Yeşeriyorum

Suyun Ticarileşmesi ve Sonuçları (1)

0

SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNDEN NE ANLIYORUZ

Erhan İçöz

Öncelikle, suyun tüm canlılar için vazgeçilemez bir hak olduğu, her ne nedenle olursa olsun hiçbir canlının bu doğal haktan mahrum edilemeyeceği bir ön kabul olarak benimsenmelidir. İkinci olarak da neoliberal politikaların ürünü olan “sürdürülebilir kalkınma” anlayışının, suyun ticarileştirilmesi de içinde olmak üzere insan ve doğa sömürüsüne yol açtığı bilinmelidir. Çünkü bu yaklaşıma göre, kalkınma bir ön koşuldur ve bunun için de bazı şeylerden vazgeçilebilir. Bu nedenle, çevre kirletilebilir ama kirleten bunun bedelini öder. Bu anlayış, içinde bulunduğumuz küresel iklim değişikliğinin yaratıcısıdır.

Yukarıda değindiğimiz iki ön kabulümüzle konuyu açalım.

Suyun ticarileştirilmesi kavramının ülkemiz gündemine düşmesi fazla eski değil. Oysa dünya gündeminde yıllardır yer almakta. Aslında, doğrudan bu deyimle olmasa da yıllardır suyun ticari bir mal oluşu konuşulmakta hatta yaşanmaktadır. Burada sözünü ettiğimiz ticarileşme, kamusal alandaki ticarileşme değil. Ona da ayrıca değinilecektir.

Ücretli şişe sularının yaşamımıza girmesi 50 yılı aşıyor. Cam şişe, damacana ve galonlar, hıfsızsıha tarafından 80 li yıllara kadar piyasada satılan kaynak suyunun satış kabı olarak kabul edilmekteydi (Kaynak suları yönetmeliği Madde 30 – Kaynak suları, şiye, cam galon ve damacana ile satışa çıkarılacaktır. Bu kapların renksiz camdan yapılması zorunludur). Diğer bir deyişle su, sadece cam kaplarda satılabilirdi.  Fransa gibi bazı ülkelerde ise PET (polietilen) ve PVC (polivinilklorür) şilelerle su satışı yapılmakta idi. Ülkemizde de pet şişe ile satış yapılması doğrultusundaki başvurular, kaynak suları yönetmeliğine göre reddediliyordu. Ta ki Sabancı tarafından Sasa fabrikası kurulup pet şişe üretilene kadar böyle devam etti. Ne hikmetse, fabrikanın kuruluşu ile bu yönetmelikte değişiklik yapılarak (21.12.1983 18258 21.12.1983 RG), pet şişelerin de kaynak sularında kullanılmasına izin verildi.

Önceleri,  sadece doğal kaynak sularının satışına izin veriliyordu. Oysa günümüzde, artık sondaj suları ve Coca Cola, Pepsi Cola gibi kola fabrikalarının “işlenmiş” suları da satılabiliyor (19.07.2003 tarih ve 25173 sayılı RG).

Günümüzde bunlarla da yetinilmemekte, su ticaretinin tümüyle özel sektöre, daha doğru bir deyişle su tekellerine devredilmesi için yoğun bir çaba sürdürülüyor. Dünya Su Forumları, bunun en organize yürütüldüğü dünya ölçeğindeki çalışmalarıdır. Bu forumlarda, dünya su tekellerinin, devlet kuruluşları ve bazı STK larla kolkola olmasının nedeni budur. Bu işbirliğini gizleme gereği de duymuyorlar. Sadece süslü sözlerle halka şirin göstermeye çalışıyorlar.

Bu dönüşümler, kapitalist sistemin, su ticareti ile ilgili olarak önlerindeki engelleri nasıl birer birer kaldırdığını gösteriyor.

Gazetelerde, Antalya Manavgat suyunun Ortadoğu’ya ya da İsrail’e satışı ile ilgili haberler de oldukça sık yer alır. Suyun ticarileşmesine diğer bir örnek de barajlar, göletler ve regülatörlerdir. Önceleri, çiftçiye sadece masraflar karşılığı tahsis edilmekte olan bu tesislerin suları, giderek paralı hale gelmektedir. Bu tesisler, birer işletme gibi görülerek, ihale ile işletilme yolları açılmaktadır. Yap işlet devret modeli de başka bir özelleştirme yoludur.

Kentlerde, belediyeler tarafından sağlanan şebeke suyu, başından beri ücretlidir ve buna toplum öylesine alıştırılmıştır ki aksi düşünülememektedir. Olsa olsa kaçak su kullanımları ile bu ücretten kurtulma yolları denenmektedir ceza alma pahasına. Oysa, ileride de değineceğimiz gibi, doğal bir hak olan suyun, zorunlu ihtiyaç olan kısmının halka ücretsiz verilmesi gerekmektedir ve bu bir yerde Anayasal bir haktır da.

Sonuç olarak, ülkemizde de su, aslında uzun süredir ticari bir mala dönüşmüş durumdadır.

DÜNYA SU FORUMLARI

Yukarıda da değindik, suyun organize bir şekilde “mal”a dönüştürülmesi için kurulan en önemli organizasyon             “Dünya Su Forumu (WWF)” dur. İlki … tarihinde … de toplanan bu forumun 5. si 16-22 Mart 2009 tarihlerinde İstanbul’da toplandı. Evsahipliğini yapan kurumlardan birisi de DSİ idi. Sonuç bildirgesinde:

Değişik ülkelerden 3 prens, 3 cumhurbaşkanı, 5 başbakan, 95 bakan ve bakan yardımcısı, 263 parlamenter, 200 belediye başkanı, 91 şehirden vali yardımcısı ve 155 ülkeden üst düzey yetkili ve delegenin katıldığı forumu, Birleşmiş Milletler dahil su konusunda uzman yaklaşık 5 bin katılımcı kurum, 14 uluslararası örgüt başkanı, bin 268 basın mensubu takip etti.

Dünya Su Konseyi, Devlet Su İşleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen forumda, politik gündemde suyun önemini vurgulamak, 21. yüzyılda uluslararası su sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak, somut çözümler ortaya koymak ve dünya kamuoyunu bu çözümlerin önemini anlatmak ve politik taahhütler üretmek hedeflendi” http://www.haber7.com/haber/20090322/Dunya-Su-Konseyinin-sonuc-bildirisi.php.

Dikkat edilecek olursa, su tekellerinden hiç söz edilmemektedir bu bizim suyumuzu bize nasıl satacaklarının konuşulduğu forumun sonuç bildirgesinde. Yine bildirgeden okuyoruz:

Bildiride, bakanlar, Gündem 21 ve Johannesburg Eylem Planı’ndakiler de dahil olmak üzere, su ve sanitasyon konusunda uluslararası düzeyde kabul edilmiş hedeflere ulaşmada, ulusal hükümetlerin üstlendikleri önceki taahhütlerini bir kere daha teyit ettiklerini, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun kararlarını, su, su kullanımı, sanitasyon ve sağlıkla ilgili çok taraflı anlaşmaları kabul ettiklerini belirttiler.

“Sürdürülebilir Kalkınma”  vurgusuna dikkat etmişsinizdir. Devam ediyoruz

Bakanlar, dünyanın, nüfus artışı, göç, kentleşme, iklim değişikliği, çölleşme, kuraklık, çevresel bozulma ve arazi kullanımı ile ekonomik ve beslenme değişiklikleri gibi hızlı ve daha önce örneği bulunmayan küresel değişikliklerle karşı karşıya bulunulduğunu hatırlattıkları bildiride, Binyıl Kalkınma Hedeflerine erişmekte ve sosyo-ekonomik kalkınma için uygun seviyedeki su güvenliğine ulaşmakta özellikle Afrika gibi dünyanın çeşitli yerlerine özgü zorlukları bildiklerini ifade etti.

”5. Dünya Su Forumu” Bakanlar Konferansı’na katılan bakanlar ve heyet başkanları, şu görüşleri paylaştıklarını kaydetti:

”Binyıl Kalkınma Hedefleri gibi uluslararası düzeyde kabul görmüş hedeflere ulaşmak ve güvenli ve temiz suya, sanitasyona erişimi, sağlıklı ve temiz ekosistemler için uygun politikalar ve her seviyede yeterli mali kaynaklar sağlayarak, mümkün olan en kısa sürede iyileştirme çabalarımızı arttıracağız. Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde, su ile ilgili küresel zorlukları çözmeye kararlıyız.

Hızla artan nüfusları ve değişen tüketim kalıplarını dikkate alarak, yeterli gıdanın sürdürülebilir üretimini gerçekleştirmek, özellikle kırsal alanlarda yaşam standartlarını iyileştirmek ve uluslararası kabul görmüş kalkınma hedefleri ve diğer ilgili uluslararası anlaşmalarla tutarlı ve uyumlu olarak yoksulluk ve açlığı ortadan kaldırmak için, uygun şekilde, sulama şebekeleri kurma ve tarımda yağmur suyundan yararlanma da dahil olmak üzere; su talep yönetimini ve tarım için su kullanımının üretkenliğini ve etkinliğini iyileştirmeye, bunların yanı sıra, tarımsal üretkenliği arttırmaya ve suyu korumaya gayret edeceğiz.”

Küresel değişikliklerin su kaynakları, doğal hidrolojik süreçler ve ekosistemler üzerindeki etkileri konusundaki yaklaşımlarını ve tüm sektörlerin yüzey ve yer altı sularında yarattığı kirliliği önlemek için çabalarını güçlendireceklerini ifade eden bakanlar, su sıkıntısı çekilen bölgelerde, deniz suyunun arıtılması ve atık suların yeniden kullanımı için temizlenmesi amacıyla yatırım yapma ve bu yatırımların sürdürülebilir ve finanse edilebilir olması için teknolojik destek ve bilgi sağlama gereksinimini dikkate alacaklarını vurguladı.

Taşkınlar ve kuraklık da dahil olmak üzere doğal ve insan kaynaklı afetleri önlemek ve karşılık verebilmek için çalışmaya kararlı olduklarını ifade eden bakanlar, su izleme sistemlerini iyileştirmek ve yararlı bilgilerin, komşu ülkeler de dahil olmak üzere, tüm ilgili nüfusların serbest kullanımına açık olmasını sağlamak için çabalayacaklarını belirtti.

Tüm bu söylemlerin, 5. Dünya Su Forumuna karşı olanların söylemleri ile olan benzerliği dikkat çekmektedir. Tüm bu yazılanların arkasında duran uluslar arası tekeller olmasa, içinde taşıdığı tuzak cümleler olmasa, altına hepimizin imza atabileceği sözler bunlar. İyi de bu yatırımları kim yapacak, ne karşılığı yapılacak ve kullanıcıya nasıl yansıyacak. Tek bir yerinde bile suyun halka ücretsiz sağlanacağından söz edilmemekte. Sürdürülebilir Kalkınma öngörüsü içerisinde ele alınacağı sık sık vurgulanmakta. Sürdürülebilir Kalkınma, kim için, kimler kalkınıyor. Bugüne kadarki kalkınmalardan halk nasıl yararlandı ki bundan sonrakilerden yararlansın. Yıllık yüzde şu kadar kalkınıyoruz ama halk giderek yoksullaşıyor. İşte Sürdürülebilir Kalkınmanın sonucu.

Forumda parlamenterler ve yerel yöneticiler de bir araya geldi. 45 ülkeden gelen 250 yerel yönetici İstanbul Su Mutabakatı`nı imzaladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş`ın açıkladığı bildiride sağlıklı suya erişimin, tüm insanların en temel haklarından biri olduğu vurgulandı. Forumun suyun ticarileştirilmesi için yapıldığını savunanları haksız çıkaran şu cümle de mutabakatta yer aldı: `Su, kamu malıdır ve bu nedenle kısmen veya tamamen özel sektöre ihale edilmiş olsa da kamunun kontrolünde olması gerekir’.

Kamu kontrolü bugün de var ama bu, suyun paralı olmasını engellemiyor. Tersine, tamamen özel sektöre ihale edilse de tümcesi ile suyun özelleştirileceğinin itirafı yapılıyor.

5. Dünya Su Forumu’nda imzalanan “İstanbul Su Mutabakatı”nda neler var bir de ona bakalım. Bu mutabakat, doğal olarak pek çok konuda, herkesin katılabileceği saptamaları yapıyor. Çünkü buna zorunlu. Aksi taktirde asıl amaçları olan suyun ticarileşmesini kabul ettirebilme şansları olamaz. Aşağıda, koyu yazı ile yazılan yerleredikkat çekmek istiyoruz.

İstanbul Su Mutabakatı’ndan seçkiler

  • Su sorunlarının yapısı, kapsamı ve dinamikleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında farklılık göstermektedir. Gelişmekte olan ülkelerdeki temel kaygılar finansal takviye kapasiteleri ile yasal çerçevedeki yatırımlarken, gelişmiş ülkelerdeki bölgesel idareler altyapı sorunları ile karşı karşıya kalmakta, halkın gereksinimlerini karşılamakta ve kirliliği önlemekte yetersiz kalmaktadırlar.
  • Gerek yerel gerekse bölgesel tüm düzeylerdeki su talebini karşılayabilmek, bu küresel değişikliklere uyum sağlamak ve önlem alabilmek için, yeni ve kalıcı bir yaklaşım gereklidir. Su kaynaklarının eşitlikçi, uygun ve sürdürülebilir yönetimi ve hizmet talepleri birlikte hareket eden, işbirlikçi faaliyetleri ve farklı kademelerdeki idarelerin bu sorumlulukları paylaşmasını gerektirmektedir.

Belediye başkanları ve yerel/bölgesel seçilmiş temsilcilerimizin desteği ile ulusal hükümetlere ve uluslar arası kuruluşlara çağrıda bulunuyoruz;

  • Yerel ve bölgesel idarelerin su rezervleri ve sağlık hizmetleri konularındaki yerel yetkilerini, mali kaynaklarını ve kurumsal kapasitelerini güçlendirmek, yerinde hizmet ilkesi doğrultusunda yerel hükümetler tüm paydaşları ile müzakere halinde hareket ederek çeşitli yönetim modellerinden birini seçme sorumluluğunu üstlenmelidirler.
  • Yerel ve bölgesel idarelerin finansal kaynaklara doğrudan erişimlerini sağlamak, kolaylaştırmak ve yoksul toplumlara yönelik yerel su ve sağlık hizmet altyapılarının finansmanını arttırmak, küresel değişikliklerin etkilerini azaltarak uyum sağlanmasını hızlandırmak .
  • Borca karşılık su yatırımları almak gibi yöntemler ile su sektörünün borçlarının azaltılması ile ilgili yatırımları kapsama almak;

Yerel ve Bölgesel İdarelerin Taahhütleri

Etkin stratejilerin acilen geliştirilmesi gereğinin farkında olan uygun yasal, kurumsal ve mali yapıya sahip şehirler ve bölgeler, bir önceki kısımda ulusal idarelere çağrıda bulunmuşlardır. Bununla birlikte iklim değişiklikleri, nüfus artışı, kentleşme, hızlı ekonomik gelişim ve yerel su kaynakları ile su sistemleri üzerindeki diğer baskılar, etkilerini politik ve sosyal sistemlerin cevap verebileceğinden çok daha hızlı bir şekilde göstermektedirler. Bu nedenle bizler, belediye başkanları ve yerel/bölgesel seçilmiş temsilciler olarak işbu İSTANBUL SU MUTABAKATI’nı kendi yerel/bölgesel idarelerimiz adına imzalıyor ve elimizdeki tüm yetki ve kaynaklarla su yönetim amacımızı gerçekleştirmek için kendi yerel politikalarımız çerçevesinde azami çabayı göstereceğimizi taahhüt ediyoruz. Bu taahhüt, ulusal idarelerin, yerel ve bölgesel idarelerin su sektöründe yüksek verimlilikli erişim ve başarılı uygulama önlemlerini almak için çok önemli bir rol oynamak zorunda olduklarının bilince varacakları ve yakın bir gelecekte yerel idarelerin bu konudaki faaliyetlerini etkin şekilde gerçekleştirebilmeleri ve finanse edebilmeleri için gereken politik reformları yapacakları beklentisi ile verilmiştir. Taahhüdümüzü yerine getirebilmemiz için politik gücümüzü kendi şehir/bölgemizde aşağıdaki faaliyetleri başlatmak için kullanacağız:

  • Yerel su kaynakları üzerindeki dâhili ve harici baskıların, suda yaşayan canlıların biyolojik çeşitliliği ile sistemdeki temel farklılık ve zorlukların bir listesini oluşturmak;
  • Tüm paylaşımcılar (sivil toplumlar da dahil olmak üzere) ile yerel/bölgesel düzeydeki diyalogu geliştirerek temel birimler (yerel ve bölgesel idareler, tedarikçiler, kullanıcılar, bilimsel çevreler) arasında yerel öncelikleri ve su sektöründeki faaliyet planını oluşturacak ortak bir görüş meydana getirmek.
  • Uzun ve orta vadede gelecekte yerel su kaynaklarını ve sistemlerini tehdit eden gelişmelere uyarlanması için yerel ve bölgesel idare politikalarının, stratejilerinin ve planlarının güçlendirilmesi;
  • Yerel/bölgesel düzeyde daha iyi bir su yönetimi için (suyun kamuya ait bir varlık olduğundan ve gerek kısmen gerekse tamamen özel sektör tarafından yönetilmekte olmasına bakılmaksızın kamu tarafından kontrol edilmesi gerektiğinden hareketle) su idaresinin oluşturulması ve geliştirilmesi;

Burada yer almayan diğer mutabakat maddeleri, yukarıdaki anlayışla ele alındığında, ne kadar iyi ve hoş görünse de ardındaki hedefin “finansman”, “yeni yönetim anlayışı”, “tamamen özel sektör vurgusu” gibi tuzaklar açıkça sırıtmaktadır.

DSK, su kıtlığının insanlığın ortak sorunu olduğunu ileri sürerek su kaynaklarının serbest kullanım ve ticaretini savunurken, aşağıdaki ifadeleri kullanmaktadırlar.

“Güney” coğrafyasında, kentlerdeki yüksek nüfus artışı su kaynakları üzerinde aşırı baskı oluşturmakta; su sunumunda kıtlık yaratmaktadır. Maliyetin altında, yapay olarak düşük fiyatlandığı için su tüketiminden israf doğmaktadır. Devlet ve yerel yönetimler, düşük yatırım, popülizm ve yolsuzluk nedenleriyle bu işi becerememektedir. Güvenli su üretimi, dağıtımı için hızlı özelleştirmeyle özel sektörün su üretim ve dağıtımını üstlenmesi gerekmektedir.

4 www.un.org/millenniumgoals/

5 www.water-2001.de/

6 www.johannesburgsummit.org/23 TMMOB Su Raporu

DSK tarafından düzenlenen DSF da yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda, su işlerinin özelleştirilmesini kolaylaştırmayı öne çıkarırken, bir yandan da özelleş­tirmeyi kamuoyuna mal ederek meşrulaştırmayı hedeflemektedir.

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.