Hafta SonuManşet

[Yaşadım Diyebilmek] Bir serseri mayın ve bir bilirkişi – Şahin Tekgündüz

0

Reklamcılık mayınlı arâzide dolaşmaya benzer. Hiç beklemediğiniz bir an ayağınızın altında patlayacak bir serseri mayınla sarsılabilirsiniz. Bu mayınlar genellikle sizi yaşamdan koparmaz ama, dramatik sonuçlar da yaratabilir. Bunların kimi ilişkilerinizi zedeler, kimi bütçenizi altüst eder, kimi üstesinden gelinemez sorunlar yaratır, bir serseri mayın da bakarsınız sizi yargının karşısına çıkarıverir. Aslında reklamcılık netâmeli zanaattır.

Ben de her reklamcı gibi meslek yaşamımda pek çok serseri mayına bastım ve meydana gelen hasarların ağır bedellerini ödedim. Yıllarca, basımevlerinden gelen paketleri saatli bomba gibi gördüm ve açmaktan, açtırmaktan çekindim. Binlerce liraya mal olan bir işte, yanlış basılan tek bir rakam yüzünden o paketleri olduğu gibi çöpe atmanın acısını yaşadım. Ama tam otuz altı yıl önce, sadece benim değil, birlikte çalıştığım arkadaşlarımın da ayakları altında patlayan bir mayını anımsadıkça, gülmekle hüzünlenmek, öfkelenmekle küçümsemek, nefretle acımak duyguları arasında gidip geliyorum hâlâ…

12 Eylül’ün en azılı dönemi. 1982’nin ilkbaharı. Merkez Ajans kuruluşunun birinci yılı… Ajansın kurulmasında önemli yeri olan Uluslararası Endüstri ve Dış Ticaret Bankası, kısa bir süre önce Transtürk Holding’den Çukurova Grubu’na geçmiş, genel müdürlüğüne ise yıldızı henüz parlamamış genç bankacı Erol Aksoy getirilmişti. Aksoy, ünlü 24 Ocak Kararlarıyla başlayan Türkiye’nin ekonomik yönden dışa açılma seferberliğini bir fırsat olarak değerlendirip, o günlere kadar kavruk bir banka olarak kalan Uluslararası Endüstri ve Dış Ticaret Bankası’nı, özellikle dış ticaretin finansmanında ve işlemlerinin gerçekleştirilmesinde iddialı bir banka haline getirme çabasındaydı. Bankanın adı, bizim de katkılarımızla, ayrıntılardan arındırılıp Uluslararası olarak kısaltılıyor, etkili bir lansman kampanyasıyla iş ve finans dünyasına tanıtılıyor. Bu gelişme ilgili çevrelerde ve bankacılık sektöründe devrim gibi algılanıyor ve hemen benzerlerini oluşturmaya başlıyor. Daha önce genel bankacılık hizmetleri veren bankaların kambiyo bölümleriyle sınırlı kalan dış ticaretin finansmanı hizmetleri uzmanlık düzeyinde seri, pratik ve etkileyici bir boyut kazanıyor.

Bir Dünya Bankası

Uluslararası’nı farklılaştırmayı ve sadece sektörde değil, ekonomi alanında özel bir yere konumlandırmayı amaçlayan iletişim stratejimiz adım adım uygulanıyor ve kısa sürede olumlu sonuçlar vermeye başlıyor. Basın ve televizyonda “Bir Dünya Bankası” başlığıyla başlattığımız teaser (meraklandırma) kampanyasının ardından aynı başlığı taşıyan bir deklarasyon ilanı yayımlıyoruz. Kampanya büyük bir ilgiyle karşılanıyor.

Dünya bankası kavramını daha etkili bir görselle destekleyebilmek için yeni filmler ve ilanlar tasarlıyoruz ve bu arada iyi fotoğraf verebilecek, görkemli bir dünya küresi arıyoruz. Başvurmadığımız yer kalmıyor. Cağaloğlu’nu altüst ediyoruz, ama ilk ya da ortaokul öğrencileri için yapılmış küçük ve fotoğraf için yetersiz kürelerden başka bir şey bulamıyoruz. Art Direktörümüz Erkal Yavi, Lufhansa Havayolları’nın Elmadağ’daki acentesinin vitrininde çok büyük bir küre olduğunu, ancak film ve fotoğraf çekimi için kimseye vermediklerini söylüyor. Birkaç yazışmadan sonra sigortalamak kaydıyla küreyi iki günlüğüne alabiliyoruz.

Talihsiz bir uçak kazasında yitirdiğimiz usta fotoğraf sanatçısı Ahmet Kayacık küreyi bin bir güçlükle bir kamyonete yükletip stüdyosuna getiriyor. Renkli, siyah-beyaz, negatif, diapozitif bir yığın fotoğrafını çekiyor. Yanlış anımsamıyorsam televizyon reklamlarında kullanılmak üzere değişik açılardan filmini de çekiyor ve küreyi sağ salim yerine teslim ediyor.

Bu kürenin bir süre sonra ayaklarımızın altında patlayan bir mayına dönüşeceğinden habersiz, yeni ve güzel ilanlar hazırlıyoruz. Bunlardan birini hiç unutamam, keşke bulup da buraya koyabilseydim. Siyah bir fonda, güzel bir ışık yalamasıyla neredeyse sliüeti görünen kürenin yer aldığı “paspartu” dediğimiz bir ilan, gazetelerde ve üst gelir düzeyinin okuduğu dergilerde birçok kez yayımlanıyor ve çok beğeniliyor. O zor beğenen Erol Aksoy, ilan için bize teşekkürler yağdırıyor.

Alman Mayını

Gel zaman git zaman, Mayıs ayının sonlarında bir gün Erol Aksoy beni arıyor ve Rotaryenler’in 22 Mayıs 1982 tarihinde Kuşadası’nda yapacakları yıllık toplantıda dağıtılmak üzere özel bir gazete hazırlandığını ve buraya tam sayfa bir reklam vermemiz gerektiğini söylüyor. Reklamı büyük bir keyifle hazırlıyoruz. Siyah-beyaz reklamın alt yarısında, Lufthansa küresinin büyük bir görseli yer alıyor. Küredeki Türkiye haritası dekupe edilerek büyütülüyor ve çevresine verilen derinlik gölgesiyle de öne çıkarılıyor.

İlan, fotoğrafçı Ahmet Kayacık’ın, Art Direktör Erkal Yavi’nin, karanlık odacı ve pikajcı arkadaşlarımızın, ilanın son halini görüp düzeltmeleri yapan yazar arkadaşımız Gül Evrin’in, medya sorumluları Hülya Gönensin ve Figen Bilgin’in, en son da benim denetimimden geçip söz konusu gazeteyle ilgilenen Nazım Bey adındaki bir rotaryene gönderiliyor.

Birkaç gün sonra Nazar Büyüm arıyor. O dönemde hemen bütün zamanını Akkavak Sokak Villa Belkıs’taki Adam Yayıncılık’ta geçiren Nazar, Rotaryenler gazetesine gönderdiğimiz ilanın orijinalini bulmamı ve dikkatle bakmamı istiyor. Grafikten getirtip bakıyorum ve hiçbir terslik görmüyorum.

Haritaya bak, Güneydoğu ve Karadeniz Bölgelerine…” diyor. Aman Allahım, gözlerime inanamıyorum; sırtımdan ter boşanıyor. Güneydoğu Bölgesi’nde gözle görülür bir Kürdistan, Karadeniz Bölgesi’nde de aynı şekilde Pontus yazıyor… Ne diyeceğimi şaşırıyorum. 12 Eylül darbesinin esip gürlediği günler… Kim bilir başımıza ne işler açılacak diye düşünüyorum. Biraz sonra bütün ajans odamda toplanıyor. Arkadaşların şaşkınlığı benden az değil. Lufthansa küresinin bütün fotoğraflarını ve dialarını önümüze serip bakıyoruz. Daha önce gözlerimizden kaçan ‘Kurdistan’ ve ‘Pontus’ sözcükleri bu kez gözlerimizi oyar gibi duruyor karşımızda.

Nazar’ın verdiği bilgiye göre Uluslararası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Berat Akerman Kuşadası’ndan kendisini arıyor ve dönemin Enerji Bakanı Rotaryen Serbülent Bingöl’ün uyarısı üzerine toplantı için hazırlanan gazetenin dağıtımını durdurduğunu bildiriyor ve gazetede yer alan Uluslararası ilanındaki Kürdistan ve Pontus kelimelerinden söz ediyor. Akerman, aynı sayfanın haritasız olarak yeniden basılıp çok acele Kuşadası’na gönderilmesini istiyor. Bu bilgi üzerine biraz rahatlıyoruz ve sayfayı jet hızıyla hazırlayıp, grup şirketi Anabasım’da bastırarak, kurye arkadaşımızla Kuşadası’na gönderiyoruz. Orada önceki sayfa koparılıp yerine yenisi konuluyor ve gazete bir gün gecikmeyle Rotaryenlere dağıtılıyor.

Yeter Artık!..

Tam sorunun sessiz sedasız, yarasız beresiz geçiştirildiğini düşünürken, 4 Haziran günü gazeteci bir dostum beni arayıp, Son Havadis Gazetesi’nin manşetine bakmamı söylüyor. Bir terslik olduğundan emin bir şekilde gazeteyi aldırıyorum ve açar açmaz beynimden vurulmuşa dönüyorum. Manşet, alnıma doğrultulmuş silah gibi… “YETER ARTIK!… Vatan haritasını elimizle bölmek gafletinden ne zaman kurtulacağız?..” Manşetin hemen altında bizim Rotaryenler için hazırladığımız ilk ilanın harita bölümü ve uzun bir haber… Haberden bazı bölümleri aktarıyorum:

“Evet, bu harita İstanbul’da basılan 22 Mayıs 1982 tarihli bir gazetede yayınlanmıştır. Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın ilanındaki haritanın Türkiye’yi gösteren bölümüdür. Bu talihsiz haritada, vatanımızın Karadeniz bölgesi (PONTOS) diye adlandırılmakta, Güney Doğu bölgesi ise (KÜRDİSTAN) olarak gösterilmektedir. Gaflet ve delâletin böylesi karşısında, kafalarımız durmakta, ellerimiz işlememektedir. Bu vatanı kime karşı ve nasıl koruyacağımız hususunda idrakimiz çaresiz kalmaktadır. “Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın bu ilanın hazırlanması ve yayınlanmasıyla ilgili bütün görevlileri, affedilmez ihmalin müşterek sorumluları mıdır? Yoksa, böyle bir ihmalin arasına bir gizli el, bir hain el, bir bölücü ve yıkıcı el mi karışmıştır? Hiç şüphesiz bu noktayı ortaya çıkarmak adlî mercilerin görevidir.” “Evet, yeter artık.. Vatanımızın bölünmezliğini korumak için, gaflet ve delâlete düşmekten artık kesinlikle kurtulalım. Hıyanet, harimi ismetimize böylesine girebildiğine göre, kaybedecek daha fazla zamanımızın kalmadığı anlaşılmaktadır.”

Nasıl oldu ise gazetenin dağıtılmamış olan ilk hâli bir şekilde bu Son Havadis’in eline geçiyor ve mal bulmuş mağrıbi gibi abartılı bir şekilde manşet haberi yapılıyor. Ankara’daki gazetecilik yıllarımda yakın dostum olan Mustafa Özkan’ın gazetesinde çıkan bu haber, iki yıl süreyle Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmama neden oluyor. Bu arada, o dönemde çirkin ve ahlaksız yollarla reklam toplayan haftalık bir gazetenin sahibi üst üste beni arıyor Son Havadis’te çıkan haberi kullanarak, Nazar’ın Ermeni olmasına îmâda bulunup tehditler şantajlar savuruyor bankanın ilanlarını istiyor. Her seferinde midem bulanarak tepki gösteriyorum ve elinden geleni ardına koymamasını öneriyorum.

Selimiye’deki sıkı yönetim mahkemesinde iki yıl süren davada Merkez Ajans’ın ortağı ve avukatı sevgili Ümit Ökten, delikanlılık arkadaşım Avukat Necmettin Karaerkek ve Uluslararası’nın hukuk danışmanı ve avukatı Profesör Süheyl Donay savunmamı üstleniyor. Dava süresince titizlendiğim en önemli konu, Nazar Büyüm’ün adının herhangi bir nedenle olaya karıştırılmaması. Onun sorunla hiçbir ilgisi yok, fakat adının olaya karışması, birilerinin arayıp bulamadığı bir fırsat yaratacak ve o netameli günlerde ikimizin başı da daha çok derde girecek.

Saygıdeğer Bilirkişi…

Duruşmalar böylesine sürüp giderken, mahkeme bir bilirkişi raporuna ihtiyaç duyuyor ve bir grafik sanatçısı, bir matbaacı ve bir reklamcıdan bilirkişi heyeti oluşturuyor. Bilirkişiden istenen bilgi, böyle bir gazete reklamının reklam ajansında hangi aşamalardan geçerek hazırlandığı ve matbaada hangi yolu izleyerek basıldığı… Grafik sanatçısı ve matbaacı üyeler sorulan soruyu tam bir profesyonellikle yanıtlıyorlar ve teknik açıklamalarda bulunuyorlar. Bilirkişi heyetinin reklamcı üyesi ise, adı sonradan banka hortumlama olaylarına karışan, reklam sektörünün iyi tanıdığı ünlü bir isim. Ondan beklenen de bir gazete ilanının reklam ajansından yer aldığı yayın organına kadar nasıl bir yol izlediği. Söz konusu ünlü reklamcının asker mektubu üslubuyla yazılmış bilirkişi raporu şöyle bir cümleyle başlıyor:

Bu ilanı hazırlayan Merkez Ajans’ın sahibi Ermeni asıllı Nazar Büyüm’dür, çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir reklamcı dostumdur…”

Dava, bu bilirkişi raporuna rağmen Nazar’a bulaştırılmadan, Basın Yasası’na göre de yayın eylemi gerçekleşmediği, yani gazete o haliyle dağıtılmadığı için cezaya dönüşmeden beraatla sonuçlanıyor. Ve ben, hevesle ve istekle geldiğim İstanbul’da, içinde kimlerin yuvalandığı bir sektörün ortasına düştüğümü bir kez daha kara kara düşünmeye başlıyorum.

 

 

Şahin Tekgündüz

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.