Ana Sayfa Blog Sayfa 4412

Devlet Roboski’de 34 genci masumane duygularla katletmiş

TBMM İnsan Hakları Uludere Alt Komisyonu Başkanı, AK Parti Ordu Milletvekili İhsan Şener, Uludere operasyonu ile ilgili olarak, “Bu, masumane bir güvenlik operasyonu ya da bir yanlışlık olmuş olabilir, bunu bilemeyiz” dedi.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu Başkanı İhsan Şener, taslak raporu görüşmek için 28 Şubat’ta toplantı çağrısı yaptı. Şahin, gizli tutulan taslak raporun toplantıda milletvekillerine dağıtılacağını ve üyelerden raporun sonuç bölümüne ilişkin görüş alınacağını söyledi.

TBMM İnsan Hakları Uludere Alt Komisyonu Başkanı İhsan Şener

Edinilen bilgiye göre, taslak raporda olayda sorumluluğu bulunanlarla ilgili herhangi bir komutan, komuta kademesi, mülki amir veya siyasi yönetici adres gösterilmedi. Bu konudaki tespit, Diyarbakır Başsavcılığı’nda süren adli soruşturmaya bırakıldı. Alt komisyonun rapor taslağında sivilleri hedef alan kasıtlı bir saldırı yapılmadığı, güvenlik ve istihbarat birimleri arasındaki ‘koordinasyon hatasının’ olaya neden olduğu da kaydedildi. Taslak raporda, olaydan önce PKK ’nın karakollara baskın hazırlığıyla ilgili telsiz kestirmeleri ve istihbarat bilgilerine dikkat çekilerek, bölgenin hassasiyeti nedeniyle güvenlik birimlerinin ‘tetikte’ olduğu vurgulandı.

Komisyon Başkanı İhsan Şener, raporun Meclis Başkanlığı’na sunulduktan sonra kesinleşmiş olacağını ve ondan sonra kamuoyu ile paylaşılacağını söyledi.

(Agos, Turnusol)

 

Şam’da patlama: 31 ölü

Suriye’nin başkenti Şam’ın Mezra Mahallesi çok büyük bir patlamayla sarsıldı. Patlayıcı yerleştirilmiş bir araçla düzenlenen intihar saldırısında 31 kişinin öldüğü bildirilirken, Rusya’nın Şam Büyükelçiliği’nin de ağır hasar gördüğü belirtildi. Şam’ın Mezra’a bölgesinde bomba yüklü araçla düzenlenen intihar saldırısında 31 kişinin öldüğü bildirildi.

Suriye devlet televizyonu, Şam’ın Mezra bölgesindeki Abdullah Bin Zübeyir Okulu ile Haresta ve Duma minibüs durakları yakınında bomba yüklü aracın infilak etmesi sonucu, Şam’daki patlama bölgesinde 17 aracın içindekilerle beraber yandığını ve 40 aracın da hasar gördüğünü bildirdi.

Saldırıda iki binanın tamamen yıkıldığını belirten televizyon kanalı, patlama bölgesinde 17 aracın içindekilerle beraber yandığını ve 40 aracın da hasar gördüğünü bildirdi.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, patlayıcı yerleştirilen aracın, Baas Partisi’nin merkez binasına 300 metre mesafede infilak ettiğini duyurdu.

(T24)

 

 

 

 

Sevil Sevimli Fransa’ya gitti

Örgüt davasından 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Sevil Sevimli, Fransa’ya gitti.

Fransa’dan Erasmus öğrenci değişim programı dahilinde Eskişehir’e öğrenim görmek için gelen ve ’terör örgütü propagandası yapmak ve örgüt adına suç işlemek’ iddiasıyla Bursa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Sevil Sevimli, 5 bin euroluk kefalet parasının yatırılmasının ardından yurtdışı yasağının kaldırılmasıyla doğduğu ve vatandaşı olduğu Fransa’nın Lyon şehrine geri döndü.

Lyon Saint Exupery havalimanında bir grup tarafından karşılanan Sevil Sevimli açıklamalarda bulundu. Fransa’ya dönüp ailesine kavuşmuş olmasının kendisine mutluluk verdiğini söyleyen Sevimli, aynı zamanda aklının Türkiye’de hala tutuklu bulunan diğer mahkumlarda olduğunu söyledi. Sevil Sevimli’nin babası Erdoğan Sevimli ise yaptığı açıklamada, bir seneye yakındır görmediği kızına kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını ifade ederek, “Bugün benden daha mutlu bir insan olamaz” dedi.

Fransa basınının da büyük ilgi gösterdiği karşılamada izdiham yaşandı.

(Ajanslar)

Gangnam Style İstanbul’da

Dünya’da “Gangnam Style” şarkısıyla izlenme rekorları kıran Güney Koreli ünlü popçu Park Jae-Sang(PSY), halka açık konser ve bir  yarışmanın finali için bugün Türkiye’ye geldi.

Kore Hava Yolları’nın ait tarifeli uçakla saat 19.30’da Seul’den İstanbul’a eşiyle birlikte gelen Güney Koreli ünlü popçu Park Jae-Sang(PSY), Tepebaşı’nda açık havada halka açık olarak bir konser verecek. Özel dansçıları ile birlikte sahne alacak. iTunes ’da 31 ülkenin müzik listelerinin ilk sırasına yerleşen Gangnam Style şarkısı, Youtube’da 2012’de en fazla beğenilen video olarak Guinness Rekorlar Kitabına girdi. Youtube tarihinde 1 milyar izlenmeyi geçen ilk video olan Gangnam Style, MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2012’de de “En iyi video” dalında ödül kazandı.

(Radikal)

Berfo Ana hayatını kaybetti

Oğlu Cemil Kırbayır’ın kemiklerini 33 yıldır arayan Berfo Kırbayır, bu sabah 105 yaşında, hayatını kaybetti.

12 Eylül döneminde evden alınan ve bir daha geri dönmeyen oğlu Cemil Kırbayır için 33 yıl mücadele veren Berfo Ana, bu sabah hayatın kaybetti.
Berfo Ana, ilerleyen yaşına rağmen, kayıp annelerin verdiği bütün mücadelelere katılmıştı. 105 yaşındaki Berfo Kırbayır, kayıp yakınları ile birlikte Başbakan Erdoğan’la da görüşmüş ve “tek dileğim ölmeden oğlumun mezarını görebilmek” demişti.
Ailesi, Berfo Ana’nın hayatını kaybetmesiyle ilgili bir açıklama yaptı:
105 yaşında, oğlu Cemil Kırbayır’ın kemiklerini 33 yıldır arayan Berfo Kırbayır, bugün 05:00 civarı hayata gözlerini yumdu.
En son mide kanseri teşhisi konan, ameliyat sürecini direnişiyle atlatan Berfo Anamız’ın sağlık durumu son günlerde kötüye gidiyordu. Berfo Ana, ömrünün son 33 yılını oğlunun kemiklerini bulmaya adamıştı. Son nefesinde de yine oğlunun adı ağzındaydı. 105 yaşında olmasına rağmen oğlunun katili Kenan Evren ‘in yargılanacağı 12 Eylül Mahkemesi’ne kadar gitti.
Adaletin temsilcisi oldu.
Kendi yaşamıyla direnişin temsilcisi oldu.
Annemizin, Cemil’in kemiklerini bulmadan toprağa gömülmesine sebep olan herkesin hak ettikleri cezaları almaları için, Kırbayır Ailesi olarak bu mücadeleyi sürdüreceğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz.
Cenazemiz yarın Göle’de defnefdilmek üzere İstanbul ‘dan yola çıkacaktır.
Hepimizin başı sağ olsun.
Kırbayır Ailesi

Aydın’da baraj kapakları açıldı, tarlalar su altında kaldı

0

Aydın’da son 2 gündür etkili olan yağış nedeniyle doluluk oranı yüzde 100’e ulaşan Kemer Barajı’nın 2 kapağının açılmasıyla Yenipazar’da çok sayıda tarla su altında kaldı.

Alınan bilgiye göre, Bozdoğan’da bulunan Kemer Barajı’ndan salınan fazla su, Yenipazar Ovası’nı su altında bıraktı.

Donduran köyü Emirazmağı mevkisinde taşkın koruma hattının yıkılması sonucu yaklaşık 15 bin dönüm arazi su baskınına uğradı, ayrıca Yenipazar ile Aydın-Nazilli karayolu arasındaki yolda ise küçük çaplı çökme meydana geldi.

Donduran köyü muhtarı Ünal Türhan, köy sakinlerinin büyük zarar gördüğünü belirterek, ”Kemer Barajı’ndan salınan suyla birlikte taşan su arazilerimizi su altında bıraktı. Şu anda Donduran’dan Yenipazar ilçesine kadar olan arazinin 3’te 1’inden fazlası su altında. Su tamamen çekilince gerçek zararı tespit etme şansımız olacak. Zararımızın karşılanması için çalışmalar yapılmasını istiyoruz” dedi.

DHKP-C tutukluları açlık grevine başladı

İzmir’de gözaltında tutulan zanlılardan 11’inin, kendilerine verilen kumanyaları yemeyip ”açlık grevi” yaptıkları öğrenildi.

DHKP-C’ye yönelik 28 ilde gerçekleştirilen operasyon kapsamında, İzmir’de gözaltında tutulan zanlılardan 11’inin, kendilerine verilen kumanyaları yemeyip ”açlık grevi” yaptıkları öğrenildi.

İzmir, Aydın ve Antalya’da gözaltına alınarak İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün nezaretinde tutulan 15 kişiden 11’inin, kendileri için hazırlatılan kumanyaları yemedikleri öğrenildi.

”Açlık grevi” yaptıkları ve parmak izlerinin alınmasına karşı çıktıkları kaydedilen gözaltındaki kişilerin, sorgularının sürdüğü, işlemlerinin ardından cuma günü İzmir Adliyesine sevk edilecekleri bildirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığının koordinasyonunda düzenlenen eş zamanlı operasyonda, İzmir’de 10 kişi gözaltına alınmıştı. Operasyon kapsamında Aydın’da gözaltına alınan 3 ve Antalya’da yakalanan 2 kişi de İzmir’e getirilmişti. Zanlıların, ”terör örgütüne yardım’‘, ”terör örgütüne eleman kazandırma” ve ”örgüt propagandası” suçlarından gözaltına alındıkları belirtilmişti.

(Ajanslar)

Bodrum kilisesine kavuşuyor

0

Bodrum’da 280 yıllık Ortodoks Aya Nikola Kilisesi’nin duvar kalıntıları ortaya çıkmaya başladı. Hilmi Uran Meydanında 45 yıldır Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılan bina daha önce bu meydanda bulunan kilisenin üzerine inşa edilmişti.

1780 yılında yapılan Bodrum Aya Nikola Kilisesi 1965 yılında dönemin Belediye Başkanı Derviş Görgün zamanında 10 bin lira bedelle Köyişleri Bakanlığı’na satıldı. Ardından‘çökme tehlikesi’ bahanesiyle kısmen yıkılarak ve üzeri sıvanarak önce depo ardından iki yıl sinema olarak kullanıldıktan sonra 1970 yılında ise Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne devredilerek Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktaydı. Son zamanlarda seyyar satıcılar tarafından kullanılan bina için yıkım kararı üzerine Bodrum halkı ve esnafı tarafından imza kampanyası  düzenlenmiş ve Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un öncülük etmesiyle orijinaline uygun olarak yeniden inşa edilmesi kararlaştırılmıştı.

Kiliseyi ortaya çıkarmak için çalışmalar bir ay önce başlamıştı. Bodrum’da Bugün gazetesinin haberine göre ek duvarların yıkıldığı kilisenin duvarları ortaya çıkmaya başladı. 2 ay daha sürecek olan çalışmaların ardından kilise yeniden faaliyete geçecek.

Bodrum’da Bugün, Yeşil Gazete

 

İmralı’ya gidecek isimler belli oldu

BDP, İmralı’ya gitmek için Adalet Bakanlığı’na bildirdiği isimlerin Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Altan Tan olduğunu açıkladı.

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak tarafından yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:

“Bilindiği üzere uzunca bir zamandır BDP’den ikinci bir heyetin İmralı’ya gitmesi gerekiyordu. Bu konuda Öcalan, önemli bir süreç olduğunu eş başkanlarla görüşmek ve tartışmak istediğini açıklamıştı.

Son olarak kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı görüşmede ikinci heyeti beklediğini bir kez daha ifade etmiştir. Hükümetin bu konudaki tutumunu basından takip ettiğini ve çok olumlu bulmadığını da vurgulamıştır.

Fakat sürecin tıkanmaması için ikinci bir öneride bulunduğunu BDP Milletvekilleri Sayın Sırrı Süreyya Önder, Sayın Altan Tan ve Sayın Pervin Buldan’dan oluşan ikinci heyeti beklediğini bildirmiştir.

Biz de BDP olarak bu öneriyi değerlendirdik. Öcalan’ın sorun çözücü, tıkanıklığı aşıcı bu yaklaşımını son derece önemli ve değerli bulduk. Bu doğrultuda adı geçen üç ismin partimizi temsilen Öcalan ile İmralı’da görüşme yapmak üzere görevlendirilmesine karar vermiş bulunmaktayız. Gerekli başvuru Adalet Bakanlığına yapılmış olup partimizin bu kararı doğrultusunda Bakanlığın gerekli işlemleri tamamlayarak heyetin en kısa zamanda İmralı’ya gitmesini sağlamasını beklemekteyiz.”

(Yeşil gazete)

Şarap da olsun şurup da, örtülü de olsun açık da – Oya Baydar

Bildiniz; konumuz Türk Hava Yolları’nın alkollü içki servisini iç hatların tümünden, dış hatların bir bölümünden kaldırması. THY yetkilileri ve hükümet üyeleri kararın gerekçelerini açıklamaya, daha doğrusu kılıf bulmaya  çalışıyorlar. Dış hatlar için gerekçe, bazı (Müslüman) ülkelerin alkollü içki servisinin kaldırılmasını talep etmeleri. Şirketin en tepesindeki kişi ise, son açıklamasında yasağı tasarruf zorunluluğuna bağladı.

“Yalan” dememek için kibarca “doğru değil” diyelim. Çünkü içki yasağının çok sıkı olduğunu bildiğimiz Körfez ülkelerinin Emirat havayolları, Uzakdoğu’nun turistik yerlerine uçmak için tercih edilen Endonezya havayolları, vb.’de içki servisi var. Pek çok havayolu da içkiyi ikram olarak vermese de ücret karşılığında servis ediyor. Ekonomik gerekçeye, yani tasarruf meselesine gelince, sabahın köründe, 35 dakikalık yolculukta bile bir dilim kek veya küçük bir sandviç yerine banbunye pilaki, patlıcan kızartma, salata, tavuklu sandviç, meyveli yoğurt veya tatlı mönüsü sunan THY’nın, o paketlerin büyük bölümünün şöyle bir açılıp yenmeden çöpe atıldığından, bu israftan haberi yok demek…

THY’deki son kıyafet tartışması ve içki kısıtlaması derin ve kadim bir zihniyetin dışa vurumu olmasaydı, değil bir yazı birkaç satırı bile hak etmezdi. Bu haber, medyada fazla göründü, tepki çekti, tartışıldı; ama hayatın gündelik akışı içinde farkında bile olmadığımız, olsak da önemsemediğimiz bir sürü benzer uygulama var. Mesela Üsküdar Belediyesi’nin Boğaz şeridindeki Beylerbeyi, Çengelköy, vb. semtlerdeki alkollü içki satan bakkallara, bayilere getirdiği yasak. Gerekçe; camiye yakınlık. Bu bayilerin, bakkalların, marketlerin onlarca yıldır içki ruhsatları var; camiler, okullar da onlarca, bazıları yüzlerce yıldır aynı yerde. Camiler, okullar tıpış tıpış yürüdü de içki satanlara mı yaklaştı, ya da bakkallar camiye mi taşındı? Neresinden baksanız, bu minare bu kılıfa sığmıyor.

 

İçkinin kültürel kodları

 

İçki konusuna girdiniz mi, iki kutuptan iki tepkiyle karşılaşırsınız. “Ne yani,  meyhaneyi, kerhaneyi mi savunuyorsunuz!” der birileri. “Bunlar, (verili durumda AKP’yi anlayın) adım adım şeriatı getirecekler” der diğerleri. İşin özünü bir yana bırakıp yüze yansıyan görüntüleri konuşmaya başlarız. Oysa içki sadece içki değildir; lezzetiyle sohbetiyle, sofra yemek adabıyla, ilişkileri yumuşatıcı yanıyla bu hayatı daha hoş, daha renkli, daha sosyal kılmasıyla, sanatsal yaratıcılıktaki yeriyle bir yaşam biçiminin parçasıdır.

Tabii ki alkolizmden, bu saydıklarımın tam tersi sonuçlara yol açan aşırılıklardan, tahribattan söz etmiyorum. Ona bakarsanız otomobil iyidir, hayatımızı kolaylaştırır ama kötü sürülürse ölümcül kazalara neden olur; şerbetin, şurubun, Cola’nın içimi güzeldir ama aşırısı bağımlı kılar, şeker, vb. ciddi hastalıklara yol açar; vs… Örnekleri istediğiniz gibi uzatabilirsiniz. Demem o ki, içki düşmanlığını ve yasağını sağlığa veya toplumsal yaşama zarar verdiği gerekçesine dayandırmak, birçok başka yasak ve kısıtlamada da görüldüğü gibi, dinî muhafazakârlığın kendi zihniyetine meşruiyet kazandırma üslubudur. Ve bu, Türkiye’nin tarihsel-toplumsal doku özelliklerine de bağlı olarak, bizim toplumumuzda başka toplumlardaki benzeri kısıtlamalara göre çok daha yaygın ve geçerlidir. “Tıksırıncaya kadar içiyorlar”, “Lüks meyhanelerde kafayı bulup köşelerinde ahkâm kesenler”, “Ayık dolaşmayan sözde aydınlar” gibi aşığılayıcı, toplumun gözünde itibarsızlaştırıcı söylemlerin hedefi de, tek tek kişiler değil belli bir yaşam biçimidir: İslami muhafazakârlığın insana ve yaşama biçtiği modelin dışında yaşayanlar, başka bir yaşam biçimini ve yaşam kültürünü benimsemiş olanlardır hedeftekiler.

Muhafazakâr zihniyet ve saldırının hedefi sadece içki değildir kuşkusuz, hatta içki meselesi ikincildir, diğer alanlardaki saldırı, yasaklama ve müdahalelerden çok daha önemsizdir. Kökleri; geleneksel toplumlarda, yüzyıllar öncesinin kırsal tarım ekonomisinde, pre-kapitalist aşiret yapı ve değerlerinde olan bu zihniyet iklimi, doğası gereği tutucu, kuralcı, öteki dünyaya dönük ve ister istemez yasakçı olan dinî motiflerle de örtüşünce insanın özgür yaşamına müdahaleyi öngören bir dizi yasağı, kısıtlamayı, hoşgörüsüzlüğü birlikte getirir. Kadın eşitliği, kadının toplumdaki yeri, kadın-erkek kaçgöçsüz birlikte yaşam, özetle kadın sorunu; kişinin bedenini tasarruf hakkı, cinsel özgürlük, her türlü üst otorite karşısında (ki buna dinler, cemaatler de dahil) bireyin mutlak özgürlüğü dinî muhafazakâr zihniyete göre şekillenen yaşam tarzı açısından kötü, uygunsuz, hatta ahlaksız, dolayısıyla da günahtır.

Dinî muhafazakârlık, siyasal güç elde edip iktidara geldi mi, toplumu kendi değer ve kurallarına, kendi toplum tasavvuruna göre biçimlendirmek ister. Toplumun tek tipleştirilmesinden ve toplum mühendisliğinden yakınırken, kendisi çok daha katı, yaygın ve derin bir toplumsal biçimlendirme peşine düşer. Kısıtlamalar, yasaklar, sansür, itibarsızlaştırma bu çabanın araçlarıdır.

 

Muhafazakârlığın öteki yüzü

 

Yasakçı, ahlakçı, buyrukçu, tek tipleştirici zihniyet kendini sadece İslamî özellikle de Sünnî muhafazakârlık olarak mı gösteriyor? Kesinlikle hayır. Hazal Özvarış’ ın sahnelerimizin müstesna yıldızı, değerli sanatçı Gülriz Sururi ile yaptığı, dün t24’te çıkan söyleşi, bir başka muhafazakâr zihniyetin aynası gibiydi. Çevremde, genç-yaşlı pekçok kişide gözlediğim, kendi doğrularından, değerlerinden, kendi yaşam tarzından, benimsediği kültürden farklı olanı kötü, yanlış, ilkel, gerici saymak, farklı kültür ve yaşam biçimlerini, farklı değerleri küçümsemek, onlara hak tanımamak… Aslında sadece Gülriz Sururi’nin görüşleri değil, Türkiye’de Batıcı laik veya Cumhuriyetçi-Kemalist olarak anılan, kendilerini de böyle adlandıran geniş bir kesimin zihniyeti yansıyordu o söyleşide. Örtülü kızların Nişantaşı kahvelerinde oturmalarını,  Cumhurbaşkanının eşinin örtülü olmasını, inançlı kesimin, Müslümanların ve de Kürtlerin eşit haklı yurttaşlar olarak, kendi kültürel kodları, değerleri ve yaşam biçimleriyle topluma katılmalarını içine sindiremeyen, bunu “karşı devrim” ve cumhuriyet düşmanlığı olarak gören zihniyetle dinî muhafazakârlığın zihniyet iklimlerinin ruh ikizliği üzerine düşünmek ufkumuzu açabilir. Halkın kılık kıyafetinden başlayarak dinsel pratiklerine, konuştuğu dilden inançlarına, müziğinden kutsallarına kadar yaşamın her alanında, üstün ve tartışılmaz saydığı kendi değerlerini, kültürünü, dünya görüşünü empoze etmiş olanlar, feryad edeceğimize “yanlış neredeydi?” diye sormak, kendi düşüncelerimizi sorgulamak durumundayız. Tıpkı İslamî muhafazakâr kesimin (özellikle siyasî erki ellerinde tutan muktedirlerin) de yapması gerektiği gibi.

Birileri içki içmeyi günahlaştırıp yasaklamaya, eğitim reformu adı altında küçük kızların da örtünmesini teşvike, kadının toplumdaki yerini en az üç çocuğuyla eve kapanmak olarak anne-kadın figüründe idealize etmeye, kadınla erkeğin birlikteliğini, kadın cinselliğini, beden özgürlüğünü günah ve yasak kafesleri içinde tutmaya çalışırken; ötekiler, mesela örtündükleri için aşağıladıkları, toplumsal yaşam dışına ittikleri kadınların bugün kendi mekânlarında dolaşmalarına, Çankaya’ya çıkmalarına, her alanda haklarını talep etmelerine; mesela Kürtlerin eşit yurttaşlığına, hak taleplerine “öteki kültürün” insanlarının baş kaldırmalarına tahammül edemiyorlar.

Kişiler muhafazakâr olabilirler. Dindar, dinsiz, inançlı, inançsız olabilirler. Herkes kendi bireysel tarihiyle belirlenen değer ve inançlara sahiptir, bu değer ve inançlara uygun yaşamakta da özgürdür. Bireyin özgürlük alanına karışmaya kimsenin hakkı yoktur. İktidarlar, hükümetler, siyasal güç odakları açık veya sinsi kısıtlamalarla, yasaklarla, mahalle baskısıyla toplumu kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda dizayn etme amacıyla adım attıklarında, o ideoloji ve inanç ne olursa olsun aynı zihniyetle karşı karşıyayız demektir.

Mecazi üslupla söyleyecek olursak: THY’da ve her yerde hem şarap hem de şurup olsun. İsteyen şarap, isteyen şurup içsin. Nişantaşı’ndaki mekânlarda veya en ücra kır kahvesinde, kebapçıda meyhanede, konserde operada, sokaklarda  veya parlamentoda, işte veya üniversitede, ibadette ve mitingte kadınlar kadar erkekler, örtülüler kadar açıklar da olsun. Yan yana, omuz omuza, birbirimizi yargılamadan, yadırgamadan ve dışlamadan bulunabilelim. İsteyen başını örtsün, isteyen açsın. İsteyen başını secdeden kaldırmasın isteyen diskodan çıkmasın. Herkes ötekinin değerlerine saygı göstererek kendi meşrebince yaşasın. Hiçbir inanç ve değerin ötekinden daha üstün, daha doğru olduğunu kimse iddia edemez. Devlete ve siyasete düşen, yasakçılıktan medet ummak değil, gündelik yaşam ve inanç alanı da dahil her alanda mutlak özgürlüğü ve eşitliği sağlamaktır.

 

Oya Baydar – t24.com.tr