeler ve /veya bölgelere ilişkin neler söylersiniz?

Böyle bir ayrım yapmak sağlıklı olmaz. Bu konu daha çok büyükşehir ve il belediyelerinin kontrolünde ve onlarda da ne yazık ki bürokratik süreçler söz konusu, ağır işleyen mekanizmalar var. Taahhüt konusunda da aynı sıkıntılar söz konusu.

Belediyelerin attığı adımlar

Belediyeler siyasi yapılar olduğu için bir taahhüt altına girmeye çekiniyorlar. Biz Samsun Büyükşehir Belediyesi’ne bu konuda öncü olduğu için teşekkür ederiz. Eminiz önümüzdeki yıllarda pek çok belediye bu konuda önemli adımlar atacaktır. Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de birkaç yıl içinde stratejik eylem planı kapsamında sivirisinekle mücadelede kimyasal kullanımını sıfırlamayı hedefliyor.

Pamukkale Belediyesi karasineklere karşı yapışkan sarı tuzaklar ile başarılı sonuçlar elde etmiş durumda.

Çanakkale Belediyesi otlar ile zehir kullanımını neredeyse  sıfırlamış durumda. Ankara, İstanbul ve Muğla Büyükşehir Belediyeleri izlenebilirlik adına önemli adımlar atmış, sistemler geliştirmiş. Bu konuda belediye birliklerine de önemli sorumluluk düşüyor. Bu proje kapsamında Marmara Belediyeler Birliği başta olmak üzere, Sağlıklı Kentler Birliği  ve Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği’nin desteğini aldık ama tüm çabamıza rağmen Türkiye Belediyeler Birliği’nin desteğini alamadık.

Zararlılar ile mücadelede çevre dostu ve alternatif yöntemlerin kullanımı nasıl sağlanabilir? Zehirsiz bir kent hedefine ulaşmak için neler yapılması gerekiyor? Ve bu gerekliliklerin uygulanması halinde söz konusu hedef için öngörülebilecek en yakın tarih nedir? Hassas gruplar nasıl gözetilebilir?

Proje kapsamında yayınladığımız ve zehirsizkentler.org web sitemizde yer verdiğimiz “Belediyeler için Zararlılarla Zehirsiz Mücadele Rehberi” nde  Daha Az Kimyasal Kullanan Belediyecilik İçin Adımlar’ bölümünde bu konuya detaylı yer verdik. Belediyelerimizin bu konuda atması gereken temel adımları şöyle sıralayabiliriz;

  • Mevcut durum analizinin yapılması,
  • Pestisit politikasının oluşturulması,
  • Kademeli geçiş için stratejik eylem planının hazırlanması,
  • Denemeler veya pilot projelerin yürütülmesi,
  • Kamu farkındalığının yaratılması ve katılımcılığın sağlanması,
  • Belediye meclisi üyelerinin siyasi desteğinin alınması.

‘Agroekolojik tarıma geçilmesi son derece önemli’

Denemeler ve pilot projelerde sulak alanlar, parklar gibi hassas alan ve bölgeler ile büyüme çağındaki çocuklarımızın bulunduğu okullar, parklar, çocuk bahçeleri, sağlık ve gıda hizmeti veren tesisler de bu kapsamda önceliklendirilmeli. Dünya’da kent çapında olmasa da parklar gibi alanlar ile başlayıp başarılarını diğer alanlara genişleten pek çok belediye var. Ayrıca kentlere yakın tarım alanlarında da agroekolojik tarıma geçilmesi son derece önemli. 

‘Ulusal bir strateji gerekiyor’

Şu anda Samsun, Çanakkale gibi belediyelerimiz otlarla mücadelede zehirsiz yöntemlere geçmiş durumda. Bu konuda AB gibi bir tarih vermek mümkün değil çünkü sivrisinekler ve pek çok zararlı ile mücadele ulusal bir strateji gerektiriyor. Ama belediye alanları ile sınırlı kalan ot mücadelesi gibi konularda çok kısa sürede mekanik ve termal uygulamalara geçilerek hedefleri gerçekleştirmek mümkün. 

 

‘Hormonal sistemi bozucu kimyasallar’

Her geçen gün kentlerde pestisit maruziyetine dair yeni araştırma sonuçları paylaşılıyor. Bunun önüne geçebilmek için işbirliği, dayanışma çok önemli. 

İtalya’nın Güney Tirol bölgesindeki 19 çocuk oyun alanından, 4 okul bahçesinden ve bir pazar yerinden alınan 96 çim örneğinin analiz sonuçlarına göre, tespit edilen 32 pestisit etken maddesinin yüzde 76’sının hormonal sistemi bozucu kimyasallar olduğu ortaya çıktı.

Üreme ve sinir sistemine hasarlar, doğum kusurları…

ABD’de yapılan bir incelemeye göre ise, okullarda en yaygın kullanılan 40 pestisitten 28’inin muhtemel veya olası kanserojen olduğu, 26’sının üreme sisteminde zararlı etkiler yarattığı, 26’sının sinir sistemine hasar verdiği ve 13’ünün doğum kusurlarına neden olduğu tespit edildi.

‘Sularımızdaki 49 mikrokirleticinin 33’ü pestisitlerden oluşuyor’

İklim Değişikliği ve Su Yönetimi Sempozyumu’nda sunulan, Türkiye’de su kalitesine dair rapora göre, sularımızda tespit edilen 49 mikrokirleticinin 33’ü pestisitlerden oluşuyor. Bilimsel çevrelerce her geçen gün bu zehirlerin zararlarına dikkat çekiliyor ve kentlerde kullanımına yönelik yeni araştırmalar yayımlanıyor.

Zehirsiz Kentler için Harekete Geç ve Zehirsiz Sofralar kampanyalarımız devam ediyor. Vatandaşlarımız kampanyaya destek olabilir, örnek olarak hazırladığımız dilekçeler ile belediyelere, kent konseylerine başvuruda bulunabilir. Bilginin yaygınlaşması için sosyal medya hesaplarından bizlere destek olabilirler. 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.