Ana Sayfa Blog Sayfa 5327

Almanya’dan ırkçılık karşıtı örnek karar

Almanya diktatörü Adolf Hitler’e “Niye bütün Yahudiler’i öldürmedin?” şeklinde Facebook’ta mektup yazan Bülent I. adlı Türkiye yurttaşı 2400 Euro para cezasına çarptırıldı. Mektubu Facebook’ta yayımlayan Bülent I’nın adresi ve işyerini tespit eden mahkeme, paranın ödenmemesi halinde 40 gün hapis cezası talep etti.

“Geri kalan Yahudileri de niye fırınlara atmayı unuttun?” şeklinde ırkçı ifadeler kullanan Bülent’e mahkeme uzun çalışmaların sonunda ulaştı.

Ancak mektubun ‘suç’ olmayacağı görüşünü savunan hukukçularla mahkeme arasında yeni bir tartışma başladı. Özellikle sosyal paylaşım ağlarına verilen bilgilerin kimlik tespiti yapmaya yeterli olup olmadığı konusu tartışmalara yol açtı.

Kriminal Dairesi’nin girişimleri sonucu Fecabook’taki bilgileriyle Bülent I.’nin kimlik bilgilerinin aynı olduğuna karar veren mahkeme, “Mektup sonunda kamuoyuna açıklanmış ve ifadeler kesinlikle yasalara aykırıdır” hükmüne vardı. Frankfurt havaalanında çalıştığı öğrenilen 32 yaşındaki Bülent I.’ya verilen para cezası ise 2400 Euro.

Türk milliyetçilerinin Kürt ve Yahudi düşmanlığı içeren internet forum sayfalarını da takibe alan Kriminal Dairesi, kimlik tespiti yapma çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Zaten Almanya’daki Yahudi örgütleri, bir süredir internet üzerinden ırkçılık yapan grupların peşine düştü.

Son olarak Berlin Yahudi Cemaati, Yahudiler’e yönelik tehdit yazılanları Almanca’ya çevirerek kimlikleriyle kamuoyuna açıklamıştı ve gerekli hukuki girişimlerin yapılmasını talep etmişti. Şimdiye kadar cemaatin girişimleri sonucu ‘goyim-pracht.blogspot.com/’ adlı forum sitesi kapatıldı. (ANF)

Amargi İzmir militarizmi tartışıyor

Amargi  İzmir, ikincisini gerçekleştireceği karma buluşmada, geçen ay hava mualefetinden dolayı ertelediği militarizm konusuyla devam ediyor. Bu hafta yapılacak etkinlikte Nilgün Toker’in “Anti-militarizm Sorumluluktur” yazısı ile Pınar Selek’in “Türkiyede Özgürlüğü Ararken”  makaleleri yorumlanacak. Bundan sonra karma buluşmalar her ayın ikinci Cumartesi günleri gerçekleşecek. Karma buluşmalara tüm cinsiyet kimlikleri katılabiliyor.

AMARGİ, Sümerce’de özgürlük ve anaya dönüş anlamına geliyor. Bir grup kadın, Türkiye’de biraraya gelerek oluşturduğu özgürlük arayışına bu ismi vermişler. Şimdilik yolculukları İstanbul, İzmir ve Antakya’da devam ediyor. Amargi’nin kadınlara bir daveti var:

“Yaratmaya çalıştığımız bu filizi siz de büyütmek, renklerine yeni renkler katmak, yeni filizler dikmek isterseniz gelin. Etkinliklerimize katılabilir, çalışma gruplarımızın veya komisyonlarımızın toplantılarını izleyebilir, arşivimizi, kütüphanemizi karıştırabilir veya sadece bir çayımızı içip sohbet edebilirsiniz. Elimizden geldiğince çalışmalarımızı yansıtmaya çalıştığımız bu siteyi gezerek feminizme dair Türkiye’de geliştirmeye çalıştıklarımızı öğrenebilirsiniz. Biz Amargi’de hiyerarşi kurmadan örgütlemeye çalışıyoruz. İsteyen her kadın kendi belirlediği biçimlerde bu çalışmanın geliştirilmesine katkıda bulunabilir.”

Ve biraz da akademik bilgi paylaşmışlar:

“Teknik ve araçsal akıl temelinde tesis edilen modern devletin temel niteliğidir militarizm ve modern devlet, kapitalizmin düzen ilkesine göre kurumsallaştırılmıştır. Bu düzen, içinde yer alacak tüm ögelerin yerinin ve işlevinin belirlendiği, dolayısıyla toplumun üyelerinin her birinin düzenin bir parçası olarak işlemesinin sağlandığı bir kontrol düzenidir. İnsanlar arası bağıntının, insanlara ait bir nitelikten değil, onları bir düzen içinde birarada tutan kontrol sisteminden kaynaklandığı bu modern devlet yapısının esası, niteliği bakımından aynılaştırılmış, işlevleri bakımından farklılaştırılmış insan topluluğunu güç ve zor altında birarada tutmak ve zoru, güvenlik ve barış adına meşrulaştırmaktır. Böylece devlet, bir yandan düzene uygun insanı biçimlendirme araçlarını, diğer yandan da bu düzeni muhafaza edecek aygıtları içinde taşıyan örgütlü bir güç olarak kurumsallaşır. “

Amargi İzmir’in etkinliklerine ve Amargi ile ilgili bilgiye ulaşmak için http://izmiramargi.blogspot.com/ ve http://www.amargi.org.tr/  adreslerini takip edebilirsiniz.

Tarih: 08 Ocak 2011 Cumartesi

Saat: 13.00

Yer: Salepçioğlu işhanı Kat:5 D:509

Kemeraltı – Konak

(Yeşil Gazete)

Öğrencinin payına yine su ve gaz düştü

Ankara’da AK Parti binasına yürümek isteyen öğrencilere polis, tazyikli su ve gaz bombasıyla müdahale etti. Öğrenciler buna taş ve sopayla karşılık verdi. Olay yerine giden CHP’li Çetin Soysal da taş yağmuruna tutuldu.

Polisin son günlerde üniversitelere yaptığı müdahaleleri protesto etmek isteyen çeşitli üniversitelerden yaklaşık 500 öğrenci, ODTÜ Kampüsü’nde toplandı.

Öğrenciler, 4 kilometre uzaklıktaki AK Parti Genel Merkezi’ne yürümek istedi.

”Başkaldırıyoruz”, ”Eşit, parasız bilimsel ana dilde eğitim istiyoruz” gibi birçok pankart açan ve slogan atan öğrenciler, kampüsün çıkışına geldi.

Bu sırada, güvenlik, terör ve çevik kuvvet şube müdürlüğüne bağlı çok sayıda polis, kampüsün girişinde önlem aldı.

‘BAŞKALDIRIYORUZ’ BARİKATI
Polis, grubun kampüsten çıkmasını önlemek için panzerlerle yolu kapatırken öğrenciler ”Başkaldırıyoruz” yazan suntadan kalkanlarla üniversite girişine barikat kurdu.

Bir süre barikatın arkasında bekleyen ve çeşitli sloganlar atan öğrenciler, AK Parti Genel Merkezi’ne doğru yürüyüşe geçti.

Güvenlik güçleri, öğrencilerden dağılmalarını istedi. Uyarıları dikkate almayan öğrenciler ile çevik kuvvet ekipleri arasında arbede çıktı.

Polis barikatını aşmak isteyen öğrencilerin taş ve sopalarla saldırması üzerine polis ekipleri tazyikli su ve gözyaşartıcı bombayla müdahalede bulundu.

KAMPÜSE SIĞINDILAR
Kampüse kaçan öğrenciler, tekrar toplanarak yürüyüşe geçti. Öğrenciler, burada da polise taş ve sopalı saldırılarını sürdürdü. Polisin tazyikli su ve biber gazıyla müdahalesi de devam etti.

Olayı görüntülemek isteyen bazı basın mensupları da tazyikli su ve biber gazından etkilendi.

CHP’Lİ VEKİL DE TAŞLANDI
Bu arada, olaylardan sonra CHP Milletvekili Çetin Soysal da ODTÜ girişine geldi. Soysal’a görüşmeye gittiği öğrenciler tepki göstererek, taş atmaya başladı.

Bunun üzerine Milletvekili Çetin Soysal, adeta kaçarak üniversite yerleşkesinden ayrıldı.

Öğrencilerin protestosu sırasında 2 bin 200 polis görev aldı. (Ajanslar)

İspanya’da tiryakiler sigara yasağına direniyor

İspanya’da yeni yılla beraber yürürlüğe giren sigara yasağı halkın tepkisini çekiyor.

Bir çok İspanyalı, görüşlerinin hiçe sayıldığı gerekçesiyle şikayette bulundu.

Ülkenin batısındaki Montejermoso’da Pazar gecesi çıkan bir kavgada aldığı yaralar yüzünden bir bowling salonu sahibinin başına 16 dikiş atıldı.

İşletme sahibinin bir müşteriyi sigarasını dışarıda içmesi için uyarması üzerine çıkan olaylarda üç müşteri de yaralandı.

Bir başka yerde de polis hastanede sigara içen bir adamı tutukladı.

Ülkenin güneyinde bir restoran ise direnişini vitrinine taşımış.

Marbella’daki restoranın camında yasağa kasten karşı çıktıklarını ve mekanın sigara müptelaları için son sığınak olduğunu yazan dev bir afiş bulunuyor.

Kapalı alanlarda sigara içilmesini de yasaklayan düzenleme, Pazar günü uygulanmaya başlanmıştı.

Sıkı düzenlemeler

Yeni yasağı eleştirenler bunun Avrupa’daki en sıkı düzenleme olduğunu söylüyor.

Yeni düzenlemelere göre sadece kapalı alanlarda değil, hastane ve okul önlerinde ya da oyun parklarında da sigara içmek yasaklanıyor.

İspanya Sağlık Bakanı Leire Pajin ise yasağın gayet normal şekilde beklendiği gibi uygulamaya konduğunu belirtirken, toplumu yasağı kıranları ihbar etmeye çağırdı.

Facua adıyla bilinen tüketici grubu, yasağın uygulanmaya başlandığı ilk iki günde 800 şikayet geldiğini bildirdi.

Kendisi de çok az sigara içtiğini söyleyen Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero, bu yasak sayesinde kendisi ve başkalarının da sigarayı bırakmalarını umduğunu söyledi.

Barlardan şikâyet

Sigara yasağı, 2006 yılında kapalı kamusal alanlarda uygulanmaya başlanmıştı.

Kumarhaneler ve barlarda sigara içilebilen alanlara izin verilmesi yönünde sunulan yasa değişikliği teklifi ise reddedildi.

Bar ve kafe sahipleri, yasanın işlerini yavaşlatmasından endişe ediyor.

Resesyonun başlamasından bu yana İspanya’da bar ve kafelerde satışlar yüzde 15 oranında düştü.

Sağlık Bakanlığı ise İspanya’da günde 160 vatandaşın sigarayla ilişkili hastalıklardan ölmekte olduğuna bunlardan dördünün pasif içici olduğuna dikkat çekiyor. (BBC)

Madenciler için kritik gün

Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) bağlı Ege Linyit İşletmeleri Müessese Müdürlüğü,  TKİ ile olan alım sözleşmesinin yenilenmemesi nedeniyle bugün üretimin durduğu Darkale Kömür Madeni’nden alımlara, işçilerin mağdur olmaması için devam edileceğini bildirdi.

Ege Linyit İşletmeleri (ELİ) Müessese Müdürü Hakkı Duran, Uyar Madencilik tarafından işletilen Darkale Kömür Madeni ile yeni alım sözleşmesi için görüşmelerin sürdüğünü belirtti.

Madende sözleşmenin yenilenmemesi üzerine üretimin durmasının, işçiler açısından mağduriyete yol açmasını arzu etmediklerini ifade eden Duran, ”İşçilerin mağdur olmaması için kömür alımına devam edeceğiz. İşçiler işlerine geri dönecekler. Yeni sözleşme için de görüşmeler sürüyor” dedi.

Ege Linyitleri İşletmesi’nden aldığı lisansla 2004 yılından bu yana Darkale Maden Ocağı’nda üretim faaliyetini sürdüren Uyar Madencilik, yıllık ürettikleri 450-500 bin ton kömürü termik santrallerde kullanılmak üzere Türkiye Kömür İşletmesi’ne satıyordu.

TKİ’nin 2 yılda bir yaptığı alım sözleşmesinin yenilenmemesi üzerine, madende bugün itibariyle üretim durdurularak, 750 işçiye ücretsiz izin verilmişti. TKİ’nin 2 yılda bir alım sözleşmesi yaptığını, 31.12.2010’da biten sözleşmenin yenilenmesi için şirket yöneticilerinin TKİ ile görüşme yaptığını kaydeden Sevinç, ”Ancak görüşmeler sonuçsuz kaldı. Sözleşme yenilenmedi. Maden bölgesinde stok alanımız olmadığı için üretimi durdurmak zorunda kaldık. 750 işçiye ücretsiz izin verdik. Sözleşme yenilenmezse maden kapanmak durumunda kalacak” demişti. Sözleşmenin yenilenmemesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yılbaşı gecesi yaptığı ziyaretin bir etkisi olup olmadığı yönündeki soru üzerine Sevinç, ”Bu durumun Kılıçdaroğlu’nun yaptığı ziyaretle ilgisi olduğunu sanmıyorum. Kömür alım fiyatıyla ilgili bir anlaşmazlık söz konusu olabilir” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Sevinç, maden ocağının Ege Linyit İşletmesi’nin denetiminde çalıştığını, çalışma koşulları ve iş güvenliği açısından bir sıkıntısının olmadığını belirterek, ”Ücretsiz izne ayrılan işçilerimiz kaygıyla Ankara’dan gelecek haberi bekliyor. Kışı ortasında işsiz kalmak kötü bir durum ama yapacak bir şeyimiz yok” diye konuşmuştu. (Ajanslar)

Mutki’de insan kemikleri

Bitlis’in Mutki ilçesinde savcılık tarafından boş bir arazide başlatılan kazı çalışmasında 8 insana ait kemik parçaları bulundu.

Alınan bilgiye göre, uzun süreden beri yakınları kayıp olan bazı ailelerin başvurusu üzerine Mutki Cumhuriyet Savcılığı’nın kararıyla Mutki-Kavakbaşı karayolunun 1. kilometresindeki boş bir arazide kazı yapıldı.

Basın mensuplarının alınmadığı ve halen kazı çalışmalarının sürdüğü alanda ilk belirlemelere göre 8 kişiye ait kemik parçaları bulunduğu öğrenildi.

Cumhuriyet Savcısı’nın gözetiminde yapılan kazılardan ortaya çıkan kemik parçalarının Adli Tıp Kurumu uzmanları tarafından incelendiği bildirildi. (Ajanslar)

Tutuklulukta 10 yıl. İnsaf yahu!

Son günlerde tutuklamalar konusunda CMK 102.maddesinin yürürlüğe girmesi ve Yargıtay 9.Ceza Dairesinin verdiği karar ve ardından gelen tahliye kararları gündemde önemli bir yer oluşturdu.

Genel olarak ceza hukukunda ana kural masumiyet ilkesidir. Yani yargılaması yapılıp bir suçtan ceza alınıp kesinleşmediği takdirde herkes masumdur. Bu nedenle ana kural gereği tutuksuz yargılama yapılması esastır.

Bu kural yüzyıllar süren hukukun demokratikleşmesi ve insan hakları mücadelesinin bir sonucudur. Yoksa daha eski çağlara gittikçe sadece suçlanmanın bile ceza verilmeye yeterli görüldüğü, suçlama ile tutukluluğun gerçekleştiği, savunma hakkının olmadığı, işkencede alınan itirafların yeterli kanıt sayıldığı dönemler olmuştur. Engizisyonda geçerli olan bu yöntem bizde 20-30 yıllık yakın bir zamanda sıkıyönetim mahkemelerinde bile geçerli olmuş “işkence ile alınmış ifade gerçek ise kanıttır” ibaresiyle kararlara gerekçe oluşturmuştur.

Toplumsal yaşamın değişmesi ve hak ve özgürlüklerin gelişmesi ile toplumsal dönüşüm Ceza Hukukunda masumiyet ilkesini genel kural haline getirmiştir. Fakat bu kuralın uygulanmasında yargılamanın sağlıklı yapılabilmesi için tedbir amaçlı bazı kısıtlamaların getirilebileceği tüm dünya Ceza Hukuk sistemlerinde kabul edilmiştir. İşte bu tedbirlerden birisi, insan özgürlüğünü kısıtlamayı da yanında getiren tutuklama tedbiridir. Ama bu özgürlüğü baştan kısıtlayan genel kurala aykırı bu durum yasa koyucular tarafından belli kriterlere bağlanmıştır. Bunun nedeni bu önlemin istisnai olarak uygulanması gereği ve insan özgürlüğünü daha ceza almadan kısıtlama olanağı vermesidir.

Bu nedenle tutuklama nedenleri yasalarda açıkça belirlenip gösterilir. Bu konuda özel hükümler konur. Türk Ceza Muhakeme kanununda aşağıdaki hükümlerle tutuklama gerekçeleri gösterilmiştir. Bu hallerde bile kesin tutuklama yapılır demek doğru değildir. Tutuklama kararı verilebilir denilerek tutuklamanın zorunlu olmadığı vurgulanmıştır. İlgili maddeler aşağıdaki gibidir.

TUTUKLAMA NEDENLERİ

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (Madde 76, 77, 78),

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

3. (Ek bent: 06/12/2006 – 5560 S.K.17.md) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

4. İşkence (Madde 94, 95)

5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102),

6. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103),

7. (Ek bent: 06/12/2006 – 5560 S.K.17.md) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

8. Uyuşturucu veya uyarıcı Madde imal ve ticareti (Madde 188),

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (Madde 302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (Madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.

c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci Maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.

d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar.

f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu Maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./11.mad) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

TUTUKLAMA KARARI

Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.

(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır.

(5) Bu Madde ile 100 üncü Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.

Buraya kadar tutuklamanın hangi koşullarda olabileceğini belirten yasa koyucu bununla da yetinmemiş tutukluluğun hangi süreye kadar uygulanabileceği konusunda da aşağıdaki maddeleri yasaya eklemiştir.

TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE

Madde 102 – (1) (Değişik fıkra: 06/12/2006 – 5560 S.K.18.md) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.

(3) Bu Maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.

Madde 252-…………………………..

(2) 250 nci Maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde öngörülen suçlar bakımından, Kanu nda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır

Görüldüğü gibi burada oldukça uzun sürelere yer verilmiştir. Bu sürelerin uzunluğu tutuklamanın peşin bir cezaya dönüşmesine olanak vermektedir. Bu sürelerin mümkün olduğu kadar kısa tutulması gerekirdi. Burada ayrıca bir yorum sorunu ortaya çıkmıştır. Uzatma sürelerini belirleyen ve belli suçlarda 2 katının uygulanacağını söyleyen 252 madde de belirtilen sürenin ne olduğu konusunda hukukçular arasında görüş ayrılıkları belirmiştir. Bu konuda aşağıdaki haberde görüleceği gibi Yargıtay 9.Ceza Dairesi olabilecek en kötü yorumu belirleyerek ağır cezalık işlerde 5 yıl özel bazı suçlarda 10 yıl gibi tutukluluk üst sınırı belirlemiştir.

YARGITAY KARARI…
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, tutukluluk sürelerine ilişkin düzenlemenin 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, dairede temyizde bulunan dosyaları tutukluluk süresi açısından incelemeye aldı.
Maddede belirtilen tutukluluk sürelerine uyan 5 dosyayı elen alan heyet, tahliye taleplerini sonuçlandırdı. Buna göre Daire, CMK’nın 102. maddesindeki ‘Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez’ hükmü ile özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlarda tutukluluk süresinin iki katına kadar çıkarılabileceğine dair yasa hükmü gereğince, tutukluluk süresini en fazla 10 yıl olarak belirledi.

Bu oldukça vahim bir karardır. Tutuklamanın tamamıyla bir istisnai durum olmasını gerektiren masumiyet ilkesinin ruhuna aykırı bir karardır. Burada bir yorum yapılacaksa bunda masumiyet ilkesi göz önünde tutularak ve tutuklamanın istisnai bir yol olması da gözetilerek daha kısa olarak yorumlanması gerekirdi. Benim düşüncem ağır cezalık işlerde en fazla 3 yıl iki katı olarak uygulanacaklarda ise 4 yıl olmasıdır. Çünkü 2 katı uygulanarak zaten istisnanın istisnası uzatma süresi de uygulanmış olmaktadır. Burada daha farklı yorumlarda mümkün olacaktır. Bu yasa maddesinin benim tarafından yapılan bu yorumu bile çok uzun süreler sonucuna götürmektedir.

Ama asıl unutulmaması gereken yasa maddelerini yorumlarken yasanın ve evrensel hukuk kurallarının ruhuna uygun davranmaktır.

Bir insanın özgürlüğünü onunla ilgili bir ceza kararı vermeden uzun süre elinden alamazsınız. Yargılamanın uzun sürmesi bir insanın üzerinde zaten ayrı bir psikolojik sorun yaratırken bir de bu süreyi onu özgürlüklerinden uzaklaştırıp tutuklu olarak geçirmesini sağlamak tek kelime ile insafsızlıktır. Bir de bu insanın bu yargılama sonucu aklanma ihtimali olduğunu da düşünürseniz uzun tutukluluk peşin cezayı geçip haksız bir ceza haline de dönüşebilir.

Bütün bu sorunların çözümü için yapılacak şeyler bellidir. Yargılamaların süresini mümkün olduğu kadar kısaltacak önlemler alınmalıdır. Tutuklama tedbiri ancak istisnai olarak ve çok özel durumlarda gerçekleşmeli bunun yerine kanunda da var olan başka tedbirlerin uygulanması yoluna gidilmelidir. Burada bir sorunda, hakimlerin tutuklama kararı vermek zorunluluğu olmasa da bütün ağır cezalık işlerde sanki zorunluymuş gibi tutuklama kararı verme yönündeki eğilimleridir. Hukuk fakültesinde okurken öğrendikleri Tutuklamanın istisnai olduğu yorumundan vazgeçip sanki her dosyada tutuklama kararı vermek zorunluluğu varmış gibi davranmaları önemli bir sorundur. Aslında pek çok konuda olduğu gibi bu konuda takdir haklarını evrensel hukukun gereklerini ve eğitimlerini göz önünde tutup öyle davransalar sorunların çoğu çözülür. Ama maalesef böyle olmuyor. Bu nedenlerle bu işi takdir yetkisine bırakmadan 102 madde de mevcut tutukluluğun üst sınırları kısaltılmalıdır.

Burada bir başka sorunda insanların bu tip durumlarda kendi konumlarına ve inançlarına göre tavır takınmasıdır. Sadece kendi yandaşlarını etkilediği zaman karşı çıkıp başkalarına uygulandığı zaman ses çıkarmamak ve kendileri için vahim gördükleri suçlarda uygulanmasını savunmak çıkarcı, ikiyüzlü bir davranıştır.

İnsanın özgürlüğü en önemli değerdir. Bu nedenle bunun kısıtlanması ancak kesinleşmiş bir cezadan sonra olmalıdır. Tutuklama ise ancak çok zorunlu hallerde ve makul sürelerde olmalıdır. Ama bu herkes için aynı olmalıdır. Şu suçlarda uygulansın şunlarda uygulanmasın demek de ne toplumsal yarar ne de insani bir duruş yoktur. Adalet, herkes için, eşit biçimde olmalıdır.

Geçmişte terörist sayılanlara uygulansın diye Cmk nun bu yönde değişmesi için baskı yapanlar bu konuda şimdi mağdur olduklarında seslerini çıkartıyorlar. Aynı şekilde Cmk nun iddianame hazırlanma süresini 6 ayla sınırlayan maddesinin makul süreye dönüştürülmesini savunup belirsiz bir hale gelmesinde sorumlu olanlar şu anda iddianamelerin neden geciktiğini sorguluyorlar.

Bu yakınmalarında haklılar. Ama gönül isterdi ki insan hakları savunucuları ve özgürlükçü hukukçular bu konuda görüş belirtirken onların seslerine kulak vermeyi bir deneselerdi ve hukukun demokratikleşmesinden ve özgürlükleri korumasından yana tavır takınsalardı.

Hukuk herkese bir gün lazım olur. Bu yüzden hepimiz onun insan hak ve özgürlüklerine uygun hale gelmesi için elimizden geleni yapmalı ve bu konuda hak ve adalet kavramından başka bir kriter aramamalıyız. Bu noktada buluşmak umudu ile…

Son Dakika! Ankara’da öğrencilere sert müdahale

Ankara’lı öğrenciler bugün “Başkaldırıyoruz” sloganı altında hükümeti, polisi ve YÖK’ü protesto etmek amacıyla ODTÜ kampüsünden AKP Genel Merkezi’ne yapmak istedikleri protesto yürüyüşüne polisin sert müdaheli geldi. Polis öğrencileri tazikli su fışkırtarak dağıtmaya çalışıyor. Polisle karşı karşıya gelen öğrenciler zor anlar yaşıyor.

(Yeşil Gazete)

Üniversite Konferansı 7 Ocak’ta Beşiktaş’ta

Üniversite Konferansı 7 Ocak 2011 Cuma günü, Beşiktaş-Akatlar’daki MKM-Mustafa Kemal Merkezi Atilla İlhan Salonunda gerçekleşecektir. Üniversitenin sorunlarının masaya yatırılacağı konferansa bütün üniversiteliler davetlidir.

Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe’de öğrenciler ile gerçekleştireceği toplantıya davet edilmeyen AKP’ye muhalif  öğrenciler 7 Ocak da Beşiktaş MKM’de bir konferans düzenleyecek.

Akademisyenlerin  ve üniversite çalışanlarının da yer alacağı konferansta AKP’nin gündeminde yer almayan ancak üniversitenin asli sorunları olan geleceksizlik, demokrasi,YÖK’ün kapatılması , paralı eğitim ve üniversite sosyal yaşamı gibi bir dizi konu başlığı üzerinden tartışmalar yürütülecek.

Konferansta Eğitim-Sen İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şubesi, Üniversite Öğretim Elemanları Derneği ve Üniversite Konseyleri Derneği de yer alacak.

Öğrenci Kolektifleri, TKP’li Öğrenciler , Gençlik Muhalefeti, Emek Gençliği ve Genç-Sen tarafından çağrıcılığı yapılan konferansa bütün üniversiteliler davetlidir.

detaylı bilgi: www.universitekonferansi.org

Fenerbahçe’den Galatasaray’a transfer

0

Galatasaray, Fenerbahçe’den ayrılan Kazım Kazım ile 3.5 yıllık sözleşme imzaladı. Milli oyuncu Galatasaray kampına katılmak için Antalya’ya geldi.

Kabus gibi bir ilk yarı geçiren Galatasaray, devre arasındaki ilk transferini gerçekleştirdi. Sarı-kırmızılı takım, Fenerbahçe’yle sözleşmesi fesh edilen Kazım Kazım ile 3.5 yıllık sözleşme imzaladı.

Milli oyuncu 2010-2011 sezonu için 625.000 Euro ve 15.000 Euro maç başı ücreti, 2011-2012 sezonu için 1.250.000 Euro ve 16.000 Euro maç başı ücreti, 2012-2013 sezonu için 1.250.000 Euro sabit ve 17.000 Euro maç başı ücreti, 2013-2014 sezonu için 1.250.000 Euro ve 17.500 Euro maç başı ücreti alacak.

KAMPA KATILMAK İÇİN ANYALYA’DA
Galatasaray’ın yeni transferi Kazım Kazım, devre arası kamp çalışmalarına katılmak için Antalya’ya geldi.

Fenerbahçe ile karşılıklı olarak sözleşmesini feshederek Galatasaray’a transfer olan Kazım Kazım’ı, Antalya Havalimanı’nda çok sayıda gazeteci karşıladı.

Orta saha oyuncusu, gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakırken, sarı-kırmızılı kulüp yetkilileriyle birlikte bir otomobille Galatasaray’ın kamp yaptığı Rixos Lares Otel’e gitti.

Kazım Kazım’ın yarın sabah yapılacak antrenmana katılması bekleniyor.

BERK İSMAİL ÜNSAL TRANSFER EDİLDİ
Galatasaray, TFF 3. Lig ekibi Gaziosmanpaşaspor’dan Berk İsmail Ünsal’ı kadrosuna katarken, genç oyuncusu Anıl Dilaver’in ise sözleşmesini uzattı.

Galatasaray Sportif Sınai ve Yatırımlar A.Ş.’den İMKB’ye yapılan açıklamada, Gaziosmanpaşaspor’dan transfer edilerek 2,5 yıllık sözleşme yapılan Berk İsmail Ünsal karşılığında kulübüne 400 bin TL ödeneceği, oyuncunun 6 bin TL peşinat, 3 bin TL aylık maaş ve 2 bin TL de maç başı ücreti alacağı belirtildi.

Açıklamada, Sarı-kırmızılı ekibin genç oyuncularından Anıl Dilaver’in sözleşmesinin 2014-2015 sezonu sonuna kadar uzatıldığı da kaydedilerek,   Dilaver’e 2010-2011 sezonunda 50 bin TL, 2011-2012 sezonunda 100 bin TL, 2012-2013 sezonunda 150 bin TL, 2013-2014 sezonunda 200 bin TL ve 2014-2015 sezonunda 250 bin TL sabit transfer ücreti ödeneceği, oyuncunun sözleşme süresince maç başına 4 bin TL ve aylık olarak da ilgili sezonlar için sırasıyla 4 bin TL, 5 bin TL, 6 bin TL, 7 bin TL ve 8 bin TL ücret alacağı ifade edildi.

FENERBAHÇE  İLE SÖZLEŞMESİ  KARŞILIKLI FESHEDİLDİ
Fenerbahçe, milli futbolcu Kazım Kazım’ın sözleşmesini feshetti.

Sarı-lacivertli kulüpten henüz resmi bir açıklama yapılmazken, Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmi internet sitesinin oyuncu transfer hareketleri bölümünde, Kazım Kazım’ın 3 Ocak Pazartesi (dün) itibariyle Fenerbahçe Kulübü’yle sözleşmesinin karşılıklı olarak feshedildiği belirtildi.

Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, daha önce Kazım’ın ikinci yarıda takımla birlikte olmayacağını açıklamıştı. (Ntvspor)