Ana Sayfa Blog Sayfa 4593

Uzungöl halkından Trabzonspor’a pankartlı protesto

Trabzon’un en önemli turizm merkezlerinden Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl beldesinde halk Trabzonspor Kulübü’nün Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’ndan (EPDK) Uzungöl’e HES yapmak için 49 yıllığına üretim lisansı almasına tüm iş yerlerine astığı afişlerle ve beldeye astığı pankartlarla tepki gösterdi.

Uzungöl halkı adına açıklama yaptığını belirten Turistik İşletme sahibi İhsan Özkan, HES’lerin Trabzonspor üzerinden meşrulaştırmaya çalışıldığını iddia ederek “Bordo-Mavi enerji diyorlar. Bu enerji Trabzonspor’un ta kendisi zaten. 10 milyon dolara futbolcu alınacakmış, yaşam alanlarımız yok olduktan sonra biz ne yapalım futbolcuyu. Biz zaten futbolun ticarileşmesine karşıyız. Şimdi Trabzonspor’da buna el atmışsa biz buna da karşı dururuz” dedi.

Uzungöl’de 7-8 ay önce HES adımları atıldığında protesto yürüyüşü düzenlediklerini hatırlatan Özkan “Bugün üretilen elektrik enerjisinin yüzde 15’i dağıtım sırasında kaybedildiği, sadece mevcut iletim hatlarına gerekli bakımı yapılarak ve kaçak elektriğin önüne geçerek, tüm HES’lerin üreteceği toplam enerjinin üç katını tasarruf etmek mümkünken, böylesine küçük bir oran için Uzungölümüzü ve doğamızın ve canlıların yaşam alanının geri dönülmez biçimde tahrip edilmesi kabul edilemez bir gerçektir” diye konuştu.

Almanya’nın yaptığı yatırımlar sonucunda güneş santrallerinden 20 nükleer santrale eşdeğer elektrik ürettiğini ve bir dünya rekoruna imza attığına dikkat çeken Özkan “Türkiye’de yapımı biterek üretime geçen, yapımı devam eden ve yapılması planlanan yaklaşık 2 bin HES projesi mevcuttur. Bu HES projelerinin tamamının 2023 yılında tamamlanması öngörülmektedir. Bu 2 bin HES barajı tamamlanıp üretime geçtiğinde bile ülkemizdeki enerjinin sadece yüzde 5’ni karşılayacaktır. Bizler de Almanya gibi ülkeleri dikkate alarak geleceğimize sahip çıkmalıyız” ifadelerini kullandı.

(61saat.com)

Kocaeli’deki utanç paravanlarını fırtına yıktı

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin, ‘Denize girmek isteyen kadınlarımızdan böyle bir talep geldi’ diyerek Karamürsel’in Ereğli sahiline koyduğu tahta paravanlar dün gece yıkıldı.Semt sakinleri, paravanların gece çıkan şiddetli fırtınadan yıkıldığını söylerken, olay yerinde inceleme yapan belediye görevlileri, paravanların tutturulduğu civataların gevşetilmiş olduğunu iddia etti.

Kocaeli bölgesini de dün geceden itibaren etkisi altına alan, özellikle İzimt Körfezi’nin batı kesiminde daha etkili olan şiddetli rüzgar ve yağmur sırasında, Ereğli Kadınlar Plajı’nın tahta paravanları yıkıldı. Paravanların yıkılması üzerine olay yerine gelen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden bazı görevlilerin yetkililere telefonla bilgi verirken, “Paravanları tutturduğumuz bağlantı civataları gevşetilmiş” dedikleri duyuldu.

‘KASITLI YAPILMIŞ’ İDDİASI

Semt sakinlerinden Eğurhan Özsire, “Bu bölgenin adı zaten Esenyalı mevkii. Özellikle geceleri burası çok rüzgar alıyor. Dün gece siddetli fırtına yaşandı. O fırtına da bu paravanların bir bölümünü yıkmış” dedi. Diğer vatandaşlar da paravanları fırtınanın yıktığını söylerken, Belediye Park Bahçeler sorumlularından Fatih Özkaraalan ise, “Dün geceki fırtınada bu paravanın yıkılması biraz zor. Yaptığımız tespitlere göre vidaları sokülmüş” diyerek bunun kasıtlı yapıldığını ileri sürdü.

‘YENİDEN KURULACAK MI?’

Yağmur mevsiminin başlaması ve denizin de artık soğuyacağı için, yıkılan paravanların yeniden monte edilip edilmeyeceği bilinmiyor. Ancak yaklaşık bir aydır denizi göremeyen ve evlerinin balkonunda otururken sadece tahta perdeleri görebilen sahildeki bina sahipleri ise önlerinin açılmasından dolayı çok mutlu olduklarını söyledi.

Kürt sorununda yeni safha…- Ali Bayramoğlu

Bir yıl kadar önce, tartışma gündemini siyasi iktidarın Kürt politikasındaki değişiklikler oluşturuyordu. Sertleşen dil, öne çıkan güvenlikçi yaklaşım, siyasi alanın daralması şu soruyu sorduruyordu:

“Oslo sürecinden bu noktaya nasıl gelindi?..”

O günlerde bu soruyu AK Parti’nin Kürt politikası üzerinden yanıtlamaya çalışmış ve şöyle demiştik:

2002 sonrası AK Parti başka pek çok konuda olduğu gibi Kürt sorununda da aktif liberal bir politika izledi…

Kuzey Irak’la ilişkiler, inkâr politikalarının sona ermesi, tüm eksikliklerine rağmen temel hak ve özgürlükler konusunda yapılan önemli hamleler, Kürtçe’nin ve kimi kimlik haklarının kullanımına yönelik değişiklikler, sorunun çözümü ve tartışılmasında siyasi alan ve zeminin oluşmasına yönelik demokratik katkılar, bunların yanında Öcalan’la, örgütle yapılan silah bırakma görüşmeleri, sorunu siyasi girişimlerle de çözme iradesi bu duruma açık örnekler…

Bunlar Türkiye’yi, örgüte silah bıraktırma görüşmelerine, Oslo sürecine getirmişti…

Sonra bir kopuş yaşandı. Siyasi iklimden asayiş iklimine geçildi…

Hükümet çevreleri bu geçişi PKK’nın tavrına bağlıyordu.

Bakış açıları şöyleydi:

“Örgütün silahlı güçlerinin Türkiye’den çekilmesi için görüşmeler belli bir noktaya gelmişken, Kürt siyasi hareketinin görüşme masasına silah koyması, daha çok şey elde etmek için şiddete başvurması, hükümetin rota değiştirmesine yol açtı. Asayiş politikalarında çıtanın yukarı çekilmesini gerektirdi ve getirdi…”

Bu bakış, üç ayaklı bir politika üretti:

(1)PKK’nın silah kullanarak görüşme yapamayacağını anlamasını sağlamak, (2)Örgütü gerçek güç sınırına indirmek, (3)Kürt sorunuyla Kürt siyasi hareketi arasındaki bağları esnetmek…

Bu bir anlamda yeniden savaş ilanıydı.

Savaşların bedelleri olur.

Ve ilk bedel ağır olmuştu: Otoriterleşme…

İktidar çevreleri bu bedelin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorlardı.

Asker sivil arasındaki yeni işbirliği ve üstün teknolojik donanımla Kürt siyasi hareketi ağır biçimde sıkıştırıldığını, Güneydoğu’da kentlerde, kasabalarda eylem yapamaz hale geldiğini, propaganda kapılarının kapandığını ve her anlamda ağır kayıplara uğradığını söylüyorlardı…

Sonra bomba patladı…

PKK saldırıya geçti, alanını genişletti…

Bugün farklı bir noktadayız…

Geldiğimiz bu nokta, tüm asayiş ve güvenlik politikası övgülerini, onu yapanlar açısından bile anlamsız kılan, karşılıksız bırakan bir noktadır…

Suriye ve Ortadoğu dengelerinde değişiklik, Suriye’deki Kürt enerjisinin açığa çıkması, Türkiye’nin Suriye politikasının ters sonuçları, PKK’nın bir Ortadoğu gücüne dönüşmeye başlaması, bu bölgede hesabı olan ülkelerin varlığı bu politikaları darmadağın etti…

Bu yeni bir safhadır.

Bu safhada Kürt sorunu gitgide bir Ortadoğu sorunu olmaya doğru ilerlerken, bu sorun ile bölgenin Sunni-Şii, Doğu-Batı gibi gerilim eksenleri, diğer siyasi denge ve aktörleri iç içe girmeye başlamaktadır.

PKK’nın terör ve şiddet dozunu arttırması ve yeni hamlesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

PKK İran, Suriye gibi ülkelerin desteğiyle, sınır bölgelerinde genişleyen hareket alanıyla, Arap Baharı’nın beslediği iç ayaklanmalara benzer bir ortam yaratmak istiyor. Şemdinli, Hakkari bölgesinde üstün ve yerleşik güç haline gelme, kendi denetiminde bir bölge yaratma ve buradan hareketle yeni bir ayaklanma dalgası yakalama peşinde koşuyor.

Kürt siyasi hareketinin BDP dahil olmak üzere tüm unsurları bu strateji çerçevesinde hareket ediyorlar.

Yeni durum anlaşılmayı, bu ise her şeyden önce şiddet etrafındaki övgü siyaseti ya da acının alevlendiği duygu siyasetinden uzak durmayı gerektiriyor.

Siyasi akıl şiddeti marjinalize edecek hamlelere işaret ediyor.

Savaş kaybettiriyor…

 Ali Bayramoğlu- Yeni Şafak

Suriye siyasetinde esas hata – Koray Çalışkan

Türkiye’nin Ortadoğu politikası eleştirilirken bir ciddi hata yapılıyor, sapla saman eleştiri ve savunmada birbirine karışıyor.
Genel eleştiri Davutoğlu’nun ‘sıfır sorun’ politikasının iflas ettiği üzerine. Bu iflasın nedeni olarak da angaje Ortadoğu politikası gösteriliyor. Bazılarına göre bunun çözümü, ‘Arapların iç işlerine karışmamak’.
Bu, haksız bir eleştiri. Arap devrimleri başlamadan önce inşa edilen ve statüko varsayımı üzerine çizilen sıfır sorun rotasının devrimler sırasında ve sonrasında aynen devam ettirilmesi mümkün değil. Bu nedenle sorun, sıfır sorun politikası değil.

Sorun ne?
Ortadoğu’daki fırtına nedeniyle dış politika dümeni kolay tutmuyor. Bunun en önemli nedeni, devletlerin kararlarını uygulama potansiyeli varsayımı yapan uluslararası siyasetin, devletlerin bu potansiyeli yitirdiği alanlarda etkisiz kalması. Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde bu nedenle karar vermek kolaydır ama uygulamak çok zordur.
Arap devrimlerinin gidişatı, olan biteni güzel özetliyor. Şimdilik demokratikleşme potansiyeli olan iki ülke var: Tunus ve Mısır. Bu iki ülkenin en önemli özelliği baharı silahız yaşamış olması, muhalefet ve silah ithaliyle devrimlerini şiddete bulaştırmamış olması.
Dışarıdan demokrasi getirilmeye çalışılan ülkelerde bahar tam bir kan gölüne dönüşüyor. Komşumuz Irak’ta olan biten malum. Silahla demokrasi yalnızca yıkım getiriyor. Libya yine benzer bir savruluşla dağılmış durumda.

Suriye
Suriye politikasında esas sorun ordulaşmış muhalefetin erken sahiplenilmesi, Suriye içindeki silahsız muhalefetle ilişkilerin daha az önemsenmesi ve Esad rejiminin Mısır ve Tunus tarzı bir dönüşüm potansiyeline asla sahip olmadığına erkenden karar verilmiş olması.
Suriye politikasında sanki yalnızca üç opsiyon varmış gibi davranılıyor. Ya Esad’a destek olunacak ya susulacak ya da Esad devrilsin diye muhalefetin yanında yer alınacak. Bu basit üçleme Suriye’deki opsiyonların daha zengin olduğunu gizliyor.
Esad’a destek olmayı savunan zaten yok. Bazıları “Hiç karışmasak daha iyi olurdu” diyor. Ancak bu da ilkesiz bir tavır olurdu. Ortadoğu halkları bizim kardeşimizdir, yanlarında olmamız gerekir.
Ancak bu desteğin veriliş tarzı sorunlu. İsrail’le aranın bozulması ve köprülerin atılması Filistinlilere ve Türkiye dış politikasına ne gibi bir yarar sağladı belli değil. Yürüyen bir ilişkiyle Filistinlilerin dünyaya açılan kapısı olabilirdik. Bir nefes aldırabilirdik.
Suriye konusunda muhalefetin silahlandırılması ve ordulaşmış bir direnişin dış desteklerinin taşeronu olmamız, açıkça silahlı mücadeleyi eleştirmeyişimiz, Suriye’de kansız bir dönüşümü engelleyen önemli faktörlerden biri oldu. Türkiye’nin yapması gereken ne pahasına olursa olsun iç savaş atmosferinin ortaya çıkmasını engellemek olmalıydı. Yapamadık.
Sonuç ne? Suriye, Iraklaşıyor. Şimdiki karışıklığın geçici bir durum olduğunu düşünenler çoğunlukta. Ben emin değilim. Oraya giden silahların kontrolü yok. Milislerin kim olduğu belli değil. Hatay daha şimdiden infiallere gebe.
Suçu Esad’a atmak, “Biz elimizden geleni yaptık” demek, gizli desteklere kapı açarak “Yeni Suriye’nin kurucusu oluyoruz ama” demek, bir açık gerçeği gizlemeye yetmiyor. Silahla Ortadoğu’da demokrasi kurulmuyor.

Koray Çalışkan – Radikal

Demirtaş, Bahçeli’yi kendi uzmanlık alanıyla yanıtladı: Matematik!

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “BDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılsın” diyen MHP lideri Devlet Bahçeli’ye “matematik hesabı”yla yanıt verdi: “BDP’nin kuruluşu 2008, 2+8=10. Benim yaşım 40, 40×10=400. Senin yaşın 64, 64+400=464. 100 de benden… Ekle, etti mi 564. İşte fezleke sayımız.”

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, BDP-PKK buluşmasının ardından BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması için Anayasa değişiklik teklifi öneren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yüklendi.

Twitter’dan açıklama yapan Demirtaş, Devlet Bahçeli’nin matematik hesabına esprili bir şekilde karşılık verdi.

Bahçeli, daha önce MHP’nin kuruluşunun 40. yılını bir matematik hesabıyla anlatmıştı.

MHP lideri Bahçeli, “2009 yılındayız. 2009’un sıfırlarının üzerine çarpı koyun, atın. İki sıfırı kaldırdık. Ne kaldı 29. 11 ile 29’u toplayın ne oldu; 40. Milliyetçi hareketin 40. yılı. Bunlar tesadüf olamaz…” demişti.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Bahçeli’nin işte bu hesabına göndermede bulundu.

BDP Eşbaşkanı Demirtaş, BDP’lilerin Meclis’te bekleyen fezlekelerini benzer bir hesapla anlattı.

Demirtaş, şöyle konuştu: “BDP’lilerin dokunulmazlıkları kalksın diyene: BDP’nin kuruluşu 2008, 2+8=10. Benim yaşım 40, 40×10=400. Senin yaşın 64, 64+400=464. 100 de benden… Ekle, etti mi 564. İşte BDP’lilerin Meclis’teki fezleke sayısı! Kargadan korkan darı ekmez.”

Corrie’nin ölümünden İsrail Devleti sorumlu değilmiş

İsrail mahkemesi, Gazze Şeridi’nde 2003’te Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına engel olmaya çalışırken bir buldozer tarafından ezilerek hayatını kaybeden Rachel Corrie’nin ailesinin İsrail ordusu aleyhine açtığı davayı redetti.

Üç köy birlik oldu HES’e geçit vermiyor

Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Boğazpınar köyünde bulunan Gökharman Irmağına yapılmak istenen Hidroelektrik Santraline (HES) karşı bölge halkının tepkisi sürüyor.

HES karşıtı pankartın birtakım kişiler tarafından indirilmesiyle başlayan tepki bu kez eyleme dönüştü. 26 Ağustos 2012 tarihinde saat:11.30’da köy kahvesi önünde toplanan halk araç konvoyuyla Gökharman ırmağına hareket etti. Irmağa 2 km kala araçlar durdu ve köylüler kalan 2 km yolu davullarla, “Karasu’ya dokunma, ırmaklar özgürdür özgür akacak, toprağına suyuna ırmağına sahip çık” sloganlarıyla yürüdü.

Bölgeye 2010 yılında bir HES yapılmış. O dönem HES köylülere çok süslü şekilde anlatılmış. “Köyde işsiz kalmayacak, mesire alanları yapılacak, istediğiniz gibi bölgeyi gezebileceksiniz, hiçbir şekilde olumsuz etkilenmeyeceksiniz” gibi yalanlar söylenmişdi. O dönem söylenenlere inanan köylüler HES’in bitmesi ile vaat edilenlerin yalan olduğunu anladı. İnşaat sırasında köyden bir iki kişi işe alınmış. Onlarda sonra işten atılmış. Mesire alanları yapmak bir yana yapılan kapılara takılan kilitlerle insanların girişi engellenmiş. İlk HES’e izin vermekle büyük hata yaptığının farkında olan yöre halkı ikincisine ne pahasına olursa olsun izin vermeyeceklerini dile getirdiler.

3 köy birlik oldu
Boğazpınar, Fakılar ve Olukkayağı köyleri bir araya gelerek  yapılan eyleme köylerin muhtarlarının da katıldığı gözlenirken kadın çocuk, genç yaşlı yüzlerce kişi eylemde yer aldı.

Köylüler adına konuşan Ahmet Öztürk şunları söyledi:
“Irmağına sahip çıkan Boğazpınar, Fakılar Olukkoyağı halkı hepiniz hoş geldiniz.Bu ırmaklar bizim ırmaklarımızın göz göre birkaç kişi para kazanacak diye satılmasına izin vermeyeceğiz.
Biz bu hatayı öküzini ırmağında yaptık.Geldiler bize köyde işsiz genç kalmayacak hepsini işe alacağız dediler.Bu ırmaklarda yine eşinizle dostunuzla piknik yapabileceğiniz yerler yapacağız dediler.
Biz köylü çocuğuz en basitinden örnek veriyorum köylüden bir şey satın aldığımızda üzerimde para yok bunu yaz deftere deriz. Bakkalcı kahveci köylü her kimse tamam kardaş olunca verirsin der. Bizim özümüzde sözümüzde birdir. Verdiğimiz sözü tutarız. Biz de onları özü sözü bir kendimiz gibi sandık onlara güvendik inandık. Ama sonuç ortada ne çalışan var ne ırmakta piknik yapan suyuna bile dokunmamıza izin verilmiyor artık.Dün öküz ini ırmağının yolunu açmışlar ırmağa giriş serbest olmuş ne oldu da açıldı o kapılar. Derler ya bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü.Daha önce aklınız nerdeydı.Köylüyü saf sanıyorlar nasılsa yine kandırırız diyorlar yine vaatlerde bulunuyorlar. Şimdi gözlerini buralara diktiler. Bu insanların hepsinin hali vakti yerinden senden benden kat kat zengin insanlar ama karınları doymak bilmiyor.

Bizim dilimiz bir kez yandı ikinci kez yanmasına izin yok. Bu su bizim hiç kimsenin suyumuzu almasına izin vermeyeceğiz. Satılık ırmağımız yok onlara. Bu yapılan barajlardan sonra hayatınız değişecek.iklim değişecek sert iklimde yetişen hurma şeftali kiraz yetişmeyecek incirlerin eski tadı kalmayacak. Buralarda suya hasret kalacağız bizi bir daha buralara yaklaştırmayacaklar. Hayvanlarımız bu suya inemeyecek bu ırmaklardan sulanmayacak.İhtiyacımız olan çakılı artık şehirden getireceğiz. Buralar bataklık olacak. Deriz ya akan su kir tutmaz, bu su akmayacak arkadaşlar ve kir tutacak haşereler sinekler üreyecek hastalıklar oluşacak.En önemlisi hemen herkesin çocukluğu gençliği eşiyle dostuyla özel mutlu günleri bu ırmaklarda geçmiştir bu ırmaklarda davar koyun gütmüşsünüzdür. Baraj yapıldığı taktırde bunlar sadece anılarda kalacak. Bizim çocuklarımız bu ırmakları bilmeden görmeden yaşayacaklar.Ve artık çocuklarımız köylerimize gelmeyecek çocuklarımızın yüzünü sadece bayramlarda cenazelerde düğünlerde göreceğiz. Bunlar bizim geleceğimizi çalıyor.Bu güzelliği bu doğayı istersen milyarlar akıtalım parayla satın alamayız ırmağımıza sahip çıkalam.

Bizim böyle enerjiye ihtiyacımız yok her yere HES yapılıyor bizim buraya da yapıldı ne oldu elektrik ucuzladı mı? Bu işlerden sadece birkaç para babası zengin oluyor hepsi bu. Olan yine bu köylüye oluyor. Almanya yılda 365 günün sadece 130 günü güneş görüyor ve güneş enerjisinden en fazla yaralanan ülkelerden birisi damlara güneş panelleri yapılıyor bir kereye mahsus 4-5 milyar para ödüyorlar ve ömür boyu elektrik faturası diye bir şey görmüyorlar. Bizim bu Akdeniz bölgesi 365 günün 330 günü güneş görüyor ve biz güneş enerjisinden yararlanmıyoruz bunda bi terslik var!Bizim enerjiye de ihtiyacımız yok ülkemizde 50bin megawatt elektrik üretiliyor ve kullanılan 35 bin megawatt.bunları ben söylemiyorum köyümüze gelen bu işlerle ilgilen avukat arkadaşlarımız söylüyor.Gitsinler doğudaki kaçak elektrikleri tespit etsinler onları önlesinler bizim ırmağımıza dokunmasınlar. Ayrıca bu bakımsız elektrik kablolarının onarımı yapıldığında elektrikten %20 tasarruf ediyoruz. Bunlar sadece oyun bu oyunu bozacaklarda biz köylüleriz birkaç kişi zengin olacak diye biz suyumuzu ırmağımızı geleceğimizi satmayız.”

Eylemden izlenimler:
*Eyleme katılan kadın köylüler ırmakta yayık ayranı yaparak eyleme katılanlara dağıttı.
*Eylemden sonra muhalefet.org’a konuşan bazı köylüler eylemden sonra HES’i yapacak olan GöK Hes şirketinin sahibinin köylüye ilk Hes’te verilen sözlerin tutulacağını piknik alanının yapılacağını ve suya girilebileceği haberini gönderdiğini söylediler. Ayrıca eylemden sonra ilk yapılan HES’teki ırmak yatağına su vermeye başladığını belirten köylüler yıllardır baraja alınmadıklarını istedikleri kadar vaatlerini yapsın biz buraya HES yaptırmayacağız diyerek kararlılıklarını belirtti.

(muhalefet.org)

“Yeşil Politika Okulu” açılıyor

Eğer Türkiye’deki çevreci/ekolojist hareket hakkında daha fazlasını bilmek istiyorsanız, içeri buyrun… Yeşil Politika Online Eğitim Programı, 22 Eylül 2012 tarihinde başlıyor. Üstelik ücretsiz… 

Yeşil Düşünce Derneği ve Avrupa Yeşil Vakfı (Green European Foundation-GEF) işbirliği ile organize edilen ve ücretsiz olarak düzenlenen “Yeşil Politika Online Eğitimi”, yeşil politikanın temellerini incelemek ve tartışmaları bir adım ileriye taşımak için düzenleniyor.

 Toplamda, iki haftalık ara ile birlikte, sekiz hafta sürecek program, İstanbul Yeşil Ev’de gerçekleştirilecek. Program hakkında ayrıntılar ve eğitmenlerin isimlerini aşağıda bulacaksınız:

…PROGRAM İÇERİĞİ…

Yeşil politika, sadece çevre ve ekoloji hareketi ile bütünleştirilmesine rağmen toplumsal adalet, şiddet karşıtlığı, doğrudan ve katılımcı demokrasi ilkelerine dayanmaktadır.

Bu program ile, aktif ve karşılıklı öğrenme yöntemleri ile yerel ekoloji mücadeleleri, ekonomi, enerji, barış hareketleri, feminizm gibi politik alanlarda yeşil politik uygulamaların teorik ve pratik yaklaşımlar konusunda katılımcılara bilgi, beceri ve tutumlar kazandırılması amaçlanmaktadır.

Eğitim programı 8 hafta boyunca uzman eğitmenlerin katılımı ile yürütülecektir. Eğitim programı 22-23 Eylül’de İstanbul’da düzenlenecek sınıf eğitimi ile başlayacaktır. 6 hafta boyunca uzaktan öğrenim programı ile sürdürülecek eğitim, 1-2 Aralık tarihlerinde düzenlenecek sınıf dersi ile son bulacaktır.

Eğitim sırasında, aktif ve katılımcı öğrenmeyi mümkün kılan yöntemler kullanılacaktır. Uzaktan eğitimler, internet üzerinden katılımcılara verilecek okumalar, video gösterimleri ve sunumlar, tartışmalar ile yürütülecektir.

…PROGRAM TAKVİMİ…

22-23 EYLÜL 1- Yeşil Politikaya Giriş (SINIF DERSİ)- Ümit Şahin
a. Yeşil düşünce / b. Politik ilkeler / c. Yeşil Politikanın Tarihi
d. Avrupa’da Yeşiller / e. Avrupa Birliği, Türkiye ve çevre politikaları

24-30 EYLÜL 2- Ekoloji: Yerel ve Küresel Mücadeleler- Ümit Şahin
a. İklim Değişikliği ve Ekolojik Kriz / b. Enerji politikaları: Dünya, Avrupa ve Türkiye / c. Nükleer Enerji / d. Doğanın korunması ve biyolojik çeşitlilik

1-7 EKİM 3- Yeşil Ekonomi- Ahmet Atıl Aşıcı
a. Yeşil Yeni Düzen / b. Yenilenebilir Enerji ve Yeşil İşler / c. Yeşil Sosyal Politikalar ve Küresel Adalet

8-14 EKİM ARA

15-21 EKİM 4- Barış Politikaları- Mehmet Tarhan

a. Şiddetsizlik / b. Anti-militarizm ve vicdani ret / c. Antinükleer ve barış hareketleri: Geçmiş, bugün ve gelecek

22-28 EKİM 5- Yeşil Politikanın Bazı Öncelikli Konuları- Sevil Turan
a. Gıda politikaları ve sürdürülebilir tarım / b Kent politikaları: Ulaşım, barınma ve karar alma mekanizmaları / c. Hayvan Hakları
29 EKİM-4 KASIM ARA

5-11 KASIM 6- Doğrudan Demokrasi- Serkan Köybaşı
a. Demokrasi ve katılımcılık / b. Avrupa bağlamında yerel ve bölgesel özerklik / c. Yerel ekoloji hareketleri

12-18 KASIM 7- Kimlik ve Özgürlük- Pınar Selek

a. Ayrımcılık ve insan hakları- hak temelli yaklaşım / b. Feminizm ve yeşil politika / c. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim hakları ve LGBT hareketleri

19-30 KASIM ARA

1-2 ARALIK 8- Yeşil Politik Kampanyalar ve Aktivizm (ATÖLYE ÇALIŞMASI)- Ali Alper Akyüz
a. Örgütlenme / b Aktivizm ve iletişim / c. Politik kampanyalar

… EĞİTMENLER…

Eğitim programı, aşağıda ismi bulunan eğitmenler ve bu program için özel oluşturdukları kaynaklar ve ders kayıtları ile yürütülecektir.

Ahmet Atıl Aşıcı, Ali Alper Akyüz, Barış Gencer Baykan, Çağan Şekercioğlu, Durukan Dudu, Ömer Madra, Levent Kurnaz, Mehmet Tarhan, Serkan Köybaşı, Sevil Turan, Pınar Selek, Ümit Şahin.

…BAŞVURU KOŞULLARI…

Katılımcıların, programın başlangıcında ve sonunda düzenlenecek sınıf derslerinde bulunmaları ve uzaktan eğitim programı süresince aktif katılım göstermeleri gerekmektedir. Eğitim programı sırasında, katılımcıların haftalık ortalama 6 saatlerini, verilecek gerekli okumaları ve ödevleri yapmaları, online tartışmalara katılmaları ve online ders sunumları izlemeleri için zaman ayırmaları gerekmektedir.

Ayrıca eğitim programı sonrasında, katılım belgesi almaya hak kazanan katılımcıların eğitim programını yapılacak program sonrası çalışmalara katılarak yaygınlaştırmaları beklenmektedir.

Bu nedenle katılımcıların aşağıdaki koşulları kabul ettiklerini başvuru formlarında taahhüt etmeleri gerekmektedir.

* 22-23 Eylül ve 1-2 Aralık 2012 tarihlerindeki sınıf derslerinin bütününe katılmak

* 24-30 Eylül ve 19-30 Kasım tarihleri arasında sürecek uzaktan eğitim programının %90’ına katılımda bulunmak (online tartışmalara katılmak, ödevlerin yapılması ve online derslerde hazır bulunmak)

Sınıf derslerine katılım sırasında konaklama ve yol masraflarının %75’i karşılanacaktır. [1]

…KİMLER BAŞVURABİLİR?…

* Yeşil politika alanlarında ilgili,

* Öğrenmeye açık ve kendini geliştirmek isteyen,

* Yeşil Politika eğitim programının yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak isteyen,

Programın tümüne ve yaygınlaştırma faaliyetlerine katılabilecek ilgilileri başvurmaya davet ediyoruz. Kontenjan 40 kişi ile sınırlıdır ve katılımcıların seçiminde, coğrafi denge, cinsiyet ve yaş dengesi göz önünde tutulacaktır.

…BAŞVURU İÇİN NELER GEREKİYOR?…

www.yesildusunce.org adresinden ulaşabileceğiniz başvuru formunu, 2 Eylül Pazar saat 23.59’a kadar iletmeniz gerekmektedir.

www.yesildusunce.org ve www.gef.eu adresinden ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Sorularınız için Proje Koordinatörü Sevil Turan ile iletişime geçebilirsiniz.

Demirtaş, rakamlarla cevap verdi

BDP Eşsözcüsü Selahattin Demirtaş, BDP’ milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili tartışmalara Twitter’dan cevap verdi. Demirtaş, meclisteki fezleke sayılarını hatırlattı ve çarpıcı rakamlar ortaya koydu.

Bilindiği üzere, BDP-PKK kucaklaşmaları üzerine başlatılan milletvekili dokunulmazlığı tartışması, BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının düşürülmesi taleplerini beraberinde getirmişti. BDP lideri, Twitter hesabından paylaştığı sayılarla, meclisteki dokunulmazlık fezlekelerinin oranları yazdı ve “dokunulmazlık zırhının aslında kimlere yaradığını” ispatlamaya çalıştı.

Demirtaş’ın konuyla ilgili Twitter mesajları şöyle:

Selahattin Demirtaş ‏@bdpdemirtas Roj bas/Gunaydin. Mecliste dokunulmazliklar kime yariyor, hangi suclari isleyenler korunuyor bir kez daha hatirlamakta fayda var+

Selahattin Demirtaş ‏@bdpdemirtas İhaleye fesat karistirma fezlekeleri : AKP %83, CHP+MHP %17, BDP%0

Selahattin Demirtaş ‏@bdpdemirtas Gorevi kotuye kullanma fezlekeleri AKP %72, CHP+MHP %28, BDP %0

Selahattin Demirtaş ‏@bdpdemirtas Sahtecilik dolandiricilik fezlekeleri AKP %67, CHP+MHP %33, BDP %0

Selahattin Demirtaş ‏@bdpdemirtas Dusunce aciklamalarina yonelik fezlekeler (cesitli yerlerde yapilan konusmalar) BDP%100, AKP%0, CHP %0, MHP %0

Yeşil Gazete

Çek Cumhuriyeti’nde “biramıza sahip çıkamıyoruz” tartışması

0

Biralarıyla dünyaca ünlü Çek Cumhuriyeti’nde yeni bir tartışma başladı. Geleneksel bira mı, yoksa aromalı bira mı?

Aromalı bira her ne kadar Çek Cumhuriyeti için yeni bir kavram olmasa da, bu biralara karşı giderek artan rağbet, klasik bira severleri ikiye böldü. Bazıları, bu durumun geleneksel bira üretimine darbe vuracağı görüşünde. Bazıları farklı tatları denemekten memnun:

“Ben aslında klasik birayı tercih ederim. Fakat kız arkadaşım muzlu ve kahveli olanı çok sevdi. “

160 litre ile yıllık bira tüketiminin en yüksek olduğu ülke olan Çek Cumhuriyeti’nde, onlarca çeşit aromalı bira bulmanız mümkün. Özellikle kiraz, muz, şeftali ve kahveli bira oldukça beğenilenlerden.

Bira üreticileri de aromalı biraların yüksek bir pazar payına sahip olduğunu belirtiyor:

“Biz geçen sene limon aromalı hafif bira üretimine başladık. Üretim bu sene iki katına çıktı. Pazar payı da oldukça arttı. Şu an bu biraların yüzde 3’lük bir pazar payı var. Bence bir yıl içinde bu rakam yüzde 5’e yükselecek.”

Aromalı ya da klasik, Çek Cumhuriyeti’nde ne hangi bira daha lezzetli tartışmaları, ne de bira üretimi kolay kolay duracağa benzemiyor.