Ana Sayfa Blog Sayfa 5063

12 Eylül’ü taşlarla savundular

Bursa‘da bazı sendika ve partilerden üyelerin katılımıyla düzenlenen 12 Eylül 1980 askeri müdahalesini protesto yürüyüşüne bozkurt işareti yapan bir grup saldırdı.

Fomara Meydanı‘nda toplanan bir grup, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesini protesto etmek için Kent Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Bir süre sonra toplanan başka grup, yürüyüşe katılan bazı siyasi partiler, sendika ve örgütlerin temsilcilerini taşladı.

Ancak bir süre sonra, karşıt gruplar arasında tekrar arbede çıktı. Devam eden olayların ardından yürüyüşü sürdüren grup, polis eşliğinde Santral Garaj’daki BDP binasına yürüdü. Gruptakiler, BDP’ye ve parti binasının bulunduğu apartmana girdi. Ardından çevrede bekleyen karşıt grup, polis ekiplerince dağıtıldı. Yaşanan arbedede birçok kişi gözaltına alındı.

CHP’den hükümete nükleer çağrı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Fransa’da bir nükleer santralde meydana gelen patlamanın ardından Hükümet’i nükleer santral projelerini durdurmaya çağırdı.

Tekin, Fransa’da bir nükleer santralde meydana gelen patlama üzerine yazılı bir açıklama yaptı. Fransa’daki patlamanın, tüm Avrupa’nın olduğu gibi tüm dünyanın da dikkatlerini yeniden nükleer santraller konusuna çevirdiğini belirten Tekin, Fransa’nın nükleer tesisler hakkında örnek gösterilen ülkelerden biri olmasının endişeyi daha da ciddi hale getirdiğini vurguladı.

Japonya’da Fukişima nükleer santralinin hasar görmesinin ve dışarıya sızan radyasyon felaketinin ardından tüm dünya ülkelerinde nükleer santrallerin geleceğini tartışmaya başlandığına dikkat çeken Tekin, şunları kaydetti: “Hükümetler nükleer projelerini askıya aldılar. Tek bir istisna oldu; o da Türkiye. Japonya’da yaşanan felaketin ardından nükleer enerjinin güvenilirliğini ve maliyetlerini yeniden tartışmaya başlayan Avrupa, Türkiye’nin nükleer santral kurma konusundaki ısrarını şaşkınlıkla izliyor. Türkiye kamuoyundaki tüm muhalefete rağmen nükleer tutkusundan vazgeçmeyen hükümeti ve hükümetin nükleer temsilcisi Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız’ı ‘nükleer yalanlara’ son vererek projeleri durdurmaya çağırıyoruz.”

(gazete5)

Ülkücü çeteden suç raporları

Ankara’da, ’gasp, yaralama, tehdit, şantaj, öğrencilerden haraç toplama, darp’ gibi suçlara karıştıkları iddia edilen çeteye yönelik yapılan operasyonda, aralarında Ankara Ülkü Ocağı Başkanı Necmi Yıldırım’ın da bulunduğu 36 kişi gözaltına alındı.

Radikal Gazetesi’nden Fevzi Kızılkoyun’un haberine göre çetenin, üniversitede küpeli ve uzun saçlı erkekleri, mini etek giyen kızları tehdit ettikleri, Ramazan ayında oruç tutmayan öğrencileri de dövdükleri iddia edildi. Çetenin, PKK’nın Silvan saldırısından sonra BDP Genel Merkezi’ne yönelik saldırı da planladıkları öne sürüldü.

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mehmet Özgür tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube ekipleri, çeteye yönelik operasyon başlattı. Yaklaşık 8 aylık teknik takip sonrası yapılan operasyonda, Ankara Ülkü Ocağı Başkanı Necmi Yıldırım, yardımcıları Ahmet Y., Coşkun D., ’fakülte reisleri’ olarak anılan Şeref D., Sait B. ile Ülkü Ocağı üyesi 21 öğrenci olmak üzere, toplam 36 kişi gözaltına alındı.

SUİKAST SİLAHI, CASUS KULLAKLIK, SAMURAY KILICI ELE GEÇİRİLDİ
Operasyonda, Ankara Ülkü Ocakları merkezi de dahil olmak üzere 40 ev ve işyerinde yapılan aramalarda, adeta cephanelik ele geçirildi. Baskında 10 ruhsatsız tabanca, 6 av tüfeği, 7 kuru sıkı tabanca, sallama tabir edilen bıçaklar, samuray kılıcı, telsiz, polis copu, elektro şok cihazı, göz yaşartıcı sprey, çok sayıda senet, silahlara ait fişek ve kurşunlar, çok sayıda bilgisayar ve laptop, flaş bellekler, hafıza kartları ele geçirildi.

Bu arada ele geçirilen malzemeler arasında bir süikast silahı ile ’casus kullaklık’ diye tabir edilen yakın mesafe kulak içi dinleme cihazı ve komiser apoletlerinin ele geçirilmesi dikkat çekti.

Şüphelilerin, ele geçirilen casus kulaklık ile başta KPSS’lerde olmak üzere diğer sınavlarda kopya iddialarına da karışıp karışmadıkları araştırılıyor.

KÜPELİ VE MİNİ ETEKLİ ÖĞRENCİLERE DAYAK
Çete üyelerinin, Ankara’daki üniversitelerde küpeli ve uzun saçlı erkekleri tehdit ederek dövdükleri iddia edildi. Gazi Üniversitesi’nde küpeli bir öğrenciyi kazan dairesine çeken çete üyelerinin, küpeyi çekip öğrencinin kulak memesini kopardıkları kaydedildi.

Bu arada çete üyelerinin mini etek giyen kızları da tehdit ettiği, dikkate almayan kız öğrencileri tartakladığı iddia edildi.

Ramazan ayında oruç tutmayan öğrencileri de tehdit eden çete üyelerinin, bu öğrencileri de tehdit ederek tartakladıkları öne sürüldü.

Teknik takibe takılan ve oruç tutmayan öğrencileri döven çete üyelerinin, kendilerinin oruç tutmadığı ve Ramazan ayında içki içtikleri de polis kayıtlarına geçti.

BDP GENEL MERKEZİ’Nİ TARAYACAKLARDI
Çetenin, PKK terör örgütünün Silvan saldırısından sonra BDP Genel Merkezi’ne yönelik saldırı da planladıkları öğrenildi. Polisin teknik- takibine takılan çete üyelerinin, olayın meydana geldiği günün akşamı BDP Genel Merkezi’ni ağır silahlarla taramak istedikleri, ancak polisin burada aldığı geniş güvenlik önlemlerini gördükten sonra bu planlarından vazgeçtikleri ortaya çıktı.

MİLLETVEKİLİNE TEHDİT
Ülkücü çetenin, MHP eski Ankara Milletvekili Sedat Çevik’i de tehdit ederek para istedikleri öne sürüldü. Çeteye para vermek istemeyen Çevik’in, devreye MHP’den milletvekilleri sokup, tehditlerden kurtulmak için çabaladığı kaydedildi.

Bu arada çetenin, gezi düzenleyerek üniversite öğrencilerini bu gezilere katılmaları konusunda zorladıkları, öğrencilerden fazladan para toplayarak haksız kazanç elde ettikleri belirtildi.

DÖVÜP FAALİYET RAPORU HAZIRLAMIŞLAR
Polisin Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanlığı’nda yaptığı aramada ise ilginç detaylara ulaşıldığı öğrenildi. Çetenin karıştığı olayları tutanağa geçerek rapor halinde, başkanlığa sundukları görüldü. Üniversite reislerinin dövdükleri öğrencileri veya karıştıkları olayları tüm detaylarıyla rapor haline getirerek başkanlığa ilettikleri kaydedildi. Ülkücü çetenin, karıştıkları olaylara ait güvenlik kameralarının görüntülerini de üniversite yönetimine baskı kurarak sildirdikleri belirtildi.

REİSLERİN BAĞLANTILI OLDUĞU HOCALARA YÖNELİK OPERASYON DA KAPIDA
Bu arada olayların merkezi olan Gazi Üniversitesi’nin genel sekreteri ve sekreter yardımcıları da emniyete konuyla ilgili bilgi verdikleri öğrenildi. Üniversite yönetimin operasyonda memnuniyetlerini dile getirdiği, “Elinize sağlık, bunlardan bıkmıştık, bizi de kurtardınız” dediği kaydedildi.

Öte yandan soruşturmayı yürüten Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, üniversitelerdeki ülkücü reislerinin bağlantılı olduğu üniversite hocalarına yönelik de operasyon gerçekleştireceği belirtildi.

ŞÜPHELİLER ADLİYE’DE
Şüpheliler, ’eğitim hakkını engeleme, hurriyeti tahdit, öğrencilere baskı kurmak süretiyle darp, haraç, tehdit, adam yaralama, üniversitede düzenlenen faaliyetlerden haksız gelir elde etme, çek- senet tahsilatı’ suçlamalarıyla mahkemeye sevk edildi.

Tortum’da HES gerginliği

Erzurum’un Tortum ilçesinde yapılması planlanan hidroelektrik santraline yönelik tepkilerini sürdüren köylüler Cuma günü gece yarısı çalışma başlatan iş makinelerine engel olmak isteyince şirket çalışanları arasında kavga çıktı. Çıkan kavgada yaralanan bulunmazken iş makinelerinin camları kırıldı.

Tortum’da yaşanan HES gerginliği bir süredir devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde yaşana gerginlikte 4 kişinin yaralanmasının ardından dün gece yaşananlar bir devam niteliğindeydi. Köylülerle çalışanlar arasında çıkar arbedede çalışma sahasında bulunan iş makinelerinin camları kırıldı. Yaşanan gerginliğe müdahale eden güvenlik güçleri kavganın büyümesini engelledi.

Şık, Şener ve Yalçın için tarih 22 Kasım

Oda TV soruşturmasıyla ilgili davaya bakan mahkeme, tüm tahliye taleplerini reddetti ve ilk duruşma tarihi olarak 22 Kasım’ı belirledi.

Oda TV soruşturmasıyla ilgili davanın ilk duruşma tarihi belli oldu.

12 tutuklu sanığın tahliye taleplerini reddeden İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, ilk duruşma tarihini de belirledi.

Aralarında eski emniyet müdürü Hanefi Avcı ile gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın‘ın da bulunduğu sanıklar 22 Kasım’da hakim karşısına çıkacak.

Davada, Şener ve Şık’ın yazdıkları kitaplar ile örgüte yardım ettikleri iddia ediliyor ve 15’er yıla kadar hapis ceazası isteniyor. Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı için istenen ceza ise 15 yıl.

İddianamenin 1 numaralı sanığı Yalçın Küçük hakkında ise örgüt yöneticiliği suçlamasından 41 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Sansür ve darbe portakalları sahibini buldu

1979 yılında sansür, 1980’de de askeri müdahale nedeniyle yapılamayan Altın Portakal Film Festivali‘nde ‘Demiryol‘ ve ‘Yusuf ile Kenan‘ 1979’un, ‘Sürü‘ ise 1980’in en iyi filmleri olarak seçildi.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında verilmesi kararlaştırılan ”Altın Portakal’ın Geç Gelen Ödülleri”ne ilişkin Türker İnanoğlu Vakfı Sinema-Tiyatro Müzesi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akaydın, bu yıl 2 önemli vurgunun olacağını ifade etti.

Türkiye’de ve dünyada çokça tartışılan ”kadın” olgusunun, festivalin ana teması olduğunu dile getiren Akaydın, ”Bu kapsamda tüm jürilerimizi kadınlardan oluşturduk ve festivale yayılacak şekilde bir çok kadın temalı etkinlik düzenledik. Umarım ki, festival bitiminde hem Türk sinemasının, hem de bizlerin kadına bakış açısında yeni bir pencere açmış olacağız” dedi.

Akaydın, 1979’de sansür ve 1980’de askeri müdahale nedeniyle yapılamayan festivalleri, ”48. Antalya Altın Portakal Film Festivali” programı içinde düzenleme kararı aldıklarını söyledi.

Akaydın, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Hale Soygazi, Selahattin Tonguç, Vecdi Sayar, Atilla Dorsay, Tunca Yönder, Doğan Hızlan, Ahmet Keskin, Nurettin Tekindor, Kenan Değer ve Tonguç Yaşar’dan oluşan ”Geç Gelen Ödüller” jürisinin kararına ilişkin ”1979’da sansür, 1980’de darbe nedeniyle yapılamayan Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Demiryol’ ve ‘Yusuf ile Kenan’ 1979’un, ‘Sürü’ ise 1980’in en iyi filmleri olarak belirlendi” dedi.

GEÇ GELEN EN İYİLER
Mustafa Akaydın, ayrıca 1979 yılı için ”En iyi yönetmen” ödülünün ”Demiryol” filmi ile Yavuz Özkan, ”En iyi senaryo” ödülünün ”Yusuf İle Kenan” filmi ile Onat Kutlar ve Ömer Kavur, ”En iyi müzik” ödülünün ”Kanal” filmi ile Arif Erkin, ”En iyi kadın oyuncu” ödülünün ”Seninle Son Defa” filmi ile Sevda Ferdağ, ”En iyi erkek oyuncu” ödülünün ”Demiryol” filmi ile Fikret Hakan, ”En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödülünün ”Bebek” ve ”Demiryol” filmleri ile Sevda Aktolga, ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülünün ”Kanal” filmi ile Kamuran Usluer, ”En iyi çocuk oyuncu” ödülünün ”Yusuf ile Kenan” filmi ile Cem Davran,

1980 yılı için ”En iyi yönetmen” ödülünün ”Sürü” ve ”Düşman” filmleri ile Zeki Ökten, ”En iyi senaryo” ödülünün ”Adak” filmi ile Başar Sabuncu, ”En iyi müzik” ödülünün ”Sürü” filmi ile Zülfü Livaneli, ”En iyi kadın oyuncu” ödülünün ”Sürü” filmi ile Melike Demirağ ve ”Düşman” filmi ile Güngör Bayrak, ”En iyi erkek oyuncu” ödülünün ”Adak” ve ”Sürü” filmleri ile Tarık Akan ve ”Düşman” filmi ile Aytaç Arman, ”En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödülünün ”Düşman” filmi ile Fehamet Atilla, ”En iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülünün de ”Sürü” filmi ile Tuncel Kurtiz’e verilmesinin kararlaştırıldığını bildirdi.

Bu arada ”Altın Portakalın Geç Gelen Ödülleri”nin 8-14 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek ”48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali” kapsamında 12 Ekim’de sahiplerine dağıtılacağı öğrenildi. (Ajanslar)

Meclis kararını blok vekilleri verecek

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), 1 Ekim’de açılacak olan meclise gidip gitmeme kararını blok milletvekillerine bıraktığını açıkladı.

BDP’nin 10-11 Eylül’de yaptığı PM ve MYK toplantısında alınan kararda, “1 Ekim’de açılacak olan TBMM’de çalışmalara katılma konusunda Parti Meclisi olarak Blok milletvekillerinin alacağı her türlü kararın arkasında olduğumuz ifade edilmiştir”denildi.

BDP’nin Ankara’da gerçekleştirdiği 2’inci Olağan Genel Kurulu’ndan sonra 10-11 Eylül tarihleri arasında toplanan Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu’nun iki gün süren toplantısının sonrasında sonuç bildirisi yayımlandı. Sonuç bildirisinde, son gelişmelerden de anlaşıldığı üzere, AK Parti hükümetinin özellikle Kuzey Afrika ve Suriye’de meydana gelen gelişmelerden sonra, Kürt halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin bu güne kadar elde ettiği bütün kazanımları yok etmeye çalıştığı iddia edildi. Bildirgede şöyle denildi:

“AKP’nin seçimlerden önce Genelkurmay’la anlaşarak, ‘Kürt kazanımlarını yok etme ve yeni kazanımlar için kullanılmasını önleme’ amaçlı savaş kararı aldığını göstermektedir. AKP ile Genelkurmay arasındaki bu anlaşma, Başbakan tarafından seçimlerden önce, ‘Kürt sorunu yok PKK sorunu var’ ve PKK önderi için ‘ben olsaydım asardım’ dediği zaman, seçimlerden sonra savaşın tırmanacağı, İmralı ile yapılan görüşmelerin sona erdirilip, Abdullah Öcalan’a ağır bir tecrit uygulanılacağı açıkça ilan edilmişti. Başbakan seçimlerden sonra aldığı yüzde elli oya güvenerek, yalnız silahlı olanları değil, silahsız sivil güçleri de savaşta hedef alacağını, yani sivillere karşı da silah kullanacağını açıkça söylemiştir. Başbakan’ın bu demeçleri, polise ve askere ‘öldür’ emrinden başka bir şey değildir”

(CnnTurk)

Mogan’da balık katliamı

0

Mogan Gölü ile Eymir Gölü‘nü birbirine bağlayan su kanalında oksijen yetersizliğine bağlı balık ölümleri yaşanıyor.

Gölbaşı İlçesi Koruma, Geliştirme ve Turizm Dernek Başkanı İsa Ömercan, Ankara’nın Gölbaşı Belediyesi müteahhidinin kanal kapağını kapatmadan önce balıkların durumunu yetkili ve ilgililerle görüşmesi gerektiğini belirterek, yetkililerin duyarsızlığından yakındı.

Ömercan, şöyle konuştu:

”Burada 3 günden beri balık katliamı oluyor, yetkililer uyuyor. Bunun sorumlusu kim o da belli değil, kanaldan DSİ sorumlu, balık ölümlerinden Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Su Ürünleri Şube Müdürlüğü sorumlu. Şimdi bu duruma kim müdahale edecek. Burada balıklar göz göre göre ölüyor. Adeta katliam yapılıyor. Sadece balıklar değil kurbağalar ve diğer canlılar da ölüyor. 6-7 santimetre boyunda gümüş balığı yok oluyor, 20-25 santimetre boyunda sazanlar ile kurbağalar ölmüş ve halen ölmeye devam ediyor. Buna yetkililer acilen bir çözüm bulmalıdır. Kanalda yaşayan balıkları bir file yardımıyla toplayarak tekrar Mogan Gölü’ne bıraksınlar ya da kanal kapağı açılıp su verilerek bu balıkların oksijene kavuşması sağlansın.”

Yurttaşlar da balıkların ölüme terk edildiğini belirterek, belediye yetkililerinin geldiğini, tazyikli su sıkıldığını ancak bunun sorunu çözmediğini bildirdi.

Kanalın çevresinde ikamet eden yurttaşlar da kanaldaki ölü balıklardan dolayı çevrenin çok pis koktuğunu belirterek, ilgisizlikten şikayetçi oldu.

Bu arada, Mogan Gölü’nden Eymir Gölü’ne giden kanal kapağından akan suyu, kanal düzenleme çalışması yapan müteahhidin kanalın tabanı ve yanlarına beton sıva atmak için kapattığı öğrenildi. Kanal çevresini düzenleyen müteahhit firma yetkilisi, kanal tabanına ve yanlarına beton atmak için suyu kesmek zorunda kaldığını belirterek, ”Hiçbir yetkili gelmedi, bu balıkların durumuna bakmadı. Biz balıkları elimizden geldiği kadar kurtarmaya çalıştık. Suyu kesmesek balık sürekli gölden kanala akıyordu, ölümler daha çok olacaktı” dedi.

Murat Karayılan: İsrail önce PKK’den özür dilesin

PKK liderlerinden Murat Karayılan, İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın PKK ile temas kuracağı yönündeki iddialara yanıt verdi. Karayılan, “Herhangi bir devlete karşı kendisini kullandıracak bir hareket değildir” dedi. Karayılan, “Eğer İsrail devleti PKK ile ilişki kurmak istiyorsa önce PKK önderliğini uluslararası bir komployla teslim alıp, Türkiye’ye verilmesinde oynadığı rolden dolayı PKK ve Kürt halkından özür dilemesi gerekmektedir. Ayrıca PKK’nin askeri eğitim ve benzeri şeylere ihtiyacı yoktur. Kendisinin derin askeri tecrübesi, bilgisi ve eğitme yeteneği vardır” diye vurguladı.

Mavi Marmara raporu ardından İsrail ile Türkiye arasında yaşanan yeni krizden sonra Yedioth Ahranot gazetesi İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın AKP hükümetine karşı aldığı sert tedbirleri arasında PKK’ye askeri yardımın da yer aldığını iddia etti.

Karayılan, yaşanan krizi ve krizin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Arap ülkelerine ziyaret planlamasını şöyle değerlendirdi:

“Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan tıpkı bir Osmanlı padişahı gibi davranarak, bütün İslam Alemini, özellikle de geçmişte Osmanlı’nın denetiminde olan ülkelerin liderliğine adeta soyunmuş bulunuyor. Bu anlamda zaman zaman İsrail’e karşı çıkışlar yaparak, kendisini bir Arap dostu, Filistin davasının destekleyicisi gibi göstermeye çalışıyor. Fakat bunu yaparken aynı zamanda ABD’nin öncülüğünde uluslararası güçlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme politikasında da önemli bir rol üstlenmiş bulunuyor. Ilımlı İslam politikasıyla Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirmede gelişen müdahalelerde başat rolü bugün Türkiye oynuyor. Libya hükümetinin düşürülmesinde birinci planda rol oynayan Türkiye’dir. Suriye’nin düşmesine dönük çalışan devletlerin en başta geleni de Türkiye’dir. Başta İran ile Suriye ile ittifak yaptı ama şimdi onları kandırdığı açık ortadadır. İşte tüm bunları yapan Erdoğan aynı zamanda İran’a karşı füze kalkan projesini Türkiye’ye daha doğrusu Amed’e yerleştirmeyi kabul etti.

Yani aslında bölge halklarının dostu değil, bölge halklarının karşısında yer alan bir devlettir AKP devleti. Ama bu imajını örtmek için kendisini bölge halklarının dostu olarak tekrar gösterebilmek için İsrail ile var olan sorunu çok suni bir biçimde abartarak, gündemleştirdiler. Açık ki bu, bilinçli bir politikadır.

Bir kere füze kalkanının Türkiye’ye konulmasıyla İsrail’in stratejik düzeyde savunulmasını üstlenen bir ülkedir Türkiye. Bölgede İsrail’i savunmada stratejik bir rol sahibi olan bir ülkedir. Ama öte yandan sanki İsrail ile adeta savaş eşiğine gelecekmiş gibi bir hava yarattılar. Bu sansasyonel bir şeydir. İçi boş bir söylemdir. Bu daha çok kamuoyunu yanıltmak, özellikle Arap alemine mesaj vermek için yaratılan bir gerginliktir.

Öte yandan İran ile bölge üzerinde yarışmaktadır. Yani adeta İran’ın rolünü çalmaktadır. “Ben senden daha fazla Filistin davasına sahip çıkıyorum, senden daha fazla İsrail’e karşı çıkıyorum” demek istemektedir. Bu konuda “ben Arap değerlerini Suriye ve İran’dan daha fazla savunuyorum” anlamına getiren bir çıkıştır. Aynı temelde Fas, Mısır ve Libya’yı dolaşması da aynı amaca hizmet eden bir gezi planıdır.

Ancak bir yandan Kürtlerle savaş halinde olan Türk devleti, öbür yandan Filistin davasına sahip çıktığını söyleyerek bölgede tasarladığı öncü rolü oynaması mümkün değildir. Böyle bir rolü oynaması için öncelikle iç ve dış politikalarının bir olması gerekmektedir. Oysa şimdi çifte standartlı bir politikayla, içte Kürt halkına karşı yaptıklarının aynısını dış ülkeler için eleştirmektedir. Bu da tutarsızlığını ortaya koyan en çarpıcı bir durumdur.

Karayılan İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın PKK ile temas kuracağı yönündeki iddiaları ise şöyle değerlendirdi:

“Öncelikle şunu belirteyim: PKK hareketi büyük ve her şeyden önce ilkelere dayanan bir harekettir. Şimdi bölgede bir uluslararası güçler, bir de bölgenin statükocu güçleri vardır. PKK hareketi üçüncü bir çizgi olarak halkların demokrasisinden yana bir güç olma iddiasıyla kırk yıla yakın bir zamandır mücadele yürüten bir örgüttür. Bu büyük iddia sahibi, ilkelere dayanan hareketi kalkıp da hemen bir devlete karşı kullanmak veya kullanmaya yeltenmek abes bir şeydir.

Öncelikle İsrail’in dışişleri bakanının gerçekten böyle bir şey söyleyip söylemediğini bilemiyoruz. Çünkü kendisi reddetti. Ama eğer söylemişse yanlış yapmıştır. PKK kendi ilkeleri doğrultusunda elbette ki ilişkilere açıktır. Ama herhangi bir devlete karşı kendisini kullandıracak bir hareket değildir. Eğer İsrail devleti PKK ile ilişki kurmak istiyorsa önce PKK önderliğini uluslararası bir komployla teslim alıp, Türkiye’ye verilmesinde oynadığı rolden dolayı PKK ve Kürt halkından özür dilemesi gerekmektedir. Ayrıca PKK’nin askeri eğitim ve benzeri şeylere ihtiyacı yoktur. Kendisinin derin askeri tecrübesi, bilgisi ve eğitme yeteneği vardır.

PKK, herhangi bir devletten, destekten ziyade Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü için çaba göstermesini istemektedir. Biz geçmişte İsrail devletine dönük bu yönlü çağrılar yaptık. Ama İsrail devletinden Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümüne ilişkin herhangi bir çaba görmedik. Bu açıdan bizi taktik bir araç gibi görmelerini de esefle karşılıyoruz. Kürt sorunu bölgede ciddi bir sorundur. Öyle taktik bazı manevralar için kullanılacak bir sorun değildir. Bölgenin en temel ve en ciddi sorunudur. Bu açıdan herkesin bu soruna daha ciddi yaklaşması gerekiyor. Çeşitli çevrelerin de böyle sanki PKK de hemen kullanmalık bir vaziyete yakınmış gibi bir tutum almaları doğru değildir. PKK bugüne kadar Ortadoğu bölgesinde dış ilişkiler anlamında temiz kalmış, kendi öz gücüne dayanan tek harekettir. Hiç kimse bu konuda aksi bir şeyi ileri süremez.

Türk devletinin zihniyetine gelince; Türk devleti zaten öteden beri iç dinamiğe dayanan ve toplumsal bir hareket olan Kürt hareketlerini hep dış mihraklarla izah etmiştir. Şeyh Sait ayaklanması zamanından bu yana gelişen Kürdistan hareketlerine hep bir dış mihrak yakıştırmasını yapmışlardır. Neden? Çünkü bir iç sorun olduğunu inkar etmenin en kolay yolu dış mihrak olduğunu söylemektir. Daha önceki ulusalcı-devletçi bakış açısına sahip olan bu dış mihrakları kullanma eğiliminden -beyaz Türkler de bunu çok kullanıyorlardı- belli ki AKP de, yeşil Türkler de bayağı hoşnutlar.

Daha düne kadar Suriye ve İran ile birlikte üzerimize geliyorlardı. Ama şimdi hiç utanmadan İran ile bir çatışma pozisyonu olmasına rağmen gelişen eylemlerin arkasında Suriye’yi arama, İran’ı arama gibi değerlendirmeler yapılmaktadır. Bunlar tümüyle yalandır. Şimdi de tekrar İsrail çıktı ortaya. Lieberman böyle bir şey söylemiş mi söylememiş mi, belli değil. Çünkü söylemediğini açıkladı, inkar etti ve “ben böyle bir şey söylemedim” dedi. Söylememişse de hemen üstüne atladılar ve “demek ki PKK’nin arkasında bunlar varmış” dediler. Bunlar tamamen bir safsatadır, özel savaş propagandalarıdır. Özellikle AKP hükümetinin bütün elemanları bir tür psikolojik savaş elemanı gibi yaklaşıyorlar. Cemil Çiçek yaşlı başlı haliyle güya meclis başkanıdır, oraya çıkmış küfür ediyor ve “bunların arkasında kimlerin olduğunu ve olacağını anladık” diyor. Daha ortada bir şey yok. Bunu nereden çıkardınız? Siz şimdiye kadar onların silahıyla, onların yardımıyla bizi vuruyorsunuz. Siz onların eliyle Önderliğimizi esir alırken neyinizi onlara peşkeş çektiniz, onları açıklasanıza! Onları neden açıklamıyorsunuz? Yalan yanlış bir söylem ortaya atıldı hemen ardından “arkalarında kimler varmış” demektesiniz.

AKP hükümeti, bu tür psikolojik savaş yöntemlerine kendisini tümüyle kaptırmıştır. Gerçeğe dayanan hiçbir söylem yok, tümüyle yalan-dolanlara dayanmaktadır. “Dış mihraklara dayanılıyor” deniliyor. Biz bu konuda açığız. Biz bir Kürt hareketiyiz. Biz Kürt halkına dayanıyoruz. Siz Kürt sorununu çözmezseniz bu mücadele her zaman var olacaktır. Öyle oraya buraya bağlamaya gerek yoktur. Çeşitli güçler tabii ki yararlanmak istiyor olabilirler ama biz PKK olarak kendi ilkelerimiz temelinde öz gücümüze dayalı olarak bu mücadeleyi bugüne kadar buraya getirdik, bundan sonra da sonuca götüreceğiz.” (ANF)

Taksim’de ‘Kongre’ protestosu

Taksim meydanında toplanan bazı sendika üyeleri, İstanbul’da düzenlenen 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongre ve Fuarı’nı protesto etti.

Taksim meydanında toplanan bazı sendika üyeleri, İstanbul’da düzenlenen 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongre ve Fuarı‘nı protesto etti.

Taksim Tramvay Durağı’nda gerçekleşen eyleme DİSK, KESK, TMMOB ve İstanbul Tabip Odası destek verdi. Eylemciler, ‘Can güvenliği iş güvencesi istiyoruz, insanca yaşam için örgütlü mücadeleye’ yazılı pankart açtı.

Grup adına basın açıklaması yapan DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıkları sayısının dünyadaki diğer ülkelere göre fazla olduğunu belirtti. 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongre ve Fuarı’nın böyle bir ortamda gerçekleştirildiği dile getiren Görgün, “Kongre işçinin değil işin sağlığını yani işletmenin verimliliğini, karlılığını hedeflemektedir. ” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın küresel rekabeti gerekçe göstererek emekçileri koruyan mevcut düzenlemeleri de ortadan kaldırdığını ileri süren Görgün, fuarın işçi sağlığı ve güvenliği alanındaki piyasalaştırma planlarının boyutlarını da gözler önüne serdiği ifade etti.