Ana Sayfa Blog Sayfa 3344

Bodrum Tohum Özgürlüğü Festivali’nde yerli tohum takası

Bodrum Belediyesi , Bodrum Kent Konseyi , Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Bodrum Ziraat Odası’nın destekleri ile Bodrum Tohum Derneği tarafından Belediye Meydanı’nda  düzenlenen “Tohum Özgürlüğü Festivali” yoğun ilgiyle karşılandı.  Yerli tohumlar dağıtılırken;  bir yandan da dünyadaki  dev şirketlerin,  tohum ve gıda yolu ile  insanlığı nasıl yavaş yavaş zehirlediği anlatıldı.

21

Bodrum Belediye Meydanı’nda, Bodrum tohum Derneği tarafından düzenlenen etkinliğe, Çarşamba günleri açılan Bodrum  Köylü  Pazarı’ndaki üreticiler katıldı. Buğday, nohut, fasulye, kavun, karpuz, bakla gibi ata tohumların dağıtıldığı festivalde kuyruklar oluştu. Tema Vakfı, Slow Food Yavaş Gari Bodrum’un da destek verdiği, standtlar açtığı etkinliğin en ilgilileri öğrenciler idi.  Mutlu Keçi Okulu,  Mavi Çizgi, Bitez Gülümser Mehmet Danacı Ortaokulu, Atatürk İlköğretim Okulu, Ted Koleji  öğrencileri çeşitli müzik dinletileri, koroları ile sahnede yerlerini aldılar. Öğrenciler; Bodrum Tohum Derneği’nin temin ettiği toprak ve kavun, buğday, bakla gibi yerel tohumlarla fide yetiştirme, boyama, resim gibi çalışmalar yaptılar. Dernek, kılçık buğdaydan, serbest gezen tavuklardan ve doğal sütten yapılan tereyağdan oluşan keşkek dağıttı. Yerel sanatçıların saz ve sözleri ile yerel oyunlar oynandı.

Tohum Savaşçıları

Bodrum Tohum Derneği Başkanı Ziraat Mühendisi Zafer Semerci  açılış konuşmasında “Hepimiz kutsal bir dava uğruna buradayız. Bu dava insanlığın, tüm canlıların hayat hakkı davasıdır. Emperyalizm önceleri silahlı işgal yöntemi ile bir yeri zaptederdi. Sonraları ekonomi ve  kültür yolu ile işgal etti. Günümüzde ise, tohum ve gıda yolu ile toptan yok etmeye başladı.”dedi.

24

Dernek yetkilileri yaptıkları açıklamalarda özetle şunları söylediler.   “Tohum Özgürlüğü Festivali”nin amacı, bütün dünyada beslenme zincirinin her halkasına yapışan biokimya sanayisini teşhir etmek, farkındalık yaratmak .2-16 Ekim tarihleri arasında Hollanda’nın Lahey kentinde ve dünyanın her yerinde, eş zamanlı gerçekleşecek etkinliklerde yerli tohum farkındalığının yanı sıra yeryüzünü ahtapot gibi sarmış; Monsanto, Novartis, Du Pont, Bayer gibi şirket devlerini protesto etmek, tüketiciye anlatmak.  Gerek tarımsal üretimde, gerekse hayvanlara verilen ilaçlarla, tüm insanlık ılık ılık zehirleniyor. Ardından  oluşan kanser vakalarına karşı da yine bu dev firmalar tedavi amacı ile bu kez de ilaç üretiyorlar. Tek çözüm yerli tohumdadır. Bir ülkenin tohumuna sahip olmanın o ülkeye sahip olmak olduğunu, küresel güçler biliyor ama biz bilmiyoruz ne yazık ki. Kısacası, Hibrit=Kanser, GDO=Hormon, Obezite=Fruktoz, Birleştirici,Yapıştırıcı, Hastalıklar=Dünyanın Cehennemi.. Monsanto, Cargill, Bayer= Cehennemin bekçileri. Ve de bu cehennem ateşine bir tas su döken Tohum savaşçıları..”

Yerli Tohum Satışı Yasak

Ege Üniversitesi Tarım Ekonomosi’nden Prof. Dr. Tayfun Özkaya ise yerli tohum satışlarının neden yasak olduğunu “Her önüne gelen her yerde üreterek, hastalıklara, kalitesizliğe yol açar gibi gerekçelerle yasaklanan satışlara çözüm olarak, tohumların köylü tarafından sertifikalanmasını sunuyorlar. Bunun için şirket olmak gerekiyor ve çok ağır koşullar öne sürülüyor. Sadece ülkemizde değil, dünyada da böyle. Tohum derneklerinin pazarları basılıyor, baskılar yapılıyor. Yine dev şirketler destekleniyor böylece” şeklinde açıkladı..

 

 

(Bodrum Aktif)

Kenevir üretimi 19 ilde yasallaştı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Resmi Gazete’nin dün (13-10-2016) yayımlanan nüshasında Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolü Hakkında Yönetmelik yayımlayarak 19 ilde kenevir üretimine izin verdi.

20

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından alınan karara göre Türkiye’nin 19 ilinde izin alınması şartıyla kenevir üretimine izin verildi. Karar Resmi Gazete’de yayaımlanan karara göre izinli kenevir yetiştiriciliği; Amasya, Antalya, Bartın, Burdur, Çorum,İzmir, Karabük, Kastamonu, Kayseri, Kütahya, Malatya, Ordu,Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Uşak, Yozgat ve Zonguldak illerinde ve bu illerin bütün ilçelerinde yapılabilecek. Fakat Yönetmelik çerçevesinde belirlenen hükümlere uymak şartı ile bilimsel araştırma amacıyla ana veya tali bitki olarak kenevir yetiştiriciliğine belirtilen bölgeler dışında da izin verilebilecek.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının “Kenevir Yetiştiriciliği̇ ve Kontrolü Hakkında Yönetmeliği” Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kenevir yetiştiriciliğine getirilen düzenleme ile bu ürüne bağlı uyuşturucu madde üretiminin engellenmesinin sağlanmasına yönelik izinli ve izinsiz kenevir yetiştiriciliğine dair yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar belirlendi.

İhtiyaç hallerinde yetiştiricilik bölgelerini azaltmak veya çoğaltmak için Bakanlık yetkili kılındı. Bu kapsamda, Bakanlık yeni yetiştiricilik bölgeleri ihdas edebileceği gibi mevcut yetiştirme bölgelerini de iptal edebilecek.

Yetiştiricilik izni en fazla üç yıl geçerli olacak

Kenevir yetiştiriciliği için başvuruda, çiftçinin daha önce izinsiz kenevir ekme, uyuşturucu imal etme, dağıtma, ticaretini yapma veya kullanma suçu işlemediğine ilişkin taahhütname verilmesi gerekiyor.

Yönetmeliğe göre yetiştiricilik izni; lif, tohum, sap ve benzeri amaçlara yönelik başvurularda en fazla bir üretim dönemi, bilimsel araştırmalar için yapılan başvurularda proje uygulama süresi dikkate alınarak en fazla üç yıl geçerli olacak.

Ayrıca, Bakanlığın il veya ilçe müdürlükleri teknik personelince kenevir yetiştiriciliği izni verilen yerler kenevirin ekiminden hasada kadar en az ayda bir defa kontrol edilecek.

Esrar üretimi serbest mi?

Lif, tohum, sap ve benzeri amaçlara yönelik izinli kenevir yetiştiriciliği yapmak isteyen çiftçiler, 1 Ocak-1 Nisan tarihlerinde yetiştiricilik yapacakları yerin en büyük mülki idare amirliğine başvuracak. Kenevir yetiştiriciliği yapan çiftçiler, kamu görevlilerinin yetiştiricilik alanında yapacağı kontrollere yardımcı olmakla, hasat sonrasında esrar elde edilmesini önlemek için kenevirin yan dal, yaprak ve çiçek gibi artıkları derhal imha etmekle yükümlü kılındı. Hangi amaca yönelik olursa olsun izinsiz yetiştirilen kenevirler imha edilecek ve konu adli mercilere intikal ettirilecek.

Kenevir yetiştirmek için koşullar neler?

Kenevirin üretimi için başvuruda, çiftçinin daha önce izinsiz ekim, uyuşturucu imal etme, dağıtma, ticaretini yapma veya kullanma suçu işlemediğine ilişkin taahhütname verilmesi gerekiyor.

Yönetmeliğe göre yetiştiricilik izni; lif, tohum, sap ve benzeri amaçlara yönelik başvurularda en fazla bir üretim dönemi, bilimsel araştırmalar için yapılan başvurularda proje uygulama süresi dikkate alınarak en fazla üç yıl geçerli olacak.

Ayrıca, Bakanlığın il veya ilçe müdürlükleri teknik personelince izin verilen yerler kenevirin ekiminden hasada kadar en az ayda bir defa kontrol edilecek.

Kenevirin faydaları neler?

• Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

• Bir dönümünden, dört dönüm ağaca eş kâğıt çıkar.

• Bir ağaç 20-50 yılda yetişir, kenevirse dört ayda…

• Kenevir 8 kez kâğıda dönüştürülebilir, ağaç 3 kere…

• Dönüşümlü ziraatta uygun yaz bitkisidir, dünyanın her yerinde kolaylıkla yetişir.

• Çok az suya ihtiyaç duyar.

• Kendisini böceklerden korumak için tarım ilacına ihtiyacı yoktur, dayanıklıdır. Yani kenevirle yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşsa tarım ilacı sektörüne de gerek kalmaz.

• Tüm petrokimya ürünleri yenilenebilir olarak kenevirden daha ucuza üretilebilir.

Kenevirin kullanıldığı başlıca sektörler:

İlaç yapımı

Kâğıt yapımı

Yakıt yapımı (bio yakıt)

Kumaş yapımı

Otomotiv sektörü

Petrol ve petrokimyanın kullanıldığı her alanda alternatif

Kozmetik ve sabun yapımı

Kenevirin medikal ve çevresel kullanımı

• AİDS ve kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini, ayrıca ağrıyı azaltmada kullanılıyor.

• Glokom, artrit, romatizma, kalp, sara, astım, mide, uykusuzluk, omurga rahatsızlıkları gibi en az 250 hastalığın tedavisinde kullanılıyor.

• Bazı doktorlar bilinçaltı temizliği için kenevirin tek yöntem olduğunu söylüyor. Eski yıllarda, eski medeniyetlerde bu gerekçe ile yoğun olarak kullanılıyordu.

• Bataklık kurutmada çok etkilidir.

• Radyasyon temizleyicidir.

• Olağanüstü miktarda Oksijen üretir.

• Bir dönümlük kenevir, 25 dönümlük orman kadar oksijen üretir.

 

(T24)

Yeni Foça’da atık su “eziyeti”!

Geçen Temmuz ayında el birliğiyle yaptıkları temizlik ve hazırlıkların ardından Donat Plajı’nı halkın kullanımına açmış olan, böylelikle plajların fahiş fiyatlarla şezlong ve hizmet sunarak rant sağlayan mekanlara dönüştürülmesine karşı tepkilerini hayata geçirmiş olan Yeni Foça Forum sakinleri son iki aydır  da Yeni Foça Atık Su Arıtma Tesisi’nin deşarj hattı döşenmeden hizmet vermesine bağlı olarak sorun yaşıyor. Atık su arıtması olarak  yapılan işin “hizmet” değil “eziyet” olduğunun altını çizen Yeni Foça Sakinleri, 13 Ekim Perşembe günü(dün) saat 13 :00 ‘da İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde toplanarak  dilekçe verdi.

14646686_10154193043402690_1297789502_o

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi  İZSU Genel Müdürlüğü tarafından Yeni Foça Bölgesi’nin  evsel atıklarının arıtılması için işletmeye açılan  tesisinin “deşarj hattı” kurulmadan  faaliyette bulunmasına bağlı olarak ortaya çıkan kirlilik nedeniyle şikayetlerini Belediye Başkanlığına . yazılı ve sözlü olarak bildirdi.Arıtma tesisinde arıtılan atık suların denize deşarjını sağlamak için 1 kilometre uzunluğunda 500 metresi denizin içinde olmak üzere deşarj hattı yapılması planlanmış olmasına rağmen henüz yapılmadığı için şikayetçi olduklarını ve  iki aydır yetkili kurumlara yaptıkları itirazların dinlenmediğini ifade eden grup “reel anlamda yaratılan kirliliğin göz ardı edildiğini” duyurdu. su

Forum üyeleri, kamuoyuna yaptıkları açıklamada, yetkililerin tesisin biyolojik arıtma yapıyor oluşundan dolayı  buradan çıkan atıkların herhangi bir kirlilik içermediğini iddia ettiğinin altını çizdi ve  atık suyun simsiyah olduğuna atık suyun  verildiği dereden ” getirdikleri numunelerle dikkat çekti “iç içebilirsen, yüz yüzebilirsen” ifadesini kullandı.

deniz-yeni-foca

Yeni Foça Forum adına açıklama yapan Serhat Güner  “Dünyanın hiç bir yerinde halkın denize girdiği plajın ortasına atık su deşarjı ,yerleşim yeri içindeki evlerin arasından zemini simsiyah olan ve halk arasında “boklu dere” olarak adlandırılan derenin akıtılması kabul görmez. Ancak ne hikmetse bütün kurum ve kuruluşlar bu konuda duyarsız kalmaktadır, halkın duyarsızlığından yakınanlar duyarlı insanların sesine kulak tıkamaktadırlar. Böylesi yüksek maliyetle yapılan bu güzel alt yapı tesisinin bütün olarak tamamlanmadan test çalışması için bile olsa hizmete alınmaması gerekirdi, eğer alınması zorunlu ise de atık deşarj hattı tamamlanıncaya kadar, atık suların bu şekilde çevre kirliliği yaratmak yerine vidanjörle alınarak faal durumdaki en yakın arıtma tesisine dökülmesi gerekirdi.

Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerekir. Hizmetin eziyete dönüşmesi, yaşam alanlarımızın kirletilmesi söz konusudur ve buna itiraz ediyoruz. Sesimizi duyuruncaya kadar da bu itirazımızı sürdüreceğiz. Kamuoyuna bu rezaleti göstermeye devam edeceğiz“dedi.

 

Haber: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

 

Nobel ödüllü ünlü oyun yazarı Dario Fo yaşamını yitirdi

Politik hicivleriyle ünlenen ve 1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen İtalyan oyun yazarı ve aktör Dario Fo 90 yaşında hayatını kaybetti.

48

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda 8 yıl boyunca oynanan ‘Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü’ eseriyle tanınan ve bu eserle 1997 yılında Nobel ödülü kazanan dünyaca ünlü İtalyan oyun yazarı ve aktör Dario Fo 90 yaşında hayatını kaybetti.

Fo’nun yazdığı önemli eserler arasında Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü(1970), Klaksonlar, Borazanlar ve Bırtlar (Diğer adıyla “Yüzsüz”), Kadın Oyunları(1981), Elizabeth, Neredeyse Kadın, Ödenmeyecek Ödemiyoruz (1974) bulunuyordu.

Fo’nun oyunlarını İtalyancadan Türkçeye çeviren ve ünlü yazarın 35 yıllık arkadaşı olan Füsun Demirel de Twitter hesabından ‘Hayatımın son 35 yılı her günümüz seninle ve Franca ile geçti. Eserlerinle, düşüncelerinle. Dostum, yoldaşım, ustam bu dayanılmaz keder. Dario’ yazdı.

 

(Hürriyet)

 

 

2016 Nobel Edebiyat Ödülü Bob Dylan’ın

Nobel Edebiyat Ödülü’nün bu yılki kazananı ABD’li müzisyen Bob Dylan oldu.

47

Nobel Komitesi, 2016 Edebiyat Ödülü’nü ‘Amerikan müzik geleneğinde yeni bir şiirsel anlatım yarattığı’ için ABD’li ünlü müzisyen Bob Dylan’a verdi.

Dylan, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk söz yazarı oldu.

Ödülü Dylan’ın kazandığını açıklayan Nobel Komitesi’nden Sara Danius, Dylan’ın ‘İngilizce konuşan toplumlar için büyük bir şair olduğunun’ altını çizdi.

 

(Sputnik News)

Critical Mass İzmir bu ay sonu da Konak Meydanı’nda buluşuyor

2010 yılı Temmuz ayından beri devam eden ve her ayın son Cuma günü gerçekleşen Critical Mass bisiklet turunun İzmir ayağı 28 Ekim Cuma Konak Meydanı’da gerçekleşecek. Crititacl Mass İzmir Ekim 2016 için toplanma saati 18:30, bşalangıç saati ise 19:00 olarak açıklandı.

Critical Mass İzmir’den yapılan açıklama şu şekilde;

44

“İzmirli Bisikletliler, trafikte biz de varız diyor!

Tüm dünyada her ayın son Cuma günü bisikletlilerin bir araya gelerek trafikte yer almanın hakları olduğunu, trafiği motorlu taşıtların tıkadığını, bisiklet kullanımının trafiği rahatlatacağını haykırdıkları bir eylem Critical Mass.

Anlam olarak kritik çoğunluk anlamına gelen Critical Mass, ışıksız bir kavşakta yoğun taşıt trafiği arasından karşıya geçmeye çalışan bisikletlilerin sayılarının gitgide artarak geçiş üstünlüğünü ele geçirmeleri fikrine dayanan bu eylemlilik tüm dünyada 300’den fazla şehirde aynı anda gerçekleşmektedir.

Fotoğraf Critical Mass İzmir Eylül 2016 buluşmasından
Fotoğraf Critical Mass İzmir Eylül 2016 buluşmasından

İzmirli bisikletliler 2010 Temmuz ayından beri ayın son Cumartesi gerçekleştirdikleri Critical Mass eylemini Ekim ayı itibari ile dünyanın pek çok şehrinde olduğu gibi ayın son Cuma günü saat 19:00’da gerçekleştirecektir.

Facebook’taki Critical Mass İzmir sayfasında haberleşerek bir araya geleren bisikletliler eyleme Konak Meydanı’ndan başlayarak araç trafiğine katılmakta, “Arabadan İn Bisiklete Bin” sloganıyla yayaların ve diğer araç sürücülerinin dikkatini çekmeyi amaç edinmektedirler.

Critical Mass lidersiz, eşitlikçi bir sivil insiyatif platformudur. Kararlar eylem öncesinde katılan herkesin görüşü alınarak verilir. Geçilecek rotalar eylem öncesinde belirlenir.

Tüm dünyada olduğu gibi İzmir’de de Critical Mass eylemine bisikletliler, kaykay ve paten kullanıcıları ile tekerlekli sandalye vb. araç kullanan engelliler katılmaktadır.

Kentlerdeki motorlu taşıt hegemonyası trafik, çevre ve ses kirliliği gibi bir çok sorunun temelini oluşturmakta bireysel ve toplumsal sağlığımıza zarar vermektedir. Critical Mass’e katılan motorsuz ve sadece insan gücüyle çalışan taşıtlar daha yaşanabilir kentlerin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Arabadan İn Bisiklete Bin
Critical Mass İzmir

 

(Critical Mass İzmir, Yeşil Gazete)

Fırtına İnisiyatifi #yesilyoladurde diyen herkesi Kadıköy’e çağırıyor

Fırtına İnisiyatifi, bütün doğa savunucularını yeniden faaliyete geçen Yeşil Yol Projesi’ne karşı ses çıkarmak için bu akşam 19:30’da Kadıköy’e Süreyya Operası’nın önüne davet ediyor.

43

Fırtına İnisiyatifi’nden yapılan çağrı şu şekilde;

“Tüm yaz sessiz duran talan proje inşaatı, insanların yaylalardan göç etmesiyle beraber Danıştay’ın durdurma kararına rağmen gizlice ve zorla Kavrun Yaylası’nda tekrar başlatıldı. Çalışmayı engellemeye çalışan 11 arkadaşımız gözaltına alındı yayladan zorlan indirildi.

Yayla halkının Kavrun’a girmesi engellenerek dozerler yaylaları talan etmeye devam ediyor!

42

İstanbul’dan bu talana dur demek için buluşuyoruz.

Bu akşamı (13.10.2016) saat 19:30’da Kadıköy Süreyya Operası önünde yapacağımız basın açıklamasına desteğinizi bekliyoruz

#yesilyoladurde

Fırtına İnisiyatifi

 

(Yeşil Gazete)

Lüksemburg’un Yeşil Borsası’nda sadece çevre odaklı finansal araçlar ile işlem görülüyor

Dünyanın ilk yeşil borsası olan 4 Ekim 2016 Salı günü işlem görmeye başladı.

Lüksemburg Borsası tarafından yapılan açıklamaya göre  Lüksemburg Yeşil Borsası (Luxembourg Green Exchange, LGX) yalnızca yeşil tahviller ve diğer çevre odaklı finansal araçların işlemleri ile sınırlı olacak.

41

Konu ile ilgili yapılan açıklamaya göre LGX’de ilk olarak, Avrupa Yatırım Bankası, Çin Bankası, Iberdrola , KfW gibi kuruluşlar tarafından çıkarılmış olan tahviller işlem görmeye başladı.

Bu araçların toplam sayısı 114 iken, toplam değerleri ise 45 milyar dolar seviyesindeydi.

https://www.youtube.com/watch?v=SWrG23FYUtk

Türkiye’nin ilk ve hali hazırda tek yeşil tahvili Türkiye Sınai Kalkınma Bankası tarafından çıkarılmıştı. Banka tarafından Mayıs ayında 300 milyon dolar tutarında çıkarılan tahviller için 317 kurumsal yatırımcı 4 milyar dolar düzeyinde talep gerçekleştirmişti.

Yeşil tahvillerin büyüklüğü 2015’te 48 milyar dolara ulaşmıştı. Bu büyüklüğün bu yıl ise 72 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

 

(Yeşil Ekonomi)

Havacılık sektörü 2035’te karbon emisyonlarını 2020’ye göre %80 düşürecek

Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), sivil uçuşlar kaynaklı karbondioksit emisyonlarının düşürülmesi için bir mutabakata varıldığını açıkladı. Mutabakat sonucunda havacılık kaynaklı emisyonların 2035’te 2020’ye göre %80 düşürülebileceği öngörülüyor

40

ICAO tarafından yapılan açıklamaya göre mutabakata örgütün 191’den fazla ülkenin katılımı ile gerçekleştirilen 39. Genel Kurul toplantısında varıldı.

Uluslararası Havacılık İçin Karbon Telafi ve Azaltım Planı (Carbon Offsetting and Reduction Scheme for International Aviation -CORSIA) başlıklı programa göre uluslararası havacılık şirketleri Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen emisyon düşürme hedefleri yönünde adımlar atacaklar.

Bu adımlar arasında yakıt verimliliğini sağlayan teknolojilere geçme, alternatif yakıtlara ağırlık verme ve ormanlık alanların gelişimi için katkı gösterme olacak.

ICAO bu adımlar sayesinde havacılık kaynaklı karbondioksit emisyonlarının 2035 yılında, 2020 yılında ulaşılan değerin yüzde 80 altında gerçekleşebileceğini öngörüyor.

Plan ilk olarak 2021-2023 döneminde pilot olarak uygulamaya geçecek. 2024-2026 yılları arasında ise planın ilk aşaması uygulanacak.

Planın pilot ve birinci aşamalarına katılım gönüllülük esasına dayalı olacak iken 2027-2035 yıllarını kapsayacak ikinci aşamasında ise katılım zorunlu olacak.

Bununla birlikte denizlere kıyısı olmayan veya en az gelişmiş ülkeler arasında yer alan bazı ülke havayollarına ise bazı istisnalar uygulanabilecek.

65 ülke şimdiden kabul etti

ICAO sitesindeki bilgilere göre 6 Ekim 2016 itibari ile, sivil havacılık kaynaklı emisyonların yüzde 86,5’inden sorumlu 65 ülke 2027 yılını beklemeden, katılımın gönüllülük esasına dayalı olacağı 2021-2026 yılları arasında anlaşmayı uygulamaya geçecek.

Bu ülkeler arasında ABD, Japonya, Çin, Katar, Meksika ve Yeni Zelanda gibi ülkeler bulunuyor iken Türkiye bulunmuyor.

Toplam emisyonların yüzde 2’si sivil uçuşlardan

ICAO emisyon düşürme hedefi için atılacak adımların havacılık şirketlerine 2035 yılına kadar 5,3 ila 23,9 milyar dolar arasında maliyet yaratacağını tahmin ediyor.

Uluslararası sivil havacılık sektörü günde 100 bin uçuş gerçekleştiriyor ve 10 milyon düzeyinde kişiye hizmet veriyor.

Sektörün küresel sera gazı emisyonları içinde payı yüzde 2 iken, karbondioksit emisyonlarındaki payı ise yüzde 1,3 düzeyinde bulunuyor.

 

(Yeşil Ekonomi)

Almanya’da “Energiewende” ne durumda? – Nilay Vardar

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Yenilenebilir enerji deyince akla ilk gelen ülkelerden biri Almanya. Ülkede “energiewende” olarak adlandırılan enerji dönüşümü beş yılını geride bırakmış durumda. Almanya kazanımları ve zorluklarıyla bu alandaki deneyimlerini başka ülkelere aktarmak istiyor.

Clean Enery Wire örgütü de bu deneyimin aktarcılarından biri. Misyonu tüm dünyadaki gazetecilere energiewiende’i anlatmak. Bu kapsamda Türkiyeli gazetecilere bir gezi düzenledi.

33

Almanya’da enerjinin büyük bölümü kömür ve nükleer enerji üzerine kuruluydu. Çevre örgütüleri yaklaşık 45 yıldır nükleer karşıtı kampanyalar düzenliyordu. Bu hareket karşılığını ancak 2011’de Fukuşima felaketi sonrasında bulabildi.

Nükleere elveda

Energiwende olarak adlandırılan enerji dönüşümü parlamentoda Angela Merkel’in liderliğinde kabul edildi. Almanya, kendisine kısa ve uzun vadeli hedefler koydu. Ülke nükleer enerjiye elveda dedi. 2022’de son santral kapanacak. Nükleerin yerine de enerji sisteminde rüzgar ve güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerjiye yöneldi. İklim değişikliğine karşı sera gazı emisyonlarını hızlıca azaltma kararı aldı. Bir diğer hedef de her alanda enerji verimliliğini sağlamak.

Bu enerji dönüşümü kapsamında Almanya 2020’ye kadar elektriğin yüzde 35’ini 2050’de ise yüzde 95’e kadarını yenilebilir enerjiden sağlamayı hedefliyor. Şu anda yüzde 30’a ulaştı.

Aynı şekilde sera gazı emisyonunu da 2030’de yarı yarıya azaltmayı hedefliyor. Ancak bu konuda hedefine çok yaklaştığı söylenemez.

Kömürün geleceği belirsiz

Almanya tüm bu hedeflere rağmen hala kömürden vazgeçebilmiş değil. Ülkenin en önemli ekoloji örgütlerinden Agora’dan Philip Godron, Almanya’nın nükleer enerjinin yanında acilen kömürü bitirme planı yapması gerektiğini söylüyor.

Özellikle iklim değişikliğini durdurmak için bir ay içinde yürürlüğe girecek olan Paris İklim Anlaşması’nın ardından dünya kömürden vazgeçme eğilimi yükseliyor.

Almanya’da kömürün geleceği ise belirsiz ve ciddi bir tartışma konusu.

Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’ndan yetkilliler kömür şirketlerinin ve politikacıların kömüre devam konusunda ciddi lobi faaliyetleri yürüttüğünü söylüyor.

Lobi faaliyetleri yürütenler yenilenebilir enerjinin yeterli olmayacağını söylüyor. Ve tabii sektörünün bitirilmesiyle oluşacak işsizlik de en önemli argüman olarak yerini koruyor.

Halk karşı, işsizlik sorun

Net olan bir şey varsa o da yeni kömür projeleri devlet tarafından teşvik edilmiyor. Halk zaten istemiyor. Geçen sene Hamburg’da açılması planlanan yeni kömür santrali bu sebeple hala açılamadı. Ancak öte yandan madenlerinin kapatılmasına karşı işini kaybetmek istemeyen 25 bin madenci de sokağa çıktı. O yüzden Almanya şu anda ömrünü tamamlayan kömür madenleriyle ilgili sosyal çözümler üzerine çalışıyor. Kömür madeni bölgeleri nasıl dönüştürülebilir, işsizliğe nasıl bir çözüm bulunabilir vesaire.

Maden ocaklarını yeniden doğaya kazandırma

34

Gezi kapsamında yakından görmek için linyit madeni ve güneş ile rüzgar tribünü tarlalarını ziyaret ettik.

Kömür madenleri ortalama 40- 50 yılda ömrünü tamamlıyor. Ancak madeni kapatmakla iş bitmiyor, ocağın yeniden doğaya kazandırılması gerekiyor.

Uzmanlar Almanya’da devlet teşviği de olmadığı için kömür şirketlerinin aslında kar etmediğini söylüyor. Ancak maden ocaklarının yeniden doğaya kazandırma süreci çok pahalı. Bu yüzden şirketler maden ömrünü tamamlayana kadar çalışmaya devam etmeyi tercih ediyor.

İlk durağımız Brandenburg eyaletinde Lusaita bölgesinde açık linyit madeniydi. Maden nedeniyle 25 bin kişi zorunlu göçe maruz kalmış. Madenin bir bölümü ömrünü tamamladığı için kapanmış. Ancak alanı yeniden doğaya kazandırmaları lazım.

Toprak çok asitli olduğu için tarıma dönmek çok zor ve pahalı. Bu yüzden maden ocağına başka bir nehirden su taşıyacaklar ve yapay bir göl oluşacak. Ancak gölde canlı yaşamı için uzun süre beklemek gerekecek. O yüzden acaba gölde su sporları yaparak turizme mi kazandırsak diye düşünüyorlar.

Köyün suyu bitmiş

Lusaita’da kuzeye doğru maden projesi ilerliyor. Yanı başında Taubendrof köyü var. Köyün bir tarafı da Polonya sınırında, orada da yeni bir kömür madeni projesi var. Yani köy iki taraftan da sıkışmış durumda.

Karl Handreck, köylerindeki yeraltı suyunun sekiz yıl önce tamamen bittiğini söylüyor. Mecburen sulama yapmak için içme suyunu kullanıyorlar. Bunun yanında Handreck, Almanya’daki hukuk sisteminin söz konusu kömür olunca çok da işlemediğini söylüyor: “Almanya’da trafikteki araçların bile ses sınırı varken, neden kömür madenlerinde gün boyu süren sesle yaşamak zorundayız.”

Bir çift kartal ve mor çiçekler

35

Lusatia’da linyite karşı çıkan bazı köylüler, sokak protestolarının bir etkisi olmadığını anlamışlar. Linyite mecbur olmadıklarını göstermek için Lusaiton Güneş Kooperatifi’ni kurmuşlar. Protestolarını bölgedeki bir hastanenin tepesine ve evlerin çatılarına taktıkları güneş panelleri ile gösteriyorlar.

Bir sonraki durağımız ise Lieberoser Heide’daki güneş tarlasıydı. Bölgenin dönüşüm hikayesi yıllar süren ilginç bir hikayeye sahip. Bu bölge 1940’lardan itibaren askeri eğitim yeri olarak kullanılmış. Toprağa karışmış birçok kimyasal atık bırakılmış. Hükümet yıllarca pahalı olduğu için bölgeyi nasıl temizleyeceğini bilememiş.

Sonra rüzgar tribünleri kurulmasına karar verilmiş. Ancak ekolojistler bölgede koruma altında olan bir çift kartal olduğunu hatırlatınca bundan vazgeçilmiş. Ve güneş tarlası kurulmasına karar verilmiş. Yatırımcı bunun karşılığında bölgeyi kimyasallardan temizlemiş. Ancak dikkatmizi çeken tarlada bir boşluk bırakılmış olmasaydı. Bunun da sebebi bölgede yetişen mor çiçekleri korumak. Yani yenilenebilir enerjide de bölge seçimlerinde ekolojik dengelere ciddi hassasiyet gösteriliyor. Bir çift kartal, ya da mor çiçekler tüm projeyi durduruyor ya da dönüştürebiliyor.

Rüzgarda yerel halk konseyleri

Güneş değil ancak Almanya’da rüzgar tribünleriyle ilgili tıpkı Türkiye’de olduğu gibi yerel halktan gelen ciddi itirazlar var.

Yerel halk için sadece estetik kaygılar bile karşı çıkış sebebi olabiliyor. Ancak bunun yanında esas olarak ses kirliliği ve ekolojistler arasında kuşların etkilenmesi meselesi tartışılıyor. Uzmanlar ses kirliliğinin yeni teknolojilerle çözüldüğünü, kuş meselesinin de çözülemeyecek bir sorun olmadığını söylüyorlar. Tribün kurulmadan önce yapılan araştırmaların ya da belli zamanlarda tribünleri kapatmanın çözüm sağlayacağını belirtiyorlar.

37

Tüm bu tartışmalar ekseninde son durağımız Drehnow’du. Bu köyde Halk Konseyi, yerelde yaşayanların katılımıyla rüzgar tribünleri kuruyorlar. Yani dışarıdan gelen büyük şirketler yerine yerel halk kendi talebiyle kendi bölgesinde ürettiği enerjiden pay alıyor.

Görüştüğümüz uzmanlar yerelde rüzgar tribünleriyle ilgili sorunların genelde büyük şirketler söz konusu olduğunda ortaya çıktığını yerel halk enerjiden pay aldığında sorunların azaldığına dikkat çekiyorlar.

Almanya’da enerji dönüşümü politik alanda da tartışılmaya devam ediyor. Bazı muhafazakarlar yenilenebilir enerjiye verilen teşviklerin ekonomiyi sarstığını düşünüyor.

Örneğin Die Welt’ten gazeteci Daniel Wetzel, Almanya İçin Alternatif Partisi’nin (AFD) göçmen karşıtlığı üzerine kurulduğunu ancak yenilenebilir enerji karşıtlığının da bazı seçmenleri çektiğini söylüyor. Özellikle rüzgar tribünlerine tepkili köylülerin bu kesimi oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Hep tekrarlandığı gibi güneşi ve rüzgarı Almanya’dan bol olan Türkiye’nin Almanya’daki enerji dönüşümünün kazanımları ve zorluklarından öğreneceği çok şey var. Yeter ki niyet olsun…

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

32-nilay-vardar

 

 

Nilay Vardar