Ana Sayfa Blog Sayfa 3091

İstanbul Çamlıca’da SİT alanı imara açıldı!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Üsküdar Çamlıca mahallesinde, 58 ada, 1 ve 2 nolu parsel sayılı yerde bulunan ve mevcut planda “doğal ve kentsel SİT alanında” kalan günübirlik tesis alanını imara açtı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Üsküdar Çamlıca mahallesinde, 58 ada, 1 ve 2 nolu parsel sayılı yerde bulunan ve mevcut planda “doğal ve kentsel sit alanında” kalan günübirlik tesis alanını imara açtı. Parsel bazında plan tadilatı ile donat alanı olması gereken alan ‘özel eğitim alanı’ yapıldı.

Söz konusu alan Çamlıca Tepesi’nin yamaçlarında olup 3 bin 66 metrekare alana sahip. Bunun 2 bin 744 metrekaresi mevcut koruma amaçlı planda günü birlik tesis alanı olarak yer alıyor. Yapılan bu plan önceki gün yani İstanbul’da yağış sonrası yaşanan afetten sonra 19 Temmuz 2017 tarihi itibariyle bir ay süreyle askıya çıkarıldı.

BİLFEN’e mi verilecek?

İBB/Üsküdar CHP Meclis Üyesi, İnşaat Mühendisi Nezih Küçükerden söz konusu alanın özel okulları bulunan BİLFEN grubuna verilmek istendiğine dair iddialar olduğunu kaydetti. Küçükerden, “Çamlıca hepimizin gözbebeği. Burayı korumak hepimizin görevi. Siz koruma amaçlı planlarda birtakım artışlar getiremezsiniz. Bunu getirdiğinizde onun koruma amacı ortadan kalkar. Dolayısıyla bu yapılan işin bir doğruluğu yok” diye konuştu.

Yasalara aykırı plan

Plan değişikliğini sorduğumuz bir diğer isim İnşaat Mühendisi ve İBB önceki dönem CHP Meclis Üyesi İbrahim Doğan, yapılan bu plan tadilatının yasalara ve plan bütünlüğüne aykırı olduğunu belirtti.

Doğan, “Bir kentin planları bütünlük ve plan hiyerarşisi içinde bir seferde yapılır” diyen Doğan, “Buna göre donatı alanları, korunması gereken kültür varlıkları, sit alanları ve doğal çevre gibi tüm faktörler, yeşil alanlar, resmi kurum alanları ön görülerek plan bilimsel çerçevede katılımcı bir anlayışla hazırlanır. Plan yapılırken kamu yararı esas alınır. Bir kentin planı o kentin Anayasası sayılır. Eğer buna uyulmazsa kent planları bilimsel özelliklerini yitirir. Ve böylece çarpık kentleşme ile birlikte donatı alanlarını yok eden ranta yönelik planların önü alınamaz. Çok acıdır ki bu anlayışın öncülüğünü çevreyi ve kenti koruma görevi üstlenmiş kurum yapıyor” ifadelerini kullandı.

Doğan söz konusu alanın imara açılmasına şu tepkiyi gösterdi:

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul’un neresinde yeşil alan, donatı alanı varsa imara açıyor. Dolayısı ile kentin her tarafı betonlaştırılıyor. Tabii kî böylesi bir kentte yağmur yağınca ortalık harabeye dönüşür. Çünkü bu siyasi anlayış ranta hizmet ederek felakete davetiye çıkarıyor.”

(Siyasihaber)

Brezilya’nın yerli halkları atalarının mezarlarını korumak için HES şantiyesini işgal etti

Brezilya’da yerliler HES şantiyesini işgal etti. Yerliler atalarının mezarlarının yerinden edilmesine karşı direniyor.

16 Temmuz Pazar günü başlayan, Sao Manoel Hidroelektrik Santrali’nin (HES) şantiyesi, Munduruku kabilesinin 200 üyesi tarafından işgal edildi.

Munduruku kabilesi, inşaat alanında olduklarına inandıkları kültürel ve dinsel alanlarına saygı duyulmasını talep ediyor. Yerliler, Sete Quedas şelalesi ve mezarlıkların bulunduğu alanlar ihlal edildi ve yok edildi. Munduruku halkı tarafından kaleme alınan bildiride, “Atalarımız ağlıyor, Teles Pires ve Tapajós Rivers nehirleri yok oluyor. Anayasa tarafından teminat altın alınmış olan ve çok sayıda yerlinin kanına mal olmuş haklarımız ihlal ediliyor” deniyor.

Protestocular inşaatın işgaline yetkililer topraklarından ve mezar alanlarından çekilene kadar devam edileceğini söylüyor. Munduruku halkı da, atalarının kemiklerinin içinde olduğu ‘urn’ların (cenaze kalıntılarının içinde saklandığı vazo şeklinde kaplara ‘urn’ deniyor) mezar alanlarından çalındığını belirterek şirketin bunları geri getirmesini istiyor. Yerliler şirket çalışanlarının urnları Şamanlar’ın katılımıyla eski yerlerine geri gömmesini talep ediyor.

İşgal hareketinin başındakilerden biri olan Maria Leusa Kabá da, “Kutsal topraklarımızın yıkımına şahit olduğum için derinden üzgünüm. Kadınların burada açılan yaraları onarmak için güçlü durması gerekiyor” diyor.

 

(Birgün, Karadeniz İsyandadır)

“Kaymakam, HES karşıtı yurttaşları tehdit etti” iddiası

Doğal SİT alanı olmaktan çıkarılan Malatya Erkenek Kanyonu üzerine kurulmaya başlanan HES için, Doğanşehir Kaymakamı Memiş İnan, yurttaşlara “Araziyi boşaltın yoksa yıkarız” dediği iddia edildi.

Malatya’nın Doğanşehir ilçesi yakındaki Erkenek Kanyonu üzerinde başlatılan HES yapımı çalışmalarına itiraz eden yurttaşlar Doğanşehir Kaymakamı Memiş İnan tarafından “Araziyi boşaltın yoksa kepçe ile yıkarız.” ve “Burayı bir gün durdurursanız günlük masrafı olan 2 bin Euro’yu sizden keserler.” diye tehdit edildiği iddia edildi.

Erkenek Beldesi’nde, acele kamulaştırma kararı ile SİT alanı olmaktan çıkarılan Erkenek Kanyonu üzerinde, Kıvanç Enerji Üretim A.Ş’nin grup şirketlerinden Konur Üretim A.Ş. tarafından “Gemköprü HES” çalışmaları başlatıldı. HES çalışmaları ile hem doğa tahribatına hız verildi hem de çevrede yaşayanlar mağdur edildi. Kanyon içerisinde Alabalık Tesisi işleten Abit Kurt ailesi, arazilerini boşaltmaları için jandarma ve kaymakam tarafından tehdit edildiklerini iddia etti.

Bütün aile bu tesisten geçiniyor

İleri yaştaki Abit Kurt’un sağlık problemleri nedeniyle yeğenleri yaşananları şöyle anlattı: “Önce jandarma geldi, girmelerine izin vermedik sonra Kaymakam ile geldiler. Kaymakam İnan, ‘burayı tahliye edeceksiniz’ ve ‘tahliye etmezseniz kepçe ile gelip yıkacağız’ diye bizi tehdit etti. 45 senelik tesisimizi yıkacaklar. Alabalığımızın ünlü olduğu tesis içerisinde, 100 yaşında 15 civarında da ceviz ağaçlarımız var. Onları da kesecekler. Biz kalabalık bir aileyiz işletmemiz bizim geçim kaynağımız. 2014 yılında hesabımıza yattığını söylediler, çok azdı kabul etmedik. Sonra mahkemeye çağrıldığımızda öğrendik ki ruhsatımızı da iptal etmişler.”

Tahliye görevi kaymakamın değil

Kurt ailesinin avukatı Hakan Soydaş da süreci anlattı. Doğal SİT alanı olan bölgede HES yapabilmek için 2014 yılında “acele kamulaştırma” kararı çıkarıldığını söyleyen Soydaş, “Kamulaştırmadan kaynaklı ruhsat iptali dahi olsa mülkiyet halen Abit Kurt üzerine. Buranın tahliyesinin nasıl olacağı Kamulaştırma Kanunu’nda açıkça belirtilmiştir. Tahliye görevi ne jandarmanın ne de kaymakamındır” dedi.

“2014 yılında acele kamulaştırma çıkmış olabilir ama henüz tebliğ edilmedi. Bir tebliğde bulunulmadığı için de Kurt ailesi tesisi kullanmaya devam ediyor” diyen Soydaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Oysa ‘acele kamulaştırma’ kararı sonrası Enerji Piyasa Düzenleme Kurulu vekili icra kuruluna gidip takip kararı açılması ve alanın 15 gün içerisinde boşaltılması gerektiğine ilişkin Kurt ailesine tebligat göndermesi gerekirdi. 15 gün içinde tahliye gerçekleşmediğinde, icra müdürlüğünden gelinip eğer tahliyeye hazırsa tahliye edilir, yok eğer üzerinde beklenen ürün varsa bunun ya kurum tarafından bedelinin yatırılması gerekir ya da hasat sonunun bekleniyor olması gerekirdi. Tahliye yapılmasını söyleyen jandarma da kaymakam da suç işliyor. Kaymakam ve jandarma ile ilgili gerekli yasal işlemlere başvuracağız.”

(BirGün)

Fikirtepe’de hava kalitesi ölçümü: Halk sınır değerin iki katı üzerinde zehir soluyor!

Kadıköy Belediyesi tarafından Fikirtepe’de yaptırılan hava kalitesi ölçümlerinin sonuçları ürkütücü düzeyde. “Partikül madde 10” (PM10)* için olması gereken sınır değer 70 µg/m3 iken 20 Temmuz’da yapılan ölçümlerde bu oran 145,85 µg/m3 olarak belirlendi.

Uzun yıllardır hafriyat ve kazı çalışmaları nedeniyle ortaya çıkan tozdan şikayetçi olan Fikirtepeliler,  şimdi de hem hafriyat tozundan hem de çimento tozlarından muzdarip.

28 Haziran’dan beri iki ayrı istasyonda yaptırılan hava kalitesi ölçüm sonuçları Fikirtepeliler’in adeta zehir soluduğu sonucunu ortaya çıkardı. Fikirtepe’de “Partikül madde 10” (PM10) için olması gereken sınır değer 70  iken 17 Temmuz ‘da yapılan ölçümlerde bu oran 135,66 µg/m3 , 19 Temmuz’da çıkan oran 161,66 µg/m3, 20 Temmuz’da çıkan oran ise 145,85 µg/m3.

‘Bölgede 7 toplamda 11 adet beton santrali kuruldu’

Konuya ilişkin konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu “Bu bölgedeki tüm değerlerin yüksek çıkması ciddi derecede halk sağlığını tehdit etmekte. Bu bölge 6306 sayılı yasa çerçevesinde Çevre İl Müdürlüğü’nün kontrolü altında olması itibariyle kendilerini durumu yazı ile bildirdik.

Bu bilgiyi de kamuoyuyla paylaşmak zorundayız. Bölgede faaliyet gösteren aile sağlık merkezlerinde elde ettiğimiz şifai bilgilere göre çocuk yaşta her iki hastadan biri solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı hastalık oluşturduğu yönündedir.

Bölgede 7 toplamda 11 adet beton santrali kurulu ve bu sayılı artış eğiliminde. Gelecekte başka sorunların açığa çıkmaması için önceden çözüm üretmeliyiz.  Sorunların temeli aşırı derecede inşaat yükü, beton santralleri ve kamyon trafiğiyle ilişkili. Bununla ilgili kamyonlara ceza yazma yetkisi ne yazık ki bizim yetkimizde değil.

 

Burada ciddi bir yetki karmaşasından dolayı bütün bu sorunlar ortaya çıkmakta. Büyükşehir Belediyesi, İl Çevre Müdürlüğü ve Kadıköy Belediyesi’nin koordinasyonun da ortak çalışma yapılarak bütün bu sorunların çözülmesi gerekiyor ki halk sağlığını güvence altına alalım” şeklinde konuştu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerleri

Partikül madde atmosferde veya bir gaz kütlesinde, molekülden büyük (>0,0002 μm) ve 500 μm’den küçük katı veya sıvı halde bulunan maddeler için kullanılan bir terim..  Partikül maddenin esas kaynaklarını fabrikalar, inşaat faaliyetleri, enerji tesisleri ve yangınlar oluşturuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, ‘PM10’ için yıllık sınır değeri 20 mikrogram/metreküp, 24 saatlik sınır değeri ise 50 mikrogram/metreküp olarak belirmiş durumda. ‘PM2.5’ için yıllık değer 10 mikrogram/metreküp, 24 saatlik değer ise 25 mikrogram/metreküp.( µg/m3)

Partikül maddeler civa, kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller ile kanserojenik kimyasalları bünyelerinde bulundurabiliyor. Ve bu maddelere maruz kalmak solunum, kalp damar hastalıkları, astım atakları, solunumla ilgili rahatsızlıklar ve akciğer kanserinden ölümlerde artışa yol açıyor. Sağlık etkisine en çok yol açan grubun çözünebilir transition metaller, kuvvetli aerosol asitleri ve ultra ince partiküller olduğu belirtiliyor (PM 2,5). Ultra ince partiküllerin sahip olduğu yüksek yüzey alanı ve akciğerlerin içine girerek kana karışabilme özelliklerinden ötürü daha tehlikeli.

 

(Yeşil Gazete)

Truva’nın 4 katı büyüklüğünde: Manisa’da 3 bin 500 yıllık tahıl ambarı bulundu

Manisa’da Geç Tunç Çağı dönemine ait 8 hektarlık Gölmarmara Kaymakçı yerleşiminde 3 bin 500 yıllık çok sayıda tahıl ambarı bulundu.

Gediz Havzası’nın en büyük Geç Tunç Çağı yerleşimi olan ve 2014 yılında kazıların başladığı Gölmarmara Kaymakçı yerleşimi, 3 bin 500 yıllık tahıl ambarları ile büyük ilgi çekti. Kaymakçı Arkeoloji Projesi Kazı Başkanı Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Chris Roosevelt, Kazı Başkan Başkan Yardımcısı Yaşar Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinan Ünlüsoy kazı çalışmaları hakkında bilgi verdi. 8 hektarlık bir alanda kale ve evlerden oluşan Geç Tunç Çağı yapıları Manisa’nın tarımına da ışık tuttu. Kazı Başkan Yardımcısı Yrd. Doç.Dr. Sinan Ünlüsoy, kazıların 2014 yılından bu yana 25-30 kişilik bir ekiple sürdürüldüğünü söyledi.

Truva’nın 4 katı büyüklüğünde

Gölmarmara Kaymakçı’nın arkeologlar açısından da dikkat çeken bir yer olduğunu kaydeden Ünlüsoy, bölgenin Truva’nın 4 katı büyüklüğünde olduğunu açıkladı. Ünlüsoy, “Burası çok büyük bir Geç Tunç Çağı yerleşimi. Türkiye’de ünlü bir Tunç Çağı yerleşimi daha var, orası da Truva. Gölmarmara Kaymakçı Truva’nın 4 katı büyüklüğündedir. Bu bölge Gediz Havzası’nda tespit edilen en büyük yerleşme” dedi. Kaymakçı yerleşiminin Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Chris Roosevelt tarafından yapılan 10 yıllık çalışmanın ardından bulunduğunu aktaran Ünlüsoy, bölgede kazılar sırasında çok sayıda büyük tahıl ambarları bulduklarını açıkladı. Ünlüsoy, “Evler ortaya çıkıyor, mimarisi hakkında bilgi ediniyoruz. Bizi en çok şaşırtan şeylerden biri yuvarlak planlı, oldukça büyük tahıl ambarlarının sayıca çokluğu oldu. Tahıl ambarlarının çoğu yerleşme terk edilirken boşaltılmış ama bazı kırıntılar kalmış. Şu ana kadar tamamıyla dolu bir ambar bulamadık. Tahıl ambarlarının içinde arpa, buğday, üzüm çekirdeği bulduk. Manisa’da üzüm üretiminin 3 bin 500 yıl öncesine dayandığını söyleyebiliriz. Bulunan tohumlar Koç Üniversitesi Arkeoloji Laboratuarı’nda araştırılıyor” diye konuştu.

Kaymakçı’nın yüksek kale ile çevrili büyük bir kent olduğunu aktaran Ünlüsoy, “Kalenin içinde yaklaşık 2 tane korumalı alan var. En üstte iç kale denilen alan da surlarla çevrili. Bu tip bir plan yüksek yerlere konumlandırılmış, yol güzergahlarında kaleler var. Kaymakçı bunların içinde en büyüğü. Geç Tunç Çağı’nda ticaret yolları çok önemli, özellikle metal ticareti. Bölgedeki ticaret yollarını kontrol altın almak amaçlı kaleler olduklarını düşünüyoruz” diye konuştu. Kazı alanının yanında ziyaretçi merkezi kurulmaya başlandığını kaydeden Ünlüsoy, kazı alanında bulunan materyallerin sergilenebileceğini söyledi.

(BirGün)

Danıştay’ın “madencilik yapılabilir” kararının ardından Cerattepe’de çevre katliamı başladı

Artvin Cerattepe’de Danıştay’ın “madencilik yapılabilir” kararının onaylanmasının ardından çalışmalarına başlayan şirket, ağaç katliamına ve bölgedeki büyükbaş hayvanların zehirlenmesine neden oldu. Bölgede bir insanlık suçu işlendiğine dikkat çeken Yeşil Artvin Derneği’nden Neşe Karahan, Artvin’i yok edecek tehlikeye karşı mücadele çağrısı yaptı.

Gazete Şujin’den Evrim Kepenek’in haberine göre Artvin’in güzellikleri ile ünlü Kafkasör Yaylası Cerattepe mevkiinde, Rize idare Mahkemesi tarafından verilen “madencilik yapılabilir” kararının Danıştay 14. Dairesi’nce onanmasının ardından, maden şirketi faaliyetlerine başladı. Henüz tam olarak çalışmalarına başlamayan şirketin, daha ilk tünel çalışmasında bile onlarca ağacın katledilmesine ve bölgedeki büyükbaş hayvanların zehirlenmesine neden olduğu görüldü.

İşletme izni 22 hektardan 240 hektara çıkarıldı

Yeşil Artvin Derneği’nden Neşe Karahan

Yeşil Artvin Derneği’nden Neşe Karahan, Danıştay’ın bu kararına ilişkin hukukçuların özel bir çalışma yürüttüklerini ve yakın zamanda Anayasa Mahkemesi’ne Danıştay kararının iptali talebi ile bir başvuru yapılacağını söyledi. Artvin Valiliği’ne de bilim insanlarından oluşan bir heyetin bölgede inceleme yapması için bir dilekçe verdiklerini bildiren Neşe, maden şirketinin işletme izninin 22 hektarlık bir alanda olmasına rağmen bunun 240 hektara çıkarıldığını duyduklarını da belirtti. Neşe, bu plan değişikliğinin iptaline ilişkin de Rize İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını aktardı.

Tünelle birlikte Artvin’in yok olma süreci başladı

Maden şirketinin ilk tüneli açtığını kaydeden Karahan, “Bu tünelle birlikte Artvin’in yok olma süreci de başlamış oldu. Bilimsel ve hukuki olarak da madenin Artvin’i yok edeceğinin açık olduğu ortada. Bunu herkes biliyor, hukuken de biliniyor bilimsel olarak da biliyorlar. Ancak kimse bunu durdurmuyor. Bu katliama kimse ‘dur’ demiyor” dedi.

Henüz tünel aşamasında ortaya çıkan kirliliğin bile katliamın boyutlarına dair ip uçları verdiğini söyleyen Neşe, tehlikenin bir an önce durdurulması gerektiğini dile getirdi.

‘Sadece Artvin’in sorunu değil, insanlık suçu’

Madenciliğin sadece Artvin’de yaşayan 25 bin insanın sorunu olmadığının altını çizen Karahan, “İnsanlık suçu işleniyor. Doğadaki bütün canlılar açısından suç işleniyor, gelecek nesillere bırakmamız gereken bir dünya mirası açısından bir suç işleniyor. İnsanlık suçu işleyenler, dilerim bir an önce bunu yapanlar bu katliamdan vazgeçerler” dedi.

AKP’li vekile cevap: Ölüme alışmayacağız

AKP’li Artvin milletvekili İsrafil Kışla’nın mecliste yaptığı konuşmada, Artvin halkının barajlara alıştığı gibi madene de alışacağını söylemesine de tepi gösteren Nur Neşe Karahan, konuşmanın inanılmaz derecede korkunç olduğunu belirtti. “Artvin adını konuşan herkes daha bilinçli konuşmalı” diyen Karahan, son olarak şunları söyledi:

“Burada doğayı yok etmelerine alışmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Gıdım gıdım ölüme alıştırmak istiyorlar. Biz buna alışmayacağız. Artvin halkını buna mecbur kılmaya çalışıyorlar bunu kabul etmiyoruz. Bütün canlılar adına utanç duyuyorum. Dilsiz canlılar adına da utanç duyuyoruz. ‘Ölüm size gelecek, yok oluşunuza alışacaksınız’ diyor, biz bu söylemi kabul etmiyoruz.”

 

(Gazete Şujin)

AB: Türkiye Avrupa değerlerinden hızla uzaklaşıyor; ekonomik sonuçları olabilir

Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn, Türkiye’nin Avrupa değerlerinden hızla uzaklaştığını ve bunun ilişkileri olumsuz etkilediğini vurguladı. Hahn, Türkiye ile “hukuk devleti” konusunda yaşanan anlaşmazlığın ekonomik sonuçları olabileceği uyarısında bulundu.

AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn, Türkiye-AB ilişkilerinin bozulması konusunda bir dizi uyarıda bulundu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve AB Bakanı Ömer Çelik’in bugünkü Brüksel temasları öncesi soruları yanıtlayan Hahn, Türkiye’nin Avrupa değerlerinden hızla uzaklaştığını ve bunun ilişkilere yansıdığını vurguladı. Hahn, bunu Çavuşoğlu ve Çelik’le “muhakkak tartışacaklarını”, ancak hukuk devleti konusunda “görüş farklılıkları” oluşmasını beklediklerini belirtti. Hahn, hukuk devleti anlaşmazlığının ekonomik sonuçları olabileceği uyarısı yaptı. Anlaşmazlığın “Türk toplumuna, Türk ekonomisine kesin bir şekilde zarar verdiğini” dile getiren Hahn, Ankara-Berlin krizinin sorulması üzerine, Almanya’nın sert tutumunun anlaşılır olduğunu, sorunun nedenlerini anlamanın ve çözmenin Türkiye’ye düştüğünü söyledi.

“Turizm, yatırımlar, Gümrük Birliği zorda”

Hahn, “Turizm sezonunun ortasındayız. Bu (kriz), kesinlikleri insanları Türkiye’ye davet etmeye, Türkiye’ye gitmelerini desteklemeye yardımcı olmuyor. Durum son derece kararsız, son derece belirsiz, son derece kırılgan görünümünü sürdürecek olursa, aynı şey Türkiye’ye yönelik yatırımlar için de geçerli olur” vurgusu yaptı. Bu durumdan Türkiye ile Gümrük Birliği’nin genişletilmesine yönelik AB içindeki müzakerelerin de etkilendiğini, AB üyeleri arasında hukuk devletine ilişkin ifadeleri daha net ve sert vurgulamayı önerenler olduğunu aktardı. AB’de projeye güçlü bir ekonomik ilgi olsa da “belli genel şartların” etrafından dolanılmasınınsa mümkün olmadığının altını çizdi.

Genişleme komiseri, Türkiye ile üyelik müzakereleri devam ettiği müddetçe AB’nin mali yardımları kesmesinin mümkün olmadığını da belirtti. Ancak AB, 2014-2020 arasında Türkiye için öngörülen 4.5 milyar Avro’luk yardımın sadece 190 milyon Avro’luk kısmını ödedi.

(T24)

Suriye’de IŞİD’e karşı KUİR birliği kuruldu

Uluslararası Devrimci Gerilla Güçleri (International Revolutionary People’s Guerrilla Forces, IRPGF), Suriye’de IŞİD’e karşı savaşacak Kuir Başkaldırı ve Özgürlük Ordusu’nun (The Queer Insurrection and Liberation Army, TQILA) kurulduğunu duyurdu.

İngilizce açıklama metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Rojava’daki Uluslararası Özgürlük Taburu’nun bir bileşeni olan IRPGF, 31 Mart 2017’de kurulmuştu. Anarşist bir grup olan IRPGF, çeşitli ülkelerden IŞİD’le savaşmak için Suriye’ye gelen gönüllülerden oluşuyor.

Dün IRPGF’nin sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada LGBTİ’lerden oluşan TQILA birliğinin duyurusu yapılırken “Otorite, patriarka, baskıcı heteronormativite, kuirfobi, homofobi ve transfobiye karşı mücadeledeki kararlılığımız, devrimci ilerlemeler ve Kürt kadınının mücadelesiyle güçlendi” denildi.

 

(Bianet)

 

Cumhuriyet davasında 2. gün

“Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla tutuklanan Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki dava, gözaltılardan 9 ay, iddianamenin hazırlanmasından 3 ay sonra bugün başladı. 12’si tutuklu 19 kişinin yargılandığı davanın ikinci duruşması bugün (25 Temmuz 2017) görülüyor.

“Sansürün kaldırılışı” ve “Basın Bayramı” olarak kutlanan 24 Temmuz’da görülen ilk duruşmada Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, köşe yazarı Kadri Gürsel ve gazetenin çizeri Musa Kart iddianamedeki suçlamalara yanıt verdi. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun savunması ise, jandarmanın savunma evrakına el koyması dolayısıyla bugüne kaldı.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Almanya’da bulunan gazetenin eski yayın yönetmeni Can Dündar, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel, Cumhuriyet Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, gazetenin okur temsilcisi Güray Öz, gazetenin çizeri Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeleri Önder Çelik ve Bülent Utku, Cumhuriyet Vakfı Danışma Kurulu üyesi avukat M. Kemal Güngör, Cumhuriyet muhabiri Ahmet Şık ve gazetenin köşe yazarlarından Hakan Kara, Aydın Engin ile Hikmet Çetinkaya’nın de aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında, Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘anayasal düzene karşı suçlar’ ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ceza artırımını öngören düzenlemesi kapsamında 7,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezaları isteniyor.

Bugünkü duruşma 10.30’da başladı. Duruşma başlamadan önce özel güvenlik görevlileriyle duruşmayı takip etmek isteyen yerli ve yabancı gazeteciler arasında gerginlik yaşandı. Yabancı gazetecilerin duruşmayı takip etme talebi üzerine bir güvenlik görevlisi, Türkiyeli vatandaşlara dönerek “Yabancıları alacağıma sizi alırım daha iyi” dedi. Güvenlik görevlisi, daha sonra “Sarı basın kartlı gazetecileri de almıyoruz, sadece adliye muhabirleri girebilir” ifadesini kullandı.

İstanbul Adliyesi 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmalar, cuma gününe dek devam edecek.

İsrail Mescid-i Aksa’daki metal dedektörleri kaldırıyor

BM Güvenlik Konseyi özel oturumunda Mescid-i Aksa krizine cuma gününe kadar çözüm bulunmasının istenmesini takiben İsrail metal dedektörleri kaldıracağını duyurdu.

İsrail Güvenlik Kabinesi açıklamasında Kudüs’teki Müslümanlar için kutsal mekanın girişindeki metal dedektörlerin kaldırılacağı ve yerine daha gelişmiş teknolojik gözetim sistemleri kullanılacağı belirtildi.

Ancak metal dedektörlerin ne zaman kaldırılacağı ve yerine konulacak teknoloji konusunda ise bilgi verilmedi. İsrail basını gizlenen cisimleri tespit edebilen yüksek çözünürlüklü kameraların kullanılabileceğini bildirdi. Plan uygulamaya girene kadar İsrail’in bölgedeki birliklerini arttıracağı bildirildi.

14 Temmuz’da Kudüs’te düzenlenen saldırıda iki İsrail polisi öldürülmüş ve devamında çıkan olaylar üzerine İsrail tek taraflı olarak Mescid-i Aksa’ya girişleri yasaklamıştı. Takip eden pazar günü yasak kaldırılmış ve girişe güvenlik kameralarıyla metal detektörler yerleştirilmişti. BU kararın ardından şiddet tırmanmış, geçen cuma çıkan olaylarda beş Filistinli hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştı. Ayrıca yaşananları protesto eden bir Filistinli Batı Şeria’da üç İsrailli’yi bıçaklayarak öldürmüştü.

Olaylar neticesinde uluslararası toplum harekete geçmiş ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil olarak toplanmıştı. Yapılan özel oturumunda Birleşmiş Milletler, İsrail yönetimi ve Filistinliler arasında devam eden Mescid-i Aksa gerginliğinde her iki tarafa itidal çağrısında bulundu. BM Ortadoğu Temsilcisi Nicolay Mladenov Kudüs’te son iki haftadır devam eden şiddet olaylarıyla ilgili olarak ölçülü davranılmasını istedi ve şiddetin tırmanmasının önüne geçilebilmesi için İsrail’in güvenlik önlemleriyle ilgili krizin cuma gününe kadar çözülmesi gerektiği vurgulandı.

 

(DW Türkçe)