Ana Sayfa Blog Sayfa 4612

Kuzey Kore’nin First Lady’si, pahalı çanta nedeniyle eleştirildi

0

Kuzey Kore’nin çiçeği burnunda First Lady’si çanta seçimi ile eleştiri oklarının hedefi oldu.

Eşi Kim Jong Un ile birlikte askerler tarafından açılan sergiyi gezen First Lady Ri Sol Ju’nun Christian Dior çantası konuşuldu.

Kim Jong UN’un eşi Ri Sol Ju lüks markanın ’D’ metal etiketli, kuzu derisi kapitone çanta 1.8 milyon won(1.596 dolar)değerinde. Çantanın fiyatı ülkede ortalama bir yıllık maaşa denk gelen gelirken, 24 milyonluk ülkede açlık en büyük sorunlardan biri.

Stresli erkek, balık etli kadına gidiyor

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre; stres, erkekleri şişman kadınlara yöneltiyor. Gerekçe ise ilginç…

Stresin erkekler üzerindeki etkilerini araştıran İngiliz bilim insanları, çalışmanın sonuçlarını PLoS ONE adlı dergide yayınladı. Buna göre, stresli durumlardan sonra erkekler şişman kadınları daha çekici bulma eğilimi gösteriyor.

Londra Westminster Üniversitesi’nden Viren Swami ve ekibi, yaptıkları araştırma sonucu insanların da hayvanlar gibi stresli durumlarda daha fazla güvenlik ihtiyacı hissettiği tezini de doğrulamış oldu.
Şişman kadınlar zayıflara kıyasla daha sağlıklı olarak nitelendirildi

Evrimsel açıdan bakıldığında dolgun etli kadınlar zayıf kadınlara kıyasla yiyeceğe yeterli erişim, daha iyi bir sağlık ve daha düzenli bir adet döneminin sinyali olarak görülüyor.

Araştırma kapsamında Avrupa ülkelerinden 80 erkek deney ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. İlk grup yani deney grubu standart bir stres testine tabi tutularak, kendilerinden bir komite önünde konuşmaları ve hesap işlemleri yapmaları istendi. 20 dakika sonra ise kendilerine gösterilen on kadın vücudunun yer aldığı fotoğraflardan kendileri için ideal figürü seçmeleri talep edildi. Kontrol grubu ise herhangi bir stres durumuna tabi tutulmadan değerlendirmelerini yaptı. Sonuç olarak stresli erkeklerin şişman kadınları kontrol grubuna kıyasla daha çekici buldukları tespit edildi. Tüm fotoğraflar arasından en şişman kadın en çekici olarak seçildi.

DW Türkçe

Fransa, Suriye sınırına asker gönderiyor

0

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Suriye-Ürdün sınırına tıbbi amaçlı bir ekiple beraber sınırdaki sığınmacılara ilaç ve gıda yardımı götürecek bir askeri birlik göndereceklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Hollande, Ürdün hükümetinin, Fransa ‘nın sınıra askeri birlik göndermesini kabul ettiğini açıkladı. Bu hafta sonunda Ürdün sınırında kurulacak birlik, sığınma kampında tesisler kurarak, sağlık hizmetleri verecek. Hollande’ın aldığı askeri birlik kararını ise, Fransız Meclisi’ne Başbakan Jean Marc Ayrault anlatacak.

‘Türkiye’de polis 24 yılda 552 çocuk öldürdü!’

Dünyanın en büyük gazetelerinden biri olan Guardian Gazetesi, geçtiğimiz gün göz yaşartıcı bomba ile yaşamını yitiren Mazlum Akay’ı yazdı. Gazete Akay üzerinden Türkiye’de yaşanan çocuk ölümlerini inceledi.
Adana’nın Yüreğir ilçesi Anadolu Mahallesi Çukurova Caddesi’nde 29 Temmuz akşamı Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridi protesto eden bir grup gösteri düzenledi.

İddiaya göre, grubu dağıtmak için müdahalede bulunan polislerin attığı göz yaşartıcı gaz bombalardan birinin kartuşu, grup arasında bakkaldan dönen Mazlum Akay’ın başına isabet edip, yaralanmasına neden oldu. Adana Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan Mazlum Akay, doktorların tüm çabasına karşın yaşamını yitirdi.

Guardian Gazetesi, gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu ağır yaralanarak 4 Ağustos günü yaşamını yitiren 11 yaşındaki Mazlum Akay’ı anlattı.

Mazlum’un 8 gün sonra yaşamını yitirdiğini hatırlatan İngiliz gazete, insan hakları örgütlerine dayanarak Mazlum’la birlikte 1988 yılından bu yana Güvenlik güçleri tarafından öldürülen çocuk sayısının 501’e yükseldiği kaydedildi.

“Küçük oğlumun canını neden aldılar”

Gazeteye konuşan küçük kızın babası Osman Kara, “Sayının bu kadar yüksek olmasından, sivillere karşı orantısız güç kullanan Hükümet sorumludur. 11 yaşındaki bir çocuğun bu şekilde sokak ortasında ölmesini gerektirecek hiçbir gerekçe yoktur. Bu güne kadar bu çatışmada çocuk ölümleriyle ilgili ciddi bir soruşturma yürütülmemiştir. Bu polis ve askerlerin- onlara karşı güç kullanmaktan geri durmamasının bir başka nedenidir” dedi.

Mazlum’un bu hafta yapılan cenaze törenine 1500 kişinin katıldığı belirtilen haberde, ailesinin ölümünden polisi sorumlu tuttuğu belirtildi. Ne hükümet yetkilileri nede Adana’daki polis yetkililerinin olayla ilgili kamuoyuna bir açıklamada bulunmadıklarına dikkat çekildi.

Gazetenin haberine göre Mazlum ne ilkti ne de son oldu. İnsan Hakları Derneği (İHD) Çocuk Hakları Komisyonu’nun Haziran 2012’de yaptığı bir açıklamaya göre son 24 yıl içinde en az 552 çocuk devlet güçlerince öldürüldü.

Almanya nükleere veda ediyor

Almanya’da RWE Power AG enerji şirketi, nükleer santrallerinin bir kısmını devre dışı bırakma ve kullanımdan kaldırma için Hessen Çevre, Enerji ve Tarım Bakanlığı’na iki resmi başvuruda bulundu.

 İki bloktan oluşan Biblis Nükleer Santrali’nin kapanma başvurusu ile ilgili konuşan Hessen Çevre Bakanı Lucia Puttrich, ‘RWE’nin bu adımı çok önemli. Şirketin başvurusu çevre için önemli bir mesaj niteliğini taşıyor. Hem Çevre Bakanlığı, hem de Meclis, bu adımı geçtiğimiz dönemlerde ısrarla talep etmişti.’ dedi.

Puttrich, bölgenin nükleer programdan çıkmasından sonra santral kompleksinin ne şekilde kullanılacağı hakkında henüz bir karar olmadığını açıkladı. Tesisin yıkılmasının ihtimal dahilinde olduğunu ifade etti. Biblis A blokunun 2014, B blokunun ise 2016 yılı sonunda devre dışı bırakılması planlanıyor. Japonya’nın Fukuşima şehrindeki nükleer felaket, Almanya’yı da nükleer enerjiyi terk etmeye zorlamıştı. Hessen Eyaleti Çevre, Enerji, Tarım ve Tüketici Hakları Bakanlığı kararına uygun hareket eden RWE firması santralleri üç ay boyunca kapatmıştı. Buna rağmen RWE yönetimi 1 Nisan 2011 tarihinde Kassel Adalet Divanında şikayette bulunmuş ve günlük 1 Milyon euroluk kaybın karşılanmasını istemişti. Federal Enerji Hattı Ajansı ise daha sonra Biblis santrallerinin devre dışı bırakılmasına karar vermişti.

CİHAN

Time: “Kürtler, Türkiye’nin Suriye hesaplarını bozdu”

0

Dünyaca ünlü Time dergisi, bu ayki sayısında Suriye’deki Kürtleri yazdı.

Pelin Turgut imzasıyla çıkan yazıda, Suriye’nin altı kentinde kontrol sağlayan Kürtler için, “Ankara’nın Suriye hesaplarını bozdu” deniliyor. Yazı, Suriye’deki Kürtlerin bir yüzyıl önceki tarihine kadar uzanıp Irak, İran, Suriye ve Türkiye arasında nasıl bölündüğünden başlıyor. Turgut, Kürtlerin yıllarca, sınırın hemen öteki tarafında kalan akarabalarıyla görüşmek için verdiği mücadeleden ve haklarını elde etmek için ne zor koşullardan geçtiğinden bahsediyor.

“Kürtler kurban değil, oyun kurucu”

Suriye’de muhaliflerin ayaklanması üzerine başlayan gelişmeleri ise önce Londra’da bulunan Kürt İnsan Hakları Projesi’nden Mustafa Gündoğdu’ya soruyor. Gündoğdu ise bu durumun Suriye’deki Kürtler için kaçınılmaz olduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Suriyede’ki Kürtlerin 3. bir yol bulması gerkiyordu. Onlar ne Esad tarafında olabilirlerdi ne de muhalifler tarafında. Suriyeli Kürtler uzun vadeli ulusal çıkarları için kendi topraklarında yönetimi kendi ellerine almalıydılar. Kürtler kendilerini bu sefer kurban olarak değil oyun kurucu olarak var olmak zorundaydı.”
‘Türkiye, ABD izin vermezse karışamaz”
Boğaziçi Üniversitesi’nde Suriye üzerine doktora yapan akademisyen Seda Altuğ da Time’a verdiği röportajda Suriyeli Kürtlerin her cuma kendi bayraklarıyla yaptıkları yürüşlerin meyvelerini topladığına işaret ediyor. Altuğ, Türkiye hükümetini ise şu cümlelerle değerlendiriyor: “Türkiye, Suriye meselesinde kendini olduğundan daha büyük görüyor. Oysa ki Suriye’de NATO ya da ABD olmadan herhangi birşey yapması mümkün değil. Bence Türk yetkililer Suriye’deki gelişmeleri takip etmek için diplomatik yol izleyecekler.”

Özgür Gündem

Sigur Ros’un Valtari projesinde sona yaklaşıldı

Dünyaca ünlü İzlandalı post-rock grubu Sigur Ros’un mayıs ayında piyasaya çıkardığı son albümü “Valtari”de yer alan parçaların video klipleri için başlattığı ‘The Valtari Mystery Film Experiment’ projesinde sona yaklaşıldı.

Proje kapsamında “Valtari”de yer alan her bir parçanın video klibi farklı bir yönetmene çektiriliyor. Grup üyeleri parçayı yönetmene dinlettikten sonra aklına ne gelirse gelsin filme dahil etmesini istiyor ve bu konuda yönetmeni tamamen özgür bırakıyorlar.

Grubun basçısı Georg Holm proje ile ilgili; “Hiçbir zaman müziğimizi önceden programlanmış duygusal bir yaklaşımla oluşturmadık. Kimseye nasıl hissettiğimizi veya ondan ne alması gerektiğini söylemek istemedik. Filmlerde olduğu gibi, yönetmenin ne ile ortaya çıkacağı konusunda kimsenin bir fikri olmuyor. Onların hiçbiri bir diğerinin ne yaptığını bilmiyor. Bu sebeple ilginç bir deneyim olacağını umut ediyorum.” şeklinde konuşuyor.

Şu ana kadar albümde yer alan 8 parçanın  6’sına klip çekildi ve sosyal medyada paylaşıldı. Şimdiye kadar klibi çekilen parçalar ile seçilen yönetmenler ise şöyle. Parça ve yönetmen isimlerine tıklayarak klibi izleyebilirsiniz.

FILM #1: ÉG ANDA BY RAGNAR KJARTANSSON

Yönetmenliğini Ragnar Kjartansson’un yaptığı ilk film, albümdeki ‘Eg Anda’ şarkısına çekildi. Kjartansson filmini ‘tarihteki ilk amacı olan pop videosu’ olarak tanımlıyor.

FILM #2: VARÚÐ BY INGA BIRGISDÓTTIR

İkinci filmin yönetmeni Inga Birgisdóttir, İcelandic Academy of Art mezunu. Sigur Ros gibi İzlandalı olan Inga, daha önce grubun albüm kapaklarını ve bir kaç tane şarkının videosunu yapmıştı. Bir filmden çok hareketli görüntüler ve resimlerden oluşturduğunu söylüyor çalışmasını ve ekliyor yönetmen; ‘filmin tamamını izlemeseniz de olur.’

FILM #3: FJÖGUR PÍANÓ BY ALMA HAR’EL

Daha önce Beirut için de video çekmiş olan Alma Har’el doğma büyüme İsrailli bir yönetmen. Belgesel alanında ödülü bulunan Alma, genelde modern danslar ve manzaralar üzerine çalışan bir sanatçı. Kendisine buradan (almaharel.com) ulaşmak mümkün. Projenin en etkileyici videolarından birinin yönetmeni olarak ‘Bana göre, bir şeyler elde etmek için başkalarına acı çektirmemek nedir bilmemek ile alakalı bir film.’ diyor Alma Har’el.

FILM #4: REMBIHNÚTUR BY ARNI & KINSKI

Sevginin devrimci gücüne inananlardansanız bu tam sizlik.  Arni & Kinski’nin Sigur Ros ile olan ilişkisi aslında çok öncelere dayanıyor. Grubun glósóli, hoppípolla gibi şarkılarının videolarını bu ikili yönetmiş.

FILM #5: ÉG ANDA BY RAMIN BAHRANI

Ramin Bahrani, sayısız ödüle sahip ünlü bir yönetmen. Pek çok festivale katılan yönetmenin hem uzun metraj hem de kısa film alanında bir çok çalışması bulunuyor. Yeni filmi ‘at any price’ bu yıl vizyona girecek büyük bir yapım. Kendisini işleriyle tanımlamayı başaranlardan. K

FILM #6: VARÚÐ BY RYAN MCGINLEY

Ve geldik şimdiye kadar yayınlanmış filmlerin sonuncusuna. New Yorklu yönetmen Mcginley,  Inga Birgisdóttir ile aynı şarkıya film çekmiş fakat müzik dışında filmler arasında herhangi bir benzerlik bulunmuyor. Bu film ile New York sokaklarına çocuk masumiyeti kazandırmak istediğini söyleyen yönetmen, film dışında pek çok görsel sanat alanında da işler üretiyor.

(bantmag.com, Yeşil Gazete)

 

ÖSS-YGS, zilyonuncu kez değiştiriliyor

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Bilim ve  Teknoloji Yüksek Kurulu’nun dünkü toplantısında, üniversiteye giriş sisteminin yeniden yapılandırılması kararının alındığını söyledi.
Bakan Ergün, yeni üniversiteye giriş sisteminin sadece bilgiyi ölçmeye değil öğrencilerin temel yetkinliklerinin ölçülmesine ağırlık vereceğini belirterek, sistemin 2014 yılı sonuna kadar tamamlanacağını söyledi.
Kurul’un, Ergün tarafından açıkladığı diğer kararları şöyle:

— Eğitim sistemi ciddi şekilde revize edilecek. Yeni sistem sadece bilgiyi ölçmeye değil öğrencilerin temel yetkinliklerinin ölçülmesine ağırlık verecek, sistem 2014 yılı sonuna kadar tamamlanacak.
— Dil eğitiminin yapısı değişecek ve alternatif dil eğitimi modelleri tasarlanacak.
— Bin kişiye düşen araştırmacı sayısı ABD’de 5, Kore’de 5,4, Almanya’da 4 iken Türkiye’de 1 ve bu sayı artırılacak.
— Eylül ayı sonunda Türkiye’deki üniversiteler girişimcilik ve yenilikçilik endeksine göre sıralanacak.
— Bilim merkezlerinin kurulmasına 1 milyar lira bütçe ayrıldı ve bu merkezlerin 81 ilde kurulması planladı.
KURULUN GÖREVLERİ

1983 tarihinde faaliyete geçen ve son yıllarda daha aktif olarak çalışan kurulun görevleri:
Uzun vadeli bilim ve teknoloji politikalarının tespitinde hükümete yardımcı olunması, hedeflerin saptanması, öncelikli alanların belirlenmesi, plan ve programların hazırlanması, kamu kuruluşlarının görevlendirilmesi, özel kuruluşlarla işbirliği sağlanması, gerekli yasa tasarıları ve mevzuatın hazırlanması, araştırıcı insan gücünün yetiştirilmesinin sağlanması, özel sektör araştırma merkezlerinin kurulması için tedbirler alınması, sektörler ve kuruluşlar arasında koordinasyonunun sağlanmasıdır.

ntvmsnbc

“Yerel halklar kâr hırsı nedeniyle yok ediliyor”

Uluslararası Af Örgütü, 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü öncesinde yayımladığı brifingde ‘Kuzey ve Güney Amerika kıtalarındaki hükümetlerin kârı, binlerce Yerli Halk’ın fiziksel ve kültürel olarak hayatta kalmasının önüne koyduğunu’ dile getirdi.

Brifing, geleneksel bölgelerde ya da bölgeler yakınına otoyol, petrol boru hattı, hidro-elektrik santralleri ve açık madenler içeren gelişim projeleri hakkında hükümetlerin Yerli Halklar ile fikir alışverişinde bulunma zorunluluklarına uyma konusundaki başarısızlığına dikkat çekiyor.

Uluslararası Af Örgütü Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Kampanyası Sorumlusu Mariano Machain, “Ülkeler, Yerli Halkları etkileyen kararları verirken, onları sürece daha başında dahil etmek zorunda. Bu zorunluluğu göz ardı etmek sadece kötü niyet, güvensizlik ve kutuplaşma iklimi yaratır. Bu durum da sosyal huzursuzluk ve çatışmaya yol açar. Mega projelerin yerli topluluklar üzerinde büyük olumsuz etkileri olabiliyor. Bu projeler, sadece bu toplulukların özgür, öncelikli ve bildirimli rıza göstermesi söz konusu ise hayata geçirilmelidir.

Uluslararası Af Örgütü’nün bu dokümanda belgelediği, hükümetlerin eksik yönleri arasında iyi niyet ve şeffaflık eksikliği, tehditler ve projelerle ilgili sorunları dile getiren liderlere yönelik asılsız suçlamalar, şirketlerin hareketlerini kontrol edememek ve hak ihlallerinin gerçekleştiği yerlerde topluluklara tazminat sağlayamamak bulunuyor.

Örneğin Ekvator’da Sarayaku yerli topluluğu kendilerine danışılmadan hayata geçirilen bir petrol projesi yüzünden atalarından kalan toprakların bazı parçalarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya. Bu topluluk konu ile ilgili bölgedeki en üst düzey merci olan İnter-Amerika İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

Geçen ay Mahkeme, Ekvator’un, iyi niyetle, Sarayaku ile katılımcı ve düzgün bir şekilde fikir alışverişinde  bulunma zorunluluğu olduğu doğrultusunda karar verdi. Sarayaku’ların kültürel adetleri ve bölgelerini etkileyecek herhangi bir projede daha fazla ilerleme söz konusu olmadan önce bir anlaşmaya varılması doğrultusunda karar verildi.

Sarayaku liderlerinden Patricia Gualinga, Uluslararası Af Örgütü’ne “Hükümet bizimle bilgi paylaşımında bulunacağına dair açıklama yaptı ve bu bilgi paylaşım sürecinin sonunda fikir alışverişi olacaktır. Ama uluslararası standartlara göre özgür, öncelikli ve bildirimli rıza gösterme hakkı başka bir şey. Öncelikle fikir alışverişi ancak hükümetler bizi ciddiye aldığını gösterirse, haklarımıza saygı duyarsa, iyi niyet ve şeffaflıkla hareket ederse gerçek olabilir” açıklamasında bulundu.

Kuzey ve Güney Amerika’da bulunan ülkeler yerel toplulukları etkileme olasılığına rağmen doğal maddeleri işlemeye yönelik sanayilerin eylemlerini kontrol altına alma konusunda başarısız oldu.

Kanada merkezli Goldcorp Şirketi, 2003’ten bu yana Guatemala’nın San Marcos bölgesinde bir maden işletiyor. İnter-Amerika İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre o bölgede yaşayan en az 18 Yerli Maya topluluğu doğrudan ya da dolaylı olarak madenden etkilendi. Topluluk üyeleri, hava kirliliğinden aile için bölünme ve proje konusunda eleştirel olanların taciz edilmesine kadar, her yönüyle yaşamlarının alt üst olduğunu dile getirdi.

Bölge sakinleri proje ile ilgili anlamlı bir fikir alışverişinin eksikliğinden şikayetçi oldu. San Miguel Ixtahuacán’dan Yerli bir kadın olan Carmen Mejía, “Şirket burada, bizim bölgemizde, bize yalan söyleyerek yasa dışı bir şekilde faaliyet göstermeye başladı. Çünkü bizimle hiçbir şekilde fikir alışverişinde bulunmadılar, bize bunun bu kadar olumsuz etkileri olacağını, bu kadar çatışma yaratacağını hiç söylemediler” dedi.

Machain ise “Ekonomik gelişme insan haklarına saygı duymaya katkı sağlayabilir. Ama ekomomik gelişmenin peşinden Yerli Halklar’ın insan hakları pahasına koşulmamalıdır” diye konuştu.

Uluslararası Af Örgütü Kuzey ve Güney Amerika’daki ülkelere, Yerli halkın fikir alışverişinde bulunma ve özgür, öncelikli ve bildirimli rıza gösterme hakkını bir gerçeklik haline getirmek ve insan haklarının daha fazla ihlal edilmesini engellemek için somut adımlar atma çağrısında bulunuyor.

Uluslararası Af Örgütü’nün Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında yaşayan Yerli halkların durumuna ilişkin raporu:  amnesty.org/en/library/info/AMR01/005/2012/

(amnesty.org)

Bursa’da mücadele mermer ocağını kapattırdı

Bursa’nın Orhaneli İlçesi’ne bağlı Başköy’de su kaynağının üzerine kurulan mermer ocaklarının içme sularını kirlettiğini söyleyerek eylem yapan köylüler mermer ocağını kapattırdı.

DHA‘nın haberine göre, Orhaneli İlçesi’ne bağlı Başköy’de yaklaşık 9 aydır süren temiz içme su mücadelesi kadınların zaferi ile sonuçlandı. Köyün içme suyu kaynağının üzerine kurulan mermer ocağı nedeniyle sularının kirlendiğini ve hastalandıklarını söyleyen köylüler Bursa Valiliği, İl Özel İdaresi ve Ak Parti Bursa İl binası önünde eylem yaptı. Bunun üzerine Kocaeli Üniversitesi ve MİGEM işbirliği ile köy sularında inceleme başlatıldı.

Bursa Valisi Şahabettin Harput, DSİ tarafından yapılan Başköy’deki ilk inceleme sonuçlarını açıkladı. Harput, DSİ Genel Müdürlüğü Jeoteknik Hizmetler ve YAS Daire Başkanlığı’nın kararı ile Orhaneli İlçesi Başköyü Suyungözü kaynağını da içine alan bölgenin koruma alanı içine alındığını söyledi.

Vali Harput, “Başköy’deki sorunun tespiti için DSİ’ye inceleme yaptırdık. Bursa Bölge Müdürlüğü, Çevre Müdürlüğü, Orman Müdürlüğü de bir heyet olarak bir inceleme yaptı. Bu incelemenin sonunda o bölgenin 2’nci derece koruma alanı olması kararlaştırıldı. 2’nci derece su kaynaklarının kirlenmemesi için yeni mermer ocağı açılmasına izin verilmeyecek. Daha önceki mermer ocakları da buna göre önlemini alacak. O bölgede faaliyet gösteren, Yüce Madencilik işletmesine bu konudaki kararı tebliğ ettik. Eksiklikleri tamamlamaları için 45 gün süre verdik. Geldiğimiz noktada süre tamamlanmış ancak söz konusu eksiklikler giderilmemiş durumda. Bu ocak işletmesinden kaynaklanan olumsuzlukların giderilene kadar ve yine yeraltı su kaynaklarının kirlenmesinin önlenmesine yönelik olarak DSİ tarafından ilgili şirkete verilen tedbirler yerine getirilene kadar mermer ocağındaki üretim faaliyetinin durdurulmasına karar verilmiştir” dedi.