Kültür-SanatManşet

Santralistanbul’a nasıl güvenilecek?

Santralistanbul koleksiyonunun 17 Şubat’ta Maçka Mezat’ta satışa çıkarılmasına tepkiler giderek büyüyor.

Kamusal Sanat Mirası, koleksiyonunun satışı nedeniyle geçtiğimiz günlerde bir imza kampanyası başlattı. İmza kampanyasının metninde santralistanbul’un koleksiyonunun dağılmasına izin vererek kamu mirasına ihanet ettiği belirtildi. 8 Şubat’ta verilen yanıtta ilgi, eleştiri ve taleplerin memnuniyetle karşılandığını, fakat taleplere olumlu yanıt verilmeyeceği ifade edildi. Kamusal Sanat Mirası ise “Taleplerin dikkate alınarak, sorunun herkesin içine sinecek şekilde çözülene kadar Change.org’da başlatılan ve envanterdeki sanat eserlerinin kamusal alanda kalmasını talep eden imza kampanyasına devam edileceğini” duyuruyor.

Ne olmuştu?

İlk olarak Yeşil Gazete’de 1 Şubat tarihli “Santralistanbul Çağdaş Sanat Müzesi kapanıyor mu?” başlıklı haberde Yüksel Arslan’ın küratörü Levent Yılmaz’ın belirttiği haliyle “sanatçıların kendi eserlerini müze yönetimine satarken, daha sonra müzayedeye çıkacağından habersiz olduğunun” altını çizmiştik. Akabinde Radikal ve Milliyet’te de yayımlanan tepki yazıları üstüne Change.org’da bir imza kampanyası açıldı ve 3 Şubat’ta bir araya gelen yazar, sanatçı ve küratörler konuyu masaya yatırarak üniversiteye, Kültür Bakanlığı’na ve sanatçılara birtakım sorular yönelttiler. Bilgi Üniversitesi,  kendilerine yöneltilen “Koleksiyonun müşterek bir alanda muhafazası mümkün mü?”, “Koleksiyon bu şekilde satılırsa sanatçılar kuruma nasıl güvenecek?” şeklindeki sorulara yazılı bir açıklamayla cevap verdi.  Açıklamada “Santralistanbul müze envanterinde, 168 eser var. Eserlerin dönemsel sergilenme etkinlikleri sürdürülecek” dendi. Açıklamada dünyanın pek çok müzesinin koleksiyonlarındaki eserleri satışa sunduğu da belirtildi.

Kamusal Sanat Mirası ise “müze koleksiyonlarından eserlerin çıkarılması sıkça yapılan bir işlemdir; ancak bu işlem belirli kurallar çerçevesinde gerçekleştirilebilir” diyor. Açıklamada, Bilgi Üniversitesi bildirisinde verilen müze örneklerinden Guggenheim ve MoMA New York’un da üyesi olduğu, Modern ve Güncel Sanat Müzeleri ve Koleksiyonları Uluslararası Komitesi CIMAM’ın 10 Kasım 2009’da kabul ettiği ve Haziran 2011 yeniden düzenlediği, ‘Modern ve Güncel Sanat Müze Koleksiyonlarında Eserin Elden Çıkarılması Hallerinde Takip Edilmesi Gereken Genel İlkeler’ belgesi hatırlatılıyor. Söz konusu ilkelerde şu ifadeler yer alıyor.

“Koleksiyondan eser çıkarmak, ancak müze koleksiyonunun içeriğini veya kalitesini iyileştirmek kaydıyla meşru kılınan bir yöntemdir. Bütün kurumlar eser alımına ve eserin elden çıkartılmasına ilişkin temel ilkeler benimsemeli ve bunları takip etmelidir. Eser alımında uygulanan ihtiyat ve özen, eserin elden çıkarılması sürecinde de uygulanmalıdır.”

Kamusal Sanat Mirası; “Bu ilkelerde de vurgulandığı gibi koleksiyonlardan eser çıkarma kararı, müzelerin sergileme ve eylem politikalarının dinamiklerine göre verilir. Söz konusu müzelerin koleksiyonlarından eser çıkarmaları belirli, uzun vadeli düzenlemeler ve programlamalar çerçevesinde gerçekleştirilir” diyor ve ekliyor. “İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne bağlı Santralistanbul Çağdaş Sanat Müzesi CIMAM üyesi olmasa da sanat koleksiyonu barındıran bir müze olarak yukarıda belirtilen, uluslararası düzeyde kabul edilmiş genel ilkeleri takip etmekle ahlaki açıdan yükümlüdür. Bu bağlamda müzelerin topluma ve eserlerini koruma altına aldığı sanatçılara karşı sorumlulukları tartışmaya açılmalıdır. Yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığı durumlarda gündeme gelen soruların etik çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Sanatçı ve kürator tepkileri:

Koleksiyonun mezata düşeceği duyulduktan sonra sanatçılar, konuyla yakından ilgili yetkililer ve küratörlerler basında yer aldığı haliyle şu açıklamaları yapmıştı.

Selma Gürbüz – Sanatçı (Milliyet): Sanatçı eserinin bir müzede yer almasını, kalıcılığının bir kanıtı olarak görür. Bu nedenledir ki bir müze resim almak istediğinde işin parasal yönünü hiç düşünmez. Bilgi Üniversitesi, Santralistanbul, çağdaş Türk resmi müzesini kurmaya soyunduğunda tüm sanatçılarımız gibi ben de sembolik fiyatlarla seve seve verdim resimlerimi. Bunu yaparken de, günün birinde üniversitenin el değiştireceğini, müze için toplanmış eserlerin sanatçılara danışılmadan, haraç mezat satılacağını aklıma getirmemiştim? Bu nedenle bir sözleşme yapma gereği de duymadım. (Radikal) Galeri Nev, benden ve diğer sanatçılardan sembolik fiyatlarla müzeye eserler satmıştı. Şimdi ise düşük fiyatlarla alınan ve bağışlanan eserlerin müzayede yoluyla satışa sunulduğunu görüyorum. Bu, sözün bittiği yerdir.

Taner Ceylan – Sanatçı (Radikal): İlber Ortaylı’nın kütüphanesinin yanmasıyla birlikte Zeki Faik İzer’in resimlerini Resim Heykel Müzesi’ne bağışladığı aklıma geldi. Bugün o müze nerede? AKM nerede? Borusan Art Center kapanıyormuş, tiyatroların durumu malum. Tüm bu gelişmeler sanatçı olarak beni oldukça üzüyor, hayal kırıklığına uğratıyor. Sonuçta unutmayalım ki, Santralistanbul, koleksiyonu yaparken satın alınan eserler bir müze vaadiyle alınmıştı. Yani sanatçılar eserlerini bir müzede sergilenecekleri için satmışlardı! Ortada müze olmadığı gibi yıllar içinde bu konuyla ilgili bir açıklama veya özür de olmadı bildiğim kadarıyla. Merakla bekleyeceğim, en azından müzayedede satılan eserlerden, yasanın sanatçılara hak gördüğü telifler ödenecek mi?

Sarkis – Sanatçı (Milliyet): Santralistanbul koleksiyonunda yer alan ve satışa çıkan 22 giysili ve 13 fotoğraflı yerleştirmem ayrılmaz bir bütündür. Bu yapıt 2005’te Aksanat’taki ‘Bir Kilometre Taşı’ adlı sergimin can damarıydı. Bu yapıtın prodüksiyonunu Aksanat yapmıştı. Santralistanbul bu yapıtı hem sergileyip hem çevre çocuklarıyla yaşatacaktı. Bu yapıtı benden satın aldılar ve Aksanat (giysilerin, fotografların) prodüksiyon masraflarını Santralistanbul’a hediye etti. Bu yapıtı ancak bir kurum yaşatabilir, yapıtın konseptine uygun sürekli icralarla. Bir yapıtın bir müzeye girmesi kamuoyuyla birleşmesi demektir zaten. Aramızda yazılı bir sözleşme olmadı. Şimdiye kadar benim yapıtlarımı koleksiyonlarına katan onlarca müzede ‘ikinci satış’ gibi bir kavram gelmedi, düşünülmesi bile kurumun etiğine ters düşerdi, zira bir müze satış yeri değildir.

Yüksel Arslan – Sanatçı (Milliyet): “Maçka Mezat’taki Santralistanbul Müzesi’nin resim koleksiyonu satışını iki gün önce öğrendim. Çok korkunç ve üzücü bir haber! Her resmin bir alış ve  satış fiyatı olursa da bu beklenmedik haber düşündürüyor beni: Dünyanın bütün üniversitelerinde özel bir koleksiyon vardır. Bilgi Üniversitesi için de böyle bir müze düşünülüp gerçekleşirse çok sevinirim.” (Cumhuriyet) “Ben bunları müzeye verdim. Üniversitelerin kendi ufak müzeleri vardır. Bunları satmak çok üzücüdür. Bu işe çok karşıyım. Üniversite müze­sinde bu yapıtlar kalabilir. Üniversite­lerde dünyanın her yanında arşivler, tablolar ve değerli kitaplar vardır, de­mek ki bunlar üniversite malı olarak kalabilir. Bu konuyla hukuki yönde kı­zım uğraşıyor. Ben uğraşamayacağım. Bakalım, üniversite de bu konuda top­lanmış diye duydum. Bu resimleri pey­nir ekmek gibi satmak tatsız bir olay­dır. O işleri ben Oğuz Özerden’e sat­mıştım. O üniversiteyi satınca, üniver­site de bunları satmaya karar vermiş. Çok tatsız bir olay.”

Osman Erden – AICA Türkİye Başkanı (Radikal): Genelde bir müzeye girmiş bir eser, artık sanat piyasasından çekilmiş olarak kabul edilir. Birkaç sene önce, bu müze de büyük bir heyecanla oluşturuldu. Türkiye sanat ortamı da heyecanlandı, eserler bağışladı. Şimdi müzenin önemli bir kısmının kapatılıp dersliğe dönüştürülmesi ve koleksiyonun önemli bir kısmının satışa sunulması hem kurum hem de Türk çağdaş sanat ortamı açısından büyük bir utançtır. Umarım 17 Şubat’a kadar gerekli tepkileri gösterebiliriz.

Haldun Dostoğlu – Galeri Nev’in kurucusu (Radikal): Bir üniversite bünyesinde toplanmış, araştırmacılara da açık ve çok önemli eserlerden oluşan bu koleksiyonun, toplu olarak saklanması, korunması ya da bir başka müzeye satılması veya bağışlanması yerine, müzayede yoluyla dağıtılmasını etik bulmuyorum.

Oğuz Özerden – Santralistanbul’un kurucularından (Radikal): Vaktiyle çok uğraşmıştık bu koleksiyonu oluşturmak için. Nejat Devrim’lerin bir kısmını Fransız galerilerden bir kısmını ailesinden almıştık. Danışmanlarımızla tek tek seçmiştik, Türk modernizmi üstüne kurulsun istemiştik yaparken. Eserleri aldığımız insanlar da, müzede sergileneceğini bildikleri için sevinerek verdiler. Hepsinin de parası verildi. Doğrusu çok fazla bağış yok bunların içinde. Biz Nil Yalter’in ‘Göbek Dansı’ gibi nadide bir eserini almıştık, sergiledik, Nil Hanım da bu sergi sırasında yaptığı bir enstalasyonunu bağışlamıştı müzeye. Bir de Osman Kavala’nın bağışladığı Hakkı Anlı tablosu var.
Burada kritik olan, eserlerin satılmasından çok orada sergilenemeyecek hale gelinmesi. Orası derslik oldu. Bu yüzden madem bu eserler orada sergilenemeyecek, o zaman kamunun deposunda duracağına özelin duvarında durması daha iyi.
Tek anlamadığım, biz bu eserleri aldığımız zaman, kamunun elinde olsun diye tescil ettirmiştik, müze envanterine. Her sene teftiş de edilirdi hatta. Ama satılması konusunda izin alınmış demek ki…

Vasıf Kortun – SALT, küratör (Radikal): Santralistanbul oluşturulurkenki süreç içinde, o zamanki mütevelli heyeti başkanı ciddi miktarda alım yapmıştı bu koleksiyon için. Avrupa’dan da Türkiye’den de çok kritik, tarihsel öneme sahip işler satın alındı. Alımlar yapılırken herkes eserlerin müze için alındığının, ona göre fiyatlandırılması gerektiğinin ve Türkiye tarihine yaptıkları katkıların bilincindeydi. Bu yüzden çok özel koşullarda aktarımlar yapıldı. Herkes iyi niyetle, inanıp güvendikleri, kamusal hizmet veren bir kuruma karşı, tarihi sorumluluklarını yerine getirdi. Aynı zamanda buranın akademik bir kurum olması sebebiyle ayrı bir güven söz konusuydu. Şimdi kimi “Biz bunları parasıyla satın aldık” diyecektir, kimi “Bu müze değil Oğuz Özerden koleksiyonudur” diyecektir; türlü tuhaf ve komik özürler yağacaktır. Ama şu an yönetim el altından, bu koleksiyonun nereden geldiğinin bilgisini vermeden koleksiyonu dağıtıyor. Böyle bir koleksiyonu parçalamak Kral James İncili’nin ilk kopyasını sayfa sayfa satmak gibi bir şey.
Bir yanda bir türlü açılamayan Resim Heykel Müzesi, eserlerinin akıbeti belli olmayan Ankara Müzesi gibi vakalar var. Öte yandan, özel sektöre güvenip devredilen müzecilik örneklerinden biri gözümüzün önünde yok oluyor şimdi. Kamuya güvenemiyorsak, özel sektör de hüsrana uğrattıysa, Türkiye’nin sanat belleğine ne olacak? Tehlikeli bir gidiş olarak görüyorum bunu. Devletten müze ve kamu hizmeti için kiralanan, bu iddiayla yola çıkan bir özel kurumun bu şekilde davranması, başka örnekler için de çok tehlikeli bir öncül olacak. Bunu durdurmamız gerekiyor. Türkiye’deki özel müze statüsünün yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Mevcut yasa o kadar işlevsiz ki, kimse eserleri müze envanterine geçirmek istemiyor. Santralistanbul’da da geçirilmemiş olabilir. Ama envantere geçirilmişse ve bugün böyle satılabiliyorsa o da kafa karıştırıcı bir durum.

****

Kamusal Sanat Mirası, 17 Şubat’taki müzayede öncesi, 14 Şubat’ta durumu değerlendirmek için Bilgi Üniversitesi temsilcileriyle bir araya gelerek bir toplantı yapacaklarını, bu sürece kadar sanata duyarlı kişilerin Change.org’daki imza kampanyası aracılığıyla destek vermelerini bekliyor.  Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Direktörü Elvan Omay ve Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Sarıcaoğlu’nu mahatap alarak yayımladıkları metin ise şöyle;

 

İstanbul’un kültür-sanat ve eğitim platformu olma vaadiyle açılan santralistanbul, Çağdaş Sanat Müzesi’nin kapatılmasının ardından, İstanbul Bilgi Üniversitesi sanat koleksiyonunu müzayedede satışa çıkardı. 2007’de açıldıktan sonra, Paris’teki Centre Pompidou, Karlsruhe’deki ZKM ve Leon’daki MUSAC gibi kurumların sergilerine ev sahipliği yapan ve Türkiye sanat tarihine dair Modern ve Ötesi gibi kapsamlı sergiler düzenleyen santralistanbul, Çağdaş Sanat Müzesi koleksiyonunun dağılmasına izin vererek kamu mirasına ihanet ediyor.

17 Şubat 2013’te Sofa Otel’de gerçekleştirileceği duyurulan müzayedeyi düzenleyen Maçka Mezat, aralarında santralistanbul’un da bulunduğu koleksiyonların kaynağına dair bir açıklamada bulunmazken, satışı şu şekilde tanıtıyor: “150 adet eserden oluşan ve hemen her sanat disiplininden örnekler taşıyan özel koleksiyonların müzayedesi, Türk modern ve çağdaş güzel sanatlarının çok önemli yapıtlarını içermektedir.”

Türkiye’deki yakın sanat tarihinin önemli bir kesitini barındıran bir üniversite koleksiyonundaki sanat eserlerini özel koleksiyonlara teslim etme kararının etik boyutunu tartışmak gerekiyor. Bu koleksiyon, kamuya açık bir müzenin hem güvenli bir emanetçi olacağı hem de üniversite bünyesinde akademik araştırmalara imkan tanıyacağı vaatleri doğrultusunda oluşturuldu. Bahsedilen vaatlerin hiçbirini yerine getirmeyen İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin, koleksiyonu ikinci el piyasaya çıkarması basit bir satış işleminden ibaret değildir; aksine, Türkiye’nin kamuya ait sanat mirasına yapılan bir saldırı niteliği taşımaktadır.

Bilgi Üniversitesi yönetimi bu kararından vazgeçinceye kadar kamuoyu oluşturmak suretiyle direneceğimizi ilan ederiz.

Metne şu adresten imza verebilirsiniz.

*****

Radikal, Milliyet, Cumhuriyet, Yeşil Gazete

Kategori: Kültür-Sanat