Yeşeriyorum

Yeşillerde gençlik sorunu – Uğur Özkan

0

Daha temiz bir dünya isteyenler ve daha yeşil bir dünya için çalışanlar, söyleyin bana, sizin yaş ortalamanız kaç? Bu soruya vereceğiniz cevabın “25 – 30 civarı” olacağını düşünüyorum. Bu sayı bence çok yüksek!

Son on yılda çevreciliğin kazandığı ivmenin, önceki yıllara göre daha yüksek bir seviyede olduğuna inanıyorum. Çevreciliğin son yıllarda daha fazla ivme kazanmasının nedeni hiç süphesiz ki sosyal medyanın hayatımızda giderek daha fazla yere sahip olmasıdır. Sosyal medyanın etkisini düzenlenen eylemlerde sosyal ağlar üzerinde örgütlenme olarak görebiliyoruz. Ayrıca televizyon kanallarının yayın akışında bir yere oturtabildikleri “çevreci” programların artması da elimizde somut bir veri olarak yer alıyor. Çevreci programları izleyenleri nicelik bakımından değerlendirecek olursak, bu programları izleyen kişi sayısı her ne kadar herhangi bir diziyi izleyen kişi sayısından az olsa da herhangi bir programı izleyen kişi sayısından daha fazla. Peki, bu izleyicilerin profilini çizersek karşımıza nasıl bir tablo çıkar?

Karşımıza çıkacak tablo şudur: Çoğunlukla yirmi yaşın üstünde, üniversitede okuyan ya da hâlihazırda bu “yeşil işler”le meşgul olan kişiler oturmuşlar, bu programları izliyorlar. Bu tabloya bir itirazım var. Neden bir üniversite öğrencisi bu programları izliyor da bir ilköğretim öğrencisi ya da ortaöğretim (lise) öğrencisi izlemiyor?

Bir lise öğrencisi olarak, en mustarip olduğum konu budur. Ülkemizde, bir insanın hayatı üniversiteden itibaren başlıyormuş gibi hareket ediliyor. İnsan, ailesi tarafından şekillendiriliyor, sonra kapalı bir karton kutu içerisinde üniversite kapısına bırakılıyor. Üniversite kapısından içeri girdiğinde bir anda kutu patlıyor ve karşınızda “özgür” bir insan! Bir eline sorumluluk ile sosyal bilinç; diğer eline de eğlence vb. şeyler veriliyor ve beyin bir şeyler “işlemeye” o andan itibaren başlıyor. Üniversite, sosyal sorumluluk ve sosyal bilinç almak için oldukça kötü bir yer. Yeşil güruhun, en büyük hatayı hedef kitle olarak üniversite gençliğini alması ile yaptığını düşünüyorum. İnsanlar zaten üniversiteye gelene kadar bir şekilde biçimlenmiş oluyorlar. “Peki, bu yeşil güruhtaki üniversiteli oranı neden bu kadar çok?” şeklinde bir soru yöneltebilirsiniz. Bu sorunun cevabı çok basit. Zaten bu kişiler çoğunlukla pozitif yönde biçimlenen insanlar ve üniversiteye geldiklerinde artık “özgür” oldukları için rahatça “yeşil işler”e daha çok zaman ayırabiliyorlar.

Üniversiteli birçok yeşil insan var; fakat bu insanların ulaşabildikleri kişiler yine üniversiteli diğer gençler oluyor. Her ne kadar daha üniversiteye bir buçuk yılım olsa da kampüs hayatını tahmin edebiliyorum. Bir üniversiteli gencin 5 iletişim puanı olduğunu varsayalım. Bu üniversiteli genç, 5 iletişim puanının 3’ünü ya kampüsünde, ya da kampüs dışında başka üniversiteliler için kullanacaktır ve bu bir döngü halinde devam edecektir. Üniversite bitince iş hayatı koşuşturması başlayacak ve üniversite boyunca alınan tüm proje kararları, çevreci düşünceler teker teker terk edilecek. Sonuç; büyük bir fiyasko!

Bu büyük fiyaskoyu önlemek ancak ve ancak, kademeli olarak üniversite gençlerine verilen önemin lise gençlerine devredilmesi ile sağlanabilir. Bunun büyük bir risk almak anlamına geldiği ve yeşil güruhun çok çalışması gerektiği çok açık. Zira lise, yaş itibariyle öğrencilerin ergenlik çağında oldukları bir eğitim kurumu. Fakat öğrencilere gösterilecek ilginin ve verilen mesajların -ergenlik çağında olsalar da- öğrencilerin bilinçaltında, daha doğrusu akıllarının bir köşesinde yer bulacağından eminim. Üniversite seçimlerinin -dolayısıyla meslek seçimlerinin- de lise sonunda yapıldığını dikkate alırsak lise dönemi gerçekten önemli. Bu dönemde öğrencilere verilen yeşil mesajlar sonucunda, öğrenciler mesleklerini yeşil bir dünya ile ilişkilendirmek isteyeceklerdir. Örnek olarak hukuk okumak isteyen bir gencin, yeşil mesajlar sayesinde “çevre hukuku” konusunda bilgi sahibi olması, bu tür projelerde yer alması, yeşil güruhun bu gence en azından “Çevre hukuku ne demek, sana bi’ anlatalım şunu.” ya da “Biz neden ekolojiye bu kadar önem veriyoruz, neden yeşil politikalar izlenmesini istiyoruz, gel sana bahsedelim.” demesi yeşil politikanın ve çevreciliğin geleceği için çok büyük bir önem taşıyor.

Lisede ya da ortaokulda okuyan bir gence verilen bilginin sadece eğitim ağı çevresinde dolaşmayacağı da aşikâr. Üniversitede okuyan bir genç gerek kampüs hayatı, gerek yasal olarak özgür olmasından ötürü ailesi ile çok fazla görüşemeyebilir. Fakat bir ortaöğretim öğrencisi ailesiyle hem yaş hem de yasalar gereği iletişim içerisinde olmak durumunda. Elbette 14 yaşlarında bir gencin, 20 yaşındaki bir gence göre daha az sosyal hayatı olacaktır. Bana göre burada önemli olan 14 yaşındaki gencin çevresindeki insan sayısı değil, bu gencin etkilediği insanın durumudur. Zira ülkemizde “aile” kavramı herhangi bir Avrupa ülkesine göre çok daha önemli. Yani ülkemizde bireysel bilinçlendirmeler kadar aileye yönelik çalışmalar da önem kazanmalı. Çevremden tanık olduğum kadarıyla arkadaşlarımı “yeşil işler”den alıkoyanlar çoğunlukla aileleri. Yani, çevreci oluşuma karşı oluşan bu önyargıyı yıkmakta öğrenciler büyük bir önem arz ediyor.

“‘Şöyle yapmalıyız, şunu yapmak daha önemli.’ demek kolay; peki bu dediklerini nasıl yapacağız?”

Yapılabilecek birçok şey var. Ülkemizde kemikleşmiş bir “yeşil yapı” olmadığı için bunları gerçekleştirmek çok zor. Lise aşamasına şunu örnek verebilirim: Her lisede bir çevre temsilcisi bulundurulması, öğretmenlere çevreciliği öğretmek, okullarda çevre kulüplerinin kurulmasına önayak olmak. Sivil bir girişimle bunu gerçekleştirmek zor, fakat imkânsız değil. Bu konuya yürek veren öğrencilerin desteklenmesi gerekiyor. Bana göre, acilen yeşil hareket lise düzeyine inmelidir. Eğer bu gerçekleştirilmezse, yeşil hareket kendi kendine gelin – güvey olmaktan ileriye gidemez.

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.