Editörün SeçtikleriEkolojiİklim KriziManşet

Prof. Türkeş: Dünya Meteoroloji Günü’nü, iklim bilimini önceleyen kurumlarla anlamlandırabiliriz

Bugün 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü.

Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), “Havanın nasıl olacağına dair tahminler artık yeterli değil” diyor:

“Hazırlıklı olmak ve doğru zamanda, doğru yerde hareket edebilmek, hem şimdi hem de gelecekte birçok hayat kurtarabilir ve her yerdeki toplulukların geçim kaynaklarını koruyabilir.”

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu üyesi ve Fizik Bölümü kısmi zamanlı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim değişikliğinin etkilerinin tüm dünyada sıklaşması ve şiddetlenmesiyle, ulusal ve uluslararası meteoroloji kuruluşlarının önemini artırdığını belirtiyor:

“Son on yıllık dönemde, yani insanlık; kuraklıklar, seller, şiddetli hava olayları, sıcak hava dalgaları gibi iklim değişikliği kaynaklı afetleri yaşadıkça, meteoroloji ve hidrometeoroloji kuruluşlarının geçmişten farklı olarak sadece hava durumu tahminleri yapmakla sorumlu kuruluşlar olmadığı anlaşılmaya başlandı. Çünkü daha uzun sürelerde olacağı öngörülen iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini, daha şiddetli, ardışık ve daha geniş alanlarda yaşamaya başlayınca, bu kuruluşların geleneksel hava ve deniz tahmini yapmak dışındaki önemi ortaya çıktı.”

WMO tarafından bu yıl Dünya Meteoroloji Günü için belirlenen ana tema “Erken uyarı, erken eylem”: Dünyada her üç kişiden biri hala erken uyarı sistemleri tarafından yeterince kapsanmıyor.

Klimatoloji bilimi yönetime dahil edilmeli

Türkeş, meteoroloji kuruluşlarının ürettiği hidrometeorolojik ve klimatolojik bilgilerin, iklim değişikliği kaynaklı afet riskinin azaltılması için kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor. Esas olan ise, erken uyarı üreten bu kuruluşların, bunları erken eyleme dönüştürecek diğer kurumlarla çalıştığı afet riskini azaltacak sistemler inşa edilmesi:

“Bugünün konusu bu: Erken uyarıların, AFAD gibi bakanlık kurumları üzerinden erken eyleme dönmesi. İklim değişikliği koşullarında meteoroloji kuruluşlarının sorumluluğu büyüyor. Düzenli gözlemlerin yanında, kuraklık gibi şiddetli iklim afetlerini kapsayan klimataloji bildirimleri önem kazandı.”

Kuruluşların bu sorumluluğu yönetebilmek için disiplinlerarası bir yapıya sahip olması gerektiğinin altını çizen Türkeş, şöyle diyor:

“Özellikle bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan ülkelerde, iklim bilimi son 30 yıldır göz ardı edildi.

Meteoroloji alanında mühendislik tabanlı istihdama öncelik verilip, coğrafya, fiziki coğrafya, klimatoloji-hidroklimatoloji ve kuraklık uzmanlıkarı geri planda kaldı. Oysa meteoroloji kuruluşlarının çok disiplinli, bu bilim alanlarını kapsayan altyapılar kurmaları gerekiyor.”

İklim bilimi uzmanlıklarının kurumlarda yer etmesinin önemine dair Türkeş, “Her afetten sonra bunu konuşuyoruz. Çok iyi biliyoruz ki erken uyarı ve erken eylemin, afet riskini azaltmak için yaşamsal önemi var. Kuruluşlarda buna karşılık gelen disiplinlerde, istihdama önem verilmeli” diyor.

“Türkiye’de de iklim bilimi, fiziki coğrafya, kuraklık bilimi, hidroklimatoloji uzmanlarının yeterli derecede kurumlara dahil olmadığını düşünüyorum. Türkiye’nin bu altyapıyı kurarak Meteoroloji Günü’nü anlamlandırmaya gereksinimi var” diye konuşan Prof. Türkeş, en az daire başkanlığı düzeyinde klimatoloji birimi kurulması gerektiğini ifade ediyor:

“Ülkelerin kesinlikle hidroklimatoloji ve klimatoloji bilgilerini erken uyarıya dönüştürmek için güçlü yatırım yapması; klimatolojik çalışmaların da en az geleneksel hava tahminleri kadar detaylı çalışılması gerekiyor.”

Küresel ısınmanın  önümüzdeki on yıllarda bu çalışmaların önemini artıracağını aktaran Türkeş, “İklim değişikliği kaynaklı afetlerde erken uyarı bağlantılı erken eylem, hasar ve kayıpların azaltılmasında çok önemli bir faktör. Buna göre uzmanlıklarla altyapılar kurulması ve yatırım yapılması öncelikli” ifadelerini kullanıyor. 

Kar ve yağmur olumlu etkilese de Türkiye’de kuraklık sürüyor

2019 sonbaharında başlayan ve 2021 şubat sonlarına kadar etkili olan kuraklığın etkisi, son yağışlarla biraz azaldı, ancak uzun vadeli kuraklık sürüyor. Türkeş bu durumu şöyle açıklıyor:

“Türkiye’nin büyük bölümünde bu sürede hidrolojik ve tarımsal kuraklık etkili olmuştu. 2021  sonrası Karadeniz, İstanbul, Kuzeybatı Anadolu‘da kuraklığın etkisi azalmış görülüyor. Ama Eylül ayından Mart ayına kadar 6 aylık yağışlara dayalı kuraklık endekslerini incelediğimizde hala Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu‘nun güneyi ve Doğu Akdeniz‘de uzun süreli kuraklıkların etkisi var.”

“Bildiğimiz klimatoloji değişiyor” diyen Türkeş, kısa süreli şiddetli yağış olasılığının her zamankinden fazla olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Yağış mevsiminde kuraklık, bahar sonu ve yaz başında ise şiddetli ve sağanak yağışlar, hatta hortumlar görülebiliyor.”

Bu sebeple kentsel sel riskinin arttığını ifade eden Murat Türkeş, kuraklık ve sel yönetiminin altyapısını kurmak konusunda belediye ve yerel yönetimlere de iş düştüğünün altını çiziyor. 

Karadeniz’den gelen soğuk havanın İstanbul çevresine kar ve yağmur bıraktığını, fakat kuraklığın bitmediğini belirtiyor:

“Kuraklık bitti diye rahata düşmemek gerekiyor. İstanbul barajları yeterli yağış alarak doldu, fakat hemen doğusu ve güneyi, kısmen Bursa yöresinde, uzun süreli ortalamalara göre aslında yağışlar mevsim normalleri civarında, hatta yer yer kuraklık seviyesinde. Önümüz bahar, günler uzayacak ve sıcaklık artacak. Türkiye’nin güneyi ve batısında nisandan sonra daha çok yerel sağanak oluşur ve  yaz kuraklığıyla buharlaşma  devreye girer.”

Türkeş, barajlarda biriken suyun doğru kullanılması gerektiğinin altını çiziyor: “İstanbul’da çok yoğun nüfus var, su kaynakları üstünde çok yoğun talep var. su kaynakları üstünde talep çok. Barajlarda biriken suyu kuraklık varmış gibi değerlendirmek ve talebi azaltacak, aşırı su kullanımının önüne geçecek önlemler alınması gerekiyor.”

Orman yangınlarına her zamankinden daha iyi hazırlanmalıyız

Akdeniz havzasında yer alan Türkiye, iklim değişikliğinin en fazla etkidiği alanlar arasında. Geçen yıl yaşanan orman yangınlarında iklim krizinin etkisi büyük. Türkeş, önümüzdeki yıl da çıkması muhtemel yangınlara her zamankinden daha iyi hazırlanmamız gerektiği uyarısı yapıyor:

“Akdeniz ikilminin egemen olduğu bölgelerde çıkabilecek yangınların 2021’de Manavgat- Muğla hattında olduğu gibi büyük ve şiddetli hale dönüşme riski artıyor. Akdeniz havzasında sıcak hava dalgaları daha şiddetli ve uzun olabiliyor. İklim değişikliği olmasa bile sıcak ve kuru olan Akdeniz’de tüm bunlar üst üste geldiğinde risk artıyor.”

Yangının çok karmaşık, çok sektörlü bir konu olduğunu ve geniş ele alınması gerektiğini belirten Murat Türkeş, ekokırım faaliyetleri ve arazi bozulmalarının riskleri arttırdığına da dikkat çekiyor:

“Doğal ekosistemin, ormanların bozulması, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri katlayarak artırıyor. İnsanın her yerde, ormanlarda kaçak yapılar kurması, imar barışı gibi uygulamalar, bozulmaları hızlandırıyor.”

“Geçen yıl yaşanan yangın bölgesine baktığımızda, yerleşim baskısı görüyoruz” diyen Türkeş, şunları ekliyor:

Orman içi ve çevresinde yanlış arazi kullanımını Manavgat yangınından sonra tüm Türkiye tartıştı. Burada bahsedilen köyler değil, plansız gelişen kentler, kaçak yapılar, orman içindeki köşkler, yazlıklar…Bunların hepsi ekosistemin, biyoçeşitliliğin, su kaynaklarının bozulmasına sebep olan ek sorunlar yaratıyor. Yanı sıra, yangın çıktığında her yerde ev ve yol olması denetimi zorlaştırıyor.”