Ana Sayfa Blog Sayfa 4177

Direnen kazanıyor: Gerze termik belasından kurtuldu

Sinop Gerze’de uzun süredir tartışma konusu olan termik santral projesine Orman ve Su İşleri Bakanlığı olumsuz görüş verince Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da veto etti. Gerzeliler 5 yıllık mücadeleleri sonrası gelen kutlu haberin ardından kutlamalara başladı.

Anadolu Grubu’nun hazırladığı Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu’nu 4. kez şirkete iade eden Bakanlık, hem proje sahası içinde hem de yakın çevrede orman alanı bulunması nedeniyle ÇED sürecinin yeniden başlatılmasını uygun görmedi. 100 dönüm orman arazisi içerisinde yer alan proje, 4. kez bu sebeple geri iade ediliyor; ancak bu son karardan sonra sürecin artık devam etmeyeceği ön görülüyor.

Gerze Halkı 5 yıldır direniyor

Gerze halkı Anadolu Grubu’nun kömürlü termik santral planına karşı 5 yıldır direniyor, iki buçuk yıldır da santral sahası önünde nöbet tutuyordu. Tuttukları nöbetle iş makinelerinin sahaya girmesini engelleyen Gerzeliler, hukuksal mücadelelerine de 5 yıldır devam ediyor. Gerze direnişi, Amerika’nın en önemli çevre kuruluşlarından Sierra Club tarafından 2012 yılının en başarılı direnişlerinden biri seçilmişti.

Gerze’de Termik İstemiyoruz diyen 150bin kişi imza verdi

http://www.youtube.com/watch?v=zzLtZtgQPEc

Gerze’deki Termik Santrali yapmak isteyen Anadolu Grubuna ait Anadolu Efes Basketbol takımının reklam filmini Gerze halkı kendilerine uyarlamış. Anadolu Grubu’nun halkla ilişkiler hamlesi bu manevra ile tersine dönmüştü.

Gerze halkının yanısıra Greenpeace Akdeniz’in www.kimkorkar.org sitesi üzerinden yürüttüğü  kampanyaya 150 bine yakın insan imzalarıyla destek verdi. Greenpeace ayrıca konuyla ilgili olarak son 2 yılda biri Anadolu Grubu’nun İstanbul’daki binasında, diğer de Bozdoğan Kemeri’nde olmak üzere iki büyük eylem gerçekleştirmişti.

Aksoğan, “Gerze’deki direnişin en önemli özelliği, 7’den 70’e herkesin yılmadan mücadele etmesi”

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan konuyla ilgili olarak “Aldığımız haber, hem Gerze halkı, hem Türkiye’nin dört bir yanındaki sayısız yerel mücadele, hem de tüm Türkiye adına mutluluk verici. Gerze’deki direnişin en önemli özelliği, 7’den 70’e herkesin aynı kararlılıkla 5 senedir yılmadan mücadele etmeleri. Sadece yaşam alanlarını savunduklarını için haklarında onlarca dava açılmıştı. Tüm bunlara rağmen, yaşadıkları toprakları korumak adına sürdürdükleri kararlı mücadeleyi sonunda kazandılar. Proje yapılması planlanan sahanın 100 dönümü orman arazisi. ÇED raporunun iade edilmesinin sebebi de bu sahada ithal kömüre dayalı bir santral kurulamayacak olması. Anadolu Grubu, artık Gerze halkının istemediği ve orman arazisini yok edecek bu santral için tekrar süreç başlatmamalı ve enerji yatırımlarını temiz enerji kaynaklarına yönlendirmeli.

Bu daha başlangıç, Mücadeleye devam

Türkiye’nin farklı yerlerinde halen 80’nin üzerinde kömürlü termik santral planı var. Bu kararın, diğer projelerin ÇED raporu değerlendirmelerine de örnek olmasını diliyoruz. Çünkü, temiz kömürlü termik santral diye bir şey yok ve nerede olursa olsun halk sağlığını ve iklimi tehdit ediyor.”

(Yeşil Gazete)

 

Avam Kamarası İngiltere’nin Suriye’ye müdahaleye katılma önerisini reddetti

İngiltere’de Avam Kamarası, Suriye’ye yapılacak olası bir askeri müdahaleye katılma önergesini reddetti. Hükümetin önergesi, BM silah denetçilerinden kimyasal silah kullanımı konusunda kanıt gelmesi halinde Suriye’ye müdahale fikrinin prensipte desteklenmesini istiyordu.

Başbakan David Cameron, İngiltere Parlamentosu’nun müdahaleyi istemediğinin açık olduğunu ve “buna göre davranacağını” söyledi. Hükümetin önergesi 272 kabul oyuna karşı 285 ret oyu aldı. Böylece İngiltere, ABD’nin Beşar Esad hükümetine karşı yapacağı olası bir müdahaleye katılmayacak.

Oylamadan sonra Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Amerika’nın İngiliz hükümetiyle istişareye devam edeceği söylendi. Beyaz Saray’ın açıklamasında “Başkan Obama, Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarları doğrultusunda karar alacak. Kendisi Amerika’nın çıkarlarının söz konusu olduğuna, ve kimyasal silahlar üzerine kabul edilen uluslararası normları ihlal eden ülkelerin bundan sorumlu tutulması gerektiğine inanıyor.” denildi.

İngiltere Savunma Bakanı Philip Hammond, İngiltere’nin Esad hükümetine karşı bir askeri müdahalenin parçası olmayacağını doğruladı ama müdahalenin büyük ihtimalle yine de gerçekleşeceğini söyledi. Hammond “Amerika ve diğer ülkelerin kimyasal silah saldırısına nasıl tepki verileceğini tartmaya devam edeceklerini düşünüyorum. İngiltere’nin yanlarında olmayacağından hayal kırıklığı duyacaklardır, ama bu, bir adım atılmasını engellemeyecektir.” şeklinde konuştu.

(BBC Türkçe)



 

Pera Film, Gezi Eylül’üne “Silahlara Veda: Sivil Direniş Hikayeleri” seçkisi ile giriyor

Pera Film, 2013 Sonbahar sezonunu dikkat çekici bir program ile açıyor: Silahlara Veda: Sivil Direniş Hikayeleri.

10 filmlik seçkide en dikkat çekici olan, Gezi Direnişinden kısa filmler iki başlık altında gösterileceği “Parkta Kısa Bir Yürüyüş-Kısalar” adı altında toplanmış filmler. Müzik ve Belgeseller olarak iki bölümde izlenebilecek kısa filmler Gezi’yi Eylül ayının ilk günlerinde yeniden en derinden hissetmeyi sağlayacak.

Bu seçkide neler yok ki; Müzik Bölümünde Tencere Tava Havası (Kardeş Türküler), Eyvallah (Duman), Imagine (Joan Baez), Occupy Taksim Flashmob, Stockholm, Gas Them All (Alp Haydar), Çapulcular Oldu Mu? (Boğaziçi Caz Korosu), Çapulcu Musun Vay Vay (Boğaziçi Caz Korosu), We Don’t Need No Gas Bombs (Ayşe Deniz Gökçin), Boyun Eğmeyenler (Yiğit Özatalay), Güya (Nazan Öncel Çapulcu Orkestrası), Taksim (Wax Poetic), RWNBT, (Boğac Ergüvenç, Yaman Gülpınar) ve Şimdi İstanbul’da Olmak Vardı (New York’lu Çapulcular)

http://www.youtube.com/watch?v=UHnv6tGmIGI

Belgeseller bölümünde ise Nefes Al (Süleyman Demirel, Recai Rize), Gördüm: Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi (Çapuling yapan sinemacılar), #occupyGEZİ (Deniz Tarsus), Gezi Havası ve Agence LeJournal Projesi, (Emin Özmen) bulunuyor

Programın başlığı, Ernest Hemingway imzalı Birinci Dünya Savaşı dönemini anlatan 1929 tarihli ve önemli Amerikan romanlarından, Silahlara Veda’dan (A Farewell to Arms) ilham alıyor. Hemingway’in romanı güzel ile trajiği, narin ile haşini ve gerçekçiyi inceliyorduysa, programa seçilen filmler de aynı şairane ve içten yaklaşımla 20. ve 21. yüzyıllardan çeşitli toplumsal direniş hikayelerini inceliyor.

Program uzun metraj belgesel filmlerin yanı sıra kısa videolardan oluşan Parkta Kısa bir Gezinti başlıklı bir bölümü de kapsıyor. Toplumsal direniş çoğu zaman güç dengelerindeki değişimlere karşılık vermek amacıyla ortaya çıkıyor. Aralarında Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Almanya ve İran gibi ülkelerin de bulunduğu bu farklı belgesellerin tümü insanlar ile ilgili ve toplumun güncel siyasi ve sosyal olaylara bakış açılarını beyaz perdeye taşıyor. Hikayeler kimi zaman kitlesel hareketlerden ortaya çıkarken, kimi zaman da bireysel bir bakış açısından filizleniyor.

Gösterim programına buradan ulaşmak mümkün

Silahlara Veda: Sivil Direniş Hikayeleri programı kapsamında Pera’da gösterimi yapılacak filmler:

Orman İçin Seviş

Cennetsi Barışın Kapısı

Parkta Kısa Bir Yürüyüş Kısalar

Occupy: Film

Yeşil Dalga

Dünya Daha İyi Olsun

Ekümenopolis: Ucu Olmayan Şehir

Handsworth Şarkıları

ve

Larzac Hareketi

 

(Yeşil Gazete)

Mısır’da Erdoğanlı çizgi film, “Mısır’ı bırak Gezi’ye bak!”

Mısır Çizgi Film Kanalı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında çok tartışılacak bir animasyon hazırladı.

Animasyon filmde Tayyip Erdoğan kendi sesinden Mısır’da yaşanan son durumu eleştirirken Gezi Parkı’nı korumak için kendisine ulaşmak isteyen direnişçiler ise polis zoru ile bastırılıyor. Erdoğan anime boyunca Gezi Parkı Direnişçisine önem dahi vermeden konuşmasına devam ediyor ancak sonunda kendisi de direnişçi gence müdahale ediyor.  Anime film halkın Tayyip Erdoğan’a yumurtalar fırlatması ve ekranda rabia işaretinin belirmesi ile son buluyor.

(Yeşil Gazete)

 

 

Yeşil Sol Gençler’den Rusya’daki LGBT bireylere destek eylemi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin gençleri (Yeşil Sol Gençler), İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Rusya Başkonsolosluğu önünde gerçekleştirdikleri eylemle, son dönemde Rusya’da yürütülen LGBT karşıtı politikaları protesto etti.

İstanbul’daki Rusya Başkonsolosluk kapısına pankart ve dövizleri asan Yeşil Sol Gençler’in Türkçe ve İngilizce olarak okudukları basın açıklamasının tam metni şu şekilde;

Rusya’da eşitlik ve özgürlük için mücadele eden LGBT’lerin yanındayız!

Rusya’da son dönemde LGBT’lere yönelik artan saldırılar hepimizi endişelendiriyor. Putin, geçtiğimiz Haziran ayında eşcinsellik propagandasının suç sayılmasını öngören yasayı onayladı. Yürürlüğe giren söz konusu yasada yer alan ‘geleneksel olmayan ilişki’ gibi ifadelerle eşcinselliğin normal bir şey olduğunu söylemek artık suç sayılıyor. Duma’da sunulan yeni bir teklif ile eşcinsellerin “heteroseksüel hale gelmeleri için” gönüllü psikolojik danışmanlık hizmeti verilmesi önerisi dahi tartışılıyor.

“Eşcinsel propaganda”yı yasaklayan Rus hükümeti temel insan haklarını görmezden gelmekten acilen vazgeçmelidir. “Geleneksel olmayan”, “normal olmayan” gibi ifadelerle LGBT’leri yok saymaya çalışan, LGBT’lere yönelik baskı ve şiddet uygulamalarına meşruiyet kazandırmaya çalışan muhafazakar zihniyet elbette yenilecek. Rusya’da eşitlik ve özgürlükleri için mücadele eden LGBT’lerin yanındayız.


We are in solidarity with the LGBTs that struggles for equality and freedom in Russia!

It is quite worrying for all of us to hear and follow the attacks against LGBTs in Russia. Earlier this year, Putin approved the legislation which considers portraying homosexuality in any positive light as a crime. In this bill that includes terms such as “nontraditional relationship”, it is now against the laws in Russia to state that homosexuality is normal. Further discussed these days, the new law proposal in Russian Duma (Parliament) would allow gay people to “return to normal life and become heterosexuals” through voluntary psychological consultancy services.

Russian government should immediately stop turning a blind eye on basic human rights by suspending “homosexual propaganda”. The conservative mindset that tries to legitimize pressure and violence against LGBTs through the terms “nontraditional “or “abnormal” is renewed and reproduced. We are in solidarity with the LGBTs that struggles for equality and freedom in Russia!”

 

(Yeşil Gazete)

 

Dünya Barış Günü’nde Karşı Bisiklet’den İzmir’de piknik daveti

Savaşa, küresel ısınmaya,  çevre kirliliğine,  nükleere “Karşı Bisiklet”,  1 Eylül Pazar günü, Dünya Barış Günü’nde tanışmaya ve İnciraltı Kent Ormanı’nda bir arada olmaya davet ediyor. Bisiklet ile hep birlikte kent ormanına gelmek isteyenler için buluşma yeri Konak İskelesi, buluşma saati ise 09:30.

Foto: Cem Yatman

Gezi direnişi sırasında, Gündoğdu’da kurulan çadıra ilgi oldukça yoğundu. Sosyal medyadan takip eden kişilerin sayısı da oldukça arttı. Ekip, yeni katılımcılarla hem tanışmak hem de içinde bulunduğumuz süreçleri, Ege Bölgesi’ndeki çevre mücadelelerini, EXPO projesini, bisikletli ölümlerini, kent içi trafik sorunlarını ve Gezi direnişinde açılacak ikinci perdeyi ve gelebilecek diğer gündem önerilerini tartışmak üzere Expo Projesinin planlandığı İnciraltı Kent Ormanı’nda bir piknik düzenlemeye karar verdi.

Karşı Biisklet, Gezi Direnişi sırasında polisin el koyduğu pankartın aynısını yeniden hazırladı. Foto: Aytaç Aksoy

Pikniğe bisikletleri ile gelebileceklerin yanı sıra, bisikleti olmayan ancak bütün bu konularda katılımları ile destek olmak isteyen herkes davetli.

Program ise şöyle:

Bisikletle gelecekler için buluşma yeri ve saati: Konak İskele – 09.30

10.00 – 12.00: Kahvaltı
12.00 – 14.00: Serbestkürsü
14.00 – 16.00: Serbestzaman (tiyatro, müzikvs…)

Takip etmek isteyenler için facebook etkinlik sayfası

 

Fotoğraflar: Aytaç Aksoy, Cem Yatman

Haber: Güneş Akçay

(Yeşil Gazete)

 

Doğa ondan rızasız aldığın her şeyin karşılığını eninde sonunda alır – Serap Kiriş

0

“Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.”

Cahit Zarifoğlu

‘’biz çocuklarımıza yaşanabilir bir doğa bırakacağız’’ diyen Boğazpınarı köyü halkının anlattıklarına kulak kesildim bu hafta gidip gördüğüm köylerinde.
Karasu üzerinde yapılacak bir HES istemiyorlar. Nedeni açık, yitirilmeyecek kadar muazzam bir doğası var. Başınızı göğüne çevirdiğiniz zaman sizi çivit mavi içine çekiyor.. Güneşten kavrulmuş kayalarının üzerinde ona inat büyüyen yaşam simgesi ağaçları ciğerlerinize kök salıyor sanki..
Binbir meyve ağaçları ve binbir tür çiçekleri etrafa kokusunu salarken sizin damarlarınıza zerk ediyor. Baş döndürücü güzellik..
Biz  ‘’şehirlilerin’’ hasretinde kaldığımız doğa güzelliği ile  beton yığınları arasında çürüttüğümüz bedenlerimiz orda yeniden ruh buluyor.O vakit belki de çok zaman kısacık haberlerde karşılaştığımız sorunlardan birine dikkat kesiliyoruz.

HES’ler.
Oturup hal hatır edince köy halkı ile anlatıyorlar meramlarını. HESlerle birlikte köylerinin nasıl bir değişime uğrayacak olmalarından haberdarlar. Çünkü onlar ateşin içindeler. Çünkü bağları, bostanlıkları, hayvanları kendi yaşamları oradaki coğrafya ile şekilleniyor. Gelecek olan HES ile salt doğası değil yaşamları da altüst olacak. Çok iyi farkındalar bunun.

Bir ‘’şehirliye’’ abartı gelecek derecede de kaygılılar.. Haksız da sayılmazlar.
Düşünün hele.. HES geldi, binlerce ağaç kesilecek.. Yapılacak baraj ile doğanın cömertçe sunduğu bolluğu bereketi alıp bir yere sıkıştıracaklar.  Bu kaynaklarla beslenen alanlar, hayvanlar,değişecek olan  iklimle birlikte yeniden şekillenecek insan yaşamları ise kimsenin gözünde değil..Herkes muasır medeniyet seviyesine diktikleri ‘’ucubelerle’’ yükselecekleri yanılgısında.

Herkes  ‘’oh ne güzel artsın HESler, yurtdışına bağımlılığımız kalmasın’’ çığırtkanlığında. Mesele sadece elektriğin elde edilmesi olsa.. Kurulan bu yapılarla birlikte yetiştirdiğin ürünün mevcudiyeti değişecek.Doğanın sana bahşettiği cömertlik birilerinin tekelinde olacak.Bütün bir yıl canhıraş çalışıp didindiğin, çocuğundan yeğ tuttuğun mahsülün-toprağın bu sistemin içinde değişecek. Sofrandaki ekmeğin tadı daha da acılaşacak.

A canım kardeşim, sana anlatmadılar mı ilkokulda doğanın ne denli özel bir canlı olduğunu, kırılgan olduğunu.. Bindiğin dalı kestiğinin nasıl farkında olmazsın?
Elbette olmazsın- çünkü öyle yabancılaştırmış ki maddiyatla örülü yaşamlarımız seni aslında ait olduğun doğana.
Her şeyin en iyisini hak edenin sadece sen olduğuna öyle inandırmışlar ki seni..
öyle büyük bir bencilliğe itmişler ki seni, yitirdiğin doğanın gittikten sonra dönüşünün asla olamayacağını düşünmene bile fırsat vermemişler.
Büyükbabam bana ‘’Doğa ondan rızasız aldığın her şeyin karşılığını eninde sonunda senden alır-senden alamaz ise torunlarına kadar bekler. Ama ne yapar eder alır.’’ derdi..

Boğazpınarı halkı bir kere düştükleri yanılgının acısını fark edip toparlanmaya başlamış. Yedikleri acı ekmeğin tadıyla farkındalar aslında nasıl HESlerin bir verip bin aldığının.
Ve onlar çocuklarını düşünüyorlar. Çocuklarından daha önemsedikleri topraklarını…
Her birinin yaşam hikayelerini yazdıkları o küçücük köyde, köylerine sığmayacak büyüklükte ve güzellikteki doğal güzelliklerini yitirmek istemiyorlar.
Dertleri ne para ne de sözüm ona medeniyetin temsili sayılan şeylerde.
Onlar artık doğanın insan ömrü kadar kıymetli olduğunun, onun hükümranlığındansa onunla aynı özü taşıdıklarının farkında.
Çünkü yitirdikleri her bir doğallığın onları köklerinden, insanlığın var oluş sebebinden,paylaşmaktan alıkoyduğunu görmüş.Birilerinin daha çok kazanıp onların yaşamlarından parçalarını çaldığını anlamış.
Çalınanın ise bir kez daha yerine koyulamayacak kadar kıymetli olduğunu…

Sahi ne vakit bunca kararttık, kirlettik ellerimizi, inançlarımızı, yüreklerimizi nasıl yabancılaştık değerlerimize bilmiyorum.

Her şey o denli hızlı gelişiyor ki yeryüzünde, edindiklerimize bakmaktan, onların şaşasına kapılmaktan yitirdiklerimizi göremez olduk.
Karasu üzerindeki bir tahta parçasının savruluşu gibi savrulduk bir yana ve uzaklaştık diğer bir parçamızdan.. .
Asıl yurdumuzdan.
Doğamızdan..
Köklerimizden..

Fotoğraflar : Rıfat Gürbüz, Serap Kiriş ve Mutlu Kader

 

 

Serap Kiriş

Sevgili Başbakanım – Deniz Özturhan

Sevgili başbakanım,

Kusuruma bakmayın, başbakanın b’sini büyük yazmadım. Zira son zamanlarda adınızla yazılmak suretiyle baş harfi büyüyen “başbakan” kelimesi, aslen o kadar da özel bir sözcük değildir. Başbakanlık dünya üzerinde binlerce insanın yapageldiği mesleklerden sadece biridir. Ona ekstra bir saygı atfetmek abes olmakla birlikte, iyi yapıldığında, her iş gibi, saygıyı hak edebilir.

Canım başbakanım, konuya izahat ile girmemi af buyurunuz.
Elbette dil bilgisini de, meslek ahlakını da SİZ bilirsiniz. Dil ile ilgili bir açıklama yapılacaksa, onu da SİZ yaparsınız.

Dil demişken, geçende Türkçe olimpiyatlarını izledim başbakanım. Canlısına bakamamıştım, malum o günlerde elimiz biraz doluydu. Annem organizasyonu, sahneyi, ışığı öyle bir övdü ki, açtım yutup belasından izleyiverdim ben de. Gerçekten harika olmuş, gökten Kabe inme sahnesi olağanüstü. Bugün dünyanın en büyük grubu Metallica, böyle bir görsel şölene imza atamıyor.

Tek çekincem başbakanım, Türkçe olimpiyadında çok fazla Türkçe duyamamak oldu. İlk başlarda “Bir Sait Faik, bir Haldun Taner okudular mı?” diye soruyordum, fakat olimpiyadı izleyince, çok çok yanlış geldiğimi anladım. Türkçe’nin en önemli kalemlerinden satırlar ya da dizeler yerine, genelde Arapça dua okumayı tercih etmişler biricik başbakanım. İşte buna azıcık şaşırdım.

Sakın yanlış anlamayın sevgili başbakanım, haşa, kimsenin dua okumasına karşı değilim. Sadece yerinin Türkçe olimpiyadı olmadığını düşünüyorum, nacizane. Lakin biliyorum şimdi bunu söyledim diye çok kızacak, hemen nasıl da “din düşmanı” olduğumu kitlelere kitlelere bağıracaksınız. İşte bundan a-acaip tırsıyorum, inanır mısınız ton ton başbakanım?

Epeydir sizi anlamak için azami bir dikkat ve tevekkül içindeyim başbakanım, lakin noolur yorum buyurun, şunu doğru anlamış mıyım? Bu ülkedeki hemen hemen her şey gibi, tüm inanç sisteminin de teminatı sizsiniz. Bir şeye inanacaksak önce size soruyoruz, başka kimseye itibar etmiyoruz. Başkalarının inançlarına, o başkaları Müslüman (ve mümkünse sünni) olmak kaydıyla saygılıyız. Fakaaat, müslüman olsak bile, şayet sizin üzerinizden, size de biat ederek İslami ihtiyaçlarımızı gidermiyorsak, müslümanlığımızdan da şüpheye düşmekten imtina etmiyoruz.

Kısacası yolu sizden geçmeyen inanç, aslında inançsızlık.
İnançsızlığa zaten ezelden beri, tahammül dahi edemiyoruz.

Ben açıkçası ağzınızdan çıkan her şeye inanıyorum tok sesli başbakanım. Gerçi sadece ilk bir kaç saniye boyunca inanıyorum ama olsun. Lütfen benim inanma şeklimi sorgulamayın. Misal, siz meydanlardan ve televizyonlardan defalarca, “bebekli taze gelini dövdüler” dediğinizde de, “camide içki içtiler” dediğinizde de, ben çok inandım. Derhal galeyana gelerek, balkonda hemen Kemalist yakmaya çalıştım. Kemalist artık nasıl yaşsa, bir türlü tutuşmak bilmedi, siz oradan hesap edin anlayışlı başbakanım.

Sonra tabi, meşhur caminin videoları geldi iknası kuvvetli başbakanım. Gördüğüm kadarıyla camide ortalık can pazarıymış. Milletin kafasını gözünü dikiyorlar, bir takım tıbba aykırı kişiler ilaç kovalıyor filan. Keşke “içki içtiler” yerine, “hap atmışlar” kartına oynasaydınız be başbakanım. “Nefes çekmişler” de olabilirdi, sonuçta o astım ilacı kutularının içinde kim bilir neler var… Biliyor muyuz? Hayır!

İşin kötüsü başbakanım, Kabataş’ta “vahşice dövülüp, sonra üzerine çiş yapılan, bebekli taze gelin” videosu çıkmadı. İfadelerde bahsi geçen ve anlatırken Nagehan Hanım’ı alçılara sürükleyen o “üstü çıplak, elleri deri eldivenli ve saçları bandanalı, 70 kadar saldırgan erkek”i göremedik. O video çıkabilmiş olsaydı başbakanım, korkarım dünyanın en çok tıklanan bizzarre kategorisine tekabül edecekti. Kategori kategori olalı, böyle bir manyaklık görmemiş olacaktı.

Tövbe bu arada başbakanım, asla sanılmasın ki, böyle bir şeyi arzulardım, tıklardım. Lakin  hikaye kurma tarzı olarak, bana “mum söndü oyunu” denilen şeyi hatırlatmasına da engel olamadım. Çok tuhaf ama başbakanım, bazen muhafazakar beyinler, orjinal marjinallerin yapmayı bi kenara koy, aklına bile gelmeyecek çılgınlıkta hikayelere imza atabiliyorlar. Eee, bu da yaratıcılığınızı sorgulayanlara, kapak olsun başbakanım.

***

Biliyorum müstesna başbakanım, size şu aralar çok mektup yazıldı. Ne açık mektuplar, ne sorular, ay neler neler. Kimse de demedi ki, “Bu adam hangi ara hepsini okuyacak? Zaten sürekli bir yerlerde halkla konuşuyor.” Son 25 gündür, televizyonu kapasan buzdolabında, onu açsan bu kez mikrodalgada siz vardınız nöronların efendisi başbakanım. İşte tam da bu yüzden, kimse teknolojiyi size öğretmeye kalkmasın! Emin olun, robotlar ilkeli duruşunuza, Binali yol tutuşunuza hayran olmaya devam ediyor.

Elbette sadece Twitter’ı tokatlamak için mermerde alıştırma yapan Binali bakanım kadar, size başka başka, türlü türlü hayran olanlar da var. Gerçekten insan hayret ediyor, gıptalar içinde kalıyor. Hatta inanın yüksek ses ile; “Eeey Nagehan Alçı’ya can veren başbakanım, Yiğit Bulut’u nasıl yarattın?” sorası geliyor. Yaratmak deyince kabiliyeti bol başbakanım, “Siz kendinizden nasıl dünyanın en zengin 8. başbakanını yarattınız 11 yılda? Sonuçta aldığınız maaş belli?” Valla sizinle ve başarılarınızla ilgili detaya indikçe, insan gururdan adeta eriyor.

Ah başbakanım, sizi çok üzdüler. Elleri kırılasıcalar, İstanbul’un her yerinde hakkınızda tuhaf tuhaf şeyler yazmışlar, sağda solda caanım seramikleri, reklam panolarını ve falanları kırmışlar. Edepsizlik, vandallık, gerçekten çok ayıp. Gerçi sizi üzenler arasından ölenler, çok ağır ve hafif yaralanan binler olmuş, e valla oluyo öyle şeyler. Dünyanın neresine giderseniz gidin, nüfusuna orantılı olarak, katildir devletler. E biz butik bir ülke olmadığımıza göre, devletimiz de daha kaliteli, daha Dextervari bir tarz benimseyecek. Bunda şaşılacak bir şey göremiyorum, lobilerin efendisi başbakanım. İşte bu yüzden seramik seramik deyip, kimseye baş sağlığı bile dilememenizi, çok olağan karşıladım.

Açıkçası başbakanım, teminatı bizzat SİZ olan sürece de, özgürlüklere de, kalkan askeri vesaite de, mahkemelere de, hukuka da, demokrasiye de… İnanılmaz inanıyorum. Bazen böyle o kadar inanıyorum ki, anaaa bir bakıyorum, bir anda odanın içini mor ışık hüzmeleri dolduruyor. Tavandan ise ağır ağır ama güleç, SİZ iniyorsunuz parlayarak. O otoriter ama altın kalpli baba sıcaklığınız, odayı kompile dolduruyor. İşte o an, ülkenin, bitkisi, madeni, petrolü, doğasını satmayı bir kalemde geçtim, o inanç anında, benden böbreğimi isteyin veriyim. Üstüme öyle teslimiyetçi bir hal geliyor.

Lakin işte bizim tavan çok yüksek değil, led aydınlatmanın inanılmaz yakıştığı başbakanım. İş bu sebep, bizim hanede göklerden yere ini inivermeniz, 2 bilemedin 3 saniye sürüyor. Siz yere inince tabi, sigaramı kırıp, internetin kablosunu çekip, bana hitaben “Kız mısın, kadın mısın bilemem” diyorsunuz. Neyse ki sesiniz, sokağın köşesinde başlayan AVM inşaatı tarafından yutuluyor. O esnada ülkenin doğusunda yine yeni yeniden, memurlarınız kahramanlık destanı yazıyor.

Saate bakıyorum, 21:00. Evin içini malum, yaz ortası demeden “baba sıcaklığı”nızla ısıtmışsınız hoşaf gibi.
Mecbur balkona çıkıyorum.
Bizde tencere tava yok elbet, tevazunun kalesi başbakanım. Lakin bendeniz vaktiyle davulcuya kaçmış bulunuyorum. Ve fırsattan istifade, üstelik vallahi sırf sanat olsun diye, çıkıp balkonda trampete abanıyorum.

Siz sakın üzerinize alınmayın ama olur mu, benim cici başbakanım…

Biterken,
MELİH BAŞGAN’ı unutmuş değilim sevgili başbakanım. ama aynı anda, bu ufacık yüreğe inanın ikinizin sevgisi birden sığmıyor. yeminle çatlayacak gibi oluyorum.  ha bir de, son zamanlarda parklarda yapılan abuk subuk forumlara, eli bıçak ve silahlı delikanlılar iniyormuş. onların evde zor tutulan yüzde 50 değil, bizzat memurunuz olduğundan haberim yokmuş gibi, gülümsüyorum. Bi fotoğraf çekiverin kahraman başbakanım.

Bu yazı ilk olarak kimlanbuhayatiminerkegi.com/ da yayınlanmıştır

 

 

Deniz Özturhan

Kargalara methiye – Semih Fırıncıoğlu

Çocukluğumda, fırtınalı bir havada anneannem bahçede ağaçtan düşmüş bir karga yavrusu görmüş, yerden alıp bir kenara koyayım derken karga sürüsünün saldırısına uğramıştı. Saçını didik didik etmişler, elini yüzünü gagalamışlardı zavallının. O günden beridir çok saygı duyarım kargalara ve merak ederim bu çalışkan, dayanıklı, birbirine karşı sorumluluk duygusu gelişmiş, zeki hayvanları aşağılamadan konu edinen bir sanat yapıtı niye yoktur diye. Özellikle de şu ünlü mü ünlü Kuğunun Ölümü balesine her rastlayışımda aklıma takılır bu.

Kuğunun Ölümü, Mihail Fokin’in 1905’te dansçı Anna Pavlova için yarattığı kısa bir solo (YouTube’da The Dying Swan diye bakarsanız, Pavlova da dahil, birçok balerin tarafından icrasını izleyebilirsiniz). Olay kurgusu çok basit: Yanık bir viyolonsel solosu eşliğinde kuğunun çırpına çırpına ölüşünün temsili. Bunun kayda değer tarafı nedir? Şudur: Ölen karga, saksağan, güvercin değil, kuğu. Neden kuğu? Çünkü güzel ve zarif sayılan bir yaratık, hareketleri ağır, boynu ince ve uzun, rengi kar beyazı (zenci değil). Magazin basınında sık rastladığımız, başına bir felaket gelmiş bir kadın haber edilirken “genç ve güzel” sıfatlarının yapıştırılmasıyla aynı mantık (çirkin ya da yaşlı olsa felaketi haketmiş sayılacak: “Gebersin gitsin, kime ne?”) Tabii ki kuğuyu bir balerin oynuyor, sanki bütün kuğular dişiymiş gibi.

Kuğunun kargadan üstün sayılmasında yaşantı biçiminin de payı olabilir: Genç yaşta evlenen çiftler ömür boyu ayrılmadan, durgun sularda süzülerek sakin bir hayat sürüyorlar. Gıdaları da bitkisel, et yemiyorlar. Kargaların bitip tükenmez enerjisinden, koşuşturmasından, sürekli nereden ne koparabileceğini hesaplamasından, işbölümünden, renkli şehir yaşantısından eser yok kuğularda. Ama insanlar istedikleri an pencerelerinin önüne bir iskemle çekip son derece hareketli ve ilginç karga tiyatrosunu izleyebilecekken kalkıp suyun üzerinde öylesine dolanan sıkıcı birkaç kuğu görmek için göllere, parklara gidiyorlar. Çünkü “kuğu güzeldir ve izlenir, karga çirkindir ve izlenmez” diye zırva bir kural çakılmış zihinlere.

Epeyce kabaca da olsa çağdaş sanatların klasiklere olan itirazını özetleyivermiş oldum sanıyorum.

 

Semih Fırıcıoğlu – http://isteyenokusun.com/2013/08/29/kargalara-methiye/

ODTÜ Ormanı SİT alanı

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, kentin iki ana arterini bağlamak için ODTÜ arazisinden geçirmek istediği yolun, doğal sit alanını kapsadığı ortaya çıktı.

Hürriyet gazetesinden Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre, Belediye’nin inşaatına başladığı, ancak ODTÜ öğrencilerinin ve yolun geçmekte olduğu Çiğdem Mahallesi sakinlerinin direnişleriyle karşılaşan yol, ODTÜ yerleşkesi içinde yer alan “birinci derece doğal sit alanından” geçiyor.

Kültür Bakanlığı kararı: ODTÜ sit alanıdır

ODTÜ yerleşkesinde yer alan kimi alanlar, bizzat Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun  6 Mart 1995 tarihli ve 316/ 3895 sayılı kararıyla sit alanı ilan edildi.

Sit alanlarına ilişkin kroki

Kurul kararı çerçevesinde, ODTÜ yerleşkesinin kimi yerleri arkeolojik sit alanı, kimi yerleri ise doğal sit alanı ilan edildi ve derecelendirildi. Bu durum da, bir kroki ile netleştirildi. Krokide, ODTÜ arazisinde bulunan tarihi ve doğal sit alanları ve bunlara verilen dereceler, ayrıntıları ile yer aldı.

Sit alanı, Büyükşehir Belediyesi’nin yol kararında da geçiyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yol kararı

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ODTÜ arazisinden geçireceği yolun bir kısmının sit alanıyla kesiştiği, bizzat Belediye’nin yola ilişkin aldığı kararda da yer alıyor.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in de imzasını taşıyan 15 Mart 2013 tarihli Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi kararında aynen şu ifade yer alıyor;
“Fen İşleri Dairesi Başkanlığı’nın yazısı eki proje ile, Dumlupınar Bulvarı bağlantı noktası dışında mevcut onaylı güzergâh içinde kalacak şekilde 3 ayrı kavşak noktasında revizyona gidildiği, sadece Dumlupınar kavşak noktasında yaklaşık 9 bin metrelik bir kısımda 1. derece doğal sit alanına, 8 bin metrelik bir kısımda ise ODTÜ 1 orman alanına girildiği, ayrıca güzergah boyunca kısmen ODTÜ ve 5 bin metrelik şahıs mülkiyetlerinin bulunduğu…”

Top şehircilik bakanlığında

ODTÜ yerleşkesindeki SİT alanının yola kurban edilip edilmeyeceğine ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı karar verecek. Ankara Büyükşehir Belediyesi, SİT alanından yol geçirebilmek için Bakanlığa resmi başvuruda bulundu. Ancak bir yandan da, SİT alanı olarak geçmeyen bölgede inşaat çalışmalarına başladı, viyadük için üç ayağı şimdiden tamamladı. SİT alanında inşaat çalışmasına başlanması için ise, Bakanlık kararı bekleniyor.

Önceki yıllarda doğal ya kültürel SİT alanlarını belirleme yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na aitti. Ancak 29 Haziran 2011 tarihinde çıkarılan 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ve 17 Ağustos 2011 tarihinde çıkan 648 sayılı KHK ile bu yetki bölündü.

İlgili KHK’lar çerçevesinde, kültürel ve arkeolojik SİT alanlarını belirleme yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda bırakılırken, doğal sit alanlarını belirleme yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devredildi.

Belediye yol kararını ‘oy çokluğu’ ile almış

Nitekim, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin de yola ilişkin “oy çokluğu” ile aldığı kararda, bu KHK’lara atıfta bulunarak, SİT alanının yola verilmesi amacıyla Şehircilik Bakanlığı’ndan izin alınması için gerekli işlemlerin yapılacağı ifade edildi.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kararında ilgili paragraf şöyle:

“Dumlupınar Bulvarı bağlantı kavşağındaki üniversiteye hizmet edecek olan ve Dumlupınar Bulvarı ile yeni açılacak güzergâhı ilişkilendiren kollara ilişkin kavşak çözümünün 1. derece doğal SİT alanında kalması nedeniyle, 644-648 sayılı KHK gereğince, SİT alanı içinde kalan kısmının Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ankara 1. Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu Müdürlüğü’ne sevki, yine bu kısımda orman alanında kalan alan için 6831 sayılı Orman Kanunu ile ve ilgili yönetmelikler gereği alınacak izinlere ilişkin plan notu oluşturulduğu;

‘Kamu yararı’

Yukarıda bahsi geçen kavşak ve bağlantılar ile beraber diğer kavşak noktalarında önerilen revizyonun kamu yararına olduğu, onaylı imar planı ile belirlenmiş yol güzergâhı içinde olması nedeniyle ilave kamulaştırma maliyeti getirmeyeceği hususları da dikkate alınarak, Belediye Meclisi’mizce karara bağlanmasının uygun olacağı görüş ve kanaatine varıldığı…”

Anadolu Bulvarı’nın devamı olarak, üniversite arazisinin doğu bölgesinden geçecek yol güzergâhına ilişkin “Koruma Amaçlı İmar Planı” çalışmaları ilgili kurumların katılımıyla tamamlandı ve onay için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunuldu.

CHP tepkili: Beş ayda ne değişti

Belediye’nin ODTÜ arazisinden yol geçirme kararına CHP de karşı çıkıyor. Kendisi de bir ODTÜ’lü olan CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka, Belediye’nin ODTÜ arazisinden yol geçirme kararına en çok karşı çıkan isimlerin başında geliyor. Nazlıaka, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Mart’ta aldığı karara atıfta bulunarak, “beş ay önceki kararda 1. Derece SİT alanı olarak belediye meclisinden geçen karar bugün ne oldu da yok sayılmaktadır? Beş ayda ne değişmiştir ki 1. Derece SİT alanı olan bölge bu özelliğini yitirmiştir?” sorularını yöneltti.

Nazlıaka: Çözüm raylı sistem

Planlanan yolun, trafik sorununu çözmeyeceğini de savunan Nazlıaka, “orman yok edilerek yol geçirilecek olması Ankara’nın trafik sorununu çözmeyecek sadece sorunun yer değiştirmesine neden olacaktır. Hiç şüphesiz Ankara’daki trafik sorunun çözümü raylı sistemlerden geçmektedir” dedi.

Nazlıaka, şu ifadeleri kullandı;
“Ormanları yok etmenin yeni bahanesi olan açıklamayı ODTÜ Ormanı için de duyuyoruz. ‘Ağaçlar kesilmeyecek,  başka bir yere taşınacak’ ifadesi doğa katliamının moda gerekçesi haline geldi. Ormancılar,  söz konusu ormanda yer alan çam ağaçlarının başka bir yere taşınmasının mevsimsel açıdan da ekosistem açısından da uygun olmadığını söylemektedirler. Bu mevsimde taşınacak olan çam ağaçları ölecektir, yani kesmekle taşımak arasında teknik olarak hiçbir fark yoktur”

7 bin 300 ağaç için yargıya gidiyoruz

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Ali Hakkan, Anadolu Bulvarı’nı Konya Yolu’na bağlayacak projenin iptali için yargıya gideceklerini söyledi. Yolun geçeceği güzergâhta yaptıkları incelemeler sonucunda yaklaşık 7 bin 300 ağacın kesileceğini tespit ettiklerini anlatan Hakkan, “bu konuda yaptığımız araştırmalar ve bilimsel veriler doğrultusunda birkaç hafta içinde yargıya başvuracağız” dedi. Gazi Üniversitesi’nin yaptığı ulaşım ana planını da eleştiren Hakkan, planın ne herhangi bir sivil toplum kuruluşu ile ne de kamuoyu ile paylaşılmadığını vurguladı. Ulaşım ana planının Ankara’nın geleceği açısından çok önemli olduğunu belirten Hakkan, “Ankara’nın ulaşım planının gelecekte nasıl şekil alacağını belirleyen bu projeye kamuoyu ve STK’lar da dahil edilmeliydi. Planın yangından mal kaçırırcasına bu kadar kısa sürede yapılması mantıklı değil. Bu plan her açıdan değerlendirilmeli ve ona göre karar verilmeliydi” diye konuştu.