Hafta SonuManşet

Satranç, insan ve yapay zekâ – Selim Altınok

Satranç zekâ ve muhakeme oyunudur. Altmış dört kare üzerinde hareket eden, otuz iki taş ile oynanır. Son üç asır içinde popülerliği artmakla birlikte, binlerce yıllık geçmişe sahiptir. Günümüzde satranç bir beyin sporu olarak kabul edilmektedir. Tüm dünyada lisanslı satranç sporcusu sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Ülkemizde bugün itibariyle sekiz yüz bin lisanslı satranççı bulunmaktadır. Bu sayı satranç geleneğinin güçlü olduğu eski doğu bloku ülkelerinde milyonlarla ifade edilmektedir. Resmi turnuvada oynanan bir satranç karşılaşması ortalama dört saat sürebilir. Bu süre bazen altı saate kadar çıkabilir.

1984 yılında Karpov – Kasparov dünya şampiyonluğu maçı başladığında bir sonbahar günü idi. Altı galibiyeti tamamlayacak taraf dünya şampiyonluğu ünvanını elde edecekti. Bu karşılaşmada beraberliklerin etkisi yoktu. Mücadele öyle bir hal aldı ki, maçın hiç bitmeyeceği düşünülmeye başlandı. İki güçlü usta haftalarca, aylarca yenişemediler. Bütün partiler küçük üstünlükler kurulsa da sonunda berabere bitiyordu. Kimse maçın sonunu göremiyordu. Bir dergide Kasparov’un yetmiş yaşına vardığını, Karpov’un ise seksenlerine geldiğini, unvan maçının hala bitmediğini gösteren bir karikatür bile yayınlandı. Korkulan olmadı elbette. Maç bir gün aniden sona erdi ama nasıl dersiniz? Hiç kimsenin beklemediği bir şekilde!

Karpov galibiyetler serisinde 5-3 önde olmasına karşın aylardır devam eden maçın son günlerinde on kilo kaybetmişti ve hastalanmıştı. Dünya satranç Federasyonu FİDE bu durum karşısında yaklaşık beş aydır süren maçı durdurdu. Karşılaşmanın ileri bir tarihte yeni bir statü ile 0-0’dan başlayarak tekrar oynanmasına karar verdi.

Bu karar satranç dünyasında çok tartışıldı. Kasparov itiraz etti. Maçın başlarında 4-0 yenik duruma düşmesine karşın taktik değiştirip savunmaya çekilerek aylarca süren beraberliklerle kendisinden on yaş büyük olan Karpov’un sabrını ve direncini kıran Kasparov 27. partiyi de kaybederek 5-0 geriye düştüğü halde, ilerleyen oyunlarda üç galibiyet alarak durumu 5-3 yapmıştı. FIDE maçı durdurduğunda son iki oyunu, 47 ve 48. partileri Kasparov kazanmıştı. Yirmi iki yaşındaki genç satranççı maçın devam etmesini talep ediyor, iyice yorulmuş ve moralini kaybetmiş rakibini art arda galibiyetlerle 6-5 yeneceğini iddia ediyordu. Fide’nin dünya şampiyonu Karpov’u koruduğu söylendi. Hastalanmış bir şampiyona karşı kazanmanın haklı bir zafer olmayacağını ifade edenler de vardı tabi.

Gelgelelim bu ilginç hikâye Kasparov’un lehine sonuçlandı. Ancak bunun için satranççıların yedi ay beklemesi gerekti. 1985 yılı sonbaharında yeniden başlayan maç bittiğinde, Kasparov rakibini 13-11 yenerek dünya şampiyonluğunu ele geçirmişti.

Kasparov bilgisayara Karşı

Satranç bir zekâ oyunu, bilgisayar ise yapay bir zekâya sahip. Öyleyse bir satranç bilgisayarı yapılsa nasıl olur? Bu soru elbette ilk bizim aklımıza gelmedi. Bilgisayarların etrafımızı henüz bu denli kaplamadığı yıllarda, birileri çoktan bu fikri düşünmüş ve ilk satranç bilgisayarını yapmak için kolları sıvamıştı. 1980’lerin başlarında satranç oynayan ilk bilgisayarlar satışa çıktı. Biz de bir satranç makinesi ile ilk karşılaşmamızı o yıllarda yaptık. Evet, satranç oynuyordu ama çok zayıftı ve o günlerde yeni öğrenmiş olmamıza karşın makineyi kolayca yenebilmiştik. 1990’lara gelindiğinde ise manzara değişmişti. Artık satranç makineleri değil, satranç programları vardı. Evlerimize giren masaüstü bilgisayarlarda çalışan satranç programları. Bunlar çok daha güçlüydü. Usta bile olsanız programı yenmek kolay değildi. Yazılımcıların bir de iddiası vardı: Dünya şampiyonunu yenecek programı yapmak! Satrancın girift yapısı düşünüldüğünde bu imkânsız geliyordu insana. Satranç oynarken insan sadece zekâsını kullanmıyordu ki, duygular, sezgiler de rol oynuyordu. Rakibinize bazen bir tuzak kuruyordunuz. Ancak karşınızdaki de bir insandı ve iyi bir satranççıysa bu tuzağın farkına varıp oyuna gelmeyebiliyordu. Bilgisayar böyle bir tuzağın nereden görecekti ki?

Normal düzeydeki oyunculara karşı belki üstünlük sağlayabilirlerdi ama bir ustayı, hele bir dünya şampiyonunu yenmek bilgisayar için mümkün olamazdı. Kuvvetli satranç bilgisayarları ve programları turnuvalara katılmaya başlamıştı o yıllarda. Ön sıralarda da yer alabiliyorlardı ama turnuvayı hep insan kazanıyordu. Ustalar makineyi alt ediyordu.

Aradan çok geçmedi, 1996 yılına gelindiğinde bilgisayar en güçlü insana meydan okudu! İlk defa dünya şampiyonu ile bir karşılaşma düzenlendi.

Kasparov Deep Blue’ye karşı

Takvimler 17 Şubat 1996’yı göstermekteydi. Bilgisayar dünyasının iddialı söylemleri ile başlayan maç sona eriyordu. Kasparov galip geliyordu. İnsan usta, silikon ustayı yeniyordu.

Bilgisayarcılar yılmadı, çalışmaya devam ettiler. Sonunda Kasparov’un karşısına daha güçlü bir şekilde çıktılar. Yeni bilgisayarın adı Deeper Blue idi. Derin Mavi yerine Daha Derin Mavi.

Silikon canavar bu kez çok daha güçlüydü. Çünkü Deeper Blue çok sayıda bilgisayarın birbirine seri bağlanmasından oluşan bir kuvvetti. Adeta bir bilgisayar ordusuna karşı oynamak zorundaydı genç dünya şampiyonu.

Bilgisayar tüm işlemcilerinin birlikte çalışmasıyla, bir saniye içinde tam iki yüz milyon hamleyi analiz edebiliyordu. Kasparov’un bu güce karşı tek üstünlüğü insancıl sezgileri ve geçmişten gelen deneyimiydi.

Ne yazık ki tüm bu avantajlar şampiyona yetmedi! Bu kez insan eliyle yapılan ve satranç bilgileriyle donatılan silikon devreler dünyanın en güçlü satranççısını mağlup etmeyi başardı.

Bu bir milattı. Bundan sonra insan-bilgisayar maçları yapıldıysa da zamanla ustalar bilgisayarlarla oynamaktan vazgeçtiler. Onları rakip olarak görmektense yardımcı olarak yanlarına almayı tercih ettiler. Artık güçlü satranç programları büyük ustaların maçlarını analiz edip onlara hatalarını gösteren birer asistan gibi çalışıyorlardı. Elektrik akımı olduktan sonra, bilgisayarlar ne yoruluyor ne de Karpov gibi on kilo verip hasta oluyorlardı.

Geçmişte oynanan milyonlarca oyun bilgisayarların hafızasına yüklendi. Günümüzde oynanan önemli turnuvaların tüm verileri de anında bilgisayarların hafızasına geçiriliyor. Makineler her partiyi ezbere biliyor yani. Tüm açılış hamleleri onların akılarında. İnsan gibi oynamayı, ilerideki bir avantaj için taş feda etmeyi bile başarıyorlar.

Burada bir soru geliyor ister istemez aklımıza: Yapay zekâ insan zekâsından üstün mü? Canlı bir zekâ tarafından üretilen yapay beyin, üreticisini yenebilir mi? Ona hükmedebilir mi?

Satrançta bu sonuca varıldı gibi görünüyor. Ancak yine de insanlar arasında oynanan turnuvalar heyecan yarattığı halde, bilgisayarlar arasındaki karşılaşmalar çok mekanik olduğu için sıkıcı bulunuyor. Ne kadar ileriyi hesaplayabilseler de, saniyede milyarlarca hamleyi analiz edebilseler de, bilgisayarlar ruhsuz oynuyor. Onların düşünmesinden değil, ancak hesaplamasından bahsedebiliyoruz. Hala düşünmek insana özgü bir yeti.

Umut etmek insana özgü, beğenmediği bir şey karşısında tepki göstermek insana özgü.

 

Selim Altınok.

 

Kategori: Hafta Sonu