Ana Sayfa Blog Sayfa 4519

Afrika’dan Norveç’e yardım eli

İnternet üzerinden başlatılaın “Radi-Aid” yardım kampanyasıyla Afrikalılar zor durumdaki Norveç’e yardım eli uzatılıyor.

İnternette Africa For Norway (Norveç için Afrika) isimli web sitesi üzerinden örgütlenen afrikalı yardımseverler, özellikle kış aylarında zor durumda olan Norveç’e yardım etmenin “boyunlarının borcu” olduğunu ifade ediyorlar.

Kampanyanın eşsözcüsü rap şarkıcısı Vee Breezy “Norveçliler kış şartlarında soğuktan donarak ölme riskiyle karşı karşıyalar. Biz de burada kullanmadığımız kalorifer peteklerini kendilerine göndererek onları ısıtmak istedik” diyor.

Kampanyanın ana mesajı da “Kaloriferleri toplayalım, Norveç’e gönderelim, onlara sıcaklık ve bir gülümseme hediye edelim. Radi-Aid’e sen de katıl” olarak belirlenmiş.

Africa For Norway ve Radi-Aid’in böyle bir “kampanya” başlatmasının gerçekteki amacı ise tabi çok daha farklı. Radi-Aid, uluslararası yardımlarda onyıllardır kullanılan klişeler ve bunlar üzerinden yaratılan acıma ve içi boş empati gibi duyguların yanısıra yanlış bilgilendirme ve stereotip oluşturma durumuyla da “dalgasını geçerek” ve gülümseterek mücadele ediyor.

Bu durum, kampanyanın web sitesinde yer alan “Neden Radi-Aid?” sorusuna verilen şu cevapta da net olarak ifade ediliyor: Afrika’da yaşayan herkesin

“Africa for Norway” klibimizi izlediğini ve bu klibin onların Norveç hakkında sahip olduğu tek bilgi olduğunu hayal edin. Bu durumda bu insanlar Norveç hakkında ne düşünürlerdi?”

Uluslararası yardım kampanyalarının oluşturduğu yanılsamalar ve salt maddi bolluk üzerinden yarattığı hiyerarşik bir “muhtaç olanlar-yardım edebilecek durumda olanlar” ayrımı uzun zamandır sertçe eleştirilen bir durum. Bu eleştirilerin ötesinde, “meseleleri fazla basitleştiren” yardım kampanyalarının, sorunun temel sebeplerinin görülmesi ve anlaşılması önünde en büyük engeller olduğu da sık sık dile getiriliyor. Bu tür klişe yardım kampanyaları mutluluk ve doygunluğu salt maddi refah ve GSMH üzerinden ölçen klasik kalkınmacı paradigmayı destekliyor olmaları ve “yardıma muhtaç ülke ve kıtalar hakkında çok ciddi bir bilgi kirliliği yaratıyor olmaları” nedeniyle de ağır eleştiriliyor.

Kampanyanın “ilham aldıklarımız” kısmında yer alan videolar arasında 1980’lerden bugüne dek çekilmiş bu tür klişe yardım çağrılarının bulunması da bu durumu doğruluyor. Radi-Aid’in tanıtım videosu da bu tür kliplerle dalgasını çeken bir tonda, şenlikli bir dille çekilmiş. Videoda ayrıca “sanılandan farklı bir Afrika var” mesajı da veriliyor.

Radi-Aid’in en ilginç yanlarından biri de “Norveç Kalkınma İçin İşbirliği Ajansı” (NORAD) ve “Norveç Çocuk ve Gençlik Konseyi” tarafından fonlandırılmış olması. Söz konusu kampanya videosunu da “Norveçli Öğrenci ve Akademisyenler Uluslararası Destek Fonu” hazırlamış.

Diğer bir deyişle, Norveç’li kamusal ve sivil kurumlar da hem Norveç’le, hem de uzun süredir izlediği yardım kampanyalarıyla dalga geçen bir video ve karşı-kampanyanın hazırlanmasına doğrudan destek vermişler. Bu durum, kamunun kendisiyle dalga geçmek bir yana, eleştireye bile tahammül edemediği ülkelerde yaşayanlar için oldukça şaşırtıcı ve ilham verici olarak nitelendiriliyor.

Özel Haber: Durukan Dudu

(Yeşil Gazete)


Kadınlar 25 Kasım’da kendi özgürlükleri için sokaklarda

Güldünya Tören, 25 Şubat 2004'te erkek kardeşi tarafından öldürülmüştü.

25 Kasım Pazar dünyada Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü olarak çeşirtli etkinliklere sahne olacak. Ülkemizde de haftasonu pekçok ilde çeşitli etkinlikler yapılıyor.

Bianet’n yaptığı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü için düzenlenecek eylemler, sergiler, söyleşiler derlemesini sizlerle paylaşıyoruz.

24 Kasım

14.00: Nor Zartonk‘lu kadınlar, bağımsız feminist araştırmacı Yasemin Güven ve Gülhan Davarcı (Sosyalist Feminist Kolektif) ile erkek şiddetini, kadın katlini ve tecavüzleri konuşacak, şiddetin artışında mevcut politikaların etkisini tartışacak.

Yer: Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği, İstanbul

14.00: Sinop‘ta resim sergisi ve ‘Gözlerimi de al’ (Te doy mis ojos) film gösterimi

Yer: Deniz Sineması

15.00: “Kadın Mücadelesi Tutsak Alınamaz” Tutuklu Kadınlar ile Dayanışma Eylemi

Yer: Bakırköy Cezaevi Önü, İstanbul

25 Kasım

12.00: “Hani Meralbelgeseli galası

Yer: Feriye Sineması, Çırağan Cad. No:124 Ortaköy, İstanbul

12.00: Sinop‘ta Eski Otogar’dan Uğur Mumcu Meydanı’na yürüyüş

13.00: Adana Büyükşehir Kent Konseyi Kadın Meclisi basın açıklaması

Yer: Büyükşehir Belediyesi Önü

13.00: Emekçi Kadınlar (EKA) Galatasaray Lisesi’nden Taksim’e yürüyüş

14.00: Ayışığı Sanat merkezi’nde söyleşi

13.30: Ankara Kadın Platformu yürüyüşü

Toplanma yeri: Kolej meydanı

Miting: Ziya Gökalp Cad., Ankara

14.00: İzmir Kadın Platformu yürüyüşü

Toplanma yeri: Basmane

Miting: Sümerbank önü, İzmir

15.00: Eskişehir Demokratik Kadın Platformu basın açıklaması

Yer: Adalar Migros önü

15.30:  AKA-DER Kadın Faaliyeti’nden kadın ve şiddet konulu müzik dinletisi /Fotoğraf sergisi(Gülnaz Çolak) / Portreler(Sema Yayla/Mehmet Bilber)

16.00: Özgür Üniversite‘den kadın oyunları okumaları;”Ben, Ulrike, Bağırıyorum”, Medea”, “Yalnız Kadın”, “Tecavüz” (Dario Fo-Franca Rame)

Yer: EMO Ankara Şube (Necatibey Cad. No.102/1 Kızılay/Ankara)

17.00: 25 Kasım Kadın Platformu Yürüyüşü

Yer: Galatasaray Lisesi Önü, İstanbul

(Bianet, Yeşil Gazete)

 

Aracında mazot yerine zeytinyağı kullanıyor

ÇANAKKALE’nin Bayramiç İlçesi’ne bağlı Kutluoba Köyü’nde çiftçi, 53 yaşındaki İbrahim Yüksel, ‘motorinden daha ucuza’ gelmesi nedeniyle traktöründe yakıt olarak zeytinyağı kullanmaya başladı.

Kutluoba Köyü’nde zeytinlik ve tarlaları bulunan İbrahim Yüksel, 2012 hasat döneminde üretilen zeytinyağının toptan litre fiyatının 4-4.5 lira aralığında olmasına tepkisini değişik yolla gösterdi. Yüksel, bir arkadaşının önerisiyle 2 ay önce çift sürdüğü traktöründe motorin yerine yakıt olarak zeytinyağı kullanmayı denedi. Başarılı olunca da litre fiyatı daha düşük olması nedeniyle traktöründe yakıt olarak zeytinyağını kullanmaya devam etti. 1 litre motorinin 4 lira 20 kuruş olduğunu hatırlatan Yüksel, şöyle dedi:

“Bu durumda yakıt olarak mazot yerine zeytinyağı kullanmak daha karlı. İki aydır traktörümü zeytinyağı ile çalıştırıyorum. Hiç sorun yaşamadım. Ayrıca 5 litre mazot ile 5 dönüm tarla sürerken, şimdi aynı alanı 3.5 litre zeytinyağı ile sürebiliyorum. Böylece daha az yakıt ücreti ödemiş oluyorum. Ayrıca işin bir de çevreci yönü var. Mazot ile çalıştırırken egzozdan kara duman çıkarıyordu. Şimdi duman çıktığını dahi göremiyorum. Zeytinyağının daha çevreci olduğunu düşünüyorum.”

Bayramiç Sanayi Sitesi’nde 25 yıldır motor ustası olarak hizmet veren Mehmet Kaplan, “Bunca yıllık motor ustasıyım. Araçların soya yağıyla çalıştırıldığını görmüştüm. Yanık yağla bile araçlar çalıştırıldığına göre zeytinyağı ile niye çalışmasın. Ancak uzun vadede motorda filtre sorunu yaşatabilir” dedi.

(DHA/Fatih DALDAL)

Hala Tanığız Platformu: “Yasalar alenen çiğneniyor”

Sosyolog Pınar Selek’in 12 yıl önce Mısır Çarşısı’ndaki patlama ile ilgili başlayan davası bilirkişi raporları ile patlamanın bir sabatojdan kaynaklanmadığının ispatlanmasına, mahkemelerin birbiri ardına beraat kararı vermiş olmalarına rağmen devlet inadı ile devam ediyor.

22 Kasım Perşembe günü İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Şubat 2011 tarihinde Pınar Selek hakkında vermiş olduğu nihai beraat kararını yetkisi olmadığı halde geri aldı.

Hala Tanığız Platformu dünya çapında bir hukuk skandalına dönüşen Pınar Selek Davası hakkında bir basın açıklaması yayınladı.

“Gelin bu oyunu hep birlikte 13 Aralık 2012 Perşembe günü saat 14:00’de görülecek duruşmada bozalım!” çağrısı ile son bulan basın açıklamasında Hala Tanığız Platformu dava sürecindeki hukuk dışı halleri, Pınar Selek Davası’nın tüm aşamalarını da belirterek gözler önüne seriyor

“Dünya hukuk tarihinde eşi benzeri görülmemiş skandal karar” şeklinde başlayan basın açıklaması şu şekilde

“Sosyolog-yazar Pınar Selek’in tam üç kez beraat ettiği Mısır Çarşısı davası ile birleşen diğer yan davalardaki usul eksikliklerinin tamamlanmasına ilişkin son duruşma, skandal bir karara sahne oldu. 22 Kasım Perşembe günü İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Şubat 2011 tarihinde Pınar Selek hakkında vermiş olduğu nihai beraat kararını yetkisi olmadığı halde geri aldı.

Sadece Türkiye hukuk tarihinde değil, dünya hukuk tarihinde de eşi benzeri görülmemiş skandal karara istinaden ilk kez bir mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına direnerek verdiği kendi beraat kararını yok saydı.

Yasalar alenen çiğneniyor

Gerek avukatları gerek duruşmayı izleyen kalabalık izleyici kitlesini şoka sokan ve gündeme alınması usulen mümkün olmayan bu ara karar, açıkça ve alenen Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun çiğnenmesi anlamına gelmektedir. CMK uyarınca beraat bir ara karar değil, nihai bir karardır, bir hükümdür. Ancak Yargıtay nezdinde temyiz edilebilir. Mahkemenin hüküm verdiği karar onun yetki alanından çıkar ve artık Yargıtay’ın alanına girer. Pınar Selek davasında mahkeme beraat kararını geri alarak kendisini temyiz mercii yerine koymuş, Yargıtay’ın yerine geçerek kendi kararını temyiz incelemesine tabi tutmuştur.

Yok hükmünde kararlara devam

Hatırlanacağı üzere, Savcılık makamının temyizi nedeniyle Mısır Çarşısı davasının Yargıtay Genel Kurulu’na gitmesi gerekiyordu. Ancak birleşen diğer davaların henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle davanın gidişi bekletiliyordu. Bir başka deyişle, çoktan Yargıtay Genel Kurulu’nda olması gereken bir dosya hakkında önce Savcılık tarafından verilen yok hükmünde mütalaa, şimdi de mahkemenin yetkisi olmadığı halde ara kararla geri aldığı beraat hükmü, bu davada yasaların müdanasızca çiğnenmesinin yinelenen, bilinçli bir stratejiye dönüştüğünü göstermektedir.

Bilinçli ve incelikli bir operasyon

Mahkeme heyeti, davayla ilgili duruşma başlamadan önceki bir buçuk saat boyunca Savcının hazır bulunduğu, ancak avukatların salon dışında bekletildiği bir ortamda dosyayla ilgili söz konusu ara kararı aldı. Heyet, ardından duruşma öncesi aldığı bu kararı, duruşma sırasında avukatlara söz hakkı tanımadan ve herhangi bir gerekçe sunmadan tebliğ etti. Dahası bu gerekçesiz beraat kararı bir yıl dokuz ay sonra ve beş celsenin ardından tam da mahkeme başkanının izinli olduğu bir celsede dosyayı bilmeyen geçici başkan ve yeni üyeler tarafından verildi.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Tüm bu skandallar silsilesine imza atanlar, kamuoyunun gözü önünde bu denli müdanasızca hareket etme cesaretini nereden almaktadırlar? Sorunun yanıtı çok bilinçli ve incelikli bir operasyona işaret etmektedir. On dört yıldır Pınar Selek nezdinde adalet talep eden ulusal ve uluslar arası kamuoyu bu büyük oyunun farkındadır ve oyunu bozacaktır.

Gelin bu oyunu hep birlikte 13 Aralık 2012 Perşembe günü saat 14:00 görülecek duruşmada bozalım!

Hala Tanığız Platformu”

(Yeşil Gazete)

EJOLT’tan “Madencilik ve Çevresel Adalet” raporu

Çevresel Adalet Örgütleri, Sorumluluk ve Ticaret (ing: Environmental Justice Organisations, Liability and Trade – EJOLT) Ortak Projesi tarafından hazırlanan son raporda, dünyanın 5 kıtasında bulunan 18 ülkeden 24 saha araştırması sonucunda ulaşılan bulgular ışığında madencilik ve çevresel adalet ilişkisi irdeleniyor.

EJOLT Projesi’nin web sitesinden ücretsiz olarak indirilebilen araştırmada 1970 ile 2004 yılları arasında dünya nüfusunun %70, madencilik faaliyetlerinin  ise %106 arttığı belirtilerek bu durumun bir çok ülkede neoliberal politikalarla paralel devam ettiğinin altı çiziliyor.

5 kıtada bulunan 18 ülkeden toplam 24 örneğin detaylı olarak incelendiği araştırmaya bu ülkelerde bulunan “Çevresel Adalet” örgütleri (EJOs) katkıda bulunmuş. Tüm örnekler hakkında detaylı olarak hazırlanan bilgi notları toplanarak Beatriz Rodriguez-Labajos ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Begüm Özkaynak‘ın hazırladığı rapora temel oluşturmuş.

Farklı ülke ve örneklerden gelen bilgi notları, madencilik nedeniyle oluşan çevresel adalet arayışlarında odak noktalarının geniş bir yelpaze içinde değişebileceğini gösteriyor. Rapora göre çevresel adalet arayanların talebi, ekonomik getirinin adil dağıtımından “muhalefet ve reddetme” hakkının tanınmasına, ya da karar alım süreçlerinde katılımcılığın sağlanmasına kadar değişebiliyor. Bu değişkenliğin yerel dinamik ve şartlar tarafından etkilendiğinin altı çizilirken, her maden-karşıtı hareketin kendi önceliklerini stratejik olarak belirlemesinin önemine dikkat çekiliyor.

Yine rapora göre, madencilikte “Çevresel Etki Değerlendirme” (ing: Environmental Impact Assessment) raporlarına bağlı olarak ortaya çıkan çatışmalar sık sık görülüyor.ÇED Raporları’nın şirketler tarafından iyi hazırlanmadığı ve hükümetler tarafından da tarafsız bir gözle değerlendirilmediğinin belirtilmesi Türkiye’de yaşanan sorunların “sadece buraya özel” olmadığını gösteriyor. ÇED Raporları’nda uzmanlar ve bilim insanlarıyla işbirliğine gitmenin çevresel adalet arayan örgütlere büyük katkı sunduğu belirtilirken, yine de ÇED’ler için daha fazla itiraz zamanı ayrılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

Raporun temel tezlerinden biri de madenciliğin “temiz, doğayla dost üretim” ya da “çevresel standartlar” meselesinden çok, bir “hakların tanınması ya da ihlali” konusu olduğu. Bu anlamıyla rapor konunun karar verme süreçleri (politik), paydaşlık (toplumsal) ve adil dağıtım (ekonomik) boyutlarına da değiniyor.

EJOLT’un “Madencilik ve Çevresel Adalet Raporu”na bu bağlantıdan ulaşabilir, raporu pdf dosyası olarak ücretsiz indirebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Sağlık harcamaları Avrupada düşüyor

AB’nin yayımladığı bir rapor, Avrupa’da kamu sağlık harcamalarının 1970’lerden bu yana ilk kez düştüğünü gösterdi. Uzmanlar, sağlık alanında yapılan harcamaların etkilerinin henüz görünür hale gelmediği görüşünde.

Avrupa Komisyonu ve OECD’nin yayımladığı rapor, 2000-2009 yılları arasında gerçekleşen yılda ortalama yüzde 4.6’lık büyüme oranına kartşın Avrupa’da kişi başına yapılan sağlık harcamaları, 2010 yılında 1975’ten bu yana ilk kez, yüzde 0.6 düştü.

Rapora göre aynı zamanda Avrupa Birliği’nde yaşayan yetişkinlerin yarısı aşırı kilolu, yüzde 17’si ise obezite hastası. Bu ve diğer problemler, gelecekteki sağlık sorunlarına da zemin hazırlıyor.

Rapora göre obezite oranları 1990’dan bu yana pek çok Avrupa ülkesinde ikiye katlandı. Şu anda obezite oranları Romanya ve İsviçre’deki yüzde 8 seviyesinden, Macaristan ve İngiltere’deki yüzde 25’e kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Avrupa Kamu Sağlığı Birliği (EPHA) Genel Sekreteri Monika Kosinska, ‘Temel hizmetlerdeki harcamalarda kesintiye gitmek açıkça delilik. Bu sadece ekonominin canlandırılmasına yönelik baskı altında bulunan halkın direncini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda birincil tedaviye erişimi azalan halkın, hastalıklarının tedavisi daha pahalı aşamaya geldiği bir dönemde tedaviye başvurmasına yol açıyor’ dedi.

Sağlıkta kesintiler İspanya’da protesto edildi

Rapora göre 2010 yılında sağlık harcamalarının GSYİH’ya oranı yüzde 12 ile en yüksek Hollanda’da, ardından yüzde 11.6 ile Fransa ve Almanya’da kaydedildi. AB ortalaması, 2009’daki yüzde 9.2 seviyesinden yüzde 9’a düştü.

Öte yandan sağlık harcamalarındaki kesintiler, İspanya dahil olmak üzere pek çok ülkede protestolarla karşılanıyor.

Cumartesi günü bütçe kesintileri ve özelleştirmelere tepkili binlerce İspanyol doktor, hemşire ve hastane çalışanı, başkent Madrid sokaklarını doldurdu ve ‘Sağlık haktır. Mücadele edeceğiz’ sloganları attı. Pek çok gösterici önlüklerine ‘Satılık’ yazıları astı.

(Euractiv)

 

Yeşiller Almanya yükselişte

Almanya’da yayımlanan anket sonuçları, Almanya Yeşiller partisinin yeni seçilen liderleri ile birlikte partiye desteğin yıl içinde en yüksek seviyesine ulaştığını gösteriyor.

Kamuoyu araştırma şirketi Forsa’nın Almanya’da yaptığı son anketlerine göre yeşiller’in oy oranını, bir önceki anketten üç puan yukarıda, yüzde 16 olarak tespit edildi,.

Stern dergisinin yayımladığı sonuçlara göre, Almanların üçte biri, Yeşiller ve Başbakan Angela Merkel liderliğindeki muhafazakarların kurabileceği bir koalisyona  olumlu bakıyor. Özellikle genç ve kadınların seçiminin bu doğrultuda olduğu belirtiliyor.

Almanya tarihinde ilk kez parti delegelerinin oylarıyla başbakan adayı olarak seçilen yeşiller adayı Katrin Goering-Eckhart’in kamuoyunun desteğini arkasına aldığı söyleniyor.

Ankette, Şansölye Merkel’in partisi CDU üç puan gerileyerek yüzde 36 oy oranıyla ilk sırada yer alırken, ikinci sıradaki Sosyal Demokratlar yüzde 26 seviyesini koruyor.

Bir diğer ilgi çeken sonuç ise, Korsan Partisi’nin ankete göre yüzde 5 oy alarak Bundestag’a girmeye hak kazanması.

(Yeşil Gazete)

 

Devlet Pınar Selek’ten elini çekmiyor. Selek’in bir kez daha müebbet hapsi istendi

Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla ilgili davada savcı, Pınar Selek’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını istedi.

Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamayla ilgili aldığı beraat kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bozulan Sosyolog Pınar Selek’in yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya 5 sanıkta katılmadı. Mahkeme Başkanı duruşmada, sanıklardan Selek ve Öztürk’ün daha önce verilen kararda beraat ettiğini ancak beraat kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bozulduğunu hatırlattı.

Yargıtay’ın ‘ceza verilsin’ gerekçesiyle bozduğu karara, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Pınar Selek ve Abdülmecit Öztürk haklarında verilen beraat yönündeki kararının doğru olduğu gerekçesiyle direnilme kararı verildiğini belirtti.

Ancak mahkeme şok bir karar ile bu direnmeden vazgeçtiğini açıkladı.

Mahkeme Başkanı Mehmet Hamzaçebi, verdikleri direnme kararının ‘usule aykırı’ olduğunu belirterek, bu karardan vazgeçtiklerini açıkladı.

Savcı: “Şok oldum”

Başkanın bu sözleri salonda bulunan avukatlar ve izleyiciler hatta duruşma savcısını şaşırttı. Mütalaası sorulan savcı Nuri Ahmet Saraç, “Yeni bir durum oluştu. Buna bende şok oldum” dedi. Eski mütalaasını tekrarlayan savcı Saraç, Selek ve Özktürk’ün ağırlaştırılmış müebbet hapsini istedi.

İki sanık yeniden yargılanacak

Mahkemenin bu kararı ile Selek ve Öztürk yeniden yargılanacak. Mahkeme iki isim hakkında beraat kararı vererek bunlar yönünden yargılama yapmıyordu. Ancak mahkemenin aldığı bu karar ile iki sanık yeniden yargılanacak.

Sosyolog Pınar Selek’in yargılandığı dava 13 Aralık’a ertelendi.

Selek’in babasından tepki

Bu arada mahkeme, kararının ardından avukatlara söz verdi. Pınar Selek’in avukatlığını yapan babası Alp Selek, savunmayı sesi titreyerek yaptı. Alp Selek, “Bütün dosyanın tamamını incelediniz mi? Çuvallarca dosya var. Sizler yeni üyelersiniz. Bu vicdan meselesidir. Bütün dosyayı incelemediğinize eminim” dedi.

Selek’in avukatları mahkemenin direnme kararından vazgeçmesine ilişkin verdiği bu kararının yok hükmünde olduğunu savundu. Avukat Bahri Belen “Pınar Selek hakkında mahkemenizce –üyeleri değişse bile- verilen bir karar vardı. Mısır Çarşısı patlaması için hüküm kurulmuştur. Mahkemeniz beraat kararında direnmiştir. Artık bu dosya sizden çıkmıştır. Siz artık yerel mahkeme olarak Pınar Selek ile ilgili hiçbir karar veremezsiniz. Bu ara kararınız yok hükmündedir” dedi.

İki kez verilen beraat kararı Yargıtay’dan döndü

Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlama ile ilgili davada İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Pınar Selek, patlamaya bombanın mı yoksa LPG’nin mi neden olduğunun kesin tespiti yapılamadığı gerekçesiyle beraat etmişti.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu kararı bozmuş ve mahkemenin hüküm kurmasını istemişti. Bunun üzerine yapılan yargılamada yine patlamanın nedeninin belirlenemediği görüşünü tekrarlayan mahkeme, Selek’in yine beraatına karar vermişti.

Dosyanın ikinci kez gittiği Yargıtay, Selek için “müebbet hapis istemiyle yeniden yargılansın” demişti.

Pınar Selek’in avukatlarının talebi üzerine Yargıtay Başsavcılığı bu karara itiraz etmişti. Bu itiraz üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından incelenmiş ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararı onaylanmıştı.

Bunun üzerine dosyanın yeniden geldiği İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Şubat 2011’de görülen duruşmada, Pınar Selek ve Abdülmecit Öztürk hakkında daha önce 2 kez verilen beraat yönündeki kararında direnilmesine hükmetmişti.

(Bianet)

 

Veysel Eroğlu: ” HES’ler Türkiye’de elektriğin sigortasıdır”

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Enerji ihtiyacının yüzde 73’ünü dışarıdan ithal ediyoruz. Önümüzdeki yıl 65 milyar dolar para aktaracağız. Cari açığın büyük bölümü buradan kaynaklanıyor. Hidroelektrik enerji, Türkiye’de olmazsa olmaz bir zarurettir. HES’ler Türkiye’de elektriğin sigortasıdır.” dedi.

Artvin Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Projesi, Orman Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ile ihaleyi alan LİMAK, Cengiz ve Colin grubu arasında düzenlenen bir törenle imzalandı. Törende konuşan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’nin 216 milyar kWh hidroelektrik enerjisi bulunduğunu belirterek, bu potansiyeli kullanabilmek için kamu kaynakları ile ancak 150 yılda yatırım yapılabileceğine dikkat çekti. Eroğlu, bunun için çıkardıkları yönetmeliklerle, özel sektörün önünü açtıklarını kaydetti.

HES barajlarının özel sektör eli ile yapılmasıyla hem Türkiye’nin hem de özel sektörün kazandığını ifade eden Eroğlu, “Hidroelektrikte 2003’te, 28 milyar kilovatsaat (kWh) enerji üretilirken, bu rakam, özel sektör eli ile 68 milyar kWh’ye tırmandı.HES’lere verdiğimiz destek devam edecek. Özel sektör bin 600 HES’e talip.” dedi.

Bakan Eroğlu, Yusufeli Barajı’nın 279 metre yüksekliği ile Türkiye’nin en yüksek, dünyanın ise 3 büyük barajı olduğunu belirtti. 1 milyar 817 milyon kWh enerji üretecek barajın tamamen yerli kaynaklarla yapıldığını ifade eden Eroğlu, Türk mütehitlerinin DSİ’nin projeleri ile dünyada Çin’den sonra 2. büyük müteahhitler haline geldiklerini bildirdi.

Büyük barajların tamamını bitireceklerini kaydeden Bakan Eroğlu, “Ilısu Barajı da hızlı bir şekilde devam edecek. Bunları tamamladıktan sonra 1.000 günde bir gölet inşaat edeceğiz. Her gün, çalışmaları da kameralarla takip edeceğim.” diye konuştu.

Törende konuşan DSİ Genel Müdürü Akif Özkaldı ise elektrik üretiminin ülkenin gelişmişlik seviyesinin bir göstergesi olduğunu anlattı.

(Cihan)

 

Kongo’da kanlı maden mücadelesi

Titanyum, bakır, krom ve kobalt pahalı madeni hammaddelerin başında geliyor. Hammadde gelirleri çoğu zaman yiyici diktatörlerin cebine giriyor ya da savaş masraflarına gidiyor.

Kongo’nun doğusundaki maden işçileri, insan sağlığına ve çevreye verilen zarara aldırmaksızın pisliğin içinde, yerdeki deliklerde ve sarp kayalıklarda elleriyle ya da kör kazmalarla altın, bakır, elmas ve koltan çıkarıyorlar. Alman Jeoloji ve Hammaddeler Kurumu Başkanı Hans-Joachim Kümpel bu madenlerin, asi milisler tarafından kontrol edildiğini anlatıyor. Kümpel, “Savaş madenleri derken, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki durumu kastediyoruz. O ülkede madencilikten kazanılan parayla silahlı çatışmalar finanse edilip körükleniyor”, diyor.

Savaşların sermayesi

Bütün dünya madenlerin savaş için kullanılmasını kınıyor. Ama kanlı madenler yine de alıcısını buluyor. Örneğin, tantal içeren koltan cevheri. Yoğunluğu ve dayanıklılığı çeliğin iki katını bulan bu maden aynı zamanda son derece esnek ve ısıya da oldukça dayanıklı. Çelikle karıştırılıp, akıllı telefon, yassı ekran ya da dizüstü bilgisayar yapımında kullanılıyor. Avustralya ve Brezilya’da da bulunan bu madenin %18’inin Demokratik Kongo’dan alındığı tahmin ediliyor. Alman Metal İşletmeleri Birliği Başkanı Rallf Schmitz, bütün boykot çağrılarına rağmen Kongo’nun dışarıya koltan satmasının neden önlenemediğini şöyle anlatıyor: “Tüccara tantalı nereden aldığını sorduğumuzda, Kongo’nun adı pek geçmiyor. Çünkü Kongo tantalı Çin ve diğer ülkelere gönderilip orada dökümü yapılıyor. Dökümhaneden çıkan tantal da metal şeklinde dünya piyasasına sürülüyor. Parmak izi sadece cevhere uygulanabildiği için işlenmiş tantalın menşei belirlenemiyor.”

Alman Jeoloji Kurumu tarafından icat edilen elektronik parmak izi kurum başkanı Kümpel’in sözlerine göre şöyle uygulanıyor: “Maden cevheri hiçbir zaman saf olmaz ve her bölgede farklılık gösterir. Madenden çıkan cevherin parmak izi karışımdaki diğer maddelerin en hassas şekilde analiz edilmesiyle çıkarılır. Bunun için kimyevi metotlarla cevherin yaşı tespit edilir. Böylelikle her madenin karakteristik özellikler belirlenip, arşivlenir.”

Kanlı madenler her yerde

Parmak izi, Avrupa Birliği Komisyonu’nun madenlerin sevkiyat zincirindeki halkaları ortayla çıkarmak için başvurduğu metotlardan sadece biri. ABD’nde değerli madenlerin şeffaflaştırılmasında çok daha sert düzenlemelere başvuruluyor. Örneğin borsaya kayıtlı bütün şirketler ithal ettikleri madenin soyağacını eksiksiz kanıtlamak zorunda. Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Gudrun Kopp bütün bu düzenlemelerin yeterli olmadığını ve uluslararası düzenleyici kurallar için çoğunluğun olmaması nedeniyle maden ticaretinin kontrol edilemediğini söylüyor. Kopp’a göre, Avrupa Birliği ile ABD gibi ileri sanayi ülkeleri el ele verip, ‘biz uygulamayı başlatıyoruz’, diyerek dünyaya örnek olabilirler.

Alman sanayi şirketleri Batı’nın tek başına kontrollü maden ticaretine başlamak istemesinden memnun değil. Bütün ülkeler için bağlayıcı kurallar olmadığı takdirde kurallara uymayan ülkelerin rekabet avantajı elde edeceğini belirten, BMW şirketinin hammadde idare bölümü başkanı Christian Carduck, çok sıkı önlemler alınmasının da şeffaflık isteyen ülkelerin zararına olacağı şeklindeki görüşünü şöyle gerekçelendiriyor:

“ABD’deki uygulama sadece mamul maddeye ilave edilecek madenlerin değil, üründe kullanılması gereken hammaddenin de soyacağını istiyor. Yani parça yapımında kullanılan ve bizim başka yerden aldığımız makinelerin de savaş madeni içermediğini kanıtlamamız isteniyor. Modern makine parkımızın elektronik beyninde savaş madeni bulunması normal. Bu muammayı nasıl çözeceklerine aklım ermiyor.”

(Deutsche Welle)