Ana Sayfa Blog Sayfa 2552

‘Nükleer ÇED’e sahte imza’ davasında karar bekleniyor

TMMOB’un Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na karşı açtığı Akkuyu Nükleer Santrali için ÇED’de sahte imza davasında sona gelindi.  Son duruşmaya firma yetkilileri veya avukatları katılmadı. Yerel mahkemelerde görülen son dava olan ‘sahtecilik davası’nda artık karar bekleniyor  

İnşaatı süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali hakkında yerel mahkemelerde devam eden son dava niteliğindeki, TMMOB’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na karşı açtığı ‘ÇED’de sahte imza davasının’ duruşması 19 Nisan 2019 Cuma günü görüldü. Sahteciliği yaptığı ileri sürülen ÇED firması yetkilileri veya avukatlarının katılmadığı duruşmanın ardından, Akkuyu Nükleer Güç Santrali hakkında yerel mahkemelerde görülen son dava da yakında karara bağlanacak.

Rusya ile Türkiye’nin yatırım ortağı olduğu Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinde finansman bilmecelerine karşın inşaat sürüyor. Santral hakkında verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu Kararının iptali için yurttaşlar ile yerel ve ulusal sivil toplum kuruluşlarının açtığı davalar Danıştay 14. Dairesi tarafından 23 Kasım 2017’de reddedilmiş, bu karar Haziran 2018’de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da onanmıştı. Onama kararının ardından bazı davacılar konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.

Medyascop.tv’den Doğu Eroğlu’nun haberine göre, projesi hakkında ilk derece mahkemelerinde görülmeye devam eden tek davada, ÇED Raporundaki imza sahteciliği hakkında TMMOB ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı karşı karşıya.  Ankara 3. İdare Mahkemesi’nde 19 Nisan 2019 Cuma günü duruşması görülen davada çok yakında çıkması beklenen kararla birlikte, Akkuyu NGS’ye karşı açılmış ÇED davalarında perde tamamen kapanabilir ya da Bakanlık aleyhinde karar çıktığı takdirde, bu karar ışığında santralin ÇED Olumlu Kararı yeniden yargı önüne gelebilir.

Sahte imza süreci 2015’ten beri sürüyor

Akkuyu NGS ÇED Raporunda sahte imza süreci, TMMOB’nin yaptırdığı adli grafoloji (yazıbilim) incelemesiyle başladı. Buna göre, Akkuyu NGS projesi için hazırlanan iki ÇED Raporunda görevli nükleer enerji mühendislerinin raporlarının teslimi sırasında attıkları imzalar ile şahsi imza beyannameleri imza örnekleri birbirini tutmuyordu. Ayrıca her iki mühendisin de raporların ilk hali bakanlığa teslim edildikten sonra, DOKAY ÇED Mühendislik Firması’ndaki görevlerinden ayrıldıkları ortaya çıkmıştı. Bu da imzalarının başkaları tarafından atıldığını, 2013 ve 2014’deki iki ÇED raporunun nükleer enerji mühendislerince incelenmeden bakanlığa teslim edildiğini gösteriyordu. TMMOB’un imzaları ve imza beyannamelerini gönderdiği bağımsız bilirkişiler de imzaların “başka kişiler tarafından üretildiği” sonucuna vardı. ÇED Olumlu Kararı, sahte imzalardan birinin yer aldığı ÇED Raporuna dayandığı için, santralın yatırım onayı da tartışmalı hale geldi.

Sahte imza tespiti sonrasında TMMOB, önce bakanlığa başvurarak hem ÇED Olumlu kararının hem de raporu hazırlayan firmanın yeterlik belgesinin iptalini istedi. Bir sonuç alınamayınca, bu kez suç duyurusunda bulunuldu. Ancak soruşturmayı açan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı verdi. Aynı gerekçelerle açılan dava da  TMMOB’un “İptali istenen işlemle, meşru, güncel ve doğrudan bir menfaatinin ihlal edilmiş olmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

TMMOB avukatları: Kararlarda siyasal baskı etkili oldu

Bu durumda sahte imza meselesinde geriye, TMMOB’nin yaptığı idari başvuruyu reddeden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu kararına karşı açılan iptal davası kaldı. Ankara 3. İdare Mahkemesi davayı, “TMMOB’nin dava açma ehliyeti olmadığı” gerekçesiyle reddetmiş fakat bu ret kararı Danıştay tarafından bozulmuştu. Bir kez daha Ankara 3. İdare Mahkemesi önüne gelen davanın avukatlarına göre, imza örneklerinin toplanmış olmasına karşın hiçbir adli inceleme yapılmadan ardı ardına gelen takipsizlik ve ret kararlarında siyasal baskılar rol oynadı.

Sahte imza tespitinin kamuoyu gündemine geldiği Ocak 2015’te, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, “Bu bir tane kıytırık mühendisle olacak iş mi?” diye konuşmuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Danıştay 14. Dairesi’nde görülecek Akkuyu NGS duruşmalarından bir gün önce, “Nükleer de birilerini rahatsız ediyor. Rahatsız olsanız da olmasanız da biz nükleer enerjiyi de yapacağız” demişti.

Bakanlık, “Dışarıdan hizmet alındı” diyor ama fatura yok

Duruşmaya TMMOB adına katılan avukatlar Cömert Uygar Erdem ile Nurten Çağlar Yakış, yapılan bağımsız incelemede imzaların uyuşmadığını, bunun da ÇED Raporundaki revizyonların işten ayrılmış nükleer enerji mühendislerinin denetimi dışında gerçekleştirildiği anlamına geldiğini mahkemeye bir defa daha anlattı. Buna karşın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hukuk müşaviri, firmanın nükleer enerji mühendislerini istihdam zorunluluğu bulunmadığını, bu kişilerden danışmanlık hizmeti almasının, yani mühendislerin “dışarıdan destek” vermesinin yeterli olacağını ileri sürdü. Ancak firmanın mühendislerden hizmet satın aldığına ilişkin  mahkemelere veya savcılıklara sunulmuş herhangi bir fatura bulunmuyor.

TMMOB’ye göre nükleer enerji mühendislerinin imzalarının taklit edilmesi ve ÇED süreci devam ettiği sırada mühendislerin firmalardan ayrılması, ÇED Raporunun sadece bir çeviri çalışması olduğuna, bir başka deyişle Akkuyu NGS projesi hakkındaki ÇED sürecinin göstermelik yürütüldüğüne işaret ediyor.

‘Kendileri değilse de çocukları çocuklarımızdan özür dileyecek’

Cumhuriyet gazetesi davasında aldıkları cezalar istinaf mahkemesince onanan eski yazar ve yöneticiler İstanbul Barosu’nda açıklama yaptı. Cezaevine girmesi an meselesi olan karikatürist Kart, “Siyasi iradeden özür bekliyorum. Onlar yapmazsa çocukları, bizim çocuklarımızdan mutlaka dileyecektir’dedi. Onanan cezaların infazının durdurulması için İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sunulacak.

Cumhuriyet Gazetesi davasında, istinaf mahkemesi yerel mahkemenin kararını onadı. Kararın Ulusal Yargı Bilgi Ağı; UYAP’a girilmesi üzerine de  5 yılın altında ceza alan Musa Kart, Kadri Gürsel, Güray Öz, Hakan Kara, Önder Çelik, Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör’ün cezaevine girmesinin yolu açıldı. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi kendi yazışmalarını yapıp kararını infaz savcılığına gönderdikten sonra infazların başlaması bekleniyor. Beş yılın üstünde ceza alan Murat Sabuncu, Akın Atalay, Aydın Engin, Ahmet Şık, Hikmet Çetinkaya ve Orhan Erinç’le ilgili Yargıtay aşaması ise sürüyor.

Gazetenin eski yazar, yönetici ve avukatları bugün, İstanbul Barosu’nda bir açıklama yaptı. Akın Atalay, Güray Öz, Orhan Erinç, Musa Kart, Mustafa Kemal Göngör, Önder Çelik, Aydın Engin, Murat Sabuncu’nun yanı sıra avukatlar Tora Pekin, Bahri Belen ve Fikret İlkiz‘in katıldığı toplantıda cezaevine girmesi an meselesi olanlardan karikatürist Musa Kart şunları söyledi:

Bu, mizah değilse nedir?

Ben bir karikatüristim. 40 yıldır sadece karikatür çiziyorum. Yaşanan tüm güçlüklere karşın tercihimin doğruluğundan bir an bile kuşku duymadım. Ülkede korku iklimi yaratmak için bizi cezaevine attıklarını herkes biliyor. Arkadaşlarım savunmalarıyla tüm ithamları çürüttü. Buna karşın üst mahkeme, savunmamızı bile almadan, iki satırlık bir kararla, ilk mahkemenin kararını onadı. Ne yazık ki bu dönem duruşmasız-savunmasız yargılama dönemi olarak anılacak. Bu mizah değilse de nedir?”

Cumhuriyete, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve birlikte yaşamaya inanan insanlar olduklarını anlatan Kart, ceza tehdidinin bu durumu değiştirmeyeceğini söyledi; “Bu da böyle bilinsin” dedi.

Musa Kart

ETS Tur’dan ailesi için bir gezi paketi satın almasının, firmanın çalışanlarının ‘FETÖ iltisaklı’ olduğu gerekçesiyle iddianamede suç delili olarak gösterildiğini belirten Kart, “Tatil için ETS’yi aradım, bu da iddianamede FETÖ ile irtibatlı olduğuma delil sayıldı. Eğer bu şirket cemaatçi ise, niye onlarla ilgili bir işlem yapılmadı, değilse ben niye 9 ay cezaevinde yattım, şimdi tekrar alınıyorum? ETS Tur’un sahibi Kültür ve Turizm Bakanı nasıl oldu?” diye sordu.

Kart, davanın siyasi bir dava olduğunu da belirterek, “Ben siyasi iradeden bir özür bekliyorum. Dilemezlerse, biliyorum ki gün gelecek onların çocukları bizim çocuklarımızdan özür dileyecek. ‘Bizim suçumuz değil’ diyecekler, bizimkiler de ‘biliyoruz’ diyecek ve karşılıklı kahve içecekler” dedi.

‘Herşey, hepimizin gözleri önünde oldu’

Mustafa Kemal Güngör.

Toplantıda söz alan gazete avukatlarından Mustafa Kemal Güngör ise, bu davada 34 yıllık bir avukat olarak yargılandığını kaydetti; “Hukuku katleden bir kararla karşı karşıyayız” dedi. İktidarın 2010 Anayasa Referandumu sırasında “üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü savunacağız” dediğini hatırlatan Güngör şöyle konuştu: “Bu davada üstünlerin hukukunun uygulandığını gördük. Cumhuriyet üzerinden diğer gazetecilere, muhaliflere gözdağı veriyorlar. Kimse konuşmasın, eleştirmesin istiyorlar. Yaparsanız da derhal mahkemeler devreye giriyor.” İddianamede, “üye olmamakla birlikte bile isteye üç ayrı örgüte yardım ve yataklık etmekle” suçlandıklarını anlatan Güngör, “Bizi yargıyanlar da yargılatanlar da bizim isnat edilen suçları işlemediğimizi biliyor. Esasen terör örgütüne kimin yardım ettiğini bütün Türkiye biliyor. Her şey, hepimizin gözünün önünde oldu” şeklinde konuştu.

Güngör, 5 yıl üzerinde cezayla yargılanan diğer Cumhuriyetçilerin davasının Yargıtay’da temyiz aşamasında olduğunu hatırlatarak, “Temyiz’de arkadaşlarımız beraat ederse biz de bu karardan otomatik olarak yararlanacağız. Ama aylarca belki yıllarca cezaevinde kalacağız. Böyle adalet mi olur” dedi.

‘Devlet tuzak kurmaz’

Avukat Fikret İlkiz de onanan cezaların infazının durdurulması için İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sunacaklarını söyledi. “Hukukun hala bu ülkede var olduğuna inanmak istiyoruz” diye konuşan ve 5 yıl üstü ceza alanların temyize gidebilmesini, ancak 2 yıl altı cezaların istinaf mahkemesinde onanabilmesini eleştiren İllkiz, bunun yarattığı eşitsizliğe dikkat çekti. İlkiz, Adalet Bakanlığı’nın da bu eşitsizliği kabul ettiğini belirtti; “Devletin kanunlarıyla kimseye tuzak kurma hakkı yok” diye konuştu.

Aynı dosyada, aynı eylemlerle, aynı suçtan yargılanan ve mahkum edilenlerin, salt daha az cezaya hükmedildiği için cezaevine sokulmak istendiğine vurgu yapan avukat Tora Pekin ise durumun kanun önünde eşitlik ilkesine açıkça aykırı olduğuna vurgu yaptı. Tutuklamaların haksızlığına ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne 2016’da (AYM),  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) ise 2017’de başvuru yapıldığını anlatan Pekin, “Yaptığımız bireysel başvurular, iki yılı aşkın süredir ele alınmadı. AYM ya da AİHM, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni gözeten bir karar vermiş olsalardı, bugün burada olmayabilirdik” ifadelerini kullandı.

‘Anlatılan Türkiye’de basın özgürlüğünün hikayesi’

Pekin şöyle konuştu: Karara baktığınızda sadece yaptığımız haberler, attığımız başlıklar ve bir kaç köşe yazısının suç delili olduğunu görüyoruz. Bu yayınlarla, diğer deyişle sadece gazetecilik faaliyetiyle üç terör örgütüne birden üye olmamakla birlikte yardım ettiğimize karar verildi. Bağımsız gazeteciliğe, doğru haberciliği duyulan öfkenin bir sonucu olarak verilen cezalardan altı sınırdan uzaklaşıldı, 3 yıl 9 aydan 8 yıl 1 ay 15 güne varan cezalar hükmedildi. Uygulamada bunun örneği yok. Bu karara karşı 200 sayfalık bir dilekçe ile itiraz ettik ve duruşma istedik. İstanbul Bölge Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, duruşma istediğini yanıt bile vermedi. İtirazlarımızı da tek bir cümleyle hiçbir gerekçe göstermeden reddetti.”

Bugün Cumhuriyet Davası’nı hatırlatmak için toplanılmasına karşın gerçekte anlatılanın Türkiye’de basın özgürlüğünün hikayesi olduğuna vurgu yapan Pekin şunları söyledi: “IPI tutuklu gazeteci sayısını Şubat ayında 155 olarak verdi. Her gün bir gazetecinin gözaltına alındığı, evinde arama yapıldığı, örgüt üyeliği ya da örgüte yardımla suçlandığını görüyoruz. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) son raporun göre, Dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157. sıraya demir atmış durumdayız. Medyanın yüzde 95’inin iktidarın kontrolü altında. Cumhuriyet Davası ve arkadaşlarımızın olmayan bir suçtan tekrar hapse girecek olmaları bu dehşet verici tablonun önemli bir ayrıntısı sadece. Oysa ki özgür haber, özgür bilgi, özgür yorum demokratik toplumun olmazsa olmazıdır.”

Şapkadan tavşan çıkarma davası

7.5 yıl hapis cezasına çarptırıldığı için temyiz davası Yargıtay’da görülen Cumhuriyet Gazetesi eski CEO’su Akın Atalay, açılan davanın arkasında gazete yönetimini ele geçirmek üzere oluşturulan koalisyonda, halen gazete çalışanı olan birkaç kişinin anahtar işlevi gördüğüne ve iktidarla işbirliği yaptığına değindi; “O kişilerin ağır sorumluluğu var” dedi. Davada yargılananlara yönelik tek suçlamanın, çıkan haber ve yazılarla bütün terör örgütlerinin “işine yaramak” olduğunu kaydeden Atalay, “Bir tek ‘bunlar gerçek dışıdır’ diyemediler” diye konuştu. Cumhuriyet Vakfı’nın eski Yönetim Kurulu Başkanı ve 6 yıl 3 aylık hapis cezası Yargıtay’da temyiz’de olan Orhan Erinç ise şunları söyledi: “83 yaşındayım. 62 yıldır gazetecilik yapıyorum. Gazetecilik nedeniyle mahkum olan en yaşlı ve kıdemli gazeteciyim. Bu bir şapkadan tavşan çıkarma davasıdır. Dayanışma gösteren herkese teşekkür ediyorum.”

Ne olmuştu?

 25 Nisan 2018’de sonİstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 25 Nisan 2018’de sonuçlanan davada, “(PKK, FETÖ, DHKP-C) terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan, gazete CEO’su Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 , dönemin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Ahmet Şık, yazar Aydın Engin’e 7 yıl 6’şar ay Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç ve Hikmet Çetinkaya’ya 6 yıl 3’er ay, avukat Bülent Utku’ya 4 yıl 6 ay, Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz, Cumhuriyet Vakfı yöneticisi Önder Çelik, karikatürist Musa Kart ve avukat Mustafa Kemal Güngör ile Hakan Karasinir’e 3 yıl 9’ar ay hapis cezası verilmişti. Muhasebe Müdür Yardımcısı Yusuf Emre İper’e de “örgüt propagandası yapmak’ suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verilmişti.

Aylarca cezaevinde kaldıktan sonra geçtiğimiz yıl tahliye edilen sanıklar, temyiz sürecini bekliyorlardı.

Kilisesi yasaklı Diyarbakır’da kafede Paskalya kutlaması

Diyarbakır’da Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin sokağa çıkma yasağının bulunduğu bölgede olması nedeniyle Paskalya kilise yerine bir kafede kutlandı.

Amerikanın Sesi sitesinden Mahmut Bozarslan’ın haberine göre Hristiyan aleminin en eski ve en önemli bayramlarından olan Paskalya İsa’nın çarmıha gerildikten sonra 3. günde diriliş günü nedeniyle kutlanıyor.

Dünyanın dört bir yanındaki Hristiyanlarca kutlanan Paskalya Diyarbakır’da da kutlandı. Ancak Dünyanın birçok yerinde kilisede kutlanan Paskalya’yı Diyarbakır’da Ermeniler bir kafede kutladı. Kafede kutlama yapmalarının nedeni ise kiliselerinin bulunduğu sokakta, hala sokağa çıkma yasağı uygulanması.

2015 yılı Kasım ayında Sur’da, sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinden bu yana Surp Giragos Ermeni Kilisesinde herhangi bir etkinlik yapılmadı. Kilisede 5 yıldır ayin yapamayan Ermeniler, bu yılki Paskalya Bayramı’nı bir kafede kutladı.

Habere göre kafede düzenlenen kutlamaya, Ermenilerin yanı sıra diğer cemaatlere mensup Hristiyanlar da katıldı. Kutlamaya katılanlar önce hep birlikte kahvaltı yaptı. Kahvaltının ardından Paskalya geleneği olan boyalı yumurta tokuşturdu.

Surp Giragos Ermeni Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Gafur Türkay, kiliselerinin kapalı olması nedeniyle buruk bir bayram geçirdiklerini söyledi.

Türkay, şunları söyledi:

“Bugün Paskalya Bayramı’mız, Diyarbakır’da her yıl olduğu gibi bugün de bayramımızı kutluyoruz. Fakat burada ufak bir burukluğumuz var. Sur çatışmalarından sonra kilisemiz Sur’da olduğu için 5 yıldır kapalı. Biz de Diyarbakır’daki Ermeni cemaati olarak diğer halklarla birlikte bayramımızı kahvaltı şeklinde kutlamaya çalışıyoruz. Paskalya Bayramı küsleri bir araya getirerek barıştırıp çok coşkulu bir şekilde kutlanan bayramdır, bütün dinlerde olduğu gibi bizde de böyledir. Bizim bayramlar daha farklı oluyor. Diyarbakır’da az olmamıza rağmen Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nde yaptığımız etkinliklerde bütün inanç grupları katılıyor ve daha coşkulu geçiyordu.

Umut ediyorum ki daha coşkulu olan bayramlarımızı yapacağız. Bizde çörek ve renkli yumurtalar Paskalya Bayramı’nın sembolüdür. Ama burada kilise ortamı olmadığı için insanlarımızla kahvaltıda beraber bir arada olma fırsatı oluşturmaya çalıştık. Bu vesileyle bu bayramın bütün insanlığa barış ve özgürlük getirmesini diliyorum, çatışmasız ve ölümlerin olmadığı bir bayram diliyorum.” 

İran yaptırımları: ABD, Türkiye dahil 8 ülkenin muafiyetine son vermeyi planlıyor

ABD’nin Türkiye dahil 8 ülkeyi İran yaptırımlarından muaf tutmaya son vermeyi planladığı belirtiliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin

Amerikan Washington Post gazetesinin köşe yazarlarından Josh Rogin, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bugün, 2 Mayıs’tan itibaren 8 ülkenin (Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Türkiye, İtalya ve Yunanistan) İran’a yönelik yaptırımlardan muaf tutulmasına son verileceğini açıklayacağını yazmıştı.

Financial Times ve Reuters haber ajansına konuşan üst düzey ABD’li yetkililer de, Mike Pompeo’nun bugün konuyla ilgili bir açıklama yapacağını doğruladı.

Financial Times’ın internet sitesindeki haberde, ABD’nin aldığı bu kararla İran üzerindeki baskıyı artırmak istediği belirtiliyor.

Haberde ABD’nin ay başında İran Devrim Muhafızları’nı “yabancı terör örgütü” olarak gördüğünü duyurduğu da hatırlatılıyor.

Reuters haber ajansı ise ABD Başkanı Donald Trump’ın ulusal güvenlik ekibine ‘muafiyetleri bitirin’ talimatı verdiğini aktarıyor ve “Trump İran üzerinde azami ekonomik baskı oluşturmak istiyor” diyor.

Reuters, Trump’ın hedefinin ‘İran’ın petrol gelirlerini sıfırlamak’ olduğunu ifade ediyor.

Financial Times’taki haberden ise bazı satırlar şöyle:

“Bazı ülkelerin İran’a yönelik yaptırımlardan muaf tutulmasına son verilmesi, petrol fiyatlarının bu yıl hızla yükseldiği dönemde alınmış bir karar. OPEC üyelerinin gönüllü ya da gönülsüz kesintileri sonucu petrolün varil fiyatı 72 dolara kadar çıktı. Piyasalar, karışıklığın sürdüğü Venezuela ve Libya’daki gelişmeleri de yakından izliyor.

“Üst düzey bir Amerikalı yetkili Pazar günü, ABD yönetiminin, petrol piyasalarındaki koşulların, bazı ülkelerin yaptırımlardan muaf tutulmalarına son verilmesi için artık daha uygun olduğunu söyledi. ABD’nin, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle müzakereleri sürdürdüğünü de ekledi. Bu iki ülkenin, İran petrolünün piyasa dışına çıkmasının yaratacağı olumsuzlukların giderilmesine yardımcı olmaları amaçlanıyor…

“Çok az petrol uzmanı, ABD’nin İran’ın ham petrol ihracını tamamen durdurabileceğine inanıyor. Özellikle de Çin’e yapılan ihracatı. Ancak 8 ülkenin yaptırımlardan muaf tutulmasına son verilmesiyle muhtemelen İran’ın petrol ihracı günde 1 milyon varilin altına inecek. Mart ayında İran günde 1,9 milyon varil petrol ihraç ediyordu…

“Tüm bunlara karşın İran’a yönelik yaptırımların Washington’ın Avrupalı müttefikleriyle arasını açtığı da bir gerçek. Zira Avrupalılar, ABD’nin yaptırımlarına karşın İran’la ticareti sürdürebilmek için bir mekanizma oluşturmaya çalışıyor ve bu konuda Tahran’la birlikte çalışıyor.

“Bazı ülkelerse Washington’ın kendilerine daha fazla zaman vereceğini uman bir görüntü içindelerdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçen hafta Washington gezisi sırasında yaptığı açıklamada Ankara’nın İran’a yönelik yaptırımlardan bir süre daha muaf tutulmayı ‘beklediğini’ söylemişti.”

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Çarşamba günü İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’le Ankara’da yaptığı görüşmenin ardından da, “ABD’ye önümüzdeki süreçte de bu ambargoların yanlış olduğunu anlatmaya devam edeceğiz” demişti.

Kaynak: BBC

Ukrayna’da Zelenski farklı başkan

Ukrayna’da yapılan ikinci tur devlet başkanlığı seçimini aktör ve komedyen Vladimir Zelenskiy önde tamamladı. Zelenskiy sandık çıkış anketlerine göre yüzde 72,7 oy oranıyla ülkenin yeni devlet başkanı oldu.

Euronews habersitesinde yer alan habere göre Zelenskiy seçim sonrası verdiği ilk demeçte “Sizi asla yüzüstü bırakmayacağım.” diye konuştu. Zelenkiy eski Sovyet dönemi ülkelerine de “Bize bakın. Herşey mümkün.” diye seslendi.

Rakibi halen Ukrayna devlet başkanı olan Petro Poroşenko’nun oy oranı ise yüzde 27,3’te kaldı.

Dizi gerçek oldu

Ekonomik sorunlar, yolsuzluk ve ülkenin doğusunda Rusya ile yaşanan çatışmaların yarattığı atmosferin etkisiyle değişim arzulayan Ukrayna halkı yeni devlet başkanı olarak siyasi deneyimi olmayan aktör ve komedyen Vladimir Zelenskiy’i seçti.

“Halkın Hizmetkarları” isimli dizide tesadüfen devlet başkanı olan bir karakteri canlandıran Zelenskiy’nin rolü gerçek oldu.

Sri Lanka’da terör saldırısı: En az 207 kişi öldü

Sri Lanka’da Paskalya ayini düzenleyen kilise ve otelleri hedef alan saldırılarda en az 207 kişi hayatını kaybetti. Ölenlerden ikisi Türk olmak üzere 27’si yabancı uyruklu. Ülkede sokağa çıkma ve sosyal medyaya erişim yasağı ilan edildi

Sri Lanka’da Paskalya ayinlerinin düzenlendiği Kochchikade’de St. Anthony’s, Katana’da St.Sebastian ve Batticaloa’da bir kilise ile başkent Colombo’da beş yıldızlı Shangri-La, Cinnamon Grand ve Kingsbury otellerine bombalı saldırı gerçekleştirildi.

Saldırılarda 207 kişinin öldüğü, ölenlerden 27’sinin yabancı uyruklu kişiler olduğu bildirildi. Hayatını kaybedenler arasında iki de Türkiye vatandaşı bulunuyor.  Resmi Daily News gazetesi, saldırılarda 500’den fazla kişinin de yaralandığını yazdı. 

Adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili, patlamalardan en az ikisinin intihar saldırısı sonucu olduğunun sanıldığını söylerken, saldırıların sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı. 

Sukunet çağrısı

Sri Lanka Devlet Başkanı Maithripala Sirisena, patlamalar nedeniyle şoke olduğunu belirterek, sükunet çağrısında bulundu. Başbakan Ranil Wickremesinghe de korkakça saldırıları güçlü biçimde kınadığını belirterek, “Tüm Sri Lankalılara bu trajik dönemde bir arada ve güçlü kalmaları çağrısında bulunuyorum.” dedi. 

Maliye Bakanı Mangala Samaraweera ise Twitter hesabında yaptığı paylaşımda, patlamaları, “çok sayıda masum insanın ölümüne yol açan, çok iyi koordine edilmiş anarşi ve kargaşa yaratma girişimi” olarak nitelendirdi.

Saldırılarla ilgili olarak 7 şüpheli göz altına alındı. Sri Lanka polisi, patlamaların intihar saldırısı olabileceği ihtimalini değerlendiriyor. Yedinci patlamanın Dehiwala’da, bölgedeki hayvanat bahçesinin yakınlarındaki bir otelde gerçekleştiğini açıklayan polis, kısa süre sonra sekizinci patlamanın meydana geldiğini belirtti. Sekizinci saldırının ardından sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sosyal medyaya erişim de engellendi.

Yaralı sayısının fazla olması nedeniyle ülkede kan bağışı çağrısı yapıldı.

Çavuşoğlu: 2 Türk’ün cenazelerini kısa zamanda getireceğiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu saldırıya ilişkin, “Kilise ve otellerdeki masum insanları hedef alan terör saldırılarını lanetliyorum” açıklamasını yaptı.

Bakan Çavuşoğlu, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, “Sri Lanka’daki hain saldırılarda vatandaşlarımız Serhan Selçuk Nariçi ve Yiğit Ali Çavuş’u maalesef kaybettik” dedi. Hayatını kaybeden Türklerin aileleriyle temas halinde olduklarını söyleyen Çavuşoğlu, cenazelerin Türkiye’ye getirilmesi için de çalışmalara başladıklarını belirtti.  

Kılıçdaroğlu’na şehit cenazesinde saldırı

CHP  lideri Kılıçdaroğlu, Ankara’da katıldığı şehit cenazesinde bir grubun saldırısına uğradı. Tekme ve yumruklarla saldıran grubun elinden güçlükle kurtarılan Kılıçdaroğlu, korumaya alındığı evden zırhlı araçla çıkarılabildi. Olay yerinde bulunan Milli Savunma Bakanı Akar, saldırganlara seslenirken “Mesajınızı verdiniz” dedi. Saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldı.   

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’nın Çubuk ilçesinde, şehit er Yener Kırıkcı için düzenlenen cenaze törenine katıldı. CHP lideri törenin ardından bir grubun saldırısına uğradı. Yüzlerce kişinin etrafını sardığı Kemal Kılıçdaroğlu yumruk ve tekmelerin hedefi oldu..

Zırhlı araçla çıkarıldı

Tören sırasında önlem almakla görevli güvenlik güçleri Kılıçdaroğlu’nu çevredeki bir eve götürdü. CHP lideri içerideyken çevrede toplanan kalabalığın evi taşladığı görüldü ve “yakın” dediği duyuldu.Polis kontrolünde yaklaşık 1,5 saat evde tutulan Kılıçdaroğlu, zırhlı araçla evden çıkarıldı. CHP lideri, ilçe çıkışında zırhlı araçtan inerek, sivil plakalı bir araçla partisinin genel merkezine gitti. CHP liderinin sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.

Gök: Arbedede hepimiz bir yere savrulduk

Olay sırasında Kılıçdaroğlu’nun yanında bulunan CHP’li Levent Gök saldırıya ilişkin şunları söyledi: “Yaşanan arbedede hepimiz bir yere savrulduk. Kemal bey iyi, güvenli bir yere alındı. Soğukkanlı olmalıyız.”

Soruşturma başlatıldı

Ankara Valiliği ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olayın ardından yapılan açıklamada yasal işlem başlatıldığını duyurdu. Valilik açıklamasında, “Çubuk ilçemizde icra edilen şehit cenazesi töreninde CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik müessif protesto eyleminin önlenmesine yönelik gerekli güvenlik tedbirleri alınmış olup olayın sorumluları hakkında yasal işlemlere başlanılmıştır” denildi. Başsavcılıktan yapılan açıklamada ise, soruşturma başlatıldığını, olayın terör bağlantısı ya da provokatif bir eylem olup olmadığıyla ilgili her yönüyle araştırıldığı belirtildi.

CHP’de yönetici ve milletvekilleri olağanüstü toplantı yapmak üzere Ankara’ya çağrıldı.

Kılıçdaroğlu: Saldırı Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüne

Saldırının ardından başkentteki parti genel merkezine ulaşan Kılıçdaroğlu, parti binası önünde toplananlara bir konuşma yaptı. Bunun Türkiye’nin birliğine ve bütünlüğüne yapılmış bir saldırı olduğunu söyleyen CHP lideri, olayı “köye dışarıdan gelenlerin tezgahı” olarak nitelendirdi. Görüşü, inancı, kimliği ne olursa olsun 82 milyonu kucaklayan bir genel başkan olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Şavşat’tan Ardanuç’a giderken PKK terör örgütünün saldırısına uğramıştım. Aynı saldırının benzerini bugün yaşadım. Sanıyorlar ki, CHP Genel Başkanı biz saldırınca geri adım atacak. Bir milim geri adım atmayacağım. Hiçbir saldırı bizi yıldıramaz.”

Olaya şehit ailesinin de üzüldüğünü kaydeden CHP lideri “Bunlar Müslüman da değildir. Namaz kaldırmadılar” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, CHP Genel Merkezi’ne giderek Kemal Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun dileğinde bulundu.

Akar: Mesajınızı verdiniz

Şehit cenazesine katılmak üzere Çubuk’ta bulunan Akar, saldırgan kalabalığa şöyle seslendi: Çubuklu kardeşlerim mesajlarınızı verdiniz, tepkilerinizi gösterdiniz, şimdi sükunetle burayı boşaltıyoruz. Arkadaşlarım bize güvenin, bize inanın hep beraber burayı boşaltıyoruz ve Yener’in evine gidiyoruz.”

Polis hoparlöründen evin çevresinde toplananlara seslenen Akar, Çubuk’un yiğit insanları olduğu, şanlı tarihi olan bir yer olduğunu anlattı, şehit er Kırıkçı’nın silah arkadaşlarının, onun kanını yerde bırakmayacağını söyledi.  

Öztrak: Neyin mesajı?

Olağanüstü toplanan CHP MYK’nın ardından açıklama yapan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Ankara Valisi ve İçişleri Bakanı’na istifa çağrısı yaparak şöyle konuştu: Bu son derece organize bir eylemdir. Azmettiricileri bellidir. Bu saldırılara karşı geçmişte de dimdik ayaktaydık, ayakta durmaya devam edeceğiz.

Öztrak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “gün demiri soğutma günüdür” sözüne de atıfta bulundu; “Kızgın demiri soğutma günüyse herkes buna göre davranmalıdır” dedi. Milli Savunma Bakanı Akar’ın sözlerine tepki gösteren Öztrak “Milli Savunma Bakanı’na bir sorumuz vardır. Kılıçdaroğlu’na linç girişiminde bulunanlara, ‘o evi yakın’ diyenlere ‘mesajınızı verdiniz’ demek ne anlama gelmektedir. Ne masajı vermişlerdir: sorumluluk makamındakiler kullandıkları dile dikkat etmelidir. Biz, bu oyunu bozacak güçteyiz” diye konuştu.

Tepki yağıyor

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun uğradığı saldırıya gelen tepkiler şöyle:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Bu olaydan memnuniyet duymak mümkün değil. Köy halkı teker teker dinlenmelidir. Bu bir siyasi partinin liderine karşı yapılan yakışık kalmaz, kabulü mümkün değildir. Kendisi nereye nasıl gideceğini araştırmalı, parti yöneticileriyle görüş alışverişinde bulunmalıdır.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül: Menfur saldırıyı kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Şiddetin hiçbir türünün demokratik siyasete gölge düşürmesine izin vermeyeceğiz.

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş: Sayın Kılıçdaroğlu’na karşı gerçekleştirilen müessif saldırı son derece üzüntü verici ve asla kabul edilemez.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik: Her türlü şiddet eylemini kınıyoruz. Hukuk dışına çıkmaya kimsenin hakkı yoktur.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan çirkin saldırıyı kınıyor, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Şiddet, demokratik bir hak arama ve tepki verme yöntemi olamaz. Kimsenin hukukun dışına çıkmasına müsaade edilmeyecektir. Gerekli hukuki süreç başlatılmıştır.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop: Bunu yapanların bir provokasyon içerisinde olduklarını düşünüyorum. Arkasındaki planlamanın da ortaya çıkarılması gerektiği kanaatindeyim.  

Binali Yıldırım: Biz hep birlikte Türkiye’yiz. Gün ayrışma günü değil, teröre karşı birlik olma günüdür. Sayın Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.



İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali başladı

İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali (İTEF) bu yıl, 18 – 22 Nisan 2019 tarihlerinde “Dalgakıran Edebiyat” teması ile 11. kez düzenleniyor.

Festivalde bu yıl, 20 yazar, 15 edebiyat profesyoneli, moderatörler, çizer ve çevirmenler ile birlikte söyleşiler, etkinlikler, atölyeler, konserler ve edebiyat partileri düzenlenecek.

Önceki yıllardan farklı olarak bu yıl “Dijital Dalgakıranlar” adı altında, Keçi Edebiyat, İyi Kitap ve k24 gibi dijital mecraların da etkinliklerde yer alacağı festival, 20 Nisan Cumartesi saat 21:00’da Yapı Kredi bomontiada’da, Aslı Perker, Hande Birsay, Hakan Günday ve Tuna Kiremitçi gibi yazarların DJ kabininden okurlarına bu sefer müzik şöleni yaşatacağı bir konser de sunacak.

Georgi Gospodinov, Ruth Ware, Paolo Peretti, Gabor T. Szanto, Luke Frostick gibi farklı ülkelerden yazarların yanı sıra Türkiye’den: Azra Kohen, Buket Uzuner, Burhan Sönmez, Defne Suman, Ertuğ Uçar, Fuat Sevimay, Mahir Ünsal, Murat Menteş, Sevinç Erbulak, Şebnem İşigüzel ve Yekta Kopan gibi pek çok yazar, okurlarla buluşacak. (Yeşil Gazete)

Öteki Dünyadan Sinyaller: Asja Lācis ve Çocuk Tiyatrosu

AVTO, 18 Nisan – 31 Mayıs 2019 tarihleri arasında Letonyalı tiyatro yönetmeni ve pedagog Anna “Asja” Lācis’in alternatif pedagoji alanındaki çalışmalarını konu alan “Öteki Dünyadan Sinyaller: Asja Lācis ve Çocuk Tiyatrosu” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Andris Brinkmanis’in küratörlüğünü yaptığı serginin odağında Walter Benjamin’in Lācis ile çalıştığı yıllarda birlikte yazdığı “Proleter Bir Çocuk Tiyatrosunun Programı” başlıklı makalesinde özetlediği ve kuramlaştırdığı Lācis’in savaş yetimleri ve evsiz çocuklarla yaptığı çığır açan tiyatro pratiği yer alıyor.

Rihard Funts tarafından tasarlanan sergide Asja Lācis ve Walter Benjamin’in yanı sıra eğitim alanında çalışan diğer kuramcı ve araştırmacıların çocuk tiyatrosu ve alternatif pedagojik yöntemler hakkında yayınlanan yazıları ve projenin önceki sunumlarında gösterilen (Kassel’de Documenta 14, 2017 ve Riga’da Letonya Ulusal Kütüphanesi, 2019) arşiv belgeleri, fotoğrafları ve Lācis ile yapılan görüntülü bir röportaj da yer alıyor.

Sergi süresince serbest kullanıma açık bir çalışma alanı olarak da işlev kazanacak olan AVTO, konuşmalar, okuma grupları ve atölye çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Sergiye paralel olarak 20 Nisan 14:00’da SALT Açık Sinema’da Andris Brinkmanis alternatif pedagoji ve Asja Lācis üzerine yaptığı araştırma hakkında bir konuşma yapacak.

Asja Lācis, uzun kariyeri boyunca Almanya’da Bertolt Brecht, Max Reinhardt, Fritz Lang, Bernhard Reich, Erwin Piscator, Siegfried Kracauer ve Walter Benjamin, Rusya’da Fyodor Komisarjevsky, Vladimir Mayakovsky, Vsevolod Meyerhold, Vladimir Bill-Belotserkovsky, Sergei Eisenstein, Victor Shestakov, Dziga Vertov, Sergei Tretyakov ve Letonya’da Linards Laicens, Leons Paegle gibi birçok entelektüel, akademisyen ve sanatçıyla işbirliği içerisinde bulunarak avangart akımın ekolleri arasında önemli bir aracı rol üstlendi.

Lācis, çocuk tiyatrosu ile ilgili deneysel çalışmalarının yanı sıra çocuk sineması alanında da  araştırmalar yaptı. Medyanın genç izleyiciler üzerindeki etkisini analiz eden ve bu alana katkıda bulunan (“Children and Cinema” adlı kitabı Teakinopechat yayınları, 1928) ilk kişilerden biridir.

Eğer Augusto Boal’ın önerdiği gibi değişimin başlangıcı hâlihazırda estetik aracılığıyla sahip olunan bilginin kendisi ise bu serginin amacı da gerçekleştiği yeri ve zamanı göz önüne alarak günümüzün politik, ekonomik ve toplumsal koşullarında Benjamin tarafından ‘program’ başlığı altında toplanan ‘Lācis deneyiminin’ taşıdığı öğrenme ihtimallerini keşfetmektir. (Yeşil Gazete)

Kültürler arası çoğulculuk mümkün

DEPO20 Nisan – 14 Temmuz 2019 tarihlerinde Paylaşılan Kutsal Mekânlar başlıklı sergi projesine ev sahipliği yapıyor. Calouste Gulbenkian Vakfı ve Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin desteğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında 20 Nisan Cumartesi günü saat 15.00’da bir konferans da düzenlenecek.

“Paylaşılan Kutsal Mekânlar” projesi, Akdeniz, Ortadoğu ve Balkanlar’da üç Semavi dinin paylaştığı mekân ve pratiklere bakıyor. Proje Fransa’dan Fas’a, Türkiye’den Mısır’a dinlerin birlikte yaşadığı çeşitli bölgeleri ele alıyor ve günümüzü niteleyen özcülük, içe kapanmacılık ve nefret politikalarının ötesinde kültürlerarası bir çoğulculuğun tarihte ve günümüzde yaşandığını ve mümkün olduğunu gösteriyor.

Bu üç din, teolojik farklılıklarına rağmen, inanışlar, ayinler, kutsal figürler ve mekânlar bakımından birçok ortak unsura sahip. Öte yandan, bu kesişmeler muğlaklıktan tamamen uzak olmadığı gibi kimi zaman da çatışmalara yol açabiliyor. Akdeniz dünyası paylaşımın birçok örneğini sunduğu gibi, bölünme ve ayrışmayı da içeriyor.

“Paylaşılan Kutsal Mekânlar” bu hadiseyi, farklı bağlamlara sahip çeşitli örnekler vasıtasıyla konumlandırarak ve iç içe geçmiş mekân ve pratikleri, sembol ve figürleri öne çıkararak araştırıyor. İstanbul “Paylaşılan Kutsal Mekânlar”ın hikâyesini anlatmak için ideal bir konuma sahip; bunun yegâne sebebi üç tektanrılı dinin tarihsel olarak burada gelişmiş olması değil, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yüzyıllar boyu bir arada var olmayı sürdürmeleri de.

Güncel sanat, fotoğraf, etnografik malzeme ve dijital medyayı biraraya getiren sergi, hac ve “kutsalı paylaşma”nın çok duyulu deneyimini, konu edilen coğrafyalardaki kutsal mekânların ve manzaraların görsel olarak etkili boyutunu ve İstanbul’un dinsel çeşitlilik ve biraradalık geçmişinin zengin ve çok katmanlı yapısını aydınlatıyor.

Yıllar süren antropolojik ve tarihsel araştırmaya dayalı, çok yönlü bir proje olan “Paylaşılan Kutsal Mekânlar”, her bir tekrarında yeniden yazılmasıyla sergiyi kendi içinde bir “hac yolculuğu”na çıkarıyor. Gerçekten de genel tema aynı kalmakla beraber biçim, içerik ve bağlam her yeni şehirde değişiyor. Bu serginin farklı versiyonları, Marsilya Avrupa ve Akdeniz Medeniyetleri Müzesi (Mucem) (2015), Tunus Bardo Müzesi (2016), Paris (2017), Selanik (2017), Marakeş (2018) ve New York’ta (2018) düzenlendi. Sergi bu sonbahar Ankara’da açılacak.

Küratörler: Dionigi Albera & Manoël Pénicaud

Sanatçılar: Saima Altunkaya / Hüsniye Ateş / Benji Boyadgian / Hera Büyüktaşçıyan / Manuel Çıtak / Ekrem Ekşi / Thierry Fournier / Giampaolo Galenda / Emrah Gökdemir / Nele Gülck & Nikolai Antoniadis / Engin Irız / Noha Ibrahim Jabbour / Robert Jankuloski / İzzet Keribar / Cynthia Madansky / Marco Maione / Jean-Luc Manaud / Diana Markosian / Cécile Massie / Andrea Merli / Ayşe Özalp / Manoël Pénicaud / Nira Pereg / Guy Raivitz / Sarkis / Gildas Sergé / Cemal Taş / Hale Tenger / Francesco Tuccio / Gençer Yurttaş

Araştırmacılar: Dilşa Deniz / Sébastien de Courtois / Aylin de Tapia / Marion Lecoquierre / Jens Kreinath / Elizabeta Koneska / Sara Kuehn / Yael Navaro / Antonio Pusceddu

Koleksiyonlar ve Arşivler: C-Album / Dirimart / Gamma-Rapho / Gemäldegalerie / Getty Research Institute / Houshamadyan / IDEMEC-CNRS, Aix-Marseille Université / İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi / Library of Congress / Musée des civilisations de l’Europe et de la Méditerranée (Mucem) / The National Gallery / The New York Public Library / SATIS, Aix-Marseille Université

Konuşmacılar: Dionigi Albera (Araştırma Direktörü, CNRS, Aix-Marseille Üniversitesi), Nikolai Antoniadis (Gazeteci), Sara Kuehn (Marie Curie Araştırmacısı, CNRS, Aix-Marseille Üniversitesi), Claudio Monge (İlahiyatçı, Strasbourg Üniversitesi), Emre Öktem (Öğretim Üyesi, Galatasaray Üniversitesi), Benji Boyadgian, Thierry Fournier, Nele Gülck, Nira Pereg, Sarkis, Hale Tenger. (Yeşil Gazete)