Ana Sayfa Blog Sayfa 5247

Bahreyn’de göstericilere ağır silahlarla operasyon

Bahreyn'de bugünkü operasyonlarda polisin bir göstericinin göğsüne yakın mesafeden ateş ettiğine dair bu görüntü El Cezire'de yayınlandı

Bahreyn’de hükümet bugün göstericilere yönelik operasyonların şiddetini arttırdı. Güvenlik güçlerinin göstericilere karşı canlı mermi de kullandığı haberleri geliyor. Operasyonun ardından sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Başkent Manama’da İnci Meydanı, sabah saatlerinde âdeta bir savaş alanına döndü. Ağır silahlarla donanmış yüzlerce güvenlik görevlisi göstericilere güç kullanarak müdahale etti. Rejim değişikliği ve reform talepleriyle haftalardır meydanda çadır kuran protestoculara göz yaşartıcı bombalar atıldı.

Muhalif hareketin bir lideri BBC’ye yüzlerce kişinin yaralandığını ve en az beş kişinin öldüğünü söyledi, El Cezire ise 2 ölü ve çok sayıda yaralı olduğunu haber verdi.

İnci Meydanı’nda şimdi panzerler bekliyor. Civar yollarda ise makineli tüfek taşıyan görevlilerin yer aldığı araçlar dolaşıyor. Bölgede çok fazla insana rastlanmıyor.

Görgü tanığı Seyid El Alevi, yaşananları “Sabahtan beri gördüğümüz şeyler inanılmaz. Apaçi savaş helikopterleri, meydandan insanlara doğru harekete geçen askerler… Yaralıları taşımak için ambulansların geçmesine bile izin vermiyorlar. Hastanelerde doktorların içeri girmesine izin verilmiyor. Doktorlara saldırılıyor. Tüm dünyadaki insanlardan bize yardım etmelerini istiyoruz. Bizler barış yanlısıyız. Sadece haklarımızı istiyoruz başka bir şey değil” sözleriyle özetledi.

Suudi askerleri katıldı mı belli değil

İnci Meydanı’ndaki askerî harekâta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen askerlerin de dâhil olup olmadığı bilinmiyor. Pazartesi günü Bahreyn Kralı’nın talebi üzerine toplam bin 500 yabancı asker ülkeye giriş yapmıştı. Ancak bu askerleri taşıyan araçlarda kimliklerini belli edecek bir işaret bulunmuyor.

Ülkedeki en büyük muhalif grup El Vefak, BM’ye bir kez daha Bahreyn halkını korumak için harekete geçmesi çağrısında bulundu. El Vefak lideri Şeyh Ali Selman, “Körfez ülkeleri güçlerinin iç çatışma yaşayan bir ülkeye gelmeleri yanlış bir karardı. Sonuçta dışarıdan bir saldırı söz konusu değildi. Tam aksine radikal siyasi reformların talep edildiği barışçıl gösteriler yapılıyordu. Körfez ülkelerinin askerlerini göndermek yerine reformları desteklemeleri daha iyi olurdu. Bu, bölgedeki insanlar arasında nefreti körükleyen bir harekettir” şeklinde konuştu. (DW, BBC)

Çin yeni nükleer santral planlarını askıya alıyor

0

Japonya’da yaşanan nükleer kazalardan sonra nükleer programlarını gözden geçiren ülkelerin sayısı artıyor.

Çin hükümeti bugün yaptığı açıklamada yeni nükleer santral yapımı projelerinin güvenlik standartları gözden geçirilinceye kadar askıya alınacağını söyledi. Çin Devlet Konseyi çalışmakta olan ve yapımı süren nükleer santrallarda da güvenlik denetiminin yapılacağını açıkladı.

Bu açıklamaların devletin halkın Japonya’da yaşanan kazadan sonraki tepki ve kaygılarını yatıştırma amaçlı olduğu söyleniyor.

Halen elektrik enerjisinin %2’ye yakınını karşılayan 11 nükleer reaktör bulunan Çin’de büyük çaplı bir nükleer program yürütülüyor. Şu anda bütün dünyada yapımı sürmekte olan 65 nükleer reaktörün 27’si Çin’de bulunuyor.

(Yeşil Gazete)

China Daily ve Huffington Post’tan derlenmiştir.

Japonya sallanmaya devam ediyor!

11 Mart Cuma gün meydana gelen ve ülkenin tüm altyapısını neredeyse kullanılmaz hale getiren 9.0 şiddetindeki trajik Kanto-Tohoku depremini takip eden artçı şoklar halen devam ediyor. Japonya bu depremden beri bir salıncak gibi sallanıyor. Artçı şokların bazıları tek başına bile ciddi hasarlar verecek büyüklükte!
Cuma gününden beri Japonya’nın doğu kıyılarında şiddeti 4.0 ile 7.0 arasında değişen yüzlerce artçı şok yaşandı. Yukarıdaki fotoğraf artçı şokları gösteriyor.

Fotoğraftaki sarı yuvarlak Kanto-Tohoku depremini gösterirken geriye kalan yüzlerce kırmızı yuvarlak artçı depremleri gösteriyor. Fotoğraftaki yuvarlakların boyutu artçı şokların boyutlarına göre sıralanmış durumda. Yuvarlaklar büyüdükçe artçı şokların büyükleri artıyor.

Kanto Tohoku Depremi
9.0 şiddetinde meydana gelen deprem, Japonya gibi depremlere alışkın bir ülkenin bile belini bükmüş durumda. Deprem ülkede son 140 yılda görünen en büyük deprem olarak tarihe geçti.
Deprem ve tetiklediği tsunami yüz binlerce insanı yerinden etti. Halen 10.000’den fazla insandan haber alınamıyor. Depremde ölenlerin sayısının 50.000’e ulaşmasından korkuluyor.

Deprem ile Dünya’yı Nükleer Korku da Sardı!
Ülkenin doğusunda ve depremin meydana geldiği bölgenin yakınlarında bulunan Fukuşima Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlamalar ve radyoaktif sızıntı sadece Japonya’yı değil tüm doğu pasifik kıyılarını tehtid etmeye devam ediyor.

 

(Yeşil Gazete)

Fukuşima’da kaza müdahaleyi engeller boyutta..

Daha önce açıklandığının aksine, heliköpterle su taşıyarak hasarlı 3 numaralı reaktörü soğutma girişiminin iptal edildiği açıklandı. Gerekçe olarak gösterilen sebep ise kazanın ulaştığı boyutları gözler önüne seriyor. Müdahale edilecek üstünden buhar yükselen 3 numaralı reaktörün üstünde radyasyon seviyesi Japon askeri kuvvetlerinin her hangi bir görevde maruz kalmalarına izin verilecek en yüksek doz olan saatte 50 mSv’in üzerinde olarak açıklandı. Tam rakam ise verilmiyor. Saatte 10 mSv ölümcül bir doz.

askerlerin göreve çıkmasına izin verilen seviyenin üstünde radyoaktivite sözkonusu

Uluslarası Atom Ajansı’nın haberine göre yetkililer reaktör 3 ve 4’e yerden su sıkmaya hazırlanıyor. Ancak 3. reaktöre yapılacak su sıkma işleminden önce 14 Mart patlamasından arda kalan yıkıntıların bazılarının temizlenmesi gerekiyor. Japonya hükümet sözcüsü Edano’nun son açıklamasına göre 3 numaralı reaktörde dün geceyarısı yangınla tespit edilen deliğin ciddi boyutta olma riski düşük. Açıklamadaki bir diğer endişe verici beyan ise, hükümetin nükleer felaket çalışma gurubunun analizlerine göre, çıkan buhar muhtemelen reaktör binasındaki atık havuzundan geliyor. Bu da 4. reaktör binasındaki atık soğutma probleminin benzerinin 3. reaktörde de yaşanıyor olabileceğine işaret ediyor.

Açık Radyo’da konuşan Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, taşıma suyla zaten reaktörlerin soğuması için gereken miktarın sağlanamayacağını söylemiti.

(Yeşil Gazete, NHK, Kyodo News, Açık Radyo)

Anadolu Ajansı’nda grev

0

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Anadolu Ajansı (AA) Genel Müdürlüğü ile 20 bölge ve büro müdürlüğüne “grev” kararını astı. Ankara’da AA Genel Müdürlüğü binasına grev kararını asan TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, özlük haklarını ve iş güvencesini yok etmeyi amaçlayan maddeleri kabul edemeyeceklerini belirterek, “Grev kararını asmak bizim arzumuz değildi, ama haklarımızın alınmasına da izin veremezdik” dedi.

‘GREV KARARINI BİZ İSTEMEDİK AMA…’

AA Genel Müdürlüğü önünde açıklama yapan TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi, AA çalışanlarının hak arayışında yeni bir sürece girdiğini, gazetecilerin “özgürlük” isteğiyle alanlarda haykırdığı bugünlerde kendilerinin de hiç arzu etmedikleri halde grev kararını asmak zorunda kaldıklarını söyledi.

3 Kasım 2010’dan beri yürütülen TİS’de 41 maddede anlaştıklarını, 20 maddede ise uzlaşma sağlanamadığını belirten İpekçi, “İşveren temsilcilerinin AA çalışanlarının özlük haklarını ve iş güvencesini yok etmeyi amaçlayan uzlaşmaz tutumu, bizi grev kararı almaya zorladı” dedi.

Emek örgütlerinden ortak açıklama: Susmayacağız

0

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin karanlık bir döneme girdiğini belirterek, 18 Mart Cuma günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de alanlara çıkacaklarını duyurdu. ‘Susmayacağız’ diyen 4 örgüt tüm emek örgütlerine ‘güçlerimizi birleştirelim’ çağrısı yaptı.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 18 Mart Cuma günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleştirecekleri eylemlere ilişkin yaptıkları yazılı açıklamada “AKP ‘ileri demokrasi’ masallarıyla tüm temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alarak kendi derin devletini yaratmaya çalışmaktadır” dedi. Açıklamada, “Emek-meslek örgütlerine, demokrasi güçlerine, insandan, emekten ve özgürlüklerden yanayım diyen siyasal partilere, susmayacağız diyen herkese çağrımızdır. Karanlığa ve baskılara karşı özgür, laik, demokratik ve bağımsız bir Türkiye için susmanın değil ses çıkarmanın zamanıdır” denildi.

DARBE DÖNEMLERİNİ ARATMIYOR

AKP’nin, sermaye yanlısı ekonomi politikaları ve kendi ideolojisini topluma dayatma doğrultusundaki iki yönlü saldırısını arttırarak sürdürdüğü vurgulanan açıklamada, hükümetin “ileri demokrasi” masallarıyla tüm temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alarak kendi derin devletini yaratmaya çalıştığı belirtildi. Referandum sürecinde “AKP’nin istediği değişimlerin 12 Eylül Anayasasından bir farkının olmadığı, yeni bir vesayet sistemi oluşturulacağı ve yeni hak kayıplarına zemin hazırladığı” uyarısında bulunduklarını hatırlatan 4 kurumun açıklamasında, aradan uzun bir süre geçmeden AKP’nin darbe dönemlerini aratmayan yöntemlerle emekçilere, gençlere, gazetecilere yönelik saldırılara giriştiği, muhalefeti sindirmeye yönelik baskı politikalarına hız verdiği dile getirildi.

SIRA KİMDE?

Açıklamada, “İnsanların kendini savunma hakkının dahi elinden alındığı, daha yargılama gerçekleşmeden medya kanallarında suçlu ilan edildiği, sınır tanımaz bir hukuksuzluğun hüküm sürdüğü, adeta kimsenin nefes alamadığı, yeni bir otoriter yönetimin oluşturulduğu bir sürece girildiği” ifade edildi. Referandumun hemen ardından bilimsel, parasız ve anadilinde eğitimi savunan öğrencilerin  polis şiddeti ve tehditlerle sindirilmeye çalışıldığı hatırlatılan açıklamada, “Sermayenin istemleri doğrultusunda kabul edilen ‘torba yasa’ ile emekçilerin haklarına yönelik yeni saldırılar gerçekleştirildi; buna direnen emekçilerin önlerine barikatlar kuruldu. Kürt sorununda bir tasfiye operasyonuna dönüştürülen ‘demokratik açılım’ sürecinin sonucunda yeni bir çatışma ve savaşın eşiğine gelindi. Düşüncelerini açıklayan, AKP’nin düzenini ve cemaati eleştiren gazeteciler ‘terör örgütü’ üyeliğinden gözaltına alınarak tutuklandı” denildi. AKP’nin kendi medyasını, polisini, yargısını yarattığına vurgu yapılan açıklamada, AKP’nin, “Herkesi dinleyen ve izleyen büyük bir gözaltı düzeni, kendisine biat eden bir toplum yaratmaya çalıştığı” kaydedildi. Açıklamada, AKP politikalarına karşı çıkan herkesin şimdi sıranın ne zaman kendisine geleceğini düşündüğü ifade edildi.

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ!

“Sözün bittiği yerdeyiz” denilen açıklamada şöyle denildi: “Şimdi ya ses çıkararak demokrasi ve özgürlüklerimizi savunacağız ya da sıranın kendimize gelmesini bekleyerek suskunluk içinde boğulacağız. Her geçen gün büyüyen bu karanlığa ve baskılara karşı özgür, laik, demokratik ve bağımsız bir Türkiye için şimdi susmanın değil ses çıkarmanın zamanıdır. Şimdi birlikte ses çıkarmanın zamanıdır.” Açıklamada bütün emek ve meslek örgütlerine, demokrasi güçlerine, ‘insandan, emekten ve özgürlüklerden’ yanayım diyen siyasi partilere, “Susmayacağız” diyen herkese 18 Mart Cuma günü saat 12.30’da Ankara, İstanbul ve İzmir’de eş zamanlı yapılacak basın açıklamalarına katılım çağrısı yapıldı. (Evrensel, TTB)

-Yeşil Gazete-

Bolt’tan sonra en hızlısı artık Türkiyeli

0

Usain Bolt’tan sonra 200 metrede dünyanın hızlı ikinci ismi olan atlet, Türk vatandaşlığına geçti…

Dünya rekortmeni Jamaikalı sprinter Usain Bolt’tan sonra 200 metrenin en hızlı atleti unvanına sahip Ramil Guliyev’in Türk vatandaşı olabilmesi için gerekli yazı, İçişleri Bakanlığı Nüfus Müdürlüğü’nden çıktı. Rusya’nın da taliplisi olduğu Fenerbahçeli atletin dosyası, aylardır nüfus müdürlüğünde onay bekliyordu.

Dünyanın en yetenekli genç sprinterleri arasında gösterilen Guliyev, 2009 Dünya Üniversiteler Yaz Oyunları’nda 200 metrede elde ettiği 20.04’lük derecesiyle, Usain Bolt’tan sonra pistlerin en hızlısı olmuştu. Avrupa gençler şampiyonluğu bulunan ve iki yıldır Fenerbahçe adına yarışan 20 yaşındaki atlet, ay-yıldızlı forma uğruna 2010 Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda ve 2011 Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası’nda Azerbaycan forması giymedi.

Pekin-2008’de Usain Bolt’un dünya rekoru kırdığı 200 metre finalindeki tek beyaz atlet Guliyev, 2012 Londra Olimpiyatı’nda ay-yıldızlı formayla koşabilecek.

Tayfur 410 gün sonra sürücü koltuğunda

0

Beşiktaş’ta Bernd Schuster’in görevinden ayrılmasının ardından teknik direktörlüğe getirilen Tayfur Havutçu, 19 Mart Cumartesi günü oynanacak Kayserispor maçıyla tam 410 gün sonra takımın başında sahaya çıkacak.

Beşiktaş’ta Bernd Schuster’in görevinden ayrılmasının ardından teknik direktörlüğe getirilen Tayfur Havutçu, 19 Mart Cumartesi günü oynanacak Kayserispor maçıyla tam 410 gün sonra takımın başında sahaya çıkacak.

Daha önce yine görevinden ayrılan Jean Tigana ve hastalığı nedeniyle bir hafta takımın başında bulunamayan Mustafa Denizli dönemlerinde sahaya tek sorumlu olarak çıkan Havutçu, uzun bir aradan sonra yeniden takımın başında yer alacak.

Fransız teknik adam Tigana’nın ayrılmasından sonra 19 Mayıs 2007’de Ankaraspor, 25 Mayıs 2007’de de Kayserispor maçlarında takımı yöneten Havutçu, geçen sezon da Mustafa Denizli’nin operasyon geçirmesinin ardından 5 Şubat 2010’da Gençlerbirliği maçında takımın başına geçmişti.

Beşiktaş, Havutçu’nun teknik sorumlu olarak çıktığı 3 maçın 2’sini kazanırken, 1’ini ise kaybetmişti.

Havutçu yönetiminde 2007’de evinde Ankaraspor’u 2-1 mağlup eden siyah-beyazlılar, deplasmanda Kayserispor’a ise 3-0 yenilmişti. Beşiktaş, geçen sezon İstanbul’da Havutçu yönetiminde çıktığı maçta Gençlerbirliği’ni 4-1 mağlup etmeyi başarmıştı.

CHP’den kademeli bedelli teklifi

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) sunacağı bedelli askerlik yasa teklifinin ayrıntılarını açıkladı. Buna göre 1983 yılından önce doğan ve yıllık geliri 12 bin TL’nin altında olanlar, hiçbir bedel ödemeden 21 gün askerlik yapacak.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, bedelli askerlik teklifiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

Hamzaçebi, özetle şunları söyledi:

“Bizim teklifimiz, önceki tekliflerden farklı. Teklifimizi gençlerin çalışma hayatından koparılmaması olarak nitelendiriyoruz. Türkiye, askerlik süresini kısaltmak zorundadır. Yasa teklifini Meclis Başkanlığı’na verdik.

Gelir düzeyi 12 bin TL’nin altında olan gençlerimiz 1 Ocak 1983’ten önce doğanları esas aldık. Bu vatandaşlarımız herhangi bir bedel ödemeden 21 günle askerliğini yapmış sayılacaklardır. Geliri yıllık 12-25 bin TL arasında olanların ödeyeceği bedel 7 bin 500 TL. 25 binin TL’nin üzerinde olanların ödeyeceği bedel ise 15 bin lira olacaktır. Kademeli ücretlendirme öngördük.

Buradan elde edilecek gelirin, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na aktarılması, yurt yapımında kullanılmasını önerdik.

Başta AK Parti olmak üzere bütün partilere çağrıda bulunuyorum, seçim için Meclis faaliyetleri sonlandırılmadan bu teklifi yasalaştıralım. Bu, parlamentonun vereceği bir karardır.”

-Yeşil Gazete-

Vicdani retçi Halil Savda yeniden hapis cezası ile karşı karşıya

Türk Ceza Kanunu’nun 318. Maddesi uyarınca ‘halkı askerlikten soğutma’ suçlamasıyla mahkûm edilen vicdani retçi ve insan hakları savunucusu Halil Savda, 100 gün hapis cezası ile karşı karşıya. Cezası 30 Kasım 2010 tarihinde Yargıtay tarafından onaylandı ve 15 Şubat 2011 tarihinde Halil Savda’ya bildirildi.

Uluslararası Af Örgütü, bu davada olduğu gibi vicdani ret hakkını destek amacıyla yapılan kamuoyu açıklamalarının ardından adil olmayan yargılamalara neden olan 318. Maddenin ifade özgürlüğü hakkını doğrudan ve yasal olmayan bir şekilde kısıtladığını düşünmektedir ve maddenin kaldırılması çağrısında bulunmaktadır.

Halil Savda’ya verilen ceza ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmektedir. UAÖ, yetkililere Savda’nın cezaevine gönderilmemesi için çağrıda bulunmaktadır. Cezaevine gönderildiği takdirde, Uluslararası Af Örgütü Halil Savda’yı düşünce mahkûmu olarak kabul edecek ve kendisinin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep edecektir.

Halil Savda

 

Savda’ya verilen hapis cezasının onanması Türkiye’de yetkilileri zorunlu askerliğe karşı vicdani ret hakkını tanımaya çağıran Halil Savda ve diğer aktivistlerin maruz kaldıkları adli tacizin bir devamı niteliğindedir.

Halil Savda’ya 318. Madde uyarınca açılan ve hapis cezası almasına neden olan dava, 2006 yılında İsrail’in Lübnan’a düzenlediği ve 34 gün süren saldırıya katılmayı reddeden iki İsrailli vicdani retçiye destek olmak amacıyla yaptığı basın açıklamasına dayanmaktadır.

Halil Savda bir vicdani retçi olarak askerlik yapmayı reddettiği için defalarca mahkûm edildi. 2004 yılında vicdani reddini açıklamasının ardından, dört defa gözaltına alınarak askeri cezaevinde toplam 17 ay tutulmuştur. 2008 yılında askerliğe elverişli olmadığına karar verilmesinin ardından vicdani retçi olarak maruz kaldığı yargılamalar son bulmuştur.

Halil Savda defalarca Türkiye’de sivil bir alternatifin olmadığı zorunlu askerlik hizmetine karşı vicdani ret hakkını savunmaktan vazgeçmeyeceğini belirtmiştir.

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de zorunlu askeri hizmetine karsı vicdani ret hakkını desteklemek amacıyla sesini yükselten kişilerin giderek artan bir şekilde hukuki olarak taciz edilmelerinden kaygı duymaktadır. UAÖ, 318. Maddenin acilen kaldırılmasını talep etmektedir.

Uluslararası Af Örgütü, 318. madde uyarınca açılan davaların ifade özgürlüğü hakkını düzenleyen ve Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesini ve Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme’nin 19. maddesini doğrudan ihlal ettiğini düşünmektedir.

Uluslararası Af Örgütü

Uluslararası Af Örgütü, vicdani retçiyi, vicdanı ya da inancı nedeniyle askerlik hizmetini yapmayı ya da savaşta ve silahlı çatışmalarda herhangi bir şekilde doğrudan veya dolaylı yer almayı reddeden kişi olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, savaşlara genel olarak katılmayı reddetmese bile amacına, sürdürülüş biçimine katılmadıkları için herhangi bir savaşa katılmayı reddeden kişileri de içermektedir. Uluslararası Af Örgütü, askeri hizmete karşı vicdani ret ya da alternatif sivil hizmet hakları tanınmadığı için tutuklanan ya da gözaltına alınan kişileri düşünce mahkûmu olarak kabul ediyor. Eğer vicdani nedenlerle askerlikten muaf olmak için makul yollar izlemişlerse, askeri birimlerini izin almadan terk eden ve bu yüzden hapse mahkûm edilen kişileri de düşünce mahkûmu olarak kabul ediyor.

(Yeşil Gazete, www.amnesty.org.tr)