Ana Sayfa Blog Sayfa 4975

Avrupa Şampiyonası’ndan 2 altın, 2 bronz

gülsüm tatar ve şemsi yaralı

Avrupa Büyük Kadınlar Boks Şampiyonası’nda, . Gülsüm Tatar, 64 kiloda Avrupa Şampiyonu olurken, 81 kiloda da Şemsi Yaralı Avrupa Şampiyonluğuna ulaştı.

 

 

Şemsi Yaralı, 81 kiloda Avrupa Şampiyonu oldu.

Hollanda’nın Rotterdam kentinde düzenlenen şampiyonanın son gününde Şemsi Yaralı, finalde Rus Irina Sinetskay’ı zorlu bir mücadelenin ardından 12-10 mağlup ederek altın madalya kazandı.

64 Kiloda altın madalya Gülsüm Tatar’dan


64 kiloda Gülsüm Tatar, finalde Ermeni boksör Armeni Sinabian ile karşılaştı.

Maçın başından sonuna kadar üstün bir performans sergileyen Gülsüm Tatar, rakibini 10-4 yenerek zafere ulaşan taraf oldu. Şampiyonada ilk maçından itibaren rakiplerine karşı çok üstün bir oyun sergileyen Tatar, altın madalya kazanarak Avrupa şampiyonu oldu.

Böylece Türkiye, şampiyonayı 2 altın ve 2 bronz madalya ile tamamlamış oldu. Türk sporculardan 54 kiloda Ayşe Taş ve 57 kiloda Nagehan Malkoç daha önce bronz madalya kazanmıştı.

Kolektifler, AKP politikalarına karşı yürüdü

“Üniversiteyi, ülkeyi, sokağı özgür bırak” diyen Öğrenci Kolektifleri, AKP‘nin doğayı, kadını, bilimi, gazetecileri, medyayı, sanatı ve anadili de özgür bırakmasını istedi.

Bianet’ten Ekin Karaca’nın haberine göre;

Öğrenci Kolektifleri, dün “doğayı, kadını, bilimi, gazetecileri, medyayı, sanatı, anadili, üniversiteyi, ülkeyi, sokağı özgür bırak” sloganıyla Tünel Meydanı’nda toplandı.

500’ü aşkın üniversite öğrencisinin Hopa protestoları nedeniyle Ankara’da tutuklanan ve “terör örgütü üyesi olmak” şüphesiyle hala Ankara Sincan F Tipi Cezaevi’nde bulunan arkadaşlarının resimlerini taşıdığı kortej, Tünel’den Taksim Meydanı’na kadar yürüdü.

“Kardeşlik dediklerine göre kesin bölücüler”

“Üniversiteyi, ülkeyi, sokağı özgür bırak”, “Hayal değil gerçek, eğitim parasız olacak”, “Ferman Tayyip’in üniversiteler bizimdir”, “Fermanları yaktık, geri dönüş yok”, “Biz de attık yumurta, bizi de alın, memleketi kurtarın”, “Susma haykır, AKP’ye başkaldır”, “Sincan’ı boşaltın, gençliği özgür bırakın”, “AKP’nin YÖK’ünü kaldıracağız” sloganlarıyla yürüyen gruba yönelik bazı küçük “sataşmalar” da yaşandı.

Hakkari’nin Çukurca ilçesinde 24 askerin hayatını kaybettiği saldırılar nedeniyle gruba tepki gösteren küçük grupların yanı sıra İstiklal Caddesi’nde alışveriş yapan bazı kişilerin de Kolektifler’e yönelik küfür ettiği gözlendi.

Ancak belki de yürüyüş sırasında yaşanan en çarpıcı örnek iki sevgili arasında geçen konuşmaydı. “Bunlar ne yapıyor?” diye soran kadına sevgilisinin yanıtı hayli ilginçti: “Kardeşlik falan dediklerine göre kesin bölücüler. Yürü gidelim…”

“Baskıyı en çok öğrenciler hissediyor”

Taksim’e doğru yürüyüş sırasında bianet‘e konuşan yazar Cezmi Ersöz, son yıllarda toplumun farklı kesimlere uygulanan baskılara dikkat çekti. Bu baskıları en yoğun olarak üniversite gençliğinin yaşadığını söyleyen Ersöz, parasız eğitim istedikleri için tutuklanan ve geçtiğimiz hafta serbest bırakılan Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer’i hatırlattı.

İnsan hakları ihlalleri konusunda dünya sıralamasının başında yer aldığımızı ifade eden Ersöz, Çin ve İran gibi ülkelerin toplamından daha fazla gazetecinin Türkiye’de tutuklu olduğunu ve 2001’den bu yana kadın cinayetlerinin de 400 kat arttığını sözlerine ekledi.

“AKP Türkiye’yi görmüyor mu?”

500 kişilik öğrenci grubunun Taksim’e yürüyüşü sırasında önceki eylemlerden alışık olmadığımız oranda sivil polisin de yürüyüşü kontrol etmesi dikkat çekiciydi.

Öğrenciler Taksim Meydanı’na vardıklarında da Atatürk Anıtı çevresi ve Sıraselviler Caddesi girişinde iki “toplumsal müdahale aracı” (TOMA) ve çok sayıda çevik kuvvet polisi kendilerini bekliyordu.

Tramvay durağında basın açıklaması yapan Kolektifler, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidar yalanlarıyla halkı kandırmaya çalıştığını ifade ettiler.

“AKP, Ortadoğu’da demokrasi, insan hakları dersleri verirken kendi ülkesini görmüyor mu?” denilen açıklamada, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin hapse atıldığı, günde dokuz kadının öldürüldüğü, dünyada en çok tutuklu gazetecinin Türkiye’de olduğu vurgulandı.

Günlerdir İstiklal Caddesi’nin kan ve intikam sesleriyle inlediğinin ifade edildiği açıklamada, bugün gençliğin barış çığlıklarının caddeyi kapladığına dikkat çekildi.

Aziz: Kimsenin bu toprakları mezarlığa çevirmeye hakkı yok

Öğrenci Kolektifleri’ne aralarında Rutkay Aziz, İlkay Akaya, Cezmi Ersöz ve Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol‘un da bulunduğu çok sayıda isim destek verdi.

Üniversite öğrencilerin hitaben konuşan Rutkay Aziz, üniversitelerin demokratik özerk yapıya sahip olması için yürütülen mücadeleyi desteklediğini ifade etti. Hakkari’de 24 askerin ölmesinden duyduğu üzüntüyü de ifade eden Aziz, her şeye rağmen tek ihtiyacımız olan şeyin barış olduğunu söyledi ve ekledi: “İntikam söylemleriyle bu ülke topraklarını kimsenin mezarlığa çevirmeye hakkı yok.”

Birol: Gençleri kutluyorum

Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol ise üniversite öğrencilerini, her türlü baskıya rağmen mücadelelerini yürütme cesareti gösterdikleri için kutlayarak sözlerine başladı.

Gençlerin bugün savaşın ve intikamın diline karşı barışın dili yükselttiğini söyleyen Birol, sözlerine şöyle devam etti:

“Annelerin gözyaşlarıyla alay edercesine daha fazla Memed’i cepheye sürenlere karşı ‘barış’ diyenleri, Başbakan çağırdı diye ’emredersiniz’ diyerek giden gazetecilere rağmen her şeye karşın boyun eğmeyen gazetecileri kutluyorum.”

Ahmet Şık mektupla destek verdi

6 Mart 2011’den bu yana, Ergenekon Terör Örgütü’ne üye olduğu ileri sürülerek Silivri Cezaevi’nde tutulan gazeteci Ahmet Şık da Öğrenci Kolektifleri’ne bir mektupla destek verdi.

Gazeteci Hilmi Hacaloğlu’nun okuduğu mektupta şu ifadelere yer verildi:

“Söyleyeceklerimi anlatmaya kalksam Silivri’den Hopa’ya oradan da Diyarbakır’a yol olur. Bu tür basın açıklamalarının en büyük handikapı da budur; çok konuşmak. O yüzden lafı uzatmayayım. Nazım Hikmet konuşsun yerimize;

‘daha o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar

dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıydı

safları sıklaştırın çocuklar

bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır’

Hepinize selam ve sevgilerimle”

Alman Sol Parti: ‘Kokain ve eroin yasal olsun’

0
Almanya’da parlamentoda temsil edilen Sol Parti bugün yaptığı kongresinde uzun vadede kokain ve eroin kullanımının yasallaştırılması kararını aldı.
Sol Parti, Almanya’nın Erfurt kentinde kongre yaptı. Sol Parti’nin kongrede aldığı en önemli kararlardan biri, uzun vadede kokain ve eroin gibi uyuşturucu madde kullanımını yasalaştırmak. Karara 211 delege “evet” oyu verirken, 173 delege de “hayır” dedi. 

Hollanda’da “hafif uyuşturucu” kategorisinde değerlendirilen esrar gibi bazı keyif verici maddelerin kafe shoplarda içilmesi yasal.

Ancak kokain ve eroin gibi “ağır uyuşturucu” kategorisinde değerlendirilen keyif verici maddeler, daha hızlı bir şekilde bağımlılık yarattığı için uzmanlar, yasallaştırılmasına sıcak bakmıyor.

Bu tür uyuşturucuların insan sağlığı ve psikolojisi üzerinde ağır tahribatları oluyor.

Profesyonel askerlik Mart’ta başlıyor

Genelkurmay Başkanlığı sözleşmeli er ve erbaş alımına ilişkin, 17 bin 827 kişinin ön müracaatı alındığını ancak bunlardan 3 bin 38 kişinin bizzat gelerek başvurduğunu, ön sağlık, fiziki yetenek testi ve mülakatları sonucunda, bin 992 kişi başarılı olduğunu belirterek, ”Görüleceği gibi planlanan 5 bin 103 kişinin ancak bin 992 kişisi üç aylık eğitimi müteakip Mart 2012’den itibaren görevlendirilebilecektir” ifadesine yer verdi.

Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yeralan açıklamaya göre, öncelikle hudut birliklerinde görevlendirilmek üzere uzmanlaşmış personel temini ile ilgili olarak 10 Mart 2011 tarihinde 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu çıkartıldığına vurgu yapıldı.

Yasaya göre, en az ilköğretim mezunu olup askerlik hizmetini erbaş veya er olarak tamamlamış, ön başvuru tarihinin ilk günü itibarıyla terhislerinin üzerinden üç yıldan fazla süre geçmemiş olanlar ile düzeltilmemiş nüfus kaydına göre 26 yaşından gün almamış olanların ”sözleşmeli erbaş ve er” olmak üzere başvurabileceği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

”Sözleşmeli erbaş/erler; 3-8 yıl arasında değişen sürelerde istihdam edilecek, en fazla 29 yaşına kadar görev yapacaklar, kışlalarda iskan, iaşe ve ibate edilecekler, her türlü ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacak, her ay görev yerlerine göre ortalama 2 bin lira maaş alacaklar ve görevleri sonunda belirli bir tazminat alarak (her yıl için yaklaşık 7 bin TL) TSK’dan ayrılacaklardır.

2011 yılı için KKK’lığı bünyesinde görevlendirilmek üzere, 5 bin 103 kişilik kontenjan belirlenmiş ve temin faaliyetine 12 Temmuz 2011 tarihinde başlanmıştır. Temin faaliyeti başlangıçta bir merkezde, bilahare on merkezde sürdürülmüş ve 17 bin 827 kişinin ön müracaatı alınmıştır.

Ancak müracaat edenlerden 3 bin 38 kişi bizzat gelerek başvurmuş ve bunların ön sağlık, fiziki yetenek testi ve mülakatları 21 Ekim 2011 tarihinde sona ermiştir. Testler sonucunda, bin 992 kişi başarılı olmuştur.

Görüleceği gibi planlanan 5 bin 103 kişinin ancak bin 992 kişisi (en iyimser rakamla) üç aylık eğitimi müteakip Mart 2012’den itibaren görevlendirilebilecektir.

2012 yılı için 10 bin 659 kişinin temini planlanmıştır. Başvurular, 21 Ekim 2011 tarihinde sonuçlanmış ve 8 bin 450 kişi müracaat etmiştir. Adayların ön sağlık, fiziki yetenek testi ve mülakatları 16 Ocak-6 Şubat 2012 tarihleri arasında icra edilecektir. Başarılı olanların Mayıs 2012 tarihinde eğitime alınması, Ağustos 2012 tarihinde de birliklerinde göreve başlaması planlanmıştır.”

(Ajanslar)

Avrupa’da 18 milyon insan gıda yardımına muhtaç

Avrupa’da sayıları günden güne çoğalan fakirlere yardım girişimleri artık yetersiz kalıyor.

Hali hazırda 18 milyon fakire dağıtılan yardımlara rağmen hala bazı Avrupalı ülkeler bu programın gündemden kaldırılmasını istiyor.

Arnaud Langlais ve ekibi Her sabah, Fransa’nın Rungis kentindeki Avrupa’nın bu en büyük meyve ve sebze halinden atık ürünleri topluyor.

Amaçları satılamayan bu ürünleri toplayarak fakirlere dağıtmak.

Arnaud Langlais:

‘‘Toptancılara gidiyoruz ve ücretsiz olarak paletleri alıyoruz. Onları istifleyip ardından dağıtıyoruz. Bu şansa kalmış birşey. Kimi zaman oldukça fazla ürün oluyor ama zaman zaman da çok. Aama eğer dağıtmamız gereken miktara ulaşamazsak aradaki açığı satın alma yaparak kapatıyoruz.’‘

Ürünler Potager de Marianne’de istifleniyor. Üç yıl önce ulusal toptancılar ağı tarafından oluşturulan bu yapı, aynı zamanda işsziler için geçici iş imkanı sağlıyor.

Çalışanlar altı aylık süre ile istihdam ediliyor ve iş sözleşmeleri duruma göre uzatılabiliyor.

Burası üç yıldır işsiz olan Marie Jo için bir ümit kaynağı olmuş.

Marie-Jo:

“Burada olmaktan dolayı mutluyum. En azından iş arama sürecinde bana çok iyi geldi. Bir şeyler yapıyorum. Gördüğünüz gibi faydalı bir iş yapıyorum.”

Paketler, Ile-de-France bölgesindeki bu sosyal bakkal ve gıda yardım merkezlerine gönderiliyor.

Arnaud Langlais:

“Her geçen yıl daha fazla insana hitap ediyoruz. 2010’da 770 ton sebze ve meyve dağıtımı yaptık. Bu rakam 2009’da 400 tondu. Geçtiğimiz yıl ikiye katladık. Bu yıl, geçen seneye oranla daha fazla yapacağız. Her yıl ihtiyacın artarak devam ettiği muhakkak. Gıda yardım programları da günden güne daha fazla yardım yapmaya çağırılıyor. Şu anda artık çok sayıda işsiz sınıfı insan var ve ailelerini doyurmak için yardım talep ediyorlar.’‘

Mali krizle birlikte yardım kuruluşlarına talep de artmaya başladı.

Burası “Kalplerin Restoranı” adında bir yardım kuruluşunun dağıtım merkezi.

Anneler, emekliler, öğrenciler ve düşük ücretle çalışanların hepsi fakir sınıfında değerlendiriliyor.

2008’den beri bu yardım kuruluşuna müracaat edenlerin sayısı yüzde 25 oranında arttı.

Bir emekliye göre geçinmek neredeyse imkansız:

“Bu imkanlarla yapamazsınız. Aylık 600 eurodan az bir maaşla hem hayatını idame ettirip hem ev kirası ödeyip geçinemezsiniz. Olmuyor geçinilmiyor.”

Bir işsiz aldığı yardımdan geçinememekten dert yanıyor:

“Her şeyi ödedikten sonra geriye aylık 160 euro param kalıyor. Kıyafet ve eşyalar için nasıl olacak. Şanslıyız ki bu restoranlar var. Bunlar olmazsa ölürdük. Her şeyin üzerine şimdi bir de gıda yardımını kesmek istiyorlarmış.”

Burada dağıtılan yardımların dörtte biri Avrupa Gıda Yardım Programı olan PEAD’den geliyor.

Programın fikir babası Fransız komedyen Colouche idi. Kendisi aynı zamanda Kalplerin Restoranı organizasyonunun da kurucusu. Colouche, 1980’lerde Avrupa Komisyonu’nu ikna ederek, fazla ürünlerin bir program çerçevesinde gıda yardımı olarak dağıtılmasını sağladı.

Bugün fazla ürünler, ihtiyacın sadece dörtte birini karşılayabiliyor. Geri kalanı ise ortak tarım politikası bütçesinden alınıyor.

Altı Avrupa Birliği ülkesi PEAD projesinee karşı çıkıyor. Bunlar: Almanya, İsveç, Danimarka, Hollanda, İngiltere ve Çek Cumhuriyeti.

Onlara göre yardımlar, her devletin kendi sosyal yardım politikası kapsamında olmalı.

Kalplerin Restoranı organizasyonu yöneticisi Olivier Berthe:

“2014 ile 2020’yi tartışmaya başlayabiliriz. Biz her zaman bu yöntemlerin düzenlenmesi lehinde olduk. Şu anda piyasalar en kötü zamanını yaşıyor. Beş altı yıl sonra ne olacak hiç bilmiyoruz. Ama biz aynı zamanda, aynı bütçe ile makul oranlarda, piyasadan satın almayı da öneriyoruz. 2012 ve 2013 için bu yeni düzenlemeyi konuşmaya zamanımız yok. Bu yıllar için alternatifimiz yok. Başka çözüm yolu da yok. Çünkü yardım kuruluşları hiç olmadığı kadar sıkıntıdalar.”

PEAD’ın şu andaki bütçesi 480 milyon euro. Bu ortak tarım politikası bütçesinin sadece yüzde biri.

Ancak Avrupa gıda yardımlarının da çekilmesi ile bu yüzde 80 oranında düşecek.

PEAD 19 Avrupa Birliği ülkesinde 18 milyon insana yardım ulaştırıyor. Aynı zamanda gıda yardım bankalarının stoklarında bulunan ve yardım kuruluşlarına verilen yardımların yarısını karşılıyor.

Fransız Gıda Bankaları Federasyonu, yardım programlarının ülkelerin kendi inisiyatiflerine bırakılmasının düşünülemez olduğu görüşünde:

“Bugün Avrupa’da 80 milyon fakir insan yaşıyor. Avrupa’da yoksulluk sınırının altında yaşayan 80 milyon kişi var. Bu Avrupa’nın en büyük ulusu demek. Bankaları kurtarma adına Avrupa dayanışması ve çok karmaşık mekanizmaları hayal etmek mümkün olsa da, Avrupa düzeyinde bu acı gerçeği inkar etmek imkansızdır.

Avrupa Gıda Yardım Bankaları Federasyonu başkanı, arz-talep arasında dengesizlik olduğunu, PEAD’ın yardımlarının yüzde 90’ının Polonya ve Macaristan’a gittiğini ifade ediyor:

“Bunun anlamı bir Avrupa programı olması. Bu çok basitçe Avrupa’nın en zenginleri ile yardıma ihtiyacı bulunanlar arasındaki bir dayanışmadır. Genel olarak ya da belli bir kısmının geri alınarak ulusal düzeye çekilmesi, aradaki dayanışmayı bitirmek demektir. Kelimelerimi seçerek kullanıyorum ama bu Avrupa vatandaşı olarak beni yaralıyor.”

Avrupa Komisyonu, PEAD tarafından sağlanan ve hali hazırda devam eden talep fazlası yardım uygulaması düzenlenmemesinin uzun vadeye yayılmasını tavsiye etti. Aksi takdirde yardım kuruluşları gelecek yıl ne yapacakları konusunda endişe ediyorlar.

Paris’teki bir yardım dağıtım merkezinden yapılan açıklamada, işletmelerden gelen ve kişisel olarak yapılan bağışların oranında düşüş gözlendiği ifade edildi.

Yardım toplayan Ion David, artık eskisi gibi yardım toplayamadıklarını söylüyor:

“Biliyorsunuz, kamera burada olduğu için değil az önce birkaç paket tahıl ve birkaç kilo şeker toplamadan geldik. İnsanlar yardım etmek istemiyor demiyorum sadece yardım edemiyorlar. Şimdi artık eskisi gibi değil. Bizim ürünlerimizin yüzde 95’i Avrupa Birliği’nden geliyor.”

Bu yıl buralarda çalışmak isteyen insanların sayısı iki katına çıktı.

Geraldin iş bulduktan sonra burada gönüllü olarak bakım asistanlığı yapmaya başladı.

Ancak dört çocuk ve 600 euro maaş onun buradan gıda yardımı almadan hayatını idame ettirmesi için yeterli değil:

“Uzun dönem değil kısa süreli sözleşmeli olarak çalışıyorum. Belki beni bir daha çağırırlar belki de çağırmazlar. Telefonum çalmadığı zamanlarda dört çocukla birlikte yaşamak çok zor. Ben buraya hem gönüllü olarak çalışmaya hem de yardım almaya geliyorum. Hayat çok pahalı. Ödemem gereken faturalar var. Eğer ödemelerinizi yaparsanız bu defa da alışveriş yapmaya hiç paranız kalmıyor.”

Kimilerine göre de PEAD’ın kaynaklarının kesilmesi, bir insanlık krizinin çıkmasına sebebiyet verebilir.

“Yapılacak herhangi bir değişikliğin yoksulları da göz önünde bulunduracağına inanıyoruz. Çünkü PEAD programı daha önceki yıllara dönüyor. Diğer yanda ise sefalet ve yoksulluk giderek artıyor. Bir diğer deyişle, daha fazla sıcak paraya ihtiyaç var. İzleyenler şunu bilmeli PEAD’ın bütçesi bir Avrupalı için yılda sadece bir euro demek. Diğer taraftan milyarlarca euronun sağa sola harcanması ise gerçekten insanlık değil.”

(en)

Atanamayan öğretmenler film oldu

Mersin Sinema Topluluğu, atama beklerken intihar eden 27 öğretmen adayı ve kanser hastalığı sonucu vefat eden Şafak Bay anısına kısa film hazırladı.

’Atama İzindeyiz’ adlı filmin galasına katılan proje koordinatörü ve Şafak Bay’ın kardeşi Ufuk Bay, “Ülkemizde 400 bin Şafak Bay var. Onları hatırlatmak istedik” dedi.

’Atama İzindeyiz’ filminin galası, Marinavista Alış Veriş Merkezi’nde, öğretmenlerin, öğrencilerin ve atama bekleyen öğretmenlerin katılımıyla yapıldı. Senaryosunu Zana Kılıç’ın yazdığı, yönetmenliğini Yasin Korkmaz’ın üstlendiği filmde Emre Karakoç, Mehmet Tekkanat, Salih Yıldırım, Mehmet Çağlar, Armağan Sayın ve Beşir Yılmaz rol aldı.

’Atama İzindeyiz’ adlı kısa filmde, birbirinden habersiz atama bekleyen 3 öğretmenin hayatının kesişmesi ve içlerinden birinin intiharı anlatılıyor. Filmin sonuna da Tarık Akan, Rutkay Aziz, Şevval Sam, Levent İnanır, Yavuz Özkan’ın da aralarında bulunduğu bir grup sanatçının atanamayan öğretmenlerle ilgili mesajları eklendi.

Proje koordinatörü Ufuk Bay, “Kardeşim Şafak Bay ve arkadaşları 3 yıl boyunca her platforma atama bekleyen öğretmenlerin sorunlarını anlatmaya çalıştılar. Bu filmde Şafak Bay’ın hayatını anlatmıyoruz. Ülkemizde 400 bin Şafak Bay var. Onları hatırlatmak istedik” dedi.

Günümüzde bir ücretli öğretmenin ayda 17 gün sigortalı olabildiğini, günlüğü 6 liradan çalışan ücretli öğretmenlerin öğrencilerin ’Hocam ben 10 lira vereyim ders yapmayalım’ şeklinde sözleriyle karşılaştığını kaydeden Bay, “Bu film için ücretli öğretmenlik yapan arkadaşlarımızdan başlarından geçen olayları anlatmalarını istedik. Çok hüzünlü öyküler var. Hepsini filme sığdırmamız mümkün değildi. Gerçek hayattan kurgulanmış 3 öyküyü filmde buluşturduk” diye konuştu. Galaya katılan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Remzi Çiftçi de 150 bin öğretmen açığı olmasına rağmen 400 bin öğretmenin atama beklediğini belirterek, “Devlet, eğitim fakültesi mezunlarını bir sınava tabi tutmadan atamalıdır” dedi.

(Ajanslar)

Yeşil Ekonomi Konferansı’ndan

Yeşil Ekonomi Konferansı açılışında Özgür Gürbüz, Ulrike Dufner ve Yüksel Selek

Cezayir Toplantı Salonu’nda 22-23 Ekim’de yapılan Yeşil Ekonomi Konferansını gazetemizde canlı olarak yayınladık.

Konferansın programı şu şekildeydi:

09:30 Açılış konuşmaları

Dr. Ulrike Dufner – Heinrich Böll Stiftung Derneği

Yüksel Selek – Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

1. OTURUM – Yeşil bir belediye mümkün mü?

09:45 Ana konuşmacı: Dr. Dirka Grießhaber – Hamburg Kentsel Gelişim ve Çevre Bakanlığı / Avrupa Yeşil Başkenti Hamburg 2011 Yürütme Kurulu Üyesi

10:15 Soru-Cevap

10:30 Çay molası

10:45             Yeşil belediyelerin unsurları (Moderatör: Özgür Gürbüz )

Ulaşım – Prof. Dr. Haluk Gerçek / İstanbul Teknik Üni. Öğr. Gör.

Yeşil Kentin Sınırları – Yar. Doç. Dr. Koray Velibeyoglu / İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü

Ekolojik Krizin Kent ve Bölge Planlamasına Etkileri – İkbal Polat

Mimari – Orhan Esen

Sabah oturumundan detaylar :

Ulrike Dufner
Yüksel Selek, Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

 

Konferans; Heinrich Böll Stiftung Derneği’nden Dr. Ulrike Dufner ve Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Yüksel Selek‘in açılış konuşmaları ile başladı. Ulrike Dufner konuşmasında belediyeler alternatif yeşil politikalara karar vermede henüz etkili olmadıklarının altını çizerken, Yüksel Selek, bütünsel yeşil politikalar geliştirme konusundaki çabaların henüz istenen seviyede bulunmadığını vurguladı.

Dirka Grießhaber

Konferansın 1. oturumunda – Yeşil bir belediye mümkün mü? sorusu masaya yatırıldı. Konferansın ana konuşmacısı Hamburg Kentsel Gelişim ve Çevre Bakanlığı / Avrupa Yeşil Başkenti Hamburg 2011 Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Dirka Griesshaber konuşmasına Hamburg’un 2011 Avrupa Yeşil Başkenti olduğunu hatırlatarak başladı. Hamburg’un yeşil ve mavi bir şehir olduğunu belirten, %40’ının orman, park,tarım alanı ve doğal koruma alanı vurgulayan Dr. Griesshaber, ayrıca şehirde toplu taşımanın yaygın olduğunu ve yeşil taksiler ile bisiklet kullanımının da gün geçtikçe arttığını sözlerine ekledi.

Dr. Dirka Griesshaber’in konuşmasının ardından Özgür Gürbüz’ün moderatörlüğü’nde  Yeşil belediyelerin unsurları konusu üzerine  Prof. Dr. Haluk Gerçek (İstanbul Teknik Üni. Öğr. Gör.),  Yar. Doç. Dr. Koray Velibeyoglu (İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü), İkbal Polat ve  Orhan Esen söz aldılar.

Prf. Haluk Gerçek

3. köprü güzergahının İstanbul’un kuzeydeki orman ve su toplama havzalarının içinden geçtiğini aktaran Prof .Gerçek; Yerel yönetim ve yurttaşlar olarak bu projeleri neden durduramıyoruz? sorusunu sorarak karşı çıkmak yanında alternatif de sunmak gerektiğini özellikle vurguladı.

İkbal Polat

Konferansa Bursa’dan katılan İkbal Polat, Nilüfer Belediyesi’nin Kalkınma Ajansı’na yeşil çatı projesi önerdiğini söyledi. Bursa nüfusunun 2,5 milyondan 6,5 milyona çıkmasının planlandığını da söyleyen Polat, şehir planlama metodolojisini tartışmaya açmak gerektiğini belirtti.

Mimari konusuna değinen Orhan Esen ise, “Türk doğaya gidince ne yapar? Avcılık, ızgara, inşaat” şeklinde sözlerine başlayarak durumu esprili bir dille ortaya koydu. Koruma kullanma dengisini gözetemiyoruz. Sivilleşme ve yerelleşmeyi daha çok konuşur hale geldik diyen Esen,  yerelde ciddi izleme mekanizmaları kurmanın elzem olduğunu çünkü ölçek patlaması yaşandığını sözlerine ekledi.

Orhan Esen

İstanbullu’nun su ayak izinin Bulgaristan’dan Düzce’ye kadar uzandığının da altını çizen Orhan Esen, İstanbul’da su tüketimi körüklenmesinin ana nedeninin İstanbul Belediyesi ne kadar uzaktan su getitirse ihalelerin o kadar çok olması şeklinde yorumladı.

Koray Velibeyoglu

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Yar. Doç. Dr. Koray Velibeyoglu,  yeşil kentin sınırları konusunda yaptığı konuşmasına mahalle kavramının yok olmak üzere olduğu tespiti ile başladı. “Bir kenti ne kadar dolaşıyoruz, ne kadar yürüyoruz, ne kadar anlamaya çalışıyoruz?” sorusunu yönelten Velibeyoğlu, kentin algılanabilir bir sınırı olması gerektiğini belirterek Aristo’nun: “Kent nüfusu 10 bin kişi olmalı, antik tiyatroda toplanabilen insan sayısı kadar” sözlerini aktardı.

Yeşil Ekonomi Konferansı devam ediyor. Konferanstaki tüm gelişmeleri canlı olarak gazetemizden takip edebilirsiniz.

Konferansın öğleden sonra gerçekleşecek oturumlarının programı ise şu şekilde:

2. OTURUM – Yeşil Seçenekler 1 (Moderatör: Tülin Keskin)

13:30 Yerel Enerji – Hüseyin Çelik / Dikili Jeotermal A.Ş. Yön. Kurulu Bşk.

Yerel Ekonomi – İlhan Koçulu / Tohum İzi Derneği

Kent Tarımı Uygulamaları – Aytaç Timur /Yeryüzü Derneği

15:00             Çay molası

15:15             Yeşil Seçenekler 2 (Moderatör: Mahmut Boynudelik)

Sorumlu Turizm – Yrd. Doç. Dr. Ferah Özkök / Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Gör.

Yavaş Şehir  – Prof. Dr. H. Rıdvan Yurtseven / Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Gör.

Kentsel Dönüşüm – Cihan Uzunçarşılı Baysal / BM Habitat AGFE temsilcisi.

16:45            Kapanış

16:50             Film gösterimi: Ekümenopolis

 

Öğleden sonra oturumundan detaylar :

Sevgi Mutlu Modöratörlüğündeki ikinci oturumda Hüseyin Çelik jeotermal enerji kullanımını, İlhan Koçulu yerel tarımın yeniden doğuşunu, Aytaç Timur kentsel tarımı anlattı

 

14:30 Yeşil Ekonomi Konferansı devam ediyor. Dikili Jeotermal AŞ. Yönetim Kurulu başkanı Hüseyin Çelik konuşuyor

14:35 Dikili’nin jeotermal ile ısıtılması bir ütopya olarak görülüyordu.  Termal turizm ve seracılık koruma bölgesi oluşturuluyor Dikili’de. 2007’de büyük üretim kuyusu açıldı. 2008’de ise 350 konut ile ısıtma çalışmaları başladı – Hüseyin Çelik

14:40 – 14:45 2500 konut ısıtma altyapısı sonuçlandırıldı ama henüz tam kapasite çalışmıyor. 2011 için 1500 konut öngörülüyor. Temel hedef 7000 konut. En büyük güçlük küçük belediye bütçesiyle yapılması. Yatırım 20-25 milyon, belediyenin tüm bütçesi ise 20 milyon. Tüm kamu hizmeti verilen alanlar, okullar jeotermal enerji ile ısıtılıyor. Dikili devlet desteği alabilmiş değil. Jeotermal alanların korunması da çok önemli. Yerel belediye bütçesi ile gitmek mümkün değil. – Hüseyin Çelik

14:50 Yeşil Ekonomi konferansı devam ediyor. Kars’tan Tohum İzi Derneği‘nden İlhan Koçulu‘da söz.

14:55 Kars’ta su seviyesi 15’ten 600-700 metreye yükseldi.  Tohumda sorun olduğunu, gıdanın şiketlerin eline geçtiğini 2006’dan sonra öğrendim. Kars’tan göçü nasıl önleriz diye başladık. Gıdamıza, toprağımıza egemen olalım diyerek üretim yapan köyleri seçtik. Kültürel ve biyoçeşitliliğin yoğun olduğu köyleri. 2 yıl köylerde toplantılar yaptık. Soyu sürdüren biz miyiz toprak mı? 10 köyde kaybolan tohumlarla başladık. Kavlıca ve kırmızı buğday başta olmak üzere “Damımıza koku, ağzımıza tad geldi”.  Tohum satın alıyorduk, gübre ve ilaç istiyordu, mazot 35-40 litre.Yerli tohum az su, ilaç istemiyor, mazot 20 litre. Yerel tarım ekonomisi. Yerli tohumları kullanmak daha karlı hale geldiğini gördük. Köyler arası bir dayanışma oluştu. – İlhan Koçulu

Yeşil Ekonomi Konferansı katılımcıları toplantı salonunu doldurdu

 

15:00, Kars Tohum İzi Derneği’nden İlhan Koçulu devam ediyor.: Türkiye, Fransa ve Belçika’dan gruplar köylerimizi ziyaret ediyorlar.  Köyde Eko-müze kurduk 1880’de bir yabancı bir mimarın yaptığı binada. Yanında 20m2 satış dükkanı açtık. Hastalıklarda şifalı bitkiler kullanıldı.Çocuklarda ishal ve bazı kadın hastalıkları ile birlikte sağlık masrafları da azaldı. Bakkallarda ve fırınlarda yerli buğday kullanıldığını görünce mutlu oluyorum.24- 25 köyde giderek yayılıyor yerli buğday kullanımı.

15:08, Yeşil Ekonomi Konferansında söz sırası Yeyüzü Derneği‘nden Aytaç Timur’da

15:15,  Kent bahçeleri ile ilgili deneyimler bulduk. Montreal’de, Havana’da, Şangay’da 2500 m2’lik alanlarda kent bahçesi örnekleri ile karşılaştık. 30 m2’de akıllı ekim ile yıllık tüm sebze-meyve ihtiyacı karşılanabilir. 180 kişi bize başvurdu Başakşehir’den Tuzla’ya kadar olan bölgede. Bahçecilerle buluştuk, toplantı yaptık, fide dağıttık.İki tane çocuk yuvası kent bahçecimiz var. Cocuklar sebze-meyve nasıl yetişiyor öğreniyorlar. Permablitz ve Slow Food Balkon Bahçeciliği konviviyumu ile çalıştık. Belediyeler bizle uzun görüşmeler yaptılar, herhalde oy çıkmaz diye vazgeçtiler.Bahçeciler artarsa belediyeler buna kayıtsız kalamaz. Bu yıl 800 kilo ürün aldık. – Aytaç Timur

15:20 – 16:00 Konferansa dinleyiciler soruları ve yorumları ile katkıda bulunuyor.

Yeşil Ekonomi Konferansı devam ediyor

 

16:10 Biraz sonra başlayacak oturumda konu Yeşil Seçenekler Moderatör: Mahmut Boynudelik. Oturumda yer alacak isimler ise; Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Ferah Özkök , Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Görevlisi Prof. Dr. H. Rıdvan Yurtseven, ve BM Habitat AGFE temsilcisi Cihan Uzunçarşılı Baysal.

Oturumun konuları ise  Sorumlu turizm, yavaş şehir ve kentsel dönüşüm .

16:30, Yeşil Ekonomi Konferansı son oturumu başlıyor. Söz: Yrd. Doç Ferah Özkök’te konu Sorumlu Turizm.

16:45,  Turizm masum görünmesine rağmen kaynakları tüketiyor. Başka bir turizm mümkün mü?  Son yıllarda agro-turizm, soft-turizm, sürdürülebilir turizm kavramları. Eko- turizm aslında bir yaklaşım çeşidi değil. Eko-turizm kriterleri: Doğal bir alanı ziyaret, olumsuz etkileri azaltmak,yerele saygılı yapılaşma,çevresel farkındalık. – Ferah Özkök

16:55, Söz sırası Çanakkale 18 Mart Üni. Öğr. Görevlisi Prof. Dr. H. Rıdvan Yurtseven’de, konu “Yavaş Şehirler

17:05Citta Slow, sürdürülebilirliği ve örgütlülüğü temel alır. Yavaş Şehirler Slow Food felsefesi üzerine kuruldu.Türkiye’deki yavaş şehirler:Akyaka– Muğla, Gökçeada-Çanakkale, Taraklı-Sakarya, Yenipazar-Aydın, Seferihisar-İzmir –  Rıdvan Yurtseven

17:25, Yeşil Ekonomi Konferansı’nın son panelisti: BM Habitat AGFE temsilcisi Cihan Uzun Çarşılı Baysal


Yeşil Ekonomi Konferansı devam ediyor: Fotoğraflar

Aşağıda bulacaklarınız, bugün ve yarın 22-23 Ekim 2010’da İstanbul Cezayir Toplantı Salonu’nda devam etmekte olan Yerel  Yeşil Seçenekler temalı 2. Yeşil Ekonomi Konferansı’nın sabah ve öğlen seanslarından fotoğraflar. Konferansın detaylarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Yeşil Ekonomi Konferansı açılışında Özgür Gürbüz, Ulrike Dufner ve Yüksel Selek
yoğun katılım gözlemlendi
Dirka Grießhaber Hamburg'un Avrupa Yeşil Başkenti sürecini anlattı

 

Yüksel Selek, Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü açılışta

Heinrich Böll Stiftung derneğinden Ulrike Dufner açılışta

İTÜ'den Haluk Gerçek

 

İkbal Polat Bursa'da kentin gelişim tarzı ve katılım eksikliğini anlattı
Orhan Esen kent politikaları, ekoloji ve büyüme odaklı ekonomi politikaları üzerine konuştu

 

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nden Koray Velibeyoglu
Sevgi Mutlu Modöratörlüğündeki ikinci oturumda Hüseyin Çelik jeotermal enerji kullanımını, İlhan Koçulu yerel tarımın yeniden doğuşunu, Aytaç Timur kentsel tarımı anlattı
kayıt

 

lobiden

 

 

 

Üç aydan fazla tutukluluk ceza olur’-muş

55 bin kişinin yıllardır tutuklu olarak cezaevlerinde tutulduğu Türkiye’de Deniz Feneri e.V.’de yapılan yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanan ve üç ay on gündür tutuklu bulunan RTÜK eski Başkan Akman ve 5 kişi hakimin “Üç aydır tutuklular, fazlası ceza olur” gerekçeli kararıyla serbest bırakıldı.

Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Hasan Akçam, Deniz Feneri soruşturması kapsamında 3 ay 10 gündür tutuklu bulunan 6 şüpheliyi tahliye etti. Vatan’dan Kemal Göktaş’ın haberine göre Hakim Akçam, şüphelilere yurt dışına çıkış yasağı koyduğu kararında tutukluluğun daha çok devam etmesinin “tutukluluğu cezaya dönüştüreceğini” belirtti. Deniz Feneri soruşturmasında tutuklanan eski RTÜK Başkanı Zahid Akman, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Karahan, Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Almanya’daki Deniz Feneri e.V Derneği Başkanı Mehmet Gürhan’ın kayınbiraderi İzzet Kurum ile derneğin gizli kasası olduğu iddia edilen Ali Solak’ın avukatları, Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi ‘ne yaptıkları tahliye talebi reddedilince 13. Asliye Ceza Mahkemesi’ne itiraz ettiler.

İFADESİNİ DE ALDIK, ÇIKABİLİRLER

İtirazı inceleyen hakim Hasan Akçam, sanıkların tahliyesini kararlaştırdı. Akçam’ın tahliye gerekçesinde, soruşturmanın “uzun süredir devam eden ve daha da sürebilecek” bir soruşturma olduğuna dikkat çekerek bu süre zarfında şüphelilerin yurtdışına çıkış yapıp geldikleri, bu yüzden kaçma şüphelerinin bulunmadığını savunduğu belirtildi. Kararda, soruşturmada bütün delillerin toplandığını ve şüphelilerin ifadesinin de alındığını kaydeden hakim Akçam, şüphelilerin kontrollerinin sadece tutuklama yoluyla değil, adli denetimle de yerine getirilebileceği kaydetti. Akçam, şüphelilerin 3 ay 10 gündür tutuklu olduğunu ve tutukluluklarının 4. ayına girdiğine dikkat çekerek “daha uzun süreli bir tutuklamanın cezaya dönüşebileceğini” vurguladı.

YENİ SAVCILAR KARŞI ÇIKTI AMA…

Soruşturmayı yürüten 3 savcının el çektirilmesinin ardından görevlendirilen savcılar Veli Dalgalı ve Hakan Pektaş ise, mahkemeye “tutuklama gerekçelerinde hiçbir değişiklik yoktur, tahliye edilemezler” yönünde görüş bildirdi.Mahkemenin kararı, kesin nitelik taşıyor. Bu yüzden savcıların itiraz hakkı bulunmuyor. Yani soruşturmanın ve açılacak davanın bundan sonraki aşamalarında mahkemeden yeni bir tutuklama kararı çıkmadığı takdirde şüpheliler tutuksuz yargılanacaklar.

17. KEZ TALEP ETMİŞLERDİ

Tahliye edilen şüphelilerin, tutuklama kararının verilmesinden bu yana tahliye edilmeleri için yaptıkları itirazlar ve mahkemenin her ay olağan olarak tahliyeye gerek olup olmadığına karar verdiği rutin incemelerin sayısı 16’yı bulmuştu. Mahkemenin 16 kez tahliyelerini reddettiği şüpheliler, 17. başvurudan sonuç aldılar ve tahliye oldular. Deniz Feneri soruşturmasında tutuklu sayısı 3’e düştü. Ancak kulislerde, soruşturmanın önemli şüphelilerinin tahliyesinin ardından cezaevinde bulunan şüpheliler Sıddık Balıkçı, Harun Kapıyoldaş ve Muzaffer Şafak’ın da tahliyelerinin beklendiği belirtildi.

(Emek Dünyası)

Angry Birds’ün yeni oyunu çıktı

Rovio Mobil dünyada bir fenomen haline gelen oyunu kızgın kuşların yeni versiyonunu çıkardı. “Angry Birds Ham’o’Ween” adı verilen oyunda 30 Cadılar Bayramı temalı bonus level bulunuyor. iTunes‘da 99 sentten satılan oyunun Android versiyonu da var. Oyunda toplam 205 level yer alıyor.