Editörün SeçtikleriManşetRöportajTürkiye

[Yeşil Havadis] Eş Sözcü Taşdemir Teke: Yeşiller Partisi ittifak seçeneklerine açık

Röportaj: Savaş ÇÖMLEK

*

Yeşil Gazete ile Açık Radyo işbirliğiyle gerçekleştirilen “Yeşil Havadis” programının son konuğu, Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Özlem Taşdemir Teke ile konuk oldu. Taşdemir Teke ile 1 Mayıs’tan iklim krizine, orman yangınlarından yaklaşan seçimlere Türkiye’nin önemli gündem maddeleri üzerine konuştuk.

Savaş Çömlek: Nasıl geçti 1 Mayıs? İklim krizi yeterince görünür oldu mu? İklim aktivistlerini alanlarda gördük mü? Hangi sloganlar atıldı?

Özlem Taşdemir Teke: Pandemi sonrası alanlarda ilk kitlesel 1 Mayıs’ı kutladık. İstanbul için daha kitlesel olabileceğini düşünüyordum ama umutsuz değilim. Harekete geçmek, sokaklarda olmak hem pandemi hem de ülkenin politik iklimi nedeniyle zayıflamış bir siyasi refleks. Farklı alanlardaki mücadelenin, ortaklaşması ve deneyimlerin aktarılması çok önemli. Gençlerin siyasetten uzak olmasının birçok nedeni olmakla birlikte, ekonomik kaygılar ve işsizliğin dayattığı koşullar da kitlelerin alanlarda çoğalmasını kısıtlayan nedenlerden birisi. Özellikle kadın hareketinden öğrenilecek çok şey olduğunu düşünüyorum. Daha güçlü bir muhalefeti örgütlemek için bunu başarmak zorundayız. Yeşiller Partisi  iklim krizini odağına alan sloganları ve pankartlarıyla, politik önceliklerini göstermiş oldu.

*İklimi değil sistemi değiştir
*Evimiz yanıyor söndüreceğiz
*Eşit Özgür Yeşil bir dünya
*İnsana doğaya yeryüzüne özgürlük,

Yeşillerin 1 Mayıs sloganlarıydı.

Hükümet imzaladığı Paris iklim anlaşmasının gereklerini yerine getiriyor mu?

Hem İklim Şurası’nda ortaya çıkan tablo, hem de zeytinliklerin kömür madenciliğine açılmasını sağlayan değişiklik gibi düzenlemeler, hükümetin sorunu ciddiye almadığını ve Paris İklim Anlaşması‘nın gereklerini yerine getirmekten oldukça uzak olduğunu gösteriyor. Enerji krizini bahane ederek kömür yatırımları yapma ve termik santralleri ek ünitelerle büyütme eğilimi devam ediliyor. “Kömürden çıkış”, küresel düzeyde benimsenmiş en acil iklim eylemi. Avrupa‘da kömürden çıkışa dair planlama açıklamayan dört ülkeden biri Türkiye, diğerleri Bosna Hersek, Sırbistan ve Polonya. Afşin Elbistan Termik Santrali’ne ait korkunç görüntüler, birkaç gündür sosyal medya üzerinden paylaşılıyor. Bu hem sağlık hem de çevre hakları açısından büyük bir ihlal ve ekokırım suçudur. Fosil yakıtların yerin altında kaldığı, finanse edilmediği adil dönüşüm sürecinin planlanması gerekiyor. Enerji sorununa çözüm, enerji demokrasisinden geçiyor. Enerjinin yerel, yenilenebilir kaynaklardan elde edildiği, yurttaş girişimlerinin, kooperatiflerin etkin olduğu süreçler bunlar.

‘Öncelikler adil geçiş ve yeşil dönüşüm olmalı’

Hükümetin  Türkiye’nin karbon salımlarındaki payını reddeden yaklaşımını bildiğimiz için Paris İklim Anlaşması’nın onaylanmasını olumlu bulmakla birlikte, sürecin takipçisi olacağımızı söylemiştik. Bu sorunun inkarı, günü kurtaran politikalar iklim krizinin giderek artan şiddette yaşayacağımız gerçeğini değiştirmiyor. Karbon nötr bir patikaya geçilmemesi durumunda hem ekonomik hem de ekolojik yıkımı yaşayacağız. Türkiye yıl sonunda Mısır‘da yapılacak zirvede (NDC) emisyon hedeflerini bu yaklaşımla nasıl  güncelleyecek göreceğiz. IPM‘nin Türkiye için hazırladığı karbonsuzlaşma  raporu  2030 ve 2050 net sıfır için önemli bir yol haritası ve bunun mümkün olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor. Adil geçiş, yeşil dönüşüm ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla uyumlanmayı içeren politikalara geçilmeli.

Yerel ekolojik sorunlar çoğu zaman  iklim krizinden daha fazla gündem oluyor. Sizce neden?

Bunun birden fazla nedeni olabilir. Yeşiller Partisi gibi programıyla sorunu odağına alıp, tanımlayarak  politikalar öneren  başka bir parti olmaması, iklim aktivizminin etkilerinin sınırlı kalması gibi. Yerel sorunlar doğal olarak o bölgede yaşayan halkı doğrudan etkiliyor. Tarımsızlaşma politikalarının, hafriyat ekonomisiyle daha da artan  yıkıcı etkileri çok belirgin ve bugüne dair. İklim krizi ise hala geleceğin sorunu olarak algılanıyor. 80’lerden bu yana inşa edilen neoliberal kapitalist sistem tam da bu inkarın üzerinde yükseldi. Geçen yıl yaşadığımız orman yangınları ve seller tam tersini gösterir nitelikteydi, ama küresel olarak da toplumların iklim krizi ve sonuçları hakkında yeterli bilgi alamamaktan ve kutuplaşmalar yüzünden yeterli tepkiyi veremediğini düşünüyorum.

Gezi davasında verilen kararlar toplum vicdanında kabul görmedi. 1 Mayıs alanında bu konuya ilişkin ne söylendi. İktidarı korkutan gezi ruhu hala yaşıyor mu?

1 Mayıs’ta doğal olarak Gezi önemli temalardan birisiydi. Gezi davasında tutuklanan arkadaşlarımızın mesajları okundu, hayatını kaybedenler anıldı. Gezi davasının siyasi bir dava olduğu, yargılanan kişilerin nazarında tüm sivil topluma, muhaliflere gözdağı verildiğini biliyoruz. Klasik örgütlenme biçimleri ile mümkün olamayacak bir çeşitlilik ve çoklukta insanı yan yana getirmeyi başaran bir süreçti. Sonraki seçimlere belirgin etkileri oldu. Kadın hareketi, ekoloji hareketleri, hayvan özgürlüğü gibi birçok alanda sıçramalar yaptığını ve kesişimselliğin önünü açtığını düşünüyorum. Sürecin ülkenin siyasi iklimi gereği doğal olarak evrildiğini, gelecek seçimler için de oldukça fazla ders içerdiği kanısındayım. Bu ortaklaşmayı başarırsak Gezi ruhunun  yaşadığını da söyleyebiliriz.

‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilemez’

İstanbul sözleşmesinin mevcut iktidar tarafından iptal edilmesine karşı tepkiler her geçen gün büyüyor. Bu konuda Yeşiller Partisi’nin tutumu nasıl?

Feminizm ve toplumsal cinsiyet eşitliği, Yeşillerin temel ilkelerinde yer alan bir politika alanı .Feminist hareketin uzun yıllardır süren mücadeleleri sonucu  kazanılmış hakların geriletilmeye çalışıldığını, hem anti-gender akımların küresel yansımalarını hem de ülkedeki baskın siyasetin etkilerini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi hem kadına şiddeti tanımlamadaki kapsayıcılığı hem de dört temel ilkesiyle önemli bir kazanım. Hükümetlerin önleme, koruma, etkili soruşturma ve bütüncül politikalar bağlamında sorumluluk almasını istiyor. Yeşiller hem bu mücadelelerin içinde yer alarak hem de bu hareketlerin ürettiği özgürleştirici politikaların yaygınlaşması ve uygulanması için çalışmalarını sürdürecek.

Orman yangınları mevsimi yaklaşıyor. Hükümet bu konuda ne yapıyor? Geçen yıl, ‘’ormanları PKK yakıyor ‘’ provokasyonuyla, toplumun iktidara karşı tepkisi savuşturulmaya çalışıldı. İklim değişikliğinin yangınlardaki rolüne de dikkat çeken Yeşiller Partisi’ne de sosyal medya üzerinden ağır saldırılar oldu. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Orman yangınları Türkiye’nin  içinde yer aldığı Doğu Akdeniz havzası için büyük risk. İklim krizinin bu bölgede sıcaklık dalgaları ve kuraklıkla birlikte ortak etkisinin bu yangınların şiddeti ve sayısını arttıracağını bilimsel raporlarda görüyoruz. Hükümetin politikasızlığını algı yönetimiyle aşmaya çalıştığı benzer süreçlerden birisiydi. Gerçek sorunu tanımlayıp politikalar geliştirmek yerine manipülasyon yapmak istiyorsunuz, bir taş ile iki kuş vuracaksınız. Yeşiller,  bu basiretsizliği en iyi  ifşa eden parti oldu ve saldırılara maruz kaldı. Hükümetin Kürt sorunu üzerinden muhalefeti nasıl etkisizleştirebildiğini görüyoruz. Burada da bu söylemin  işe yarayacağını düşünmüş olmalılar. İklim krizini ciddiye alan bir hükümet azaltım ve uyum çalışmalarını, tüm paydaşlarla birlikte yürüteceği bir işleyişi mümkün kılardı. Bütçenin şekillenmesi orman yangınlarına dair bir niyet olmadığını gösteriyor.

‘Solda bir ittifak için girişimlerimizi sürdürüyoruz’

Seçim önümüzdeki günlerin en umutlu konularından birisi olacak? Yeşiller Partisi’nin kurulmasına niçin engel olunduğuna dair en değerli hipotezlerden birisinin, ‘ilk defa oy kullanacak gençlerin yerleşik siyasal partiler yerine Yeşiller Partisi’ni destekleme olasılığı’ olduğu söyleniyor. Sabancı Üniversitesi’nden Fuat Keyman, bu hipotezi dile getirmişti. Bu konuda ne söylemek istersiniz? Yeşiller Partisi’nin yaklaşan seçimlerdeki pozisyonu ne olacak?

Demokrasi adına elimizde seçimlerden  başka bir enstrümanın kalmadığı koşullardayız. Çok uzun süredir iktidarda kalmayı başarmış, parlamenter sistem ve tüm işleyişi yok ederek tek adam rejimine evrilmiş Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin de oylanacağı, gelecek açısından çok kritik bir seçim olacak.

İklim krizi, sosyal adalet  gibi gençlerin en çok etkilendiği ve aktivizm yaptığı  alanda politikalar üreten Yeşiller Partisi engelleniyor. Gençler bildiğimiz siyasi dil ve politikacılardan bıkmış durumdalar. Siyasi alanın darlığı, eğitim ve işsizlik gibi sorunlar gençlerin bu alana girmesini zaten zorlaştırıyor. Mevcut siyaset alanı 65 yaş üstü, zengin erkek profili tarafından kontrol ediliyor. Yeşiller Partisi ise uyguladığı kotalarla kadınların, gençlerin, farklı kesimlerin temsilini sağlayacak şekilde yapılanıyor. Amacımız gençleri yeşil siyasetle buluşturmak ama öncelikle verilmesi gereken bir demokrasi mücadelesi var. Özellikle son 10 yıl dünya genelinde yükselişe geçmiş sağ popülist liderlerin, muhalefetin doğru ittifak politikaları yürütebildiği yerlerde iktidarı kaybettiğini görüyoruz. İttifaklar, önümüzdeki sürecin belirleyicisi olacak. Yeşiller Partisi de ittifaklar siyasetine açık, özellikle solda bir ittifakın gereğine inanıyor ve bu yönde girişimlerimizi sürdürüyoruz.

Dinlemek için tıklayın