Yeşeriyorum

Üretici güçlerin önceliği yanılsaması – Volkan Postacıoğlu

Volkan Postacıoğlu

ÜRETİCİ GÜÇLERİN ÖNCELİĞİ YANILSAMASI VE MARKSİZMİN EKOLOJİYE AÇILAN KAPISI
Üretici güçlerin başatlığı sorunu, henüz Marx’ın ölümünün ardından yapılan tartışmalarda Engels’i rahatsız etmiş ve uyarı yazıları kaleme almıştı. Ancak ne yazık ki ekonomizmin temelleri çoktan atılmıştı ve bu anlayışın temsilcileri görüşlerinde ısrarlıydılar. Sonraki yıllarda Marksizm’i mevcut koşullara, mevcut konjonktüre uyarlamaya çalışan pek çok Marksizm okulu doğdu. Burada Avrupa kıtasıyla sınırlı okullar içinde Marksizm’in ruhuna en uzak, iki uç yaklaşım, konuya ilişkin daha net sorular sorulabilmesi için özellikle ele alındı. Tüm kısıtlılığına, statikliğine rağmen, alt yapı-üst yapı metaforuna gönderme yapacaksak; sorunu üretici güçlerin ya da üretim ilişkilerinin önceliği sorunu olarak ortaya koymaktan ziyade, öncelik sorununu üretici güçlerle üretim ilişkilerinin birliğinden oluşan üretim tarzının, üstyapısal öğelerle ilişkileri açısından ortaya koymak daha doğru görünüyor.
Marksizm’in tarihinde çok önemli bir yeri olduğundan Sovyet deneyimine özellikle değinmek gerekir. Bucharin ve Stalin üretim tarzını, üretici güçlerle üretim ilişkilerini eşit ! ölçüde kucaklayan bir birlik, tarihi de ardışık üretim tarzlarının tarihi olarak tanımlamaktaydılar. Ancak üretim tarzında önceliği yine de üretici güçlere veriyorlardı. Bu yorum Resmi Sovyet Marksizm’inin teknolojik determinizme teslimiyetinin habercisi sayılmalıydı. Tahlillerinin ardında yatan felsefe, yüzeysel biçimde kotarılan, Resmi Sovyet  Marksizm’inin amentüsü kabul edilen ‘diyalektik materyalizm’ ilkeleriydi. Bu ilkeler doğanın ve toplumun tarihinden soyutladığı diyalektiğin genel kanunlarını (Engels’ten devralınan), ki bunlar üç esasa indirgenmişti ; niceliğin niteliğe dönüşümü, karşıtların birliği kanunu, yadsımanın yadsıması olarak çok kabaca özetlenebilecek aşkın bir mantık olarak ele almıştı. Tarihsel toplumun somut analizlerinden değil, genel, soyut ilke ve derlemelerle, bilinç ve diyalektik tartışmalarına yedirilmişlerdi. Bu anlayış, diyalektik çelişkiyi yukarıdaki ilkelerin ışığında 2. Enternasyonalden olduğu gibi devraldı ve onu Marx’ın yöntemine içkin bir felsefe olarak tanımladı, hatta bu tespiti daha da derinleştirerek Marx’ın eserini diyalektik yönteme indirgedi. Hegelci çelişki diyalektiğini yanlış biçimde (Engels’e dayanarak), dışsal bir ikili karşıtlık ilişkisi olarak burjuvazi ve proletarya arasındaki karşıtlığa indirgedi. Oysa ;
“Marx’ın yöntemi çelişkiyi kendi içinde barındırdığı için değil, toplumsal gerçekliğin çelişik hareketini açıkladığı için diyalektiktir” (14)
İçinde bulunulan dönemin çelişkilerini de sadece bu ikili çelişkiye endeksli tanımlamaya çalıştı, Lenin’in Marksizm’e yaptığı olağanüstü katkıları (çelişkilerin yoğunlaşması) anlayamadı. Kısmen Lenin’in de sorumlu olduğu bu sığ kavrayış, sınıf yapılarındaki değişimleri (faşizmin kitle tabanı) ve siyasal üstyapılardaki özerklikleri tahlil edemedi. Faşizmin gerçek bir tehlike olarak görülmemesinin altında yatan sebeplerden biri budur. Marx, tarihsel materyalizmin tespitlerine, kapitalizmin incelenmesiyle başlamış olmasına rağmen, bu incelemenin bizlere ondan önceki üretici sistemlerin (sınıflı toplumların da diyebiliriz) anlaşılmasının anahtarını sağlayacağını belirtiyordu ;
“Burjuva toplumunun ilişkilerini ifade eden kategoriler…, bütün toplumsal formasyonların üretim ilişkilerini ve yapılarını anlamamızı…, ve eski çağların anahtarını sağlar” (15)
Üretici güçlerin başatlığını savunan anlayış bu anahtarı bize veremez. Pre kapitalist toplumlarda artık değere el konulması sürecinde gücün (ya da zor), otoritenin belirleyiciliğine işaret etmek gerekir. Elbette pre kapitalist toplumlarda gücün merkezi temelinin sadece güç ilişkileri olduğu söylenmiyor. Özel tarihsel durumlarca belirlenen arazi mülkiyeti (üretim ilişkileri) olmadan, güç ilişkileri de gelişemeyecekti. Ancak soyut üretim tarzı tahlillerini ve güç ilişkilerini, mekanik bir indirgemeciliğe tabi tutmadan doğru değerlendirebilirsek, Marksizm bu anahtarı bize verebilir.
Marx bir bütün olarak ekonominin belirleyiciliğinin, bugünden yarına gerçekleşeceğini hiçbir zaman söylemedi, bu etkinin tedrici süreçlerde oluşacağını gösterdi. Daha sonraki yıllarda bazı Marksistlerin katkılarıyla bu etkinin, sonsuz sayıda yapıyla etkileşerek neredeyse belirsizleştiğini gördük. Marx, sosyalizmin 2. Enternasyonal reformizmi gibi üretici güçlerin gelişiminin doğal, zorunlu bir sonucu değil, ancak işçilerin ve devrimcilerin mücadelesinin eseri olabileceğini pek çok kez vurgulamıştı.
Alman Yeşilleri’nin şu anda tümüyle sitsem içi bir partiye dönüşmesinin nedeni, ekonomizmin kıskacından kurtulamamış olmasıdır. Gelinen nokta, 2. Enternasyonal reformizmi  ve tarihselci Marksizm’in birleşiminden oluşan, tükenmiş geleneksel politikalardan daha da geri bir noktadır. Ekonomizm her türden insan ve doğa sömürüsünün meşrulaştırma ideolojisidir ve biz Yeşilleri bekleyen en büyük tehlike de budur.

13 – R. Bhaskar-Aktaran, A.Callinikos –Tarih yapmak – s.112
14- R.Bhaskar-Aktaran,J. Larrain-Tarihsel Materyalizmi Yeniden Yapılandırmak– s.87).
15 – Marx – Grundrisse – Aktaran – J. Larrain -Tarihsel Materyalizmi Yeniden              Yapılandırmak– s.134

Yazarın Yeşil Gazete’ deki yazı dizisi;

Yeşiller Partisi Politikalarının Eleştrisine Giriş

Türkiye’ de Yeşil Hareketin Bölünmüşlüğüne Dair

Kapitalizmde Teknolojik Determinizmin Temelleri

İnsan Rasyonalitesi ve Teknolojik Determinizm İlişkisi

Yeşil Gazete

Kategori: Yeşeriyorum