Ana Sayfa Blog Sayfa 4591

Erken kalkmak mecburen – Serdar Kuzuloğlu

Biyolojik saatiyle yapay olarak standartlaştırdığı sosyal saati birbirine uymayan modern insanın sonu: Sosyal jet lag

Hafta boyu okul ya da işten arta kalan zamanlara sıkıştırmaya çalıştığımız hayatlar en ortak zulmümüz. En enerjik ve delidolu çağımızda tıkıldığımız sınıfların yerini hemen sonrasında kapak atabilmek için kırk takla attığımız ve genellikle başlayınca ayaklarımızın her sabah geri gittiği işlerimiz alıyor.
Gençken paramız yoksa da bolca zamanımız var. Ama yaş ilerleyip eli para tutar tutmaz zamanın kısaldığını da fark ediyor insan. Dolayısıyla bir şeye ulaşmak için gençken harcadığı zaman ve emek gözünde büyüyor. Parayla satın alabileceği şeylere yöneliyor.
Her geçen gün her şey biraz daha az keyif verirken insanlık tarihinin gördüğü en bol seçeneğe sahip dünyamızda neye saldıracağımızı şaşırıyoruz.
Şu konsere git, bu filmi izle, o diziyi kaçırma, aman festivali kovala, bir eğitime yazıl, şu adamla tanış, o kadınla konuş, yeni çıkan kitabı oku, yeni sezon kıyafetlere göz at…
Yetişilecek bunca şeye her geçen gün dijital sorumluluklarımızı da ekleyin (e-postalar mesela?). Ve yine internet sayesinde aklımıza giren, ilgimizi çeken ve bizi tahrik eden onlarca, yüzlerce yeni şeyi…

Havadan karaya
Bu düzen içinde her güne biraz daha yorgun başlamak, haftasonları pelte gibi yığılmak sürpriz bir durum değil. Zamanın ruhunu yakalayabilmek, gelişmelerden haberdar olmak, gündemden kopmamak, trendleri takip etmek ve madden ve manen mümkün olduğunca çok şeye sahip olmak gibi uzun bir sorumluluk taşıyoruz sırtımızda. Almanya’nın Münih şehrindeki Ludwig-Maximillians Üniversitesi’nde görevli Tıbbi Psikoloji Profesörü Till Roenneberg hepimizi yutan bu garabeti yeni bir terimle tanımlıyor: Sosyal jet lag.
Profesör Roenneberg’in derdi uçak yolcuları değil. O hayatını karada sürdürenlere; yani size, bana, hepimize gözlerini dikmiş durumda. Derdimize koyduğu sosyal jet lag hastalığını Harvard Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Internal Time adlı kitabında uzun uzun anlatıyor (amzn.to/OG2Unu).
Özetlemeye çalışayım.

Bir yanın kalk diyor…
Roenneberg’e göre modern toplumu oluşturan bireylerin üçte ikisi biyolojik saatine göre uyuyup uyanamıyor. Okul ya da işimizin belirlenen saati yüzünden aslında çoğumuz uykumuzun tam orta yerinde zorla uyanmak zorunda kalıyoruz. Biyolojik saat demişken elimizdekilere bir bakalım.
Hayatımızı şekillendiren üç farklı saat var. İlki uykumuz geldiğinde esneten ya da günün bir saati bizi kendiliğinden uyandıran ‘biyolojik saat’. Buna vücut/beden saati diyen de var. İkincisi, güneşin doğuşuyla günü başlatan ve Ay’ın belirmesiyle uykuya davet eden ‘doğal saat’. Sonuncusu ise cep telefonu ya da başucumuzda ayarladığımız ‘sosyal saatimiz’. İşe ya da okula gitmek, bir şeyler yemek, çalışmak, durmak, eve dönmek ve yatmak gibi hemen her ayrıntıda aslında biyolojik ya da doğal saati değil; sosyal saatlerimizi temel alıyoruz. Roenneberg’e göre modern yaşamın bireye yönelik en büyük sorunlarından biri de bu. Çünkü biyolojik saat ile bizim yapay olarak standartlaştırdığımız sosyal saat nadiren birbiriyle uyumlu çalışıyor.
Tarlada, sokakta çalıştığımız çağlarda hayatımızı ve yapacaklarımızı aya, güneşe bakarak tayin edebiliyorduk. Oysa bugün elektrik sayesinde gece sadece bir ‘isim’.
Uyku hali dışında sürekli bir aydınlıkta yani gündüzdeyiz. Geceyi yapay olarak ışıkları ya da perdeleri kapayarak ‘oluşturuyoruz’. Gün ve beden saatinin ayarını bozan bir ayrıntı daha işte. Kendimizi meşgul ettiğimiz şeyler bizi uykudan alıkoymak için elinden geleni yapıyor. Sosyal jet lag terimi de işte bu düzensizliği anlatıyor.
Hafta boyu bastırdığımız iç sesin bizi hafta sonu ele geçirmesi ve yataktan çıkmak bilmemek bu yüzden işte. Modern yaşamda biyolojik saat ile sosyal saati eşleyebilmek neredeyse imkânsız. Ve bunun bedelini çok ağır ödüyoruz.

Kötülüklerin anneannesi
10 yıldan uzun bir süre, 65 bin kişi üstünde yürüttüğü araştırmasını kitabında özetleyen Till Roenneberg, sosyal jet lag hastalarının sigara ve alkollü içki kullanımını arttırdığına ve gün içinde çok fazla kafeinli içecek tükettiğine dikkat çekiyor. Kişinin kendini meşgul etmek için düzensiz saatlerde yediği ve yine düzensiz uyku saatleri yüzünden yakamadığı besinler de büyük bir tehlike kaynağı. Uyumak istemediğiniz zamanda uyuyunca, aynı şekilde yemek istemediğiniz zamanlarda yemek zorunda kalıyorsunuz. Bunun sonucu ise elbette obezite. Araştırmaya göre sosyal ve biyolojik saat arasındaki her 1 saatlik fark, obezite riskini yüzde 33 arttırıyor (bit.ly/MWU3Q9).
Uzmanların sosyal jet lag’e karşı tavsiyesi dışarıda (binaların dışında) daha çok vakit geçirmek ve mümkünse cam kenarında oturmak (ve bu sayede doğal zamanı hep hatırlamak). Başka bir deyişle yeniden ait olduğumuz yere; yeryüzüne dönmek. Ne var ki dijitalleşmenin altın çağında hiç de basit bir görev değil bu. Ama belki de biyolojik saatimizi bize hatırlatacak bir iPhone uygulaması vardır, kim bilir?
Yatmadan önce birkaç saat ayırıp araştıralım en iyisi.

Jet lag nedİr?
Kıtalararası seyahatin korkulu rüyası ‘jet lag’i uçakla yapılan yolculuklarda vücudun varılan noktaya uyum sağlayamaması olarak anlatabiliriz. Sabah uçağa atlayıp 10 saat havada ilerledikten sonra indiğiniz yerde yine gündüz olduğunu düşünün. Biyolojik saatiniz bu uzun sürecin ardından bedeninizi uykuya zorlayacak ancak gerçekler (Güneş) sizi yeni diyarın akşam saatine kadar uyanık kalmaya zorlayacaktır. Beden saatiyle mevcut saatin bu uyumsuzluğunu tanımlayan jet lag’den kurtulmak kimileri için üç dört gün sürebiliyor. Elbette eve dönüşte aynı sorun tekrar başlıyor. Jet lag, depresyondan baş ağrısına, ishalden halsizliğe kadar pek çok yan etkiye sahip.

Serdar Kuzuloğlu – Radikal

 

Bu Toprağın Sesi de susturursun… – Ali Ekber Yıldırım

Türkiye’nin saman ithal edecek duruma gelmesi sadece iklimle, kuraklıkla, yanlış tarım politikaları ile açıklanamayacak kadar önemlidir. Bu aynı zamanda tarıma küsmüş veya küstürülmüş, tarımı önemsemeyen, yok sayan anlayışın toplumun hemen her kesimine egemen olmasının sonucudur.
Hükümet, muhalefet ve elbette medyanın büyük bölümü tarımla sadece felaket dönemlerinde ilgilenir. Sel, kuraklık olmasa, tarım fiyatı enflasyonu azdırmasa, ihraç edilen ürünler ilaç kalıntısı nedeniyle geri dönmese kimse tarımla ilgilenmeyecek. Medya tarımı hiç yazmayacak. Haber yapmayacak.
En başta DÜNYA Gazetesi olmak üzere bazı gazete ve gazetecileri, bazı tematik televizyon kanallarını, özellikle de TRT’de tam 22 yıl aralıksız yayınlanan Bu Toprağın Sesi programını bu genel çerçevenin dışında tutmak gerekiyor.
Fakat, bundan da rahatsız olanlar olmalı ki, dünyada televizyon ekranlarında 22 yıldır aralıksız devam eden tek tarım kuşağı olan “Bu Toprağın Sesi” programı da susturuldu.
Yayın süresi, içeriği, katılan konuk sayısı ile Guinness rekorlarına aday bir program olan, Bu Toprağın Sesi neden susturuldu?
Programın neden susturulduğunu anlamak için içeriğine, işlevine bakmak gerekiyor. Bu ülkede tarımın gelişmesini, tarımcıların bilgilenmesini, bilinçlenmesini istemeyenler, ülkenin tarımsal potansiyelini değerlendirmek, üretmek yerine ithalat yapılmasını isteyenler elbette Bu Toprağın Sesi’nden rahatsız. Bu nedenle bu sesi susturuyorlar.
Bunun için, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu(TRT) Eylül’de başlayacak yeni yayın döneminde Bu Toprağın Sesi televizyon programını yayından kaldırıyor.
Kaldırılacak olan program sıradan bir program değil. Ülke tarımı için çok büyük öneme sahip olan ve çiftçilerin, tarımla ilgili her kesin yakından izlediği program tam 22 yıldır aralıksız yayınlanıyor.
Birçok üretici, tarımcı güne bu programla başlardı. Bir zamanlar sabahın 5’inde yayınlanıyordu. Çiftçiler sabah tarlaya gitmeden bu toprağın sesine kulak verirlerdi. Öğrendiklerini uygulamaya çalışırlardı. Daha sonra saatleri değişti. Sadece çiftçiler değil toplumun daha geniş kesimi izlemeye başladı. Haftada 5 gün ve büyük bölümü canlı yayınlanan program, gerçek bir okul işlevi gördü. Hem çiftçiler için hem de çalışanlar için.
Adı gibi bu ülkenin, bu toprağın sesiydi. Tarım kesiminin her sorununa duyarlı, ilkeli ve çok saygın bir program olan Bu Toprağın Sesi, 1990′dan beri üreticiye eğitimden sağlığa, üretim tekniklerinden, pazarlama konularına kadar her alanda ışık oldu.
Nice iktidarlar,başbakanlar,bakanlar gelip geçti. TRT’de 22 yılda kaç genel müdür görev yaptı. Kimsenin aklına bu programı susturmak gelmedi.
Hükümet emrindeki TRT’yi istediği gibi yönlendiriyor, istediği gibi kullanıyor. Bu Toprağın Sesi ile ilgili de çok önemli tasarruflarda bulunuldu. Başbakanlıktan yapılan müdahale ile 2006’da bizim programa katılmamız engellendi. Çalışanların bir kısmı programdan koparıldı. Bu da yetmedi son birkaç yılda program TRT’nin kanallarında adeta sürgün gibi gezdirdiler. İzleyenlerin başını döndürecek derecede yayın saatini sürekli değiştirdiler. Buna rağmen üreticiler, tarımcılar bu toprağın sesini izlemeyi sürdürdü. Şimdi o sesi susturuyorlar. TRT, yeni yayın döneminde programa bütçe ayırmadı ve yayından kaldırılmasına karar verdi. Çalışanların ise dini programlarda istihdam edileceği ifade ediliyor.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ve diğer bakanlık ve bürokratların icraatlarını anlattığı, tarımda olup bitenleri ülkenin her yerinden yansıtan adı gibi bu toprağın sesi olan  programı yayından kaldırmak tarıma ve tarımcılara verilecek en büyük cezalardan biridir. Bu haksız cezaya sesiz kalmak istemiyorsanız tepkinizi TRT yönetimine iletebilirsiniz.

Ali Ekber Yıldırım – Dünya

Romney, resmen ABD başkan adayı

0

ABD başkanlık yarışında ABD Başkanı Barack Obama’ya rakip olmaya hazırlanan Mitt Romney’in Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığı, partisinin kongresinde resmileşti.

Romney’in, partisinin başkan adayı olacağı, ön seçimlerde diğer aday adayların önüne geçmesi ve rakiplerinin yarıştan birer birer çekilmesiyle aslında
mayıs ayında kesinleşmişti.

Florida eyaletinin Tampa kentinde başlayan Cumhuriyetçi Parti’nin ulusal kongresinde ise, Romney’in başkan adaylığı partinin delegelerinin oylarıyla
resmileştirildi. Romney de perşembe günü, başkan adaylığını kabul etmesiyle ilgili kongrede konuşma yapacak.

Cumhuriyetçi Parti Kongresi, Romney’e, bir başkan adayı olarak vizyonunu sunması ve televizyon karşısında kongreyi izleyen milyonlarca seçmene kendini anlatabilmesi açısından önemli imkan verecek.

Isaac kasırgası nedeniyle 4 günden 3 güne düşürülen parti kongresinin bugünkü açılış töreni de sembolik olarak yapıldı ve sadece birkaç
dakika sürdü.

Eşinden tam destek

Öte yandan, Mitt Romney’in eşi Ann Romney, eşini “Amerika’nın ihtiyacı olan adam” olarak tanımladı.

Ann Romney, ayrıca, Romney için “her sabah, başkalarının çözemediği problemleri çözmeye kararlı biçimde uyanan bir kişi” ve “yüzümüzü kara
çıkarmayacak bir adam” ifadelerini de kullanıyor.

Başkan Yardımcısı adayı da kesinleşti

Bu arada, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Paul Ryan’ın da, ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan yardımcısı adayı olması resmileşti.

Cumhuriyetçi Parti başkan adayı Mitt Romney, ABD başkanlık yarışında kendisine yardımcı olarak, yaklaşık 2 hafta önce, ABD Kongresi’nin Temsilciler Meclisi kanadında bütçe komisyonu başkanı olan ve özellikle bütçe konularında ABD Başkanı Barack Obama’ya çıkışlarıyla bilinen Ryan’ı seçmişti.

Florida eyaletinin Tampa kentinde başlayan Cumhuriyetçi Parti kurultayında da delegeler, Ryan’ın başkan yardımcılığı adaylığını oylayarak,
resmileştirdi.

Ryan, bugün, kurultayda, parti üyelerine ve televizyon karşısındaki milyonlarca seçmene seslenecek.

Gazze’nin sekiz yıllık ömrü kaldı

0

BM İnsani İşler Koordinatörü Maxwell Gaylard, BM tarafından Gazze ile ilgili hazırlanan raporu düzenlediği bir basın toplantısıyla duyurdu. Gaylard basın toplantısında, “Gazze’nin 2020 yılında yaşanılabilir bir yer olabilmesi için hemen harekete geçilmesi gerekiyor. Kaldı ki şu an harekete geçilse bile bu hedefe ulaşmak son derece zor” diye konuştu.

Dünyanın en genç nüfusu Gazze’de

Raporda, Gazze’de 1,6 milyon olan nüfusun önümüzdeki 8 yıl içinde 500 bin kişi daha artacağının tahmin edildiği belirtilerek, nüfusun yüzde 51’inin 18 yaşından küçük olduğu Gazze’nin dünyanın en genç nüfusuna sahip olduğuna dikkat çekildi.

BM raporunda, Gazze’nin 2020 yılında yaşanılabilir bir kent olabilmesi için özellikle temiz su, elektrik, eğitim ve sağlık alanlarında acil önlemler alınması gerektiği vurgulandı.

Havaalanı veya limanın bulunmadığı Gazze’ye yönelik İsrail ablukası 2010’un ortalarında kısmen yumuşatılmış ve bu sayede işsizlik oranı 2011’in ilk yarısında yüzde 37’den yüzde 28’e düşmüştü.

Tüneller ayakta tutuyor

Gazze Şeridi’nde yaşayan halk BM yardımları ve Mısır’dan tünelden sağlanan gıda, inşaat malzemeleri, elektronik ve araçlar sayesinde ayakta tutunmaya çalışırken, raporda, bu tür kaçakçılığın çözüm olmadığı kaydedildi.

Raporda, Gazze Şeridi’nde 2020 yılına kadar 440 okul, hastanelerde ilave 800 yatak ve 1,000 doktora daha ihtiyaç olduğu vurgulandı.

Garylard, uluslararası donörlerden yardımlarını artırmasını isteyerek, ”Uluslararası donörlerin yoğun çabalarına rağmen Gazze’nin hala yardıma ihtiyacı var. Şu an kuşatma altındalar. İşgal altındalar. Bizim hem siyasi hem de pratik desteğimize ihtiyaçları var” dedi.

Gazze’de en önemli sorunlardan birinin de temiz içme suyunun oluşturduğu belirtilen raporda, mevcut su kaynaklarının korunması için temiz su kapasitesinin en az yüzde 60 oranında artırılması gerektiği ifade edildi.

Raporda, Gazze’deki yeraltı su havzasının 2020’ye kadar kullanılamayacak hale gelebileceğine dikkat çekilen raporda, Gazze’deki atık suyun sadece yüzde 25’nin işlemden geçirildiği kaydedildi.

Garylard, Gazze’deki insanların hayat standartlarının geliştirilmesi için barış ve güveniliğe ihtiyaç olduğunu belirterek, ”Bunun için ablukaya, izolasyona ve çatışmalara son verilmesi gerekiyor” diye konuştu.

AA

Tayvan hükümeti, vatandaşın çişine karışıyor

0

Tayvanlı bir bakan erkeklerin ayakta değil oturarak idrar yapmaları gerektiğini söyleyerek tartışma yarattı.

Bakanlık, Shen’in erkeklere yaptığı öneriyi kendisinin de uyguladığını ve hem evinde hem de umumi tuvaletlerde oturarak idrar yaptığını açıkladı.

Çevre Bakanı Stephen Shen, erkeklerin kadınlar gibi oturarak idrar yapmalarının tuvaletlerin daha temiz kalmasını sağlayacağını iddia etti.

BBC Tayvan muhabiri Cindy Sui bu yorumun internette tartışmalara neden olduğunu söyledi.

Yetkililer yerel yönetimlerden erkeklerin oturarak idrar yapmalarını tavsiye eden ilanlar asmalarını isteyecek.

Sosyal medyadaki tartışmalarda bir çok kadın bakanın tavsiyesine destek verirken erkekler alışkanlıklarından vazgeçmelerinin mümkün olmayacağını söyledi.

Ancak Çevre Bakanlığı bunun mümkün olduğu konusunda ısrarcı.

Çevre Temizleme ve Zehirli Madde Kontrol Genel Müdürü Yuan Shaw-jing ”İsveç ve Japonya’dan ders almaya çalışıyoruz. Japonya’da erkeklerin yüzde 30’u idrar ihtiyaçlarını oturarak gideriyor” dedi.

Tayvan’da müfettişler ülkenin 100 binden fazla umumi tuvaletini düzenli olarak kontrolden geçiriyor.

Ülkede tuvaletlerin temizliği dünyanın geri kalanına oranla oldukça iyi durumda ancak yetkililer daha temiz tuvaletleri mümkün olduğu görüşünde.

BBC Türkçe

“Esrar, IQ puanımızı düşürüyor”

ABD’de yaklaşık 40 yıldan bu yana sürdürülen bir araştırma, uzun süreli esrar kullanımının zekâ seviyesini düşürebileceğini ortaya koydu. En büyük risk grubunu ise gençler oluşturuyor.

ABD’nin Kuzey Carolina Eyaleti’nde bulunan Duke Üniversitesi’nde araştırmacı Madeline Meier’in önderliğinde yapılan araştırma, esrar kullanımının, merkezî sinir sistemini geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verebileceğini ve zekâ seviyesini (IQ) düşürebileceğini ortaya koydu.

Amerikan PNAS dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, esrar kullanımına başlangıç yaşı düştükçe IQ seviyesinde yaşanan düşüş de artıyor. Araştırma, uzun süreli esrar kullanımının konsantrasyon ve hatırlama güçlüğüne neden olduğunu da ortaya koydu.

Gençler büyük risk altında

Genç yaşlarda beynin birçok değişimden geçtiğine dikkat çeken araştırmacılar, erken yaşta esrar kullanmaya başlamanın merkezî sinir sisteminde telafisi olmayan hasarlara neden olabileceği uyarısını yaptı.

Araştırma sonuçları 1970’li yıllarda Yeni Zelanda’da doğan yaklaşık bin kişi üzerinde yapılan uzun süreli incelemelere dayanıyor. Meier ve ekibi araştırmanın katılımcılarını 38 yıldan bu yana izliyor.

DW Türkçe

HSP kurmayları: ‘Numan sen git, biz gelmiyoruz’

Halkın Sesi Partisi’nin (HSP) kurucuları arasında yer alan Prof. Mehmet Bekaroğlu, Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Prof. Dr. Cihangir İslam, Prof. Dr. Cem Somel ve Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoğlu, Genel Başkan Numan Kurtulmuş’a mektup yazarak, partiden istifa etmesini ve partinin geleceği ile ilgili kararı geride kalanların vermesini istedi.

‘Sayın Numan Kurtulmuş, Halkın Sesi Partisi’nin değerli kurucuları, sevgili arkadaşlar’ diye başlayan mektupta, partiyi kurarken insana ve topluma ve siyasete dair önemli şeyler söylendiği belirtildi. Mektupta, “Görünen o ki başta Genel Başkan olmak üzere bazı arkadaşlarımız bu söylenenleri unutmuş, önümüzdeki günlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’ne katılacaklar. Talebimiz şu: AKP’ye katılacak olan arkadaşlarımız Halkın Sesi Partisi’nden istifa etsinler, partinin kaderi ile ilgili kararı partide kalanlar versin.” denildi.

‘Partimizi lağvetmeyin, ahlaka sığmaz’

“Sayın Genel Başkan, sizden ve sizinle beraber AKP’ye gitmek isteyen arkadaşlardan şu asgari ahlaki davranışı bekliyoruz.” denilen mektup şöyle sona eriyor: “Parti programımıza, verdiğiniz sözlere tamamen aykırı bir iş yapıyorsunuz; partimizi terk ediyorsunuz. O halde partiden istifa edin, vedalaşıp-helalleşerek ayrılın. Aksi takdirde ‘hakkı seslendiren bir grubu susturmuş’, ‘hayırlı işlerle anılan bir kurumu lağvetmiş’, ‘giderayak yakıp-yıkmış’ olursunuz. Bu hiçbir ahlaki ölçüye sığmaz, bunu hiçbir kültür, hiçbir değer sistemi kabul etmez.

“Partimizi atlama tahtası konumuna düşürdünüz’

İki aydan beri yaşananlar göstermiştir ki, bu bir birleşme ya da bütünleşme değildir. Olamazdı da. Çok açık ki Sayın Kurtulmuş ve bir kısım arkadaşlar, Halkın Sesi’nin programını terk edip AKP’ye katılacaklar. Bunca söylenen sözler boşmuş; iki yıldır çoluk çocuğunun nafakasından kesip partimizi açık tutmaya çalışan teşkilat mensuplarımız sadece bir araç, atlama tahtası konumuna düşürülmüştür. Hala Sayın Kurtulmuş’a inanıp birlikte gitmek isteyecekler elbette olacaktır. Bu arkadaşlarımızın da AKP’nin kapısında istiskal edileceğinden hiç kuşku yoktur. Kurucu üyelerimizi kongreye gelmeye ve Halkın Sesi’nin susmaması için oy kullanarak bu oyunu açığa düşürmeye davet ediyoruz.”

Yeşil Gazete

AKP’li vekilden korkunç istek: “İdam”

TBMM Başkanvekili ve Kayseri Milletvekili Sadık Yakut’ta, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden, idam tartışmalarıyla ilgili attığı mesajlarda çarpıcı ifadeler kullandı.

Yakut, PKK-TSK çatışmalarıyla ilgili olarak, Twitter’daki hesabına, “İdamın geri getirilmesi tartışılmalıdır” yazdı. Ayrıca “Amerika’da katil olaydan sonra vurularak öldürülürken, biz onbinlerce şehidimizin katilini idamdan kurtarıyoruz” diye twit atan Yakut, takipçilerine, “İdamın geri getirilme zamanı gelmedi mi?” diye de sordu. BDP milletvekillerinin PKK’lı militanlarla kucaklaşma görüntülerini de değerlendiren Yakut, yeni anayasa çalışmalarına atıfta bulundu ve konuyla ilgili olarak da, “Yeni anayasa çalışmasında terörle bağlantısı olan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması” diye mesaj yazdı.

Radikal

Abur cuburla beslenen çocuğun kafası çalışmıyor

“Çocuk şekersiz çikolatasız büyür mü, bir hamburgerden ne olacak’’ diyenlerdenseniz, bu araştırmaya bir göz atın. Avusturalya’daki Adeleide Üniversitesi’nde yapılan araştırma 7 bin çocuk üzerinde yürütüldü. 

Araştırmada, iki yaşından önce şeker- çikolata tüketmeye başlayan çocukların 8 yaşına geldiklerinde, zekalarının sağlıklı beslenen yaşıtlarından daha düşük olduğu gözlemlendi.

 Araştırma sonucuna göre, anne sütü tüketen çocukların okul başarısı da daha yüksek. Gazlı içecek tüketen çocukların, okul başarısı ise düşüyor.

Yaşamın ilk iki yılında beyin gelişimi çok hızlı ve beyin hücreleri gelişmek için faydalı besinlerden gelecek katkıya büyük ölçüde ihtiyaç duyuyor.

Ancak çocuklarda sağlıklı beslenme sadece ilk iki yıl önemli değil. Araştırmayı yürüten uzmanlar;  bu araştırmadan çıkan en önemli sonucun; yiyeceklerin çocuklarımızın üzerindeki uzun vadeli etkilerinin ortaya çıkması olduğunu söylüyor.

Araştırma, ne yediklerinin çocukların yetişkin hayatında daha bir çok faktörü etkilediğine işaret ediyor. Boşuna dememişler ‘’Ne yersen osun’’.

ntvmsnbc

Yunanistan lüksten arınıyor

0

Yunanistan hükümeti, ekonomik krize karşı tasarruf tedbirleri çerçevesinde, VIP uçuşlar için kullanılan üç özel uçaktan birinin satışına, diğerlerinin ise ordu ile ortak kullanımına karar verdi.

Başbakan Andonis Samaras, hükümete ait EMBRAER tipi iki jet uçağından birinin satılarak gelirlerinin ordunun ihtiyaçları için sarf edilmesine, diğerinin eğitim ve ambulans amaçlı kullanılmak üzere orduya devredilmesine, Gulfstream V tipi uçağın ise hükümet ve ordu tarafından ortaklaşa kullanılması talimatını verdi.

Kilisinin malları bile satılacak

Bu arada, Kilise’nin mal varlığının ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılması için hükümet ve kilise arasındaki temasların olumlu yönde sürdüğü bildirildi.

Bu çerçevede başbakanlık konutunda bugün bir araya gelmesi beklenen Samaras ile Yunanistan Başpiskoposu İeronimos’un gündeminde kilisenin mal varlığının zor durumda bulunan vatandaşların ihtiyaçları için kullanılması konusunun bulunduğu belirtildi.

Başbakan Samaras seçim öncesi açıklamalarında, mal varlığının değerlendirilmesi için kiliseye fırsat tanıyacağını açıklamıştı. Kilise çevrelerinden yapılan açıklamalarda da, Başpiskopos İeronimos’un kilisenin mal varlığının şeffaf bir biçimde değerlendirilerek, gelirlerin acı çeken insanlara verilmesinden yana olduğu belirtilmişti.