ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Türkiye’nin kara raporu

Geçtiğimiz hafta içinde Düzce’de yaşanan ve etkisini birkaç gün sürdüren hava kirliliği, bize pandemi günlerinde unuttuğumuz ama yıllardır yaşadığımız ve nedenlerini de çok iyi bildiğimiz bu tehditi kez daha hatırlattı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Hava İzleme Merkezi verilerine göre, geçtiğimiz hafta içinde en az üç gün Düzce il merkezinde hava kirliliği insan sağlığını ciddi olarak tehdit edecek boyuta ulaştı.

Aslında Düzce’de yaşananlar ülkemiz de hava kirliliği konusunda çalışan bilim insanlarını hiç şaşırtmamış olmalı… Türk Tabipleri Birliği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Nöroloji Derneği, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği gibi çok sayıda meslek örgütünün de içinde yer aldığı Temiz Hava Hakkı Platformu, Ağustos 2020’de yayınladığı Kara Rapor 2020’de Düzce ilini; Iğdır, Manisa, Bursa, Kahramanmaraş ve Afyon ile birlikte hava kirliliği sorunu çözülemeyen iller içinde saymıştı.  Bu iller neredeyse her yıl özellikle kış aylarında belli aralıklarla insan sağlığını tehdit eden ölçüde hava kirliliği sorunu yaşıyorlar.

Milyonlarca insan zehir soluyor

Kara Rapor 2020’de yapılan ülkemizin hava kirliliği sorunuyla ilgili tespitler bununla da sınırlı değil. Rapora göre 2019 yılı içinde 30 ilimize ait yeterli hava kalitesi verisi yok. Üstelik bu illerimizde nüfusumuzun %21’ni oluşturan 18 milyona yakın insan yaşıyor. Eskişehir, Muş, Uşak ve Şırnak illerinde ise son üç yıldır asgari düzeyde bile hava kalitesinin ne olduğu bilinmiyor. Amasya, Iğdır, Manisa ve Bursa illerinde yaşayanlar da son dört yıldan bu yana yılın en az %68’inde mevzuatımızda yazılı günlük sınır değerin üzerinde kirli hava soluyorlar. 2019 yılı içinde 55 ilde ölçülen SO₂ seviyesinin en yüksek bulunduğu yer Soma Kömürlü Termik Santrali’nin de bulunduğu Manisa ili…

Fakat asıl önemlisi başta çeşitli organ kanserlerine, kalp ve solunum sistemi hastalıklarına, nörolojik bozukluklara, çocuklarda bilişsel gelişim geriliğine ve düşük doğum ağırlığına da yol açtığı bilinen pm (partikül madde) 2.5 µ ilgili hala mevzuatımızda bir sınır değer olmaması ve 60 ilimizde pm 2.5µ ilgili hiçbir ölçüm yapılmaması… Oysa pm 2.5µ ile ilgili çok sayıda bilimsel yayın var ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) onu en tehlikeli hava kirletici kabul ediyor.

Kara Rapor 2020’de 2017’de de olduğu gibi Türkiye’de hava kirliliğine uzun süreli maruziyetin toplum sağlığına olan etkilerini ortaya koymak amacıyla, WHO’nun Avrupa Bölge Ofisi’nin geliştirmiş olduğu AirQ+ yazılımı ile hesaplamalar da yapılmış. Hesaplamaya göre 2019 yılı içinde Türkiye’de 30 yaş ve üstü kazalar ve dışsal yaralanmalar haricindeki toplam 396.670 ölümün 31.476’sı, yani %7,9’u, direk hava kirliliğine bağlı. Diğer bir anlatımla ülkemizdeki hava kalitesi sınır değerleri WHO’nun sınır değerleri düzeyine indirilebilseydi; 2019 ölümlerinin %7.9’u önlenebilecekti.

Hava kirliliğine bağlı ölüm sayılarının en fazla olduğu üç il İstanbul, İzmir ve Manisa iken toplam ölümlerin içinde ölüm yüzdesinin en yüksek olduğu il ise Iğdır… 2017’nin başından 2019’un sonuna kadar ülkemizde hava kirliğine bağlı ölüm sayıları aynı dönem içinde yaşanan trafik kazalarından ölümlerin neredeyse yedi katı…

Kara Rapor 2020’nin içinde COVİD-19 pandemisinin ilk dalgasını yaşadığımız 2020 yılının ilk altı ayı ile ilgili bilgiler ve ipuçları da var. Rapora göre yılın ilk yarısında ülkemizde hava kalitesinde bir iyileşme görülmüş. Bunun en önemli nedeni ise pandemi nedeniyle düşen elektrik tüketimi nedeniyle Kahramanmaraş, Kütahya ve Zonguldak illerinde kapanan kömürlü termik santraller ve azalan trafik… Fakat haziran ayı ile birlikte gerek santrallerin yeniden açılması, gerekse kaldırılan seyahat yasakları sonucu hava kirliliği tekrar artmaya başlamış. Bu arada şu ana kadar yapılan bilimsel araştırmalarda hava kirliliğinin, havadaki partikül yoğunluğu ve nemin COVİD-19 yayılımını artırdığına dair henüz kesin bir bulgu yok.

Hava kirliliği pandemiden kat kat fazla zarar veriyor

Yaşadığımız COVID-19 pandemisi er veya geç bitecek. Fakat hava kirliliği ve onun insan sağlığı üzerindeki yaşamsal tehditleri çözüm önerileri gerçekleştirmediğimiz her gün artarak devam edecek ve SARS-CoV-2 pandemisinin ülkemize verdiği zararın katlarca daha fazlasını vermeye devam edecek. O nedenle artık zaman kaybetmeden bir şeyler yapmak gerekiyor. Bunun ilk adımı ülkemizde yetersiz olan hava kalitesi ölçüm verilerinin iyileştirilmesi, tüm illerde Temiz Hava Eylem Planları’nın uygulanması, kanserojen olan pm 2.5µ için ölçüm istasyonlarının artırılması ve mevzuatla yasal sınır değer belirlenmesi olmalı ve bir an önce bu adımlar atılmalı.

İkinci adımda ise sanayi projelerinin izin süreçlerinde WHO’nun da son yıllarda ısrarla önerdiği Sağlık Etki Değerlendirilmesi (SED) yapılmasının önü açılmalı ve SED’in yasal bir zemine oturtulması için çalışmalara başlanmalı. Tabii hava kirliliği sorununu kesin olarak çözebilmek için atılması şart olan en önemli adım başta kömür olmak üzere tüm fosil yakıtların kullanımından vazgeçilmesi. Bunlar yapılmadığı takdirde hava kirliğinin ülkemiz açısından meydana getirdiği çevre ve insan sağlığı sorunları her geçen yıl katlanarak artacak. 

Oysa ülkemizde hala inatla; hem de düşük kalorili linyit kömürlerini yakan kömürlü termik santraller, üstelik çevresel ve sağlık etki değerlendirme çalışmaları yapılmadan kurulmaya çalışılıyor. Bu durum açıkçası hava kirliliğinin yakın gelecekte çözümlenebileceği umutlarını şimdilik ortadan kaldırıyor.  Düzce ve diğer illerimiz ne bir ilk; ne de son olacak. Bu gidişle insanlarımız hava kirliliği nedeniyle yaşamlarını kaybetmeye devam edecek. 

Şimdi yaşantımızda yeni ‘Kara Raporlar’ ile karşılaşmamak için mücadele zamanı…

Kategori: Manşet