Doğa MücadelesiEditörün SeçtikleriManşetYerel

Yurtbaşı köyündeki hukuksuzluk raporlandı: Şirket ÇED süreci bitmeden çalışmaya başlamış

Haber: Şenol BALI

*

Van Barosu, Gürpınar’da yer alan Yurtbaşı köyündeki meralık alanda açılmak istenen mermer ocağına ilişkin, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlükçü Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) Van şubeleri ile bir rapor hazırladı.

Projeye ilişkin bilgilerin yer aldığı ve mermer ocağının çevreye etkilerinin analiz edildiği raporda, projeye karşı çıktıkları için askeri müdahale ile karşı karşıya kalan köylülerin görüşlerine de yer verildi.

İlk faaliyetine 2004’te başladı

Van Barosu’nun raporunda köyde uzun yıllardır ortak alan veya mera olarak kullanılan alanın mermer işletmesi yapılmak üzere hazine tarafından DİMER MERMER isimli şirkete kiralandığı belirtildi.

Şirketin ilk olarak 2004 yılında ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir’ raporunu aldıktan iki ay kadar kısa bir süre sonra traverten ocağı faaliyetine başladığı belirtilen raporda, “Daha sonra, şirketin kendi beyanlarına göre piyasa şartları ve gerekli izin prosedürlerinin tamamlanamamasından kaynaklı olarak üretim yapılması şirketçe durdurulmuştur” denildi.

ÇED süreci bitmeden çalışma başlattılar

ÇED mevzuatı gereği beş yıl yatırım yapılmaması durumunda tüm izin ve ruhsatlar iptal olduğu için şirketin bölgedeki izinleri de iptal oldu. Bunun üzerine 16 Eylül 2020 tarihinde tekrar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na proje dosyası sunan şirketin başvurusuna 24 Kasım 2020 tarihinde “ÇED Gereklidir” raporu verildi.

Mermer/traverten madenine ait ÇED sürecinin hala devam ettiği belirtilen raporda “Yönetmelik gereği ÇED süreci tamamlanmayan madende şirketçe herhangi bir faaliyet ve işlemin yapılması mümkün değildir” ifadeleri kullanıldı.

‘Solunum enfeksiyonlarına yol açacak’

Projenin olası çevre ve sağlığa etkilerine ilişkin tespitlerin de yer aldığı raporda, “Mermer madeni çıkartılan alanda başta patlatma, tıraşlama, kırma ve taşıma işlemlerinin meydana getirdiği toz bulutu ve bu işlemlerde patlatma aşamasında kullanılan kimyasallar nedeniyle meydana çıkan ağır metaller havada asılı kalması nedeniyle rüzgârın taşıması ile yakın yerleşim yerindeki insan ve hayvanlar üzerinde üst solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olabileceği öngörülmüştür” denildi.

Raporda ek olarak “Çevresel anlamda ses, görüntü, gürültü kirliliğine sebep olan bu maden ocağı yer altı yer üstü sularını da etkilemektedir. Asit yağmurları ile toprağa geçen bu ağır metaller ve yüzeyde kalmış ağır metallerin yüzey suları veya yağışlar ile toprağa emilmesi sonucu yer altı su kaynakları başta yerleşim yerinde bulunan köylüler için kullanılamaz hale geldiği gibi yer altı su akışı ile suyun ulaştığı yerlerde de yeraltı sularının kullanılmaz hale gelmesine, insan ve hayvanlar için içilemez bitkiler için de kullanılamaz hale gelmesine neden olmaktadır” tespiti yer aldı.

Raporda şirketin 2004 yılındaki üç aylık çalışmaları sırasında birçok koyun ve küçükbaş hayvanın yaşamını yitirmesinin, projenin çevreye ve sağlığa etkilerine kanıt olduğu belirtildi.

Köylülere bilgilendirme yapılmadı

Uzun süre gündemde kalan müdahale öncesinde köylülere herhangi bir bilgilendirmenin yapılmadığının belirtildiği raporda “Heyetçe yapılan inceleme ve görüşmelerde mahalle halkına öncesinde herhangi bir bilgi verilmeden veya ihtarname gönderilmeden yıkım işlemlerine başlandığı öğrenilmiştir” ifadeleri yer aldı.

26 Mayıs tarihinde mermer ocağının faaliyetlerine başlaması için köyden 300 metre mesafedeki yine köylülere ait 20’ye yakın ahır yıkılmıştı. Yıkıma karşı çıkan köylülerin birçoğu darp edilmiş ve gözaltına alınmış, asker ise havaya ateş açmıştı.

Ancak 2 Haziran 2021 tarihinde Gürpınar Kaymakamlığı ile görüşüldüğü dile getirilen açıklamada “Yapılan görüşmede, söz konusu arazinin hazineye ait olduğu, maden ocağını işletmek isteyen firmanın başvurusu üzerine tahliye süreçlerini başlattıklarını, köy halkına tebligatlar yapıldığını ama köy halkının tebligatları almadıklarını fakat daha sonra ilanen tebligatlar yapıldığını, buna rağmen hazine arazisinin köy halkı tarafından tahliye edilmediği ileri sürülmüştür” bilgisi aktarıldı.

Dört kişi darp edilerek gözaltına alındı

Müdahaleden önce köylülerin yıkımı durdurmak için bireysel ve gelişigüzel olarak bir araya geldiğinin belirtildiği raporda ”Yapılan görüşmelerde ahırları iş makineleriyle yıkılmaya çalışılan köylülerin ilk anda kolluk güçleriyle muhatap olduğu ancak bu kişilerin de darp edilerek yere yatırılarak ters kelepçelenip araçlarda saatlerce gözaltında bekletildiği belirtilmiştir. Olay sırasında 4 köylünün darp edilerek gözaltına alındığı, gözaltına alınan 2 yurttaşın olay yerinde daha sonra salıverildiği ve diğer iki köylünün ilgili Jandarma Karakoluna götürülerek haklarında “Görevli Memura Direnmek” suçlamasıyla işlem yapılıp şüpheli sıfatı ile ifadelerinin alındığı ve ifade işlemlerinin ardından salıverildikleri tespit edilmiştir” denildi.

Asker ve korucular tarafından ateş açıldı

Köylülerce heyete verilen bilgilerde; maden sahası olarak tespit edilen yerin hâkim noktalarında konumlandırılan asker ve korucuların olay yerinde toplanan kitleye dağılmaları yönünde uyarı yapmadan taş ve kaya fırlatmaya başladığı ve akabinde yoğun olarak kitlenin bulunduğu alana gaz/sis bombaları atıldığı ileri sürüldü.

Aynı anda asker ve geçici köy korucuları tarafından havaya gerçek mermilerle sayısı tespit edilemeyecek şekilde yoğun şekilde ateş açıldığı belirtilen raporda “Kitleye doğru atılan gaz fişekleri köylülerden bazılarının kol ve ayaklarına isabet etmiş ve hafif olarak yaralanmaya sebebiyet vermiştir. Olayda köylülere yönelik kötü muamelenin daha çok güvenlik korucuları eliyle yapıldığı ileri sürülmüştür” ifadeleri kullanıldı.

Raporda geçici köy korucuların müdahale esnasında bulunmasına dair ”Görev alanları ihtiyaç doğduğunda, geçici olarak, yetkili makamın (vali veya kaymakamın) onayı ile genişletilebilir veya görev yerleri değiştirilebilir. Ancak olayda yoğun bir şekilde güvenlik korucularının görev yaptıkları mahallelerinden getirtilerek yasanın amacına uygun yetkili makamlarca bir yetkilendirme yapılmadan yasada tanımlanan görevleri dışında toplumsal bir olayda kullanılmaları hem idari hem de adli açıdan da soruşturulmaya muhtaç bir konudur” tespiti yer aldı.

Tarihi geçmiş gaz bombaları kullanılmış

Raporda ayrıca müdahale esnasında kullanılan gaz bombaların neredeyse tamamının son kullanma tarihinin geçtiğine dikkat çekildi. Raporda söz konusu duruma ilişkin şunlar söylendi:

“Olay esnasında kolluk güçlerince kullanıldığı anlaşılan gaz bombalarına ait fişekler üzerinde yapılan incelemede; kullanılan gaz bombalarının tamamının TİP1/A 37/38mm TEK ODACIKLI GAZ FİŞEKLERİ olduğu, üretim tarihlerinin Ekim 2014 ve son kullanım tarihlerinin Ekim 2018 olduğu görülmüştür. Yine gaz bombası fişekleri üzerinde büyük ve okunaklı harflerle “DİKKAT: SON KULLANIM TARİHİNDEN SONRA KULLANILMASI TEHLİKELİDİR” şeklinde uyarı yazılarına yer verildiği görülmüştür. Son kullanım tarihi geçmiş gaz bombası mühimmatının köylülere yönelik olarak yoğun bir şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir.”

Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

‘Köyle mesafesi en fazla 200-300 metre’

Yaşanan sürece ilişkin konuşan Van Çev-Der Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kalçık, firmanın hazırladığı raporda köy ve mermer ocağı arasındaki mesafe üç km olarak belirlendiğini ancak bunun gerçeği yansıtmadığını kaydetti ve şunları aktardı:

“Köy iki dağ arasında bir vadide kurulmuş. Köyün ortasında akan bir akarsu var ve Zernek Barajı’nı besliyor. Köydeki insanların ve diğer canlıların köye giriş çıkışları bu vadiden oluyor. Bu yol kapatıldığında tüm canlılar hapsoluyor. Köyün batısı dik bir yamaç, karşısında ise mermer ocağı bulunmakta. Firmanın hazırladığı raporda ocağın köyden 3 km uzakta olduğu belirtilmiş. Kuş bakışı bakıldığında bu mesafe en fazla 200 veya 300 metre. 1960’lı yıllardan beri o alanda ahırlar yapılmakta. Taş Ocağı’na yakın yaklaşık 30 ayrı ahır bulunmakta. Herhangi bir kamulaştırma veya hukuki süreç yapılmadan ansızın iş makinaları ile bu ahırlar yıkılıyor. Köylülerin tüm malzemeleri de içerde kalıyor ve hayvanlar son anda çıkarılıyor.”

 

‘Bir işletmeci için 10 bin can feda edilemez’

Konuşmasının devamında yaşanan durumun hukuki, insani ve ekolojik olarak kabul edilemez olduğunu savunan Kalçık, ”Tabiat tahrip oluyor. Oradaki su ve hava kirlenecek. Yine diğer canlıların yaşam alanları yok ediliyor bu projeyle. Basit bir seçim yapılması lazım. Oradaki canlıların geleceği mi tercih edilecek yoksa bir mermer ocağı mı? Bir işletmeci için on binlerce canlının kurban edilmesi anlaşılır bir durum değil. Hukuki, insani veya ekolojik olarak kabul edilebilir bir şey değil” dedi.

Köyde 10 bine yakın canlının yaşadığını belirten ve bunun bir işletmecinin karı için feda edilmemesi gerektiğini belirten Kalçık, yaşananları vahşi kapitalizmin somut bir örneği olarak nitelendirdi.

‘Savaşta bile bu manzara yok’

Köylülere yapılan müdahaleyi, Rize’nin İkizdere ilçesinde açılmak istenen taş ocağına karşı düzenlenen protestolar üzerinden değerlendiren Kalçık ,”Köyde müthiş bir direniş var ancak müdahale biraz farklı oldu. Mesela İkizdere’de de bir direniş oldu. Orada güvenlik güçleri gidip tedbir alıyor. Ancak Yurtbaşı mahallesinde binlerce mermi kullanıyor. Tarihi geçmiş gaz bombaları kullanıldı. Müdahale esasında bir kadın düşük yapmış, darp edilenler ve gözaltına alınanlar bile oldu. Savaş koşullarında bile bu manzara yok. İnsanların ikamet alanları yıkılamaz. Bizler hem köylülerle dayanışma içerisinde olacağız hem de hukuki süreci devam ettireceğiz” dedi.

Yücel: Yüzyıllık yerleşkemizi terk etmeyeceğiz

Yaşanan sürece ilişkin konuşan Yurtbaşı köyü sakinlerinden Sezai Yücel ise mermer ocağının açılmasının köy için bir son olacağını belirtti. Yücel, açıklamasında ‘’Son yaşanan gelişmelerden sonra köyde şu an sessizlik hakim. İş makinaları ve güvenlik güçleri geri çekildi. Geçtiğimiz hafta şirketin bir yetkilisi köye gelip ocağı yapacaklarını söylemiş. Ama köylüler de kararlı ve geri adım atmayacağız” ifadelerini kullandı.

Kurdukları köy heyetinin resmi kurumlarla görüşmeler gerçekleştirdiğini aktaran Yücel, “Şu an onun sonucunu bekliyoruz biraz da. Bu mermer ocağı kurulursa köyün taşınması gerekecek ama köylüler olarak bizler yüzyıllık yerleşkemizi terk etmeyeceğiz. Bunun dışında çevrede oluşacak sorunları da herkesin hesaplaması lazım’’ dedi.

‘Hayvanlar dışarıda kaldı, önümüz kış’

Köydeki ahırların yıkılmasıyla beraber hayvanların şimdilik dışarda kaldığını belirten Yücel, bunun birkaç ay sonra kışın gelmesiyle kendileri ve hayvanları için bir felaket olacağına ve dışarda kalan hayvanların çalınabilme ihtimaline dikkat çekti ve şunları söyledi:

“Köylülere ait ahırlar yıkıldıktan sonra büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar şimdilik dışarda kalıyor ama önümüz kış. O soğukta hayvanlar telef olur çadırlarda. Bir de dışarda kalan hayvanların çalınma tehlikesi var. Köylüler de bunun için sürekli tedirgin. Hayvanları satmaları daha kötü olur. Çünkü bunun dışında köylülerin yapabilecekleri birşey yok. Bu kurulu düzenin bozulmamasını istiyoruz. Şu an başımıza ne gelecek bilmiyoruz. Tüm Türkiye’ye sesleniyoruz, herkes duyarlılık göstersin ve sesimizi duysun.’’

HDP’li Tayyip Temel konuyu Meclis’e taşıdı

HDP Van Milletvekili Tayyip Temel ise konuyu TBMM gündemine taşıdı. Temel, İçişleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi.

Mermer ve taş ocaklarında yapılan patlatma, kırma ve eleme, taşıma ve tıraşlama işlemlerinin ekolojiye ciddi zarar verdiğini ve yaşam kalitesini düşürdüğü belirten Temel, İkizdere örneğinde olduğu gibi yurttaşların genel anlamıyla taş ve mermer ocaklarına karşı çıkmalarının hem kendi yaşamlarına hem de ekolojiye sahip çıkma iradesi olarak okunması gerektiğini belirtti.

HDP milletvekili, Yurtbaşı Köyü yaşam alanına mermer sahası açılmasına neden izin verildiğini sordu ve bakanlıktan Türkiye’de kaç adet mermer ve taş ocağı olduğunu, bunlardan kaçının yerleşim alanlarına kurulduğunun açıklamasını istedi.