Ana Sayfa Blog Sayfa 3277

Trump’ın kararları KXL ve DAPL boru hattı projeleri onaylandı anlamına gelmiyor

Donald Trump’ın ABD Başkanlığını devraldıktan sonra imzaladığı idari kararlar arasında Keystone XL (KXL) ve Dakota Access petrol boru hattı (Dakota Acces Pipe Line – DAPL)  projelerinin tekrar hayata geçirilmesine ilişkin kararlar da yer alıyordu.  Yapılmaları halinde sadece ABD’yi tehdit etmekten öte gezegen üzerindeki canlı yaşamı tehlike altına sokacak her iki proje de Başkan Obama döneminde veto edilmişti.

Dakota Petrol Boru hattına karşi çıkan Su Koroyucuları İngilizce ve Siyu dillerinde amaçlarını özetliyor, “Biz suyu korumak için buradayız”

Trump’ın Başkanlık koltuğunu devraldıktan sonra böyle bir hamle yapması bekleniyordu; ancak, Donald Trump’ın kararı boru hattı projelerinin yolunun tekrar açsa da birçok haberde verilenin aksine boru hatlarının onaylanması anlamına gelmiyor.

Her şeyden önce KXL boru hattını yapmak isteyen TransCanada şirketinin tekrar başvuru yapması gerekiyor. Şirket başvuru yaparsa bu kez projede ABD menşeli çelik kullanılması ve ihracat kısıtlamaları gibi şartlarla karşılaşacak. Bu koşulların şirketi başvurmaktan alıkoyup koymayacağı henüz belirsizliğini koruyor.

İkincisi ABD sisteminde Federal karar kendi başına yeterli değil. KXL projesinin Güney Dakota ve Nebraska eyaletlerinde tekrar gerekli izinleri alması gerekiyor zira eski izinler artık yürürlükte değil.

Üçüncü olarak, hem KXL hem DAPL projeleri için ilgili yerli kabileler ve toprak sahiplerinin işletebileceği hukuki mekanizmalar bulunuyor. Benzer çekilde çevre gruplarının da önünde hukuki mücadele yöntemleri bulunuyor.

Son olarak her iki projenin de büyük toplumsal muhalefet ile karşılaştığını unutmamak gerekiyor. KXL ve DAPL projelerine karşı sayı olarak ABD yönetimine tarihte eşi benzeri görülmemiş sayıda itiraz yapılmıştı. Greenpeace ABD’nin, Trump’ın KXL ve DAPL kararları üzerine Beyaz Saray yakınlarındaki bir vinç üzerine açtıkları dev DİREN (Resist) yazısı gösteriyor ki Trump hükümeti kendi saflarını belirlerken karşısında da saflar sıklaşıyor.

 

(Yeşil Gazete)

 

Anadolu Sanat Jam 2017, 3 – 7 Nisan tarihlerinde Antalya’da

Anadolu’da sanatçı olmayı ve sanatçı rolüyle toplumsal dönüşümü beraber keşfederken iş birlikleri ve dostluklar ile Anadolu’da daha güçlü bir ağ oluşmasını sağlayacak yaratıcı bir buluşma olarak tarif edilen Anadolu Sanat Jam 2017 için başvurular açıldı.

İlki geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen Anadolu Sanat Jam’in bu seneki adresi ise Antalya, Tekirova’da bulunan Sundance Camp olarak belirlendi. Başvurunuz bu link üzerinden yapabilirsiniz.

3 – 7 Nisan 2017‘de gerçekleşecek Anadolu Sanat Jam’ae son başvuru tarihi ise 15 Şubat.

Anadolu Sanat Jam nedir sorusunu buluşmayı organize edenler şu şekilde tarif ediyor:

“Farklı sanat dalları ile ilişkisi olan, başka bir dünya hayali kuran, sanatını değişim aracı olarak kullanan, toplumsal dönüşüm için çabalayan 30 özgün bireyin 5 günlüğüne bir araya gelmesini sağlayan bir topluluk oluşturma deneyimidir.

Anadolu Sanat Jam kendisini sanat ile ifade eden kişiler için bir Jam’dir, bir sanat kampı değildir. Bir konferans, eğitim ya da seminer değildir.  Bu buluşma, toplumsal dönüşüme bütüncül bir bakış açısıyla bakar, Gandhi’nin ”Dünyada görmek istediğimiz değişim olmalıyız.” önerisinden ilham alır ve değişimin eş zamanlı 3 boyutunu araştırır: kişisel boyut (kendimizi daha iyi tanımak); ilişkisel (kişilerarası ilişkilere gerçeklik katmak) ve sistemik boyut (sürdürülebilir, adil ve barışçıl bir dünya yaratmak).

Niyetimiz, kendisini sanatla ifade eden, yaratıcılıkları ile bağlantılı bir şekilde üreten ve toplumsal dönüşüme bu şekilde katkıda bulunan kişilerin bir araya gelmeleri, bir topluluk deneyimi yaşamaları, ve hayal ettikleri dünyanın inşası için aralarında iş birliği bağlarının oluşmasını sağlamaktır. Topluluk içinde deneyimlenen kalpten iletişim, birlikte üretimin ve kişisel, ilişkisel ve sistemik değişimin temelini oluşturur.”

Anadolu Sanat Jam web adresi için tıklayınız

Anadolu Sanat Jam facebook sayfası için tıklayınız

 

(Yeşil Gazete)

 

Maçka Parkı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tehdidi altında

İstanbul’da Dolmabahçe ile Levazım mahallesi arasında inşa edilecek karayolu tüneli kapsamında Maçka Parkı’nın etrafı çitlerle çevrildi. Parkta ağaç kesiminin başladığı iddia edilirken, parkın içinde yer alan koşu parkuru da kapatıldı.

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, Twitter hesabından yaptığı açıklamada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Maçka Parkı çalışmasına tepki gösterdi. Yarkadaş, İBB Beyaz Masa’nın Maçka Parkı ile ilgili yapılan çalışmaya ilişkin verdiği yanıtı paylaşarak, “AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi şimdi de Maçka Parkı’na göz dikti. Yeter be yeter! Nedir ağaca ormana bu düşmanlığınız!” dedi.

Tünel inşaatına başlandı

İleri Haber’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Dolmabahçe ile Levazım arasında uzanacak 7,45 kilometrelik tünelin inşaatına başladığı belirtildi.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında İBB Meclisi’nde gerçekleştirilen oylamada kabul edilen Dolmabahçe-Levazım-Baltalimanı-Ayazağa Tünelleri Projesi kapsamında 2019’da tamamlanması planlanan tünel inşaatı gerekçesiyle Maçka Parkı’nın Vodafone Arena tarafındaki kısmı inşaat çitleriyle çevrildi.

Tünel ve kavşak inşaatının yapılacağı çitlerle çevrilen alanda ağaç kesimlerine başlanırken, parkın içindeki koşu parkuru da yayalara kapatıldı.

18.30’da Maçka Parkı’nda buluşma

Ayrıca bu akşam (26 Ocak 2016 Perşembe) Maçka Parkı’nda Beşiktaş ve Şişli’de ikamet edenlerin semtlerinin tek büyük parkı konumunda olan Maçka Demokrasi Parkı’nda buluşup atılması gereken adımlara ortak bir şekilde karar verecekleri öğrenildi.

 

(İleri Haber, Birgün, Yeşil Gazete)

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin 2017 teması: İyileştiren Şeyler

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin basın toplantısı bugün Soho House İstanbul’da yapıldı. 34 ülkeden 146 yönetmenin toplam 126 filminin gösterileceği festival bu yıl “İyileştiren Şeyler” temasıyla yola çıkıyor; 16-26 Şubat tarihlerinde İstanbul’da, 2-5 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’de sinemaseverlerle buluşuyor.

Festival direktörleri Serra Ciliv ve Pelin Turgut’un !f 2017 programını tanıttıkları toplantıya, !f İstanbul ana partneri İş Bankası Maximum Kart adına Bireysel Bankacılık Pazarlama Müdürü Burak Sezercan ve !f Yarın sponsoru Samsung adına Samsun Electronics Türkiye Mobil Ürünler Kıdemli Pazarlama Müdürü Burak Destici de konuşmacı olarak katıldı.

PelinTurgut, Burak Destici ve SerraCiliv

Ciliv: “İlhamı Jodorowsky’den aldık”

Festival direktörü Serra Ciliv, bu yılın temasının “İyileştiren Şeyler” olduğunu belirtti ve  şunları söyledi: “Bu ülkede yaşayan herkes gibi, bizim de ‘bizlere ne güç verir? Ne şifa verir?’ soruları hep aklımızdaydı bu yılki festivali hazırlarken. Alejandro Jodorowsky’le !f’te bir kaç yıl önce yaptığımız bir röportajda ‘Dünyayı değiştiremeyiz, çok büyük; ancak, iyileştiren şeyler yapabiliriz. İyileştiren sanat, iyileştiren müzik, iyileştiren ticaret’ demişti. Biz de ‘İyileştiren Şeyler’i konuşmaya başladık. Bizi zor zamanlarda ne iyileştirir diye birbirimize sorduğumuzda herkesin cevabı az çok aynıydı: bir arada durabilmek, konuşabilmek ve ışık tutan filmler, kitaplar, şiirler…”

!f 2017’nin yenilikleri

Bu yıl !f İstanbul ve Samsung ortaklığıyla bomontiada Alt Sanat Mekânı’nda gerçekleşecek !f Yarın Sanal Gerçeklik ve İnteraktif Hikâyeler Sergisi için çok heyecanlı olduklarını belirten Pelin Turgut ise bu yılın yeni bölümlerini anlattı: “Gerçeğin ne olduğunun tartışıldığı bir dönemde yeni nesil belgeselleri bir araya getirdiğimiz ‘Görme Biçimleri’ bölümü, adını yakın zamanda kaybettiğimiz ve çok sevdiğimiz John Berger’dan aldı. Çok sesli hikayeciliği desteklemek üzere son üç yıldır !f İstanbul ve Anadolu Kültür’ün ortaklaşa kurduğu Yeni Film Fonu’na bu yıl ek olarak Ortadoğulu belgeselcileri İstanbul’da bir araya getireceğimiz Doc Lab adlı belgeselciler buluşması düzenliyoruz. Bu yılın bir diğer önemli yeniliği Samsung desteğiyle gerçekleşen !f Yarın bölümü. Geleceğin sinemasını sadece anlatmakla yetinmeyip, bizzat deneyimleten bu sanal gerçeklik platformu ve sergisi, bu alanda yılın en çok konuşulan işlerini İstanbul’a getiriyor.”

5 yıldır İş Bankası Maximum Kart ile birlikte

İş Bankası Maximum Kart adına konuşan Bireysel Bankacılık Pazarlama Müdürü Burak Sezercan, !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali ile 5 yıldır sürdürdükleri işbirliğinden büyük mutluluk duyduklarını belirtti ve şunları söyledi: “Dünya değişiyor, hayatlar, beklentiler değişiyor. Özellikle içinde bulunduğumuz Dijital Çağ’da yaşadığımız hızlı teknolojik gelişmeler insan hayatının değişiminde büyük rol oynuyor. Değişime uğrayan yeni şeyleri artık eski kelimeler ile tanımlamakta zorlanıyoruz. !f İstanbul, 16 yıldır sürdürdüğü anlamlı yolculuğunda tüm bu değişimleri her yıl toplumsal menfaatleri, kaygıları, ümitleri odağına alarak sinema sanatı ile çok güzel anlatmayı başarıyor. Ruhlarımızı iyileştirici, yeni bakış açıları kazandıran filmlerden başarılı sentezler yapıp sinemaseverler ile buluşturuyor. Bu senenin programına baktığımızda insanı insan yapan ortak öğeleri işleyen, birleştirici eserleri görüyoruz. 16. yılında !f yine hayal gücüne, rüyalara, hepimizin içindeki özgür, geniş alanlara ve yaratıcılığın olasılıklarına işaret edip, sinemaseverlere ‘Kaçırmayın’ diyerek şifa olmak için sahneye çıkıyor. İşbirliğinin bizi heyecanlandıran diğer bir yönü, festival salonlarını ülkemizin toplam 30 şehrine ve hatta ülke sınırlarının dışına taşıyan !f². !f²’yi üniversiteli markamız İş’te Üniversiteli ile desteklemekten ötürü de ayrı bir heyecan duyuyoruz.”

Samsung ve !f İstanbul ortaklığı: !f Yarın

Samsung Electronics Türkiye Mobil Ürünler Kıdemli Pazarlama Müdürü Burak Destici, bu yıl ilk kez birlikte çalıştıkları !f İstanbul ile kurdukları ortaklığın çok değerli bir sonuca vardığını ve !f Yarın için büyük heyecan duyduklarını anlattı: “Bu yıl festival kapsamında bir ilki gerçekleşecek olan !f Tomorrow- sanal gerçeklik ve interaktif hikâyeler sergisi ile seyirciler, geleceğin teknolojisi sanal gerçeklikle tanışacak. Birbirinden farklı dünyalara yolculuk edecek. Samsung olarak, kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne yeni nesil giyilebilir sanal gerçeklik ürünlerimizle ortak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. !f Yarın Sanal Gerçeklik ve İnteraktif Hikâyeler sergisinde, 360 derece panoramik görüş açısı sağlayan Samsung Gear VR gözlüklerle sinematik bir sanal gerçeklik ortamı yaratacağız. Bugün dünyanın en inovatif teknoloji şirketlerinden biri olarak yenilikçi fikirler ve teknolojilerle dünyaya ilham vermeyi amaçlıyoruz. Bunu yaparken dünyayı değiştiren teknolojileri insanların günlük yaşamlarına dahil ediyoruz ve geleceğe yön veriyoruz. !f Yarın kapsamında sinemaseverler Samsung Gear VR deneyimi ile son yılların ses getiren filmlerini heyecan verici bir dünyanın içinde izleyebilecek.”

!f’li günler 16 Şubat’ta başlıyor!

16-26 Şubat 2017 tarihlerinde İstanbul’da, 2-5 Mart 2016 tarihleri arasında ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music filmleri ve etkinlikleriyle müzik tutkunlarının odağı olacak, !f Yarın ile sanal gerçeklik dünyasının sınırsız dünyasına sürükleyecek, dijital yayın ağı !f ² ile de 32 farklı kente !f filmlerini götürecek.

İstanbul’da yeni salon: Cinemaximum Akasya

!f İstanbul bu yıl İstanbul durağında, Cinemaximum City’s Nişantaşı, Cinemaximum Kanyon ve Cinemaximum Budak & CKM salonlarının yanına yeni bir sinema salonu daha ekliyor: Cinemaximum Akasya. Ankara’da Cinemaximum Armada, İzmir’de de Cinemaximum Konak Pier sinemalarındaki gösterimlerine ise devam ediyor. Festivalin etkinlik mekânları ise bomontiada, Babylon ve Alt Sanat Mekânı olacak!

Biletler biletix’te!

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri  3-5 Şubat tarihlerinde İstanbul için, 17-19 Şubat tarihlerinde de Ankara ve İzmir için biletix’te % 10 indirimle ön satışa çıkacak, İş Bankası Maximum Kart sahiplerine %20 indirimle ön satışa çıkacak.. Bu yıl festival biletleri biletix’ten ve sinema gişelerinden satın alınabilecek.

Tüm öğrencilere !f bileti 2 TL!

Bu yıl !f İstanbul, genç !f’çilere özel bir indirimle geliyor. Öğrenci kimliğini gösteren !f’çilere hafta içi gündüz seanslarındaki filmler 2 TL’den satışa sunulacak. İş’te Üniversiteli ya da Maximum Kart sahibi öğrenciler ise aynı seansları 1 TL ödeyerek izleyebilecekler.

!f İstanbul’un diğer seanslar için bilet ücretleri ise şöyle olacak

İstanbul

Hafta içi gündüz gösterimleri (19:00 öncesi tüm seanslar) Tam: 10 TL Öğrenci: 2 TL
Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün Tam: 20 TL Öğrenci: 17 TL
21:30 – 22:00 seansları Tam & Öğrenci: 22 TL

Ankara ve İzmir

(19:00 öncesi tüm seanslar) Tam: 10 TL Öğrenci: 2 TL
Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün Tam: 19 TL Öğrenci: 16 TL
21:30 – 22:00 seansları Tam & Öğrenci: 20 TL

 

(Yeşil Gazete)

KuirFest İstanbul’da bugün: 26 Ocak Perşembe

Pembe Hayat KuirFest Ankara’nın ardından şimdi de İstanbul’daki takipçileriyle bir araya geliyor! Festivalin İstanbul ayağının ilk gününde, gösterimlerin tümünü Pera Müzesi’nde ücretsiz olarak takip edebilirsiniz.

James Baldwin

KuirFest İstanbul programını arşiv-i lubunseçkisiyle açıyor. Her günümüzü belgelediğimiz, e-postalarımızdan fotoğraflarımıza türlü bilgileri, sözcükleri ve imgeleri büyük dijital alanlarda sakladığımız bu zamanlarda, arşiv kavramının tanımı da pek çok şey gibi değişip dönüşüyor. Ancak egemen olmayanların büyük tarih anlatılarına alternatif tarihsellikler yaratma mücadeleleri değişmeyen bir başka mücadele alanı olarak varlığını koruyor. Lubunyalar da bütün egemen olmayanlar gibi bu mücadelenin içinde. Kendi tarihinin peşine düşenlerden arşivin kendisini lubunyalaştıranlara ve yepyeni anlatı olanaklarının kapısını aralayanlara pek çok farklı filme yer veren seçki, hatırla(t)ma ve unut(tur)ma politikalarına da lubunca bir yanıt arıyor.

Festivalin en çok ilgi gören bölümlerinden ‘Amerika’dan Türkiye’ye: Baldwin’in İzinde’ ünlü yazar ve aktivist James Baldwin’in ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı verdiği mücadelenin, yaşamı ve fikirlerinin izini sürüyor. Aykan Safoğlu’nun ünlü yazarla kurduğu kurgusal bir diyaloğu konu alan otobiyografik filmi Kırık Beyaz Laleler (Off-White Tulips, 2013) Baldwin’in İstanbul’da yaşadığı ve ürettiği 10 yıllık dönemi merkezine alıyor. Safoğlu bu çalışmasıyla 2013 yılında Oberhausen Kısa Film Festivali Jüri Büyük Ödülü’ne lâyık görüldü. Geçtiğimiz yaz hayatını kaybeden ünlü fotoğrafçı Sedat Pakay’ın imzasını taşıyan Başka Bir Yerden: James Baldwin (James Baldwin: From Another Place, 1973) de, James Baldwin’in İstanbul’daki günlerini belgeleyen özel bir yapım. Ünlü yazarın Amerika’daki etkili varlığını gözler önüne seren Baldwin’in Zencisi (Baldwin’s Nigger, 1968) ise, aktivist ve komedyen Dick Gregory’nin Baldwin ile 1960’ların İngiltere ve Amerika’sındaki siyah kimliği üzerine gerçekleştirdiği hararetli bir tartışmayı belgeliyor. Film, Baldwin’in bugün de güncelliğini koruyan fikirlerini mercek altına alıyor.

Festivalin her yıl dünya festivallerinde öne çıkan uzun metraj kurmaca yapımları izleyicisiyle buluşturduğu ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünden Arianna (2015) bugünkü programda yerini aldı. İnterseks bir bireyin kendini ve bedenini keşfetme hikâyesine odaklanan film, prömiyerini 72. Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirdi.

Ayrıca bugün, ‘Kuir Belgeseller’ bölümünden Tayland yapımı #BKKY (2016) de gösterilecek. Kurmaca ve belgeseli harmanlayan film, 17-19 yaşlarındaki, çeşitli cinsiyet kimliklerine sahip gençlerin cinsellik, aşk, toplumsal cinsiyet ve kimlik konularındaki deneyimleri, kafa karışıklıkları ve duygularına yakından bakıyor.

PERA MÜZESİ
13.30 arşiv-i lubun / queer (ab)uses of archives
15.30 #BKKY
17.30 Arianna
19.00 Başka Bir Yerden: James Baldwin / From Another Place: James Baldwin
Kırık Beyaz Laleler / Off-White Tulips
Baldwin’in Zencisi / Baldwin’s Nigger

Ayrıntılı bilgi ve festival programı için: www.pembehayatkuirfest.org

Trump’dan işkenceye yeşil ışık, ‘Waterboarding işe yarıyordu’

ABD Başkanı Trump, CIA’in 2009 yılı öncesinde sorgulama yöntemleri arasında kullandığı boğulma hissi veren ‘Waterboarding’ gibi tartışmalı işkence yöntemlerini geri getirmek istediğini belirtti.

Waterboarding ve benzeri tekniklerin ‘kesinlikle işe yaradığını’ savunan Trump, IŞİD örgütünün ‘vahşi eylemlerine’ atıfta bulunarak ‘ateşe ateşle karşılık verilmesi’ gerektiğini söyledi. Trump, “IŞİD, vatandaşlarımızın ve başka insanların kafalarını kesiyorsa, IŞİD Ortaçağ’dan bu yana kimsenin işitmediği bu tarz şeyler yapıyorsa, o zaman Waterboarding’den yanayım” dedi.

ABD Başkanı bu yöntemlerin yeniden devreye sokulmasına yönelik kararı Savunma Bakanı James Mattis ve CIA Başkanı Mike Pompeo’un görüşleri doğrultusunda alınacağını da sözlerine ekledi. Trump, Mattis ve Pompeo’nun bu konuda söyleyeceklerine bağlı kalacağını belirterek “Bunu yapmak istemezlerse de buna uyacağım” şeklinde konuştu.

Ancak Mattis ve Pompeo’nun işkence yöntemlerinin geri gelmesinden yana görüş bildirmeleri durumunda ise yasaların imkân tanıdığı her şeyi devreye sokacağını ifade eden Trump, işkence yöntemlerine ilişkin olarak “İşe yaradıklarını düşünüyor muyum? Kesinlikle işe yaradığını hissediyorum” dedi.

Donald Trump seçim kampanyası sırasında “Waterboarding güzel, ancak yeterli değil” diyerek Waterboarding’den çok daha ağır bir yöntemi devreye sokacağını söylemişti.

ABD’nin eski Başkanı Barack Obama 2009 yılı başında uygulanan kişiye boğulma hissi veren ve insan hakları örgütleri tarafından işkence olarak sınıflandırılan Waterboarding yöntemini sonlandırmıştı.

New York Times gazetesi, gizli CIA cezaevlerinin de yeniden devreye sokulacağına yönelik üç sayfalık bir yasa taslağı olduğunu bildiriyor. CIA’in bu cezaevlerinde 11 Eylül saldırıları sonrası terör şüphelileri tutuluyordu.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Greenpeace’in “yutmayız” kampanyasına haksız rekabet davası

Greenpeace’in insan sağlığına uygun şekilde tavuk yetiştirilmesi için başlattığı “yutmayız” kampanyası sonrası Keskinoğlu Tavukçuluk’un açtığı “haksız rekabet” davasının ilk duruşması yapıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aktivistler Melda Elif Keskin, Aykut Uluer, Ayyüce Özdemir ve Ece Ünver hakkında soruşturma başlatmıştı.

Hürriyet’den Damla Güler’in haberine göre Greenpeace yetkilileri yaptığı savunmada, “Tavuklar ilaç verilerek büyütülüyor. Tavuklar da yumurtalar da insan sağlığına zararlı” dedi. Greenpeace 2016 yılında “Yutmayız” kampanyası başlatarak Türkiye’deki tavukçuluk sektörüne bir çağrıda bulunarak; “Firmalarından üretim koşullarını insan sağlığı ve çevreyi gözetecek şekilde dönüştürmeleri” talebini iletti.

Greenpeace bu kapsamda hazırladığı çağrı metnine de Türkiye’de tavuk enstitüsünün yüzde 85’ini oluşturan 7 firmaya seslenerek ‘öncü olun’ dedi. Çağrı metninde logosu yer alan firmalardan Keskinoğlu Tavukçuluk Greenpeace hakkında suç duyurusunda bulunarak, “haksız rekabet” gerekçesiyle dava açtı. Açılan davanın ilk duruşması bugünİstanbul 61. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tarafların hazır olduğu duruşmada Greenpeace 3 yetkilisi savunmasını yaptı.

Duruşmada savunma yapan Greenpeace yetkilisi sanık Ece Ünver Mataracı çağrı metni ile taleplerini dile getirdiklerini belirterek, “İthal GDO yerine ürünler yerine yerel ürünler kullanılmasını istedik. Taleplerimiz kimyasal ilaç tüketiminin azaltılmasıydı” dedi.Sanık Ayyüce Özdemir Ökten ise, davanın haksız rekabet davası olduğunu belirterek, “Fakat biz Keskinoğlu firması ile aynı sektörde çalışmıyoruz. Ortada bir hasız rekabet de olamaz” ifadelerin kullandı.

Tavukların hızla büyütülmesi için antibiyotik kullanıldığını anlatan sanık Melda Elif Keskin de, “Hiçbir zaman 42 günde tavuk büyüyemez. İlaçlar verilerek büyütülmektedir. Yedikleri şey tavukların etine geçtiği için oradan da bizim bünyemize girmektedir. Çok dar ortamda büyümekteler. Yumurta sektörü de aynı şekilde insan sağlığına zararlı olmaktadır” dedi. Firmaların üretim koşullarının dönüşmesi için kampanya başlattıklarını söyleyen Keskin, “7 büyük firmaya da çağrı yapıldı. Sadece Keskinoğlu firmasını hedef almış değiliz” dedi. Alınan savunmaların ardından mahkeme duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

 

(Hürriyet)

2016 Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan aktivistlerin ilk duruşması görüldü

2016 Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan dokuz kişinin yargılandığı davanın ilk duruşmasında sanık avukatları suçun oluşmadığını belirterek beraat talep etti. Duruşma 24 Mayıs’ta devam edecek.

19 Haziran 2016 Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan dokuz kişi hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması görüldü.

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada yedi sanık karakol ifadelerini tekrarladı, polisin hakaret, tehdit, şiddet ve ters kelepçeye maruz kaldıklarını anlattı. Sanık avukatları ifade vererek suçun oluşmadığından bahisle beraat istedi.

Mahkeme, duruşmaya gelemeyen iki sanığın ifadesinin alınması için duruşmayı 24 Mayıs saat 11.30’a bıraktı.

Valilikçe yasaklanan, polis tarafından engellenen 7. Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınanlar  İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdikten sonra geç saatlerde serbest bırakılmıştı.

Avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Rusya ve Gürcistan’daki onur yürüyüşlerini engellenmesi ve saldırılar hakkındaki kararlarını da mahkemeye sundular.

Kaos GL’de yer alan bilgilere göre Rusya’daki Onur Yürüyüşünün engellenmesi ve yürüyüşe yapılan saldırıyla ilgili Alekseyev v. Rusya kararında mahkeme 2006, 2007 ve 2008 Moskova Onur Yürüyüşleri’nin yasaklanmasının AİHS’in 11. maddesini açıkça ihlal ettiğine karar verdi.

Identoba ve Diğerleri v. Gürcistan kararında da özellikle saldırı sırasında söylenen homofobik cümleleri dikkate alarak, LGBTİ’lerin gösteri sırasında maruz kaldıkları şiddeti, o sırada duydukları korkuyu ve hissettikleri aşağılanmayı 14. maddeyle bağlantılı olarak 3. maddenin ihlali kabul ederek ayrımcılık yasağı kapsamında değerlendirdi.

 

(Bianet, Kaos GL)

Trump’ın iklim değişikliğiyle imtihanı – Pelin Cengiz

Bu yazı platform24.org/ dan alınmıştır

ABD’nin 45. Başkanı olarak resmen göreve başlayan Donald Trump’ın başkanlığı döneminde şüphesiz en fazla konuşulacak konulardan birisi iklim değişikliğine dair görüşleri ve bu alanda alacağı kararlar olacak. Zira gerek yaptığı açıklamalarla gerekse kabinesine seçtiği iklim değişikliği inkârcısı isimlerle bunun sinyallerini açıkça verdi.

Mâlum, geçen yıl Washington Post’a verdiği söyleşide, “İklim değişikliği üzerindeki insan etkisine inanmıyorum” ifadelerini kullanan Trump, iklim değişikliğinin insan faaliyetlerinden kaynaklandığı yönündeki bilimsel bulguları da defalarca “kurgu” olarak nitelendirdi. Trump, başkan adayı olmadan önce iklim değişikliğinin Çinliler tarafından uydurulduğunu belirtmiş ve “durması gereken bir saçmalık” demişti.

Her ne kadar Trump, iklim değişikliğinin gezegen üzerindeki olumsuz etkilerine inanmasa da, geçen yıl iklim değişikliği kaynaklı olarak ABD’de yaşanan kuraklık, sel, kasırgalar gibi felaketlerde 138 kişi hayatını kaybederken, bu felaketler 46 milyar dolarlık maddi zarara neden oldu. Üstelik, 2016 tüm zamanların en sıcak yılı rekorunu kırmasıyla kayıtlara geçti.

Trump’ın seçim zaferinin ardından 22’si Nobel ödülü sahibi olmak üzere 2300 bilim insanı Trump’a yazdıkları mektupta açıkça, “Gözümüz üzerinde” mesajı verdi. Aynı şekilde aralarında dev uluslararası grupların da yer aldığı 600 şirket, Trump’a yönelik yazdıkları mektupta, düşük karbon ekonomisine geçiş yönündeki yatırım ve girişimlerin desteklenmesini, Paris İklim Anlaşması’nın gereklerinin yerine getirilmesini talep etti.

Sitedeki İklim Eylem Planı uçtu

Donald Trump, seçilmesinin hemen ardından açıkladığı ilk 100 günlük eylem planında Paris İklim Anlaşması’nı feshedeceğini, BM iklim değişikliği anlaşmalarına aktarılan milyarlarca dolarlık ödemeyi keseceğini, Environmental Protection Agency’nin (Çevre Koruma Ajansı) düzenlemelerine kısıtlama getireceğini, kömüre dayalı enerji üretiminin azaltılması hedeflerini içeren Climate Action Plan (İklim Eylem Planı) ve Clean Power Plan’i (Temiz Enerji Planı) tanımayacağını duyurdu.

Nitekim, tanımadı da. Yemin töreninin gerçekleştiği dakikalarda Obama döneminde kabul edilmiş planlarla ilgili sayfalar uçtu, yerine Trump’ın hedeflerinin anlatıldığı An America First Energy Plan (Önce Amerika Enerji Planı) sayfası geldi, Climate Action Plan’ın da devre dışı bırakıldığı yazıldı. İklim değişikliğiyle ilgili verilen referansların hepsi siteden silindi.

Trump’ın seçilir seçilmez ilk icraatlarından biri, ABD Enerji Departmanı’na 74 soruluk bir liste göndermek olmuştu. Trump’ın istediği bilgiler arasında son beş yıldır Obama’nın İklim Eylem Planı ekibinde kimlerin çalıştığı, iklim değişikliği zirvelerine kimlerin katıldığı ve bu plan dahilinde hangi birimlerin kurulduğu gibi bilgiler de var. Trump’ın bu birimleri ve kişileri tasfiye etmesi beklentisi de yüksek.

Trump’ın seçim vaatlerinden yola çıkarak, bundan sonra ABD’de enerji düzenleme ve politikalarında fosil yakıtların odak noktası olacağını söylemek mümkün. Nitekim başkanlığının ilk günlerindeki ilk kararlarından biri ABD’de büyük protestolara yol açan ve halefi Obama’nın çevresel nedenlerle bloke ettiği Kuzey Dakota ve Keystone XL petrol boru hatlarının inşaatının devamına izin veren kararı imzalamak oldu.

S&P Global tarafından yayınlanan bir raporda, “Trump, enerji planları hakkında çok somut bilgiler paylaşmamış olsa da, kampanyası boyunca söylemleri fosil yakıt üretimini büyütmeye ve sektör üzerindeki regülasyonu hafifletmeye yönelik adımlar atacağı ve Obama’nın temiz hava politikalarını aşağı çekeceğini gösteriyor” ifadeleri yer almıştı. Trump döneminde kömür üretiminin de artması sürpriz olmayacak gibi.

Obama’dan giderayak 500 milyon dolar

Obama, başkanlık koltuğunu bırakmaya günler kala, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) dahilinde kurulan ve gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ekonomilere iklim değişikliğiyle mücadele ve buna uyum için kaynak aktarmanın temel mekanizması olacak Green Climate Fund’a (Yeşil İklim Fonu) 500 milyon dolar daha kaynak aktardı. ABD’nin bu fona aktarmayı taahhüt ettiği miktar toplamda 3 milyar dolar. Trump döneminde bu söz ne kadar tutulabilecek şimdilik belirsiz.

İşin bir diğer boyutu da Trump’ın başkanlığı döneminde birlikte çalışmak üzere seçtiği isimlerin pek çoğunun milyarderlerden ve CEO’lardan oluşması. Zenginliklerinin yanında ırkçı, göçmen karşıtı, iklim değişikliği karşıtı ve kadın düşmanı söylemlere sahipler. Ancak, hemen hemen hepsini ortaklaştıran en bariz özellik iklim değişikliği inkarcısı olmaları. Trump’ın olası kabinesinde kimler var, kısaca onları tanıyalım:

* Scott Pruit – EPA (Çevre Koruma Ajansı)
Listenin belki de en tartışmalı ismi Oklahoma Başsavcısı Pruitt’in EPA’nın başına getirilmesi kuzunun kurda teslim edilmesi olarak tanımlanabilir. ABD’nin tüm çevre politikalarının fosil yakıtları destekleyen, iklim değişikliğine inanmayan birine teslim edilmesi çevre örgütlerinin çok büyük tepkisine neden oldu. Pruitt’in, “Bu ajansı yürütürken hem doğanın korunmasını hem de ABD’li şirketlerinin özgürlüğünü sağlamayı hedefliyorum” sözleri, gelecekte Trump yönetiminin fosil yakıt endüstrisiyle epey içli dışlı olacağının göstergesi. Pruitt, petrol şirketlerinin müttefiki olarak biliniyor. National Review’a yazdığı makalede Pruitt iklim değişikliğiyle ilgili şunları yazmıştı: “Bu tartışma tamamlanmaktan çok uzak. Biliminsanları küresel ısınmanın boyutları, kapsamı ve insan faaliyetleriyle bağlantısı konusunda görüş birliğinde olmadıkları konusunda görüş birliği içindeler.”

* Rex Tillerson – Dışişleri Bakanı
Listenin bir diğer en tartışmalı ismi de Rex Tillerson. Dışişleri Bakanı olarak listenin birinci sırasında yer alan Tillerson, dünyanın en büyük uluslararası petrol şirketi ve küresel ısınmanın bilimsel olmadığını savunan propagandanın en büyük finansörü ExxonMobil’in 2004’ten bu yana CEO’su. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rus petrol şirketleri ile yakın ilişkileri bulunan Tillerson, Paris İklim Antlaşması karşıtları arasında yer alıyor.

* Ryan Zinke – İçişleri Bakanı
Temsilciler Meclisi’nin Montanalı üyesi Ryan Zinke, 23 yıl Amerikan Deniz Kuvvetleri’nde görev yaptıktan sonra 2008’de emekli olarak siyasete atıldı. Enerji sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketlerin yöneticileri Zinke’yi desteklerken, çevreci kuruluşlar Zinke’nin İçişleri Bakanı olmasının “doğal varlıkların şirketlere satılması” sonucunu doğuracağı endişesini dile getiriyor. Çevreci kuruluşlar Zinke’yi “tam bir kömür şampiyonu” olarak nitelendiriyor. Çünkü, hem kömür endüstrisiyle yakın ilişkileri var hem de onların haklarını savunuyor.

Rick Perry – Enerji Bakanı
Trump kabinesinde Enerji Bakanlığı için 2012 başkanlık seçimlerinde Enerji Bakanlığı’nın kapatılması gerektiğini savunan eski Teksas Valisi Rick Perry’yi seçti. Perry’nin Teksas Valisi olduğu dönemde enerji kaynaklarını ve altyapısını geliştirerek eyalette “uzun süreli bir büyüme ve refah dönemi” yarattığını belirten Trump, yönetiminin “ABD’yi enerji alanında bağımsız hale getirmek ve yeni refah artışı sağlamak için ülkenin geniş doğal kaynak varlığını en iyi şekilde değerlendireceğini” ifade etmişti. Perry, en son Kuzey Dakota’dan geçen 1200 km’lik petrol boru hattı yatırımını yapmak isteyen Energy Access Partners’da yönetim kurulu üyesiydi. Kuzey Dakota boru hattı, Kızılderili bölgesinden geçtiği için ABD çevrecilerinin karşı gösterilerine sahne olmuştu. (Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Obama’nın ‘’dur’’ dediği proje için, Trump görevdeki daha ilk haftasında devreye girdi ve inşaata yeşil ışık yakan başkanlık yönergesini imzaladı.) Perry, çevre konularına duyarsızlığı, küresel ısınma ve iklim değişikliği konularına uzak politikalarıyla tanınıyor.

Sonny Perdue – Tarım Bakanı
Trump’ın kabinesine seçtiği bir diğer iklim değişikliği inkârcısı isim de eski Georgia Valisi Sonny Perdue. 100 bin çalışanı ve yıllık 140 milyon dolarlık bütçesi olan Tarım Bakanlığı’nın emanet edileceği Perdue, iklim değişikliğiyle kuraklık, artan yağışlar gibi aşırı iklim olayları arasında ilişkinin olmadığını savunan makaleleriyle alay konusu olan, kuraklığa karşı yağmur duasına çıkılmasını isteyen bir isim. Hâlihazırda ABD’nin karbon emisyonlarının yüzde 7,7’sini tarım ve hayvancılık faaliyetleri oluşturuyor. Obama döneminde bunun azaltılması için çalışma programları başlatılmıştı, şimdi bunların akibeti belirsizleşti.

Bu azılı iklim değişikliği inkârcılarının yanı sıra Temsilciler Meclisi Üyesi Tom Price’ın Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı’nda, işadamı Wilbur Ross Jr.’ın Ticaret Bakanlığı’nda, Ben Carson’ın da Konut ve Kentsel Gelişim Bakanlığı’nda çok sayıda düzenlemeyi etkisiz kılması bekleniyor. Diğer yandan, Trump’ın seçim kampanyasını yürüten ve muhtemelen de Trump döneminde Başstratejist görevini üstlenecek olan Steve Bannon da, iklim değişikliğini “dünya tarihinde ortaya konmuş en büyük aldatmaca” olarak nitelendiren biri.

Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı emekli korgeneral Michael Flynn de, iklim değişikliğinin ulusal güvenlik için tehdit oluşturmadığını düşünenler arasında yer alıyor. Oysa, Pentagon’un iki yılda bir yayınladığı ulusal güvenlik riskleri raporunda, iklim değişikliğinin büyük güvenlik tehditi yaratacağı, kısa vadede oluşacak ve halen yaşanan riskleri de arttıracağı kaydedilmişti.

Elon Musk danışma kurulunda

Bu kâbus listenin dışında Trump’ın gelecek dönemde yakınında olacak isimlerden en umut vaat edeni ise Elon Musk. SpaceX ve Tesla CEO’su Elon Musk’ın yanı sıra Uber CEO’su Travis Kalanick, Trump’ın Strateji ve Politika Forum’una katıldı. Bir tür danışma kurulu işlevi görecek olan bu forum, düzenli olarak bir araya gelecek ve Trump’a ekonomik ve ticari konularda tavsiyelerde bulunacak. Fosil yakıtlar nedeniyle dünyanın dengesini bozan insanoğlunun yenilenebilir enerjiye geçmesinin öneminin farkında olan Musk, lityum iyon piller için üretmek için kurduğu fabrikanın yeşil enerji anlamında tüm dünyaya örnek olması gerektiğini savunan bir isim.

Bu yazı platform24.org/ dan alınmıştır

 

Pelin Cengiz

Gıda dosyası: Bu devirde yemek yemek mide ister

Bu yazı sivilsayfalar.org/ dan alınmıştır

Bu devirde yemek yemek mide ister yazı dizisi için tıklaynız

27-28 Kasım 2015’te İstanbul Bilgi Üniversitesinde düzenlenen Ekolojinin Politikası isimli konferansın devamı niteliğinde bir dosya hazırladık. Gıda sorununa kafa yoran üreticilere, sivil toplum mensuplarına ve kanaat önderlerine ulaştık. Kışkırtıcı, öğretici, alternatifler sunan bir yazı dizisi oluşturmaya gayret ettik.

Yediklerimiz ve içtiklerimiz soframıza kendiliğinden gelmiyor. Kurulan bütün sofraların arkasında (mutfaktan başlayarak) oldukça yoğun bir emek, petrol, ziraî kalıntı, antibiyotik, laboratuvar ortamında geliştirilmiş tohum, şirket, devlet, mezbaha, pazarlama stratejisi, ambalaj endüstrisi bulunuyor.  Dolayısıyla her lokmamızda, tanımak zorunda olmadığımız insanlar ve süreçler var. Günümüzdeki gıda üretimi iklim değişikliğinden yaşam alanlarının tahribatına kadar kadar pek çok soruna yol açıyor. O hâlde yemek yemek ahlâkî ve siyasî bir mesele.

Lezzet işin yalnızca bir boyutu ki o bile bugün endüstriyel bir tasarım olarak imâl ediliyor, yukardaki sorunlardan azade değil. İçinde çilek olmayan çilekli yoğurtlar, muz olmayan muzlu dondurmalar yapılıyor. Kaşarlar beklemeden yaşlanıyor, yoğurt aylarca buzdolabında bozulmadan kalabiliyor. Bozulmuyor; çünkü bakteriler o yoğurdu yiyemiyor. Et tavukları iki aylık sefil bir hayatın sonunda topluca öldürülürken yumurta sektörüne doğmuş erkek civcivler iki ay bile beklenmeden henüz doğar doğmaz ezilip un hâline getiriliyor; kedi-köpek-balık maması oluyor. Sofralar, yağ-un-tuz üçlüsünün yapay lezzetleriyle donanıyor. Dünyadaki aşırı kilolu ve obez sayısı açların sayısını geçti, sinir sistemimizdeki lezzet reseptörleri mühendislerin ve pazarlamacıların oyun sahasına dönmüş durumda.

Gıda endüstrisi için bir avukatlar ordusu çalışıyor. Paketlerin üstünde ne yazacağından şirket mülkü hâline gelmiş mikroorganizmaların kullanım hakkına kadar karşımıza her yerde şirketler, lobi grupları ve hukukçular çıkıyor. “Hijyenik” ürünlerin son derece sağlıksız olabileceğini bildiklerinden kendilerini parayla, hukukla, devletlerle ve yeri geldiğinde askerler-polislerle koruyorlar.

Oysa sağlık, sadece insan sağlığından ibaret olamaz. İnsanları ve diğer varlıkları da kapsayan yaşam alanlarının korunması gerekir. Toprakların, suların, havanın, üreticilerin, hayvanların her gün kaybettiği bir dünyada “tüketicilerin” sağlıklı olması beklenemez.

Bu yazı dizisine işte böyle bir ilhamla başlıyoruz. 27-28 Kasım 2015’te İstanbul Bilgi Üniversitesinde düzenlenen Ekolojinin Politikası isimli konferansın devamı niteliğinde bir dosya hazırladık. Oradaki özgün ve güncel araştırmaları önce akademik bir dergide okuyucu ile buluşturduk. Konferansta gündeme gelen meseleleri daha ulaşılabilir ve jargonsuz bir dille burada yeniden anlatıyoruz. Bunun haricinde gıda sorununa kafa yoran üreticilere, sivil toplum mensuplarına ve kanaat önderlerine ulaştık. Kışkırtıcı, öğretici, alternatifler sunan bir yazı dizisi oluşturmaya gayret ettik.

Amacımız yemeğin politik bir mevzu olduğunu, bir ekrana bakarken karın doyurmaktan ibaret olmadığını vurgulamak. Ziraî ilaçlardan hayvan fabrikalarına, balık çiftliklerinden kapatılan meralara, organik tarımdan ABD’deki lobi faaliyetlerine uzanan geniş bir hatta gıdanın izini süreceğiz. Umuyoruz toprağa, solucana, çiftçiye, tavuğa bir hayrımız olur.

Bu yazı sivilsayfalar.org/ dan alınmıştır

 

Sezai Ozan Zeybek