Ana Sayfa Blog Sayfa 3303

İklim stklarından Garanti Bankasına: Kömürü finanse ederek iklim lideri olunmaz

Sivil toplum kuruluşları Garanti Bankası’nın, Karbon İfşa Projesi (CDP) İklim Liderleri Küresel A listesinde yer almasını değerlendirdi. Banktrack, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), 350.org ve Yeryüzü Derneği, küresel iklim değişikliğinin başlıca nedenlerinden biri olan kömürlü termik santrallere finansman sağlayan Garanti Bankası’nın kendini iklim lideri olarak göstermesine tepki gösterdi.

Banktrack, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), 350.org ve Yeryüzü Derneği yaptıkları açıklamada Garanti Bankası’nın, hem gittikçe daha da korkutucu boyutlara ulaşan küresel ısınmanın baş tetikleyicisi olan, hem de yerel toplumlar tarafından karşı çıkılan kömürlü termik santrallerin bilinen finansörlerinden olduğunu belirtirken İskenderun’da, Silopi’de, Zonguldak’ta, İzmir’de, Türkiye’nin dört bir yanında, yaklaşık 6000 MW’lık kömür projesinin finansmanında yer aldığının da altını çizdi.

Garanti Bankası, bir yandan yeni kömürlü termik santral projelerine kaynak sağlarken, diğer bir yandan da ömrünü tamamlamış, eski, ekonomik verimliliği düşük ve çevresel etkileri yüksek termik özelleştirmelerinin finansmanında yer alıyor. Garanti Bankası, kömüre milyonlarca USD destek vermesine rağmen, sürdürülebilirlik raporları hazırlayarak ve taahhütler vererek, kendisini “İklim Eylemi Lideri” olarak gösteriyor.

İngiltere Merkezli kuruluş Karbon İfşa Projesi (Carbon Disclosure Project, CDP) her yıl, iklim değişikliğiyle mücadele eden şirketleri değerlendirdiği bir rapor yayınlıyor. Raporun içinde yer alan Küresel A Listesi iklim değişikliği mücadelesinde başı çeken şirketleri kapsıyor. Aralık 2016’da yayınlanan listede, Garanti Bankası da bulunuyor. Garanti Bankası, CDP’nin tüm şirketlere yönelttiği sorulara verdiği cevaplar üzerinden değerlendirmeye tabi tutularak listede yer alıyor.

Raporlarda Kömür Finansmanı Yok!

Sivil Toplum Kuruluşları Garanti Bankası’nın CDP’ye verdiği cevaplarda, portföyünde bulunan kömür projelerinden bahsetmediğini kaydetti. Banka, hazırladığı CDP Sürdürülebilirlik Raporu’nda, yenilenebilir enerji finansmanını arttıracağını, gölge karbon fiyatlandırması yapacağını, müşterilerinden ağaçlandırma yapmalarını istediğini, ofis alanlarını düşük emisyonlu hale getireceğini ifade ediyor fakat aynı zamanda kaynaklarını, karbon emisyonlarının baş kaynağı olan kömür projelerine destek için kullanıyor.

Avrupa İklim Ağı’ndan (CAN Europe) Elif Gündüzyeli, iklim liderliği ile kömür finansmanı arasındaki tezatlığa dikkat çekerek “Paris Anlaşması’yla ülkeler küresel sıcaklık artışını 1,5C derecede sınırlandırma sözü verdiler. Gittikçe ısınan bir dünyada felaketler getirecek iklim değişikliğinin önüne geçmek istiyorsak daha fazla kömür yakmayı göze alamayız. Kömürü finanse eden bankalar da iklim liderliğine oynayamaz, şeffaflık ilkelerine ters düşer” diyor.

350.org’dan Cansın Leylim Ilgaz ise, “Yıllardır Türkiye’deki yerel topluluklar sağlıklarına, çevrelerine ve yaşamlarına zarar veren kömürlü termik santrallerle mücadele ediyor. Daha geçtiğimiz Mayıs ayında Aliağa’da binlerce kişi Garanti Bankası’nın finanse ettiği projelerden biri olan İzdemir termik santraline karşı durduklarını gösterdi. Garanti gibi bankalar bizlerin parasını fosil yakıt finansmanında kullanarak bir yandan yerelde ciddi tahribatlara neden oluyor, diğer yandan da tüm gezegeni etkileyen geri dönüşü olmayan iklim değişikliğine katkıda bulunuyorlar. Fosil yakıtlardan çekilmeden gerçek iklim liderliği mümkün değil” diye ekliyor.

Bankaların adilliğini ve sürdürülebilirliğini izleyen uluslararası sivil toplum örgütü Banktrack’tan İklim ve Enerji Kampanyaları Koordinatörü, Yann Louvel ise, uluslararası bankaların kömürden çekilmeye başladıklarını ancak Garanti’nin bunu sadece sözde yaptığını vurgulayarak “Geçtiğimiz yıl, bankaların kömür sektöründen finansman çekme sözü verdikleri ‘Paris Taahhüdü’ kampanyası çerçevesinde Garanti Bankası bize bu kampanyanın vizyonu kabul ettiklerini, bu yönde faaliyetlerde bulunacaklarını belirtmişti. Ancak CDP’ye verdikleri raporda kömürden söz etmedikleri gibi Avrupa ve Amerika’daki pek çok bankanın aksine kömür finansmanını azaltmak için hiçbir önlem de almadılar ve finansmana devam ettiler. Bu yüzden Garanti’yi küresel iklim lideri olarak değerlendirmek absürd” diye belirtiyor.

Garanti Bankası’nın özelleştirme finansmanına katkı sağladığı termik santrallerden biri de Seyitömer Termik Santrali. Termik santrallerin yerelde önemli insan hakları ihlallerine neden olduğunu ortaya koyan bir rapor hazırlayan Yeryüzü Derneği’nden Aytaç Tolga Timur, Garanti Bankası’nın finansman faaliyetlerinin sosyal hakları da tehdit ettiğini ifade ediyor. Timur, “Garanti Bankası’nın kömür finansmanı sadece iklimi tehdit etmiyor yurttaşlarımızın sosyal haklarını da tehdit ediyor. Garanti Bankası, çevrenin korunmasını ve sosyal sürdürülebilirliği göz önünde bulundurmuyor. Alan çalışmamızda, Garanti’nin özelleştirmesini finanse ettiği Seyitömer termik santralinin neden olduğu ciddi insan hakları ihlalleri ile karşılaştık. Seyitömer, Avrupa’nın en eski ve en kirli termik santral projelerinden biri. Santralin kapanmış olması ve alanın rehabilite edilmesi gerekirken özelleştirmesi sayesinde işletmede kalarak yaşam alanlarını nasıl tahrip ettiğini gözlemledik” dedi.

 

(Yeşil Gazete)

6. Pembe Hayat KuirFest’in Ümit Ünal imzalı afişi görücüye çıktı

12 – 19 Ocak tarihleri arasında Ankara’da, 26 – 28 Ocak tarihleri arasında ise İstanbul’da takipçileriyle buluşacak olan 6. Pembe Hayat KuirFest için hazırlıklar bütün hızıyla devam ediyor.

Festivalin bu yılki afişi çok özel bir ismin; ünlü senarist, yazar ve yönetmen Ümit Ünal’ın imzasını taşıyor. Teyzem (1987), Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987) gibi önemli yapımların senaristi olarak başladığı sinema kariyeri boyunca 9 (2001), Anlat İstanbul (2004), Ara (2007), Gölgesizler (2008), Ses (2010) ve Nar (2011) gibi ödüllü filmlerin yönetmenliğini üstlenen Ünal, ‘Mahlûkat Bahçesi’ isimli sergisiyle desenlerini ve çizgilerini yakın zamanda izleyicisiyle paylaşmıştı. Ümit Ünal, geçtiğimiz yıl da KuirFest’in kısa film yarışmasının jüri üyesi olarak festival konukları arasında yer aldı.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nce düzenlenen KuirFest, kuir kültürün kapsama alanını genişletmek ve dayanışmayı güçlendirmek üzere film ve etkinliklerini bu yıl takipçileriyle ücretsiz olarak buluşturacak. Festival mekânları Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve  Alman Kültür Merkezi, İstanbul’da Pera Müzesi olarak belirlendi.

6. Pembe Hayat KuirFest’in sinema, performans, video, resim gibi pek çok türü bir araya getiren dopdolu gösterim ve etkinlik programı festival takipçilerini bekliyor. Detaylar çok yakında!

 

(Yeşil Gazete)

Terör ve kaplumbağa – Karin Karakaşlı

Karin Karakaşlı’nın yazısı  gazeteduvar.com.tr sitesinden alındı
Bir yazı yazmıştım. Öyle müzik, tiyatro, sinema, edebiyat da değil, haksız tahrik gerekçeleri, giderek artan tecavüz ve tacizler üzerine. İşte onu yazmışken, yine bombalar patladı. Ve kaldım. Bu da kalışımın yazısı.

Bu ülkede aylardır ‘terör örgütüne doğrudan üye olmamakla birlikte terör örgütü adına suç işlemek’ gibi kerameti kendinden menkul gerekçelerle milletvekilleri, siyasetçiler, gazeteciler, parti çalışanları, yazarlar, avukatlar tutuklu. Kamudan, akademiden ihraçlar insan hayatını sıfırlamış. Belediyeler zapt edilmiş. Ve bu ülkede her ay katliam boyutunda patlamalar oluyor. Terör dediğin gündelik hayat. Terör dediğin yaşaya ölünüyor.

Her mevsimden katliam sahnelerimiz var. Travmalarımız. Onları trenin durakları gibi yeniden yaşıyoruz her saldırıda. Yine birbirini aramalar, o sesleri duyana kadar ölmelerimiz saniyeler içinde, sonra o utanç. Sonra o koca boşluk. Uzay boşluğu.

Yas tutamıyoruz. Devlet kimin ölümüne nasıl, ne kadar üzünülmesi gerektiğini kendi dikte ediyor. ‘Şehit’ diyerek. Sonra işte bir baba, Beşiktaş İnönü Stadı önündeki bombalı saldırıda hayatını kaybeden Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Berkay Akbaş’ın babası Salim Akbaş acıdan geçenin sesiyle hakikati çarpıyor yüzümüze: “19 Yaşında. Tıp Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi. İstanbul’a Ankara’dan sınav sonrası sadece 2 günlüğüne geldi. Gezmek için geldiler. Tesadüfen taksiyle oradan geçiyorlar. Hepsi bu. Sadece bu. Bu kadar tesadüfi, bu kadar basit bu kadar ucuz. Yarın çiçek bırakırlar. Başka bir şey yapmazlar. Bunun için şehit. Yok ben istemiyorum oğlum şehit olsun. Oğlum katledildi.”

CAN PAZARI YAS PAZARI

Ne çok canımız katledildi. Ne kadar yalnız hissettik acıları sırtlarken. Cenazeler buzdolabında bekletilir, sokaktan alınamazken. İşkenceyle teşhir edilirken bedenler. Sanki ruha dokunabilirmişsin, onuru böyle ayaklar altına alabilirmişsin gibi. Devlet, sefih aygıtlığını gösterdi hep. İktidar, parçalı acılarımızdan, birbirimizin yanında duramayışımızdan palazlandı. Buna mahal veren herkes suç ortağıdır nezdimde.

Terör şimdi dilimizde. “Neden hiç İzmir’de patlama olmuyor? Yoksa gavur gavura rahat rahat yaşıyorlar mı?” diyende. Ama şaşırmıyorum. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, daha bir hafta önce, “Biz, bu millet, bu toprakların Müslümanları nasıl düşünürse öyle düşünüyoruz. Bizim bu bağımsızlık meselesini ciddiye almamız lazım. Bizim için bağımsızlık gavura ‘gavur’ diyerek karşısına dikilebilmektir” buyurmuştu.

Terör şimdi basında. Hepsini yanyana koymuşlar gazetelerin. Bir başkanlık güzellemesi topunda. Türkiye’de görevli gazeteciler patlama duyduklarını yazdıklarında, bakın önceden biliyorlardı diye hedef gösterebilme aymazlığı, arsızlığı. Herkesin içinden bir muhbir çıkıyor, bir kin, irin deposu.

Terör şimdi birbirimize karşı muamelemizde. İcazet alıyoruz adeta üzülmek için. Sevdiğini merak etmek için. Taksici 50 lira istemiş o gece. Yine şaşırmıyorum. Deprem bölgeleri yağmalanmıştı Yalova’da, yardım paketi diye bayrak gönderilmişti Van’a. Şaşırmıyorum ama ürperiyorum her seferinde.

SIRTI TUTUK KAPLUMBAĞA

Ürperdiğimde sırtımın nasıl tutuk olduğunu hissediyorum. Sırtımı hiç emanet edemiyorum gevşemelere. Sırtım benim yalnızlığım ve evim. İki ayağının üzerine dikelmiş bir kaplumbağa gibiyim. Kalbim, karnım, başım açıkta. Yüküm sırtımda.

Henüz doğrudan terör saldırısına uğramamış bir uzak şehirde yarım saat kampüsün çevresinde dönenişim aklıma geliyor. Kapı ve görevli aramıştım. Bir çit bile olmadığını, herkesin her yerinden kampüse girip çıkabildiğini neden sonra fark ederek. Gülmüştüm acıyla halime.

Ama ben oralarda da sırtımı gevşetemedim. Farklı saat dilimlerine inat her gece hiç sektiremeden sabaha karşı dört buçukta yerimden zıpladım. Elim telefona gitti gayri ihtiyari. Sonra işte o patlamanın sabahında yazar arkadaşım Seray Şahiner’in etkinlik için gittiği Bursa’da kaldığı Sheraton Aloft Otel’den alınışını okudum. Otel yönetiminin iki erkek sivil polise oda anahtarını verişini… Aloft ne havalı değil mi? Odanıza tecavüz edilmesi, tıpkı sanki kaçıyorlarmışcasına bütün gözaltılarda o ev baskınlarının yaşatılması, kapıların kırılması, o şiddet terör değil de ne sahi?

Şimdi bunları yazdım ya, bilmiyorum ki manası, hükmü var mı? Bir insana iyi gelir mi, derdine bir an için derman, lâl diline ses olur mu? Başka türlüsü elimden gelmediğinden yazıyorum. Kaydolsun. Kimse ‘bilmiyorduk’ demesin. Çünkü hepimiz oradaydık.

Karin Karakaşlı – gazeteduvar.com.tr

İntikam söylemi teröre yarar – Ahmet İnsel

Ahmet İnsel’in yazısı cumhuriyet.com.tr sitesinden alındı

Dolmabahçe’deki çifte intihar saldırısının polisleri hedef aldığı ve çok daha büyük sayıda polisi öldürmenin tasarlandığı anlaşılıyor. Bu sıradan bir terör eylemi değil. Arabada bulunduğu tahmin edilen 300 kg. civarındaki plastik patlayıcının temin edilmesi, taşınması bile başlı başına büyük bir organizasyon gerektirir. Üstelik bu çifte saldırı, İstanbul ve çevresinde binlerce polisin havadan, karadan ve denizden katıldığı çok büyük bir “huzur operasyonu”nun hemen ardından gerçekleşebiliyor. Bu akla bir meydan okumayı getirdiği için daha ürkütücü bir duruma işaret ediyor.

Dolmabahçe’deki terör saldırılarını, olayın üzerinden yirmi dört saat geçmeden, TAK adlı örgüt, internet sitesinden sahiplendi. Ama, nedendir bilinmez, dün öğle saatlerinde TAK’ın sitesinden bu sahiplenme açıklaması kaldırılmıştı! Varlığı 2006’dan beri bilinen ve PKK güdümlü olduğu konusunda güçlü karineler bulunan, “fedai eylemleri” adı verdikleri terör eylemleri yapan bu meçhul örgütü PKK dışında hangi güçlerin manipüle ettiği hep bir soru işareti oldu. Olmaya devam ediyor.

TAK’ı yönlendiren veya kullanan güçlerin görünüşte halkta dehşet uyandırarak, iktidar üzerinde baskı yaratmak ve Kürt sorununda geri adım attırmak amacı güttüğü düşünülebilir. Bütün terör örgütleri gibi, TAK da intikam gerekçesini öne sürüyor. Ama bu eylemlerin esas amacı Türkiye’de Türklerle Kürtlerin birlikte yaşama arzusunu tüketmek, zaten giderek arası açılan uçurumun derinleşmesini hızlandırmak. Tam da bu nedenle, bu terör eyleminin, diğer bütün terör eylemleri gibi, lanetlenmesi ne kadar gerekli ve kaçınılmaz ise, bunun bir Kürt nefretine dönüşmesi de bir o kadar tehlikelidir. Siyasetin ve her şeyden önce iktidarın görevi, intikam kısırdöngüsünü beslemek değil, bunu engellemektir. İntikam fikriyle hareket eden ve bunu teşvik eden bir iktidar, sonuçta terör örgütünün istediğini yapmış olur.

Dünden itibaren polis sosyal medyada bu terör eylemini olumlayan, desteklediği düşünülen mesajları atanların peşine düştü. Bu iş için kurulan sosyal medya ihbarcılığı hattının işaret ettiği yüzlerce kişi göz altına alındı. Buna karşılık, bu terör eylemini lanetleme adı altında, genel olarak Kürtlere hakaret eden, aşağılayan, ırkçılığın zirvesinde dolaşan mesajlar sosyal medyada artıyor, linç tınılı çağrılar medyada yer buluyor. Sosyal medyada hızla yayılan bu ırkçı nefret söylemi hükümet kanadında da yankı bulunca, neredeyse resmi bir içerik kazanıyor. İçişleri Bakanı’nın saldırıda ölen polislerin cenazesinde söyledikleri, cenaze acısı olarak değerlendirilip geçiştirilmeyecek, son derece vahim bir zihniyeti sergiliyor.

Modern devlette suçluların izini sürmek, yakalamak ve cezalandırmak “intikam alma” işi değildir. İntikam almak amacıyla hareket eden devlet, modern hukuku değil, ortaçağ öncesi hukuku uygular. Suçun şahsiliği ilkesi yürürlükten kalkar, suçlunun ait olduğu düşünülen topluluğun cezalandırılması amacı öne çıkar. O topluluğa yönelik aşağılama ve hakaret sağnağı da beraberinde gelir. İçişleri Bakanı’nın intikam konuşması bunun bir örneğiydi. PKK sempatizanı olmayan Kürtlerin bile kendilerinin tahkir ve tezyif edildiklerini düşünmeleri mümkün olan ifadelerle bezeli bu konuşmada, intikamın hedefinde artık sivil toplum örgütleri ve siyaset olduğu ilan edildi. Bu konuşmanın ertesinde birçok yerde yüz civarında HDP yöneticisi veya üyesinin gözaltına alınması, dile getirilen intikamın nasıl uygulandığını gösteriyor. İktidar, genelleşmiş karşı şiddet dışında, Kürt sorununu çözme siyaseti olmadığını ilan ediyor. Bu, TAK’ın arkasındaki güçlerin tam istediğini yapmak değil midir?

Ahmet İnsel – Cumhuriyet

Don Kişot Kolektifi bisikletleri bu kez ALİKEV için sürdü!

Don Kişot Bisiklet Kolektifi, 11 Aralık pazar günü, Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) ile dayanışma için bir bisiklet turu düzenledi. Bizzat ALİKEV gönüllüleri tarafından iletilen Emel Anne’nin selamı ile yola çıkan yüzden fazla bisiklet sever, Kadıköy Rıhtım’dan Göztepe 60. Yıl Parkı’na “çorbada tuzumuz olsun” sloganıyla yola çıktılar.

Göztepe 60. Yıl Parkı’nda Bandista‘nın müzik dinletisi eşliğinde, Eskişehir’de yapılan Gezi Direnişi eylemleri sırasında karanlık sokaklarda pusu kuran eli sopalı kişilerin şiddettine maruz kalarak hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz anıldı.

Ülke genelinden birçok bisiklet topluluğu ve sivil toplum örgütünün maddi manevi tur öncesi ve tur sırasında destekte bulunduğu gözlemlenen turda, toplanılan bağışlarla bir öğrencinin bir yıllık burs ihtiyacı karşılanabileceği belirtildi. Don Kişot Bisiklet Kolektifi, ilk günden bu yana yakalanan bu dayanışma ruhunu koruyup büyütmek dileğiyle Nisan ayında gerçekleştirecekleri daha geniş kapsamlı turun da duyurusunu yaptı.

Bilindiği gibi etkinlikten önceki akşam Beşiktaş’ta düzenlenen saldırı sebebiyle insanların sokağa çıkmakta tereddüt edeceği çekincesini taşıdıklarını belirten kolektif, her şeye rağmen turu iptal etmeme kararı almıştı. “Bu tür olayların amacı insanları korkutmak, endişe yaratmak, hayatlarını daraltmak, özgürlüklerini daha az talep etmelerini sağlamak ve bir araya gelme isteklerini kaybetmelerine sebep olmaktır. Bombalara inat sokaklarda olmak, pedal çevirmek, bir çiçeği koklamak, martılara simit atmak önemlidir. Bugün gördük ki yüzden fazla kişi her şeye rağmen bir araya gelmekten korkmadı, çok güzel bir amaç için hep birlikte olmanın önemini, gücünü gösterdi. #OradaOlacağız dedik ve sözümüzü tuttuk.” şeklinde sözlerini sonlandırdılar.

 

(Don Kişot Bisiklet Kolektifi.wordpress.com)

Türkiye’nin karasal ve sucul biyolojik çeşitlilik haritası çıkarılıyor

2018 yılına kadar 81 ilde tamamlanması planlanan projeyle Türkiye’nin karasal ve sucul biyolojik çeşitliliğine ilişkin harita ortaya çıkarılacak.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yürütülen ve 81 ili kapsaması planlanan projede bugüne kadar 34 ilde 9 binden fazlası bitki, 1202’si de hayvan olmak üzere toplam 10 1258 takson tespit edildi.

2018 yılında tamamlanması planlanan projede ortaya çıkan verilere göre tespit edilen 1157 taksonun gıda üretiminde, 1036 türün bitkisel ilaç sektöründe, 485 türün ise peyzaj bitkisi olarak kullanıldığı belirlendi. Proje kapsamındaki çalışmalar, doğal varlıkların insanın gündelik hayatını sürdürebilmesi için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yürütülen Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi kapsamında yürütülen çalışmalarda çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. 2013 yılında başlatılan projede bugüne kadar 34 ilde çalışmalar tamamlandı, 42 ilde ise halen devam ediyor. 2018 yılına kadar 81 ilde tamamlanması planlanan projeyle Türkiye’nin karasal ve sucul biyolojik çeşitliliğine ilişkin harita ortaya çıkarılacak.

 

(Evrensel)

Roman müziğinin en önemli isimlerinden Esma Recepova, Üsküp’te hayata veda etti

Roman müziğinin en önemli isimlerinden şarkıcı, söz yazarı ve derlemeci Esma Recepova dün sabaha karşı (11 Aralık 2016 Pazar) hayata veda etmiş. Haberi dün gece Balkan sitelerinde okudum. İki haftadan beri rahatsızlığı nedeniyle Üsküp’ te bir hastanede yatıyormuş.

Esma Recepova

1943 yılında Makedonya’ nın başkenti Üsküp’ te çok kültürlü bir ailede dünyaya gelmişti. Annesi Müslüman olan Recepova’ nın büyükannesi Yahudi, büyükbabası ise Katolik’ ti. Altı kardeşin en küçük ikinci çocuğuydu.

Yoksul bir hayatları olmuş. Babası ailesini geçindirmek için şarkıcılık, davulculuk, hamallık, sirk göstericiliği ve ayakkabı boyacılığı gibi çeşitli işler yapmış.

Esma Recepova ağabeylerinden biri tarafından yerel bir Roman müzik organizasyonunda tanıtılmış ve zor ritimleri çabuk bir şekilde öğrenmesiyle dikkat çekmiş. Annesi de Esma’ya müzikle ilgili hediyeler alarak onu bu konuda cesaretlendirmiş. 1957 yılında, henüz 14 yaşındayken Üsküp Radyosu’nun düzenlediği okullar arası bir yetenek yarışmasında şarkı söylemesi için davet edilmiş. Yarışmada birinci seçilmiş ve bu onun için bir dönüm noktası olmuş. Esma Recepova içinde bir elbise bulunan tek bir bavulla turnelere çıkmaya başlamış.

Esma Recepova

Müzisyen eşi Stevo Teodosievski ile 30 ülkede 8 binden fazla konser veren, 108 single ve 20 albüm yapan Esma Recepova dünyadaki Romanların idolü haline gelmişti. Roman Müziğinin Kraliçesi olarak bilinirdi. Sadece Roman şarkılarını değil Makedon ve Balkan halk şarkılarını da ustaca yorumlamasıyla Balkan müziğinin divası olarak da kabul edilirdi.

Recepova yaşamı boyunca 6 filmde rol aldı.

Sanatçı kişiliğinin yanında dünyanın birçok ülkesinde özellikle Romanlara yönelik ırkçılık karşıtı kampanyalara da destek verdi.

Esma Recepova Romanların ünlü şarkısı olarak bilinen “Đjelem đjelem/ Gidelim” adlı şarkıyı derleyerek müzik dünyasına tekrar kazandırmıştır. Şarkı, yüzlerce Roman grubu ve topluluğu tarafından temelde Jarko Jovonovic sözleriyle yorumlanmış, çeşitlenmiş ve sınırlar aşmıştır. Şarkı bir yerinde “… mutlu Romanlar bile tanıdım …” der ve bu kelimeler şarkının da özetidir. Hitler’ in katlettiği 250 binden fazla Roman için yakılmış, onların çektiği acıları anlatan bir ağıttır. Şarkıyı dinlerken milliyetçiliğe ve soykırıma bir kez daha lanet okursunuz.

DJELEM DJELEM/ GİDELİM

Bu şarkı 1971 yılında ilk kez Londra’ da toplanan Dünya Roman Kongresi’ nde (1050’ de Hindistan’ dan yola çıkıp dünyanın dört bir tarafına yayılmış olan) Romanların resmi ulusal marşı olarak kabul edilir. Bu şarkı aynı zamanda topraksızlığa ve yolculuğa dair bir çağrıdır, övgüdür. Bu şarkıda Recepova bütün dünyanın ‘ötekilerine’ Romanlara seslenir: “…benimle gelin tüm dünyadan çingene kardeşlerim/ yollar hep açık çingeneler için/şimdi zamanıdır, çingenelerin yükselişinin/ eğer harekete geçersek, başarırız/ ah çingeneler, ah kardeşlerim…”

Bu şarkıyı Türkçe’ ye Bandista “Kara Çocuk Raksı” adıyla uyarlamıştı. Şarkının sözleri de şöyleydi: “nice nice yıllar boyunca/ nice yüzler gördüm ömrüm boyunca/bir bardağa şarap dolunca/bir bahçede ah o ateş yanınca/ bak o çocuklar/ bak raksa başlar/ kara deri ve uzun elleri/ o çocuklar kuytusunda şehirlerin/ ötesinde gündüzün ve gecelerin/ menzil bizim ah o cennet bahçeleri/ bak o çocuklar, bak raksa başlar.”


BANDİSTA: KARA ÇOCUK RAKSI… paylaşan: ercumentgr

73 yaşında hayata veda eden Esma Recepova, 2013 yılında Makedonya Cumhuriyeti’nin Ulusal Sanatçısı ödülüne layık görülmüştü.

Esma Recepova’ yı en son geçtiğimiz yaz 6 Mayıs günü Bakırköy’ de Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’ nde izlemiştim.

Esma Recepova

Esma Recepova ölümüyle 48‘ini evlat edindiği 52 çocuğunu, milyonlarca Roman’ ı ve sevenlerini geride öksüz bıraktı. Ruhu şad olsun.

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

Birçok ilde HDP yöneticilerine gözaltı

Bu sabah HDP’nin il ve ilçe yöneticilerine yönelik düzenlenen operasyonlarda İstanbul, Ankara, Adana, Manisa, Mersin, Urfa ve Hakkari’de 200’e yakın kişi gözaltına alındı.

İstanbul, Ankara, Adana, Manisa ve Mersin’de HDP’nin il ve ilçe yöneticilerine yönelik operasyonlarda 200’ye yakın kişi gözaltına alındı.

İstanbul

İstanbul’da aralarında HDP İstanbul İl Başkanı Aysel Güzel’in de bulunduğu 120 kişi gözaltına alındı.

Ankara

Ankara’da aralarında HDP Ankara İl Başkanı İbrahim Binici, Mamak İlçe Başkanı ile bazı il ve ilçe yöneticilerinin de bulunduğu 17 kişiyi gözaltına alınarak emniyet müdürlüğüne götürüldü.

Adana

Adana’da da gözaltılar oldu.

Adana merkez ilçeleriyle Ceyhan ilçesinde değişik adreslere eş zamanlı düzenlenen operasyonda, aralarında HDP Adana İl Başkanı Hüseyin Beyaz, HDP merkez ilçe ve Ceyhan ilçe başkanları, il ve ilçe yönetim kurulu üyeleriyle mahalle temsilcilerinin bulunduğu 25 kişi gözaltına alındı.

Manisa, Mersin

Manisa’da HDP il ve ilçe yöneticilerinin aralarında bulunduğu beş kişi, Mersin’de 51 kişi gözaltına alındı.

Hakkari

Hakkari’de HDP Hakkari İl Başkanı Evin Konur ile DBP eski İl Başkanı Zübeyde Bor gözaltına alındı. Gözaltına alınan Konur ve Bor’un Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgusu sürüyor.

Urfa

Urfa’daki operasyonda, HDP üyelerinin de aralarında bulunduğu 58 kişi için gözaltı kararı alındı

 

(Bianet)

[Yeşil İşler] Yuva Derneği iletişim sorumlusu arıyor

Uluslararası bir yetişkin eğitimi kuruluşu olan ve Türkiye’de yetişkin eğitimi ve yaşam boyu öğrenme ana başlıkları altında çeşitli projeler yürüten Yuva Derneği büyüyen iletişim ekibinde yer alacak bir iletişim sorumlusu arıyor.

İletişim Koordinatörüne bağlı çalışacak bir pozisyon olarak tarif edilen İletişim Sorumlusu pozisyonu için aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Yuva Derneği’nin web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)

 

Halep’teki muhaliflere güvenli tahliye önerildi

ABD’nin Halep’teki muhaliflere güvenli tahliye önerdiği açıklandı. Palmira antik kenti ise yeniden terör örgütü IŞİD tarafından işgal edildi.

Halep’in doğusunda hükümet kuvvetlerinin kuşattığı muhaliflere ABD tarafından sivillerle birlikte şehri terk etmeleri için güvenli koridor açılması önerildi. Önerinin Rusya tarafından da desteklendiğinin belirtilmesine rağmen Moskova yönetimi anlaşmaya varıldığını doğrulamadı.

Tarafların bu öneriyi kabul etmeleri durumunda dört yıldır muhaliflerin elindeki bölgelerin ağır bombardımana tutulduğu ve sivillerin hayatının cehenneme döndüğü Halep’teki çarpışmaların sona erebileceği ifade edildi. Suriye birliklerine direnmeye çalışan grupların “onurlu” bir şekilde tercih ettikleri yere çekilebilmelerine dair önerinin muhalifler tarafından yanıtlanması bekleniyor.

Rusya öneriyi kabul etmedi

Rusya’dan yapılan açıklamada ABD ile sürdürülen Cenevre görüşmelerinin henüz tamamlanmadığı ve bu konuda ABD ile herhangi bir anlaşmaya varılmadığı belirtildi. Dışişleri Bakan yardımcısı Sergey Riabkov, Halep halkının güvenli tahliyesi için gerekli şartları oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Ryabkov, “militanların Halep’i boşaltmaları için ayrı anlaşmaya varılması gerektiğini ve ABD’nin kabul edilmesi imkânsız taleplerde bulunması nedeniyle henüz anlaşma sağlanamadığını” belirtti.

Çekilme planı gerçekleştiği takdirde, Rusya, İran ve Şii milisi tarafından desteklenen Beşar Esad rejimi yaklaşık altı yıldır süregelen savaşta en büyük başarılarından birini kazanmış olacak.

Birleşmiş Milletler’in Suriye özel temsilcisi Staffan de Mistura konuyla ilgili açıklama yapmazken eski bir batılı Suriye özel temsilcisi Reuter ajansına verdiği demeçte planın gerçekleşeceğinden kuşkulu olduğunu ve “Suriye ve Rusya’nın daha önceki taahhütlerini yerine getirmemiş olması bakımından muhaliflerin güvenli tahliye önerisini kabul etmelerinin zor olduğunu” belirtti.

IŞİD Palmira’yı yeniden işgal etti

Suriye ordusunun Halep’teki ilerleyişi sürerken, Halep’in 200 kilometre güneydoğusundaki antik Palmira çevresindeki çarpışmalar yeniden alevlendi. Rus hava kuvvetlerinin yoğun bombardımanına rağmen terör örgütü IŞİD militanlarının Palmira’yı yeniden işgal ettikleri bildiriliyor.

Görgü tanıkları tarafından bombardıman nedeniyle kentin eteklerine çekilmek zorunda kalan IŞİD’in daha sonra kontrolü ele geçirdiği bildirildi. Rusya, terör örgütüne 64 saldırı düzenlendiğini ve 300 kadar IŞİD’linin öldürüldüğünü duyurmuştu.

IŞİD Suriye iç savaşının yol açtığı kaostan yararlanarak 2015 yılında Palmira’ya girmişti. UNESCO dünya kültür mirası kabul edilen tanrı heykelleri cihatçı militanlar tarafından tahrip edilmiş ve daha sonra Suriye hükümet kuvvetleri Rusya’nın desteğiyle antik kenti geri almıştı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)