Ana Sayfa Blog Sayfa 2537

HDP İstanbul kararını verdi: İmamoğlu desteklenecek

‘İstanbul İttifakı’adı altında İmamoğlu’na oy istenecek

Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul seçimlerini yenileme kararının ardından partilerde 23 Haziran için hazırlık başladı. 6 Mayıs’ta Abdullah Öcalan’ın mektubunun ardından HDP’nin İstanbul seçimlerinde nasıl tavır alacağı merak ediliyordu.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine 8 yıl sonra izin verilmiş; Öcalan avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, Türkiye ve bölgedeki çatışmalar, açlık grevleri ve Suriye’deki gelişmelerle ilgili çağrılarda bulunmuştu. Öcalan’ın açıklamasında özellikle toplumsal uzlaşma vurgusu, açlık grevleriyle ilgili çağrı ve SDG’nin Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alması isteği göze çarpmış; mektubun zamanlaması ve yenilenecek İstanbul seçimleriyle ilgisi kamuoyu tarafından tartışılmıştı.

2013-2015 yıllarındaki çözüm sürecine yeniden dönülmesinin mümkün olmadığını ifade eden HDP kaynakları, İstanbul seçimlerinin boykotu ya da farklı bir oluşum içinde yer alma tartışmasının gerçeği yansıtmadığını ifade edildi.

MYK’de karar verildi

YSK’nin kararının ardından olağanüstü gündemle toplanan Merkez Yürütme Kurulu’nda da İstanbul seçimlerine yönelik tutum kesinleşti. Toplantıda, HDP seçmeninin, “Belediyelerimize kayyum atandığında ve yüzde 20 oy alan ikinci adaylara KHK bahanesi ile mazbata verildiğinde” muhalefet partilerden gerekli desteği alamadığı eleştirileri hatırlatıldı. Ancak yapılan tartışmaların ardından ‘İstanbul İttifakı’ adı altında bir ittifak söylemi geliştirilerek seçmenlerden Ekrem İmamoğlu için oy istenmesine karar verildi. Bu süreçte İstanbul milletvekilleri ile bazı genel başkan yardımcılarının da İstanbul’da kalarak seçim çalışmalarını koordine etmesi kararlaştırıldı.

 

Hollanda ‘aşırı turizm’den bıktı: Artık tanıtım yapmayacağız

Hollanda’da Turizm Kurulu, ülkenin aşırı kalabalık olması nedeniyle, turistik açıdan tanıtımını yapmaya son vereceklerini duyurdu. Hollandalı yetkililer, turistlerin ziyaret ettiği yerleri bozduğuna dair endişeleri hatırlatarak giderek artan ziyaretçi sayısının ‘tümüyle güzel bir şey’ olmadığını belirtti.

Önümüzdeki 10 yıl için bir plan hazırlayan Turizm Kurulu, “Ziyaretçi akınını ve turizmin getireceği avantajları kontrol edebilmek için şimdi harekete geçmeliyiz. Turizm teşvikinin yerine, şimdi turizmi nasıl yöneteceğimizi konuşmanın zamanı” dedi.

‘Turist vergisi” de artırılacak

Kurul ayrıca, geçen yıl getirilen ve ziyaretçi sayısını kontrol etmeyi amaçlayan turist vergisini de artırmayı planlıyor. Yetkililer, turistleri ülkenin az ziyaret edilen bölgelerine yönlendirmeyi de hedefliyor.

Ülkenin giderek artan popülaritesi Hollandalılar arasında emlak fiyatlarının artması, kamu düzeninin ve mahalle kültürünün bozulması gibi endişe yaratan unsurları tetikliyor.

Ziyaretçi sayısının 10 yıl içinde 29 milyona çıkması bekleniyor

Başkent Amsterdam’a gelen turistlerin sayısı 2005 yılında 11 milyonken, bu sayı 2016’da 18 milyona çıktı. Hollandalı yetkililer, ziyaretçi sayısının 10 yıl içinde 29 milyona çıkacağını tahmin ediyor.

Ancak Amsterdam dışındaki turistik yerler, özellikle lale bahçeleri de aşırı ilgiden nasibini alıyor. Lisse’deki dünyanın en büyük çiçek bahçelerinden biri olarak bilinen Keukenhof’un ziyaretçi sayısı sadece altı yılda 800 binden 1.4 milyona çıktı.

Hollandalı yetkililer, geçtiğimiz günlerde lale tarlalarını selfie meraklısı ziyaretçilerden korumak için bir dizi önlem almıştı. Lalelerin ezilmesinden bıkan Hollandalılar, tarlaları bariyerle çevirdi ve lalelerin yakınında selfie çekerken ‘yapılması ve yapılmaması gerekenler’i anlatan bir rehber hazırladı.

ABD’den yeni ambargo: İran demir, çelik, bakır ve alüminyum satamayacak

ABD, nükleer anlaşmadaki bazı taahhütlerini uygulamayacağını açıklayan İran’ın demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerine yönelik yeni yaptırımlar getirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerine yönelik yeni yaptırımlar getiren başkanlık kararnamesini imzaladı ve Tahran “temelde”yaklaşımını değiştirmediği sürece daha fazla adım atma tehdidinde bulundu. Beyaz Saray, Trump’ın imzaladığı başkanlık kararnamesini bir açıklamayla duyurdu.

İran’ın petrol dışı en büyük ihracat gelirlerini oluşturan demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörleri, ülkenin ihracatın yüzde 10’unu oluşturuyor.

İran 2015’de imzalanan nükleer anlaşma kapsamındaki “bazı taahhütleri” uygulamayı bırakmaya başladığını dün açıklamış ve ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin ardından anlaşmada kalan ülkelerin ABD yaptırımlarına karşı İran’ı korumadıkları takdirde daha fazla adım atma tehdidinde bulunmştu.

Trump yönetimi, geçen yıl Mayıs ayında nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamış ve sonrasında Tahran yönetiminin petrol ihracatını hedef alan yaptırımları uygulamaya koymuştu.

AB, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa’dan çağrı

Öte yandan, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa, nükleer anlaşmadan kısmen çekildiğini açıklayan İran’a sorumluluklarını yerini getirmeye çağırdı. AB ülkeleri her türlü ültimatomu reddettiklerini duyurdu.

2015’te imzalanan anlaşmanın tarafları arasında ABD ve İran’ın yanı sıra İngiltere, Fransa, Çin, Rusya ve AB de vardı.

Kissebükü, Bakanın doğal SİT’e otel ısrarına direniyor

Kültür ve Turizm Bakanı’nın sahibi olduğu ETS’ye ait otel projesine halk tepkili. Doğal SİT alanında yer alan projenin ÇED bilgilendirme toplantısı tartışmalı geçti.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy‘un sahibi olduğu ETS’nin, Bodrum Kissebükü, Adalıyalı Koyu’nda 124 bin metrekarelik alana inşa etmek istediği “Maxx Royal Bodrum Oteli” ile ilgili ÇED toplantısı yapıldı. Otelin doğal SİT alanına yapılmasının planlandığını belirten yöre halkı, hukukçu ve çevre aktivistleri, ‘ÇED gerekli değil’ kararınının bilirkişi raporunda da mahkum edildiğini, projeye karşı mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.

Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından proje için verilen “ÇED gerekli değildir” kararı, avukat Betül Sümer Cinmen tarafından yargıya taşınmış, Muğla 2. İdare Mahkemesi’nin oluşturduğu bilirkişi heyeti de bölgenin mutlaka korunması gerektiğini vurgulamıştı.

Yasal süreçte oluşturulan 2. bilirkişi heyeti de şu görüşü paylaşmıştı:  “Arkeolojik açıdan Adalıyalı Koyu’nun tamamı 1. derece Arkeolojik SİT özelliğine sahiptir. Turizm konaklama tesisinin faaliyete geçmesi halinde, kentsel yerleşmeye uzakta bulunan ve doğal yapısını yitirmemiş olan proje alanı ve çevresi önemli bir yapılaşma baskısına maruz kalacaktır.”

Bodrumaktif.com’da yer alan habere göre, yasal süreç devam ederken 8 Mayıs’ta şirkete verilen son Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) onayıyla ilgili halkın katılımı toplantısı düzenlendi. oplantıda Çiftlik Muhtarı Halil Köse ““Toplantının yeri burası olmamalı. Adalıyalı, Çiftliğe 6 km uzaklıkta iken siz 30 km uzaklıkta toplantı yapıyorsunuz. Bu toplantı yeniden yapılmalı” derken, diğer katılımcılar “Bütün engellere rağmen katılımın yüksek olması ve Mazılı yerel halkın gösterdiği ilgi  de gösteriyor ki, bu otel buraya yapılamaz” ifadelerini kullandı.

‘Halkı bilgilendirmek için değil, kredi alabilmek için’

Avukat  Betül Cinmen de ÇED toplantısının, şirketin uluslararası kredi alabilmesi için yapılmasının zorunlu olduğuna, aksi halde kredi alamayacağına dikkat çekti. Cinmen,  şunları söyledi: “Yürütmeyi durdurma kararı verilen 25 binlik plana rağmen 1/binlik ve 5 bin ölçekli planı nasıl yapıyorsunuz? Bu bir suçtur, neyin üzerinde konuşuyorsunuz bilmiyorum, bu konuda suç duyurusunda bulunacağız. Bakanılk olarak yürütmeyi durdurma kararını bilmemeniz mümkün değil, sanki yürütmeyi durdurma kararı yokmuş gibi davranamazsınız, suçtur. Bunlar eski 1/25 bine göre yapılmış plan.” .

Projenin ÇED raporunu hazırlayan çevre mühendisi Mustafa Tel’in çuval bezi üzerinde yaptığı  sinevizyon gösterisinin sonunda, Muğla Çevre Şehircilik Müdürlüğü yetkilisi Bekir Erdoğan toplantıda bulunanlara söz verdi. Söz alanlar sırasıyla ve özetle şunları söyledi:

Ayşe Temiz  (Arkeolog): Bodrum müzesinden emekliyim bu bölgeyi çok iyi bilirim. İnşaat yapılacak alan 2863 yazılı yasaya göre buraya inşaat yapılması yasak ve sakıncalı. Bu projeyi aklım almıyor. Ormanlık alanda cetvelle çizilmiş gibi plan olmaz.

Arif Yılmaz (Kaptan): Önünüzdeki deniz alanının tamamı arkeolojik SİT alanıdır. Bütün bölge arkeolojik deniz alanıdır ve dalışa yasak bölgedir. Buraya iş makinası girdiği andan itibaren tarih fışkıracak, ondan sonrada geri dönüşü olmayacak. Burası aynı zamanda deniz turizmi alanıdır; mavi yolculuktaki teknelerin konaklama alanıdır. Turizm tek taraflı olamaz. Bir yandan tesis yaparken bir yandan haritalara işlenmiş koyları deniz turizmine kapatacaksınız, böyle şey olmaz. Bu alanın tahsisi yasal değildir, buraya açılan tahsisler kendi direktifleri ile 2007 şubat ayında ortadan kaldırılmıştır, yani yok hükmündedir

Rana Öztürk (Tema Bodrum Temsilcisi): Buranın köylüsü bu denizlerden ekmek yiyor, bu anlattıklarınızın tamamı katliamdır, köylünün ekmeği ile oynamayın. Eko sistemi bozarsınız. İnsanların ekmeğini öldüreceksiniz. Buradaki oteller köylüyü tuvalet bekçisi bile yapmıyor, şimdi buranın denizine göz diktiniz, süslü püslü laflarla köylüyü kandırmayın, biraz vicdanlı olun. .

Erdem Ağan (Yat imalatçısı-Denizci): Bodrum Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesiyim. 1960 lardan sonra deniz turizmi Bodrum’dan başladı, sonra yat imalatçısı sektörü canlandı. Mavi tur, denizi doğayı ve güneşi satabileceğimiz başka bir turizm yok; burada arkeoloji ve tarihi de eklemişiz. Kissebükü ve Adalıyalı’ yı yok etmek üzereyiz. Buraya yol inerse bu koyları, doğayı kaybederiz. 400 personel değil 25 bin kişi ekmek yiyor, 5 bin yat bu koylara demirliyor. Bir yeri yaşatmaya çalışırken başka birçok sektörü öldürüyoruz.

Rüştü Tezcan (Denizci –Yatcı ): Bu koylar çok az kaldı çok özel koylar. Yapılacak yer çok lüksmüş çok lüks tesisler her yere yapılabilir. Yatırıma karşı değiliz ama yeri çok iyi belirlenecek. Mavi yolculuk sürdürülebilir turizm türüdür, bunu öldüremezsiniz;  tek rakipsiz sektörümüzdür, çünkü dünyada çok az yerde yapılabilmektedir. Mavi yolculuk Pamukkale ve Kapadokya gibidir. Burada köylünün tapulu arazileri imara kapalı, ama otel inşaatına açık. Olacak şey değil.

Güney Şirin (HDP Ekoloji Sözcüsü): Turizm, insanları beton içerisinde lüks odalarda yatırmak değil. Mavi ile yeşilin eşsiz olduğu Gökova’sı ile tur yaptıracağız. Binlerce yıllık arkeoloji yapısı ile tur yaptıracağız . Bu tür tesisler yerine ev pansiyonculuğunu özendirmeliyiz. İnsanlar Ankara’nın İstanbul’u betonundan kaçıp bu doğaya geliyorlar. Bu doğayı yok edersek, özellikle doğayı korumak ile ilgili yetki alanlar bunu yaparsa bu ülke biter. 1970 lerde 88 tane koy varken bugün 44 koy kalmış. Turizm bakanı burayı yaparsa bu koy olmayacak. Başka bakanların yetkililerin başka koylara inşaat yapmasına nasıl engel olacağız? Nüfuzunu, gücünü kullanıp tahsis alarak inşaat yapıyor. Burada çıkacak hafriyat nereye gidecek? 30 km. ormanlık alan yok edilecek. Buranın yeniden eski haline gelebilmesi için 300 yıl geçmesi gerekiyor. Bu tesisin yapılmasını halkın karşı çıkılmasına rağmen yapılmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.

Bige Karan (Dernek başkanı): Bodrum’u korumak için dernek kurmak zorunda kaldık. 125 bin metrekarenin tek bir metrekaresine bile çivi çakılmasını beton dökülmesini istemiyoruz.

BOYD Başkanı toplantıyı terk etti

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (BOYD) Başkanı Serdar Karcılıoğlu; Bodrum’un Mavi yolculuk sayesinde dünya markası olmadığını, kentin bu tür markalara ihtiyacı olduğunu söyleyince, büyük tepki gördü. Karcıoğlu, tepkiler üzerine toplantıyı terk etti.

Bu yılın başlarında otel projesi için imar değişikliğine gidilmiş; 25 dönüm alan için ek inşaat izni verilmişti. Bakan Ersoy da kaçak otelleri için imar barışı uygulamasına başvurduğunu açıklayarak “Çok büyük avantaj, niye kaçırayım? Rakamlar yüksek değil. İşletmelerin yarım sezonluk kârı” demişti.

 

Bartın’da termik mücadelesi, yeniden: Sorumluluk seni çağırıyor

Danıştay’dan dönmesine rağmen, Bartın’a termik santral kurmak için yeniden ÇED başvurusu yapılmasına kentten tepki yağıyor. Bartın Platformu, bölge halkını  halkını yarın Amasra Kapalı Spor Salonu’’da yapılacak termik santral ÇED halkın katılımı toplantısına davet etti.

Hattat Enerji ve Maden A.Ş’nin (HEMA) Bartın’ın Amasra ilçesinde yapmak istediği termik santral, yeniden gündemde. Santral için ÇED onayının Danıştay tarafından bozulmasının ardından şirketin yeniden ÇED başvurusunda bulunması üzerine Bartın Platformu, bir çağrı yayınladı. Yeni başvuruyla ilgili 10 Mayıs’ta Amasra Spor Salonu’nda 10.00’dan itibaren bilgilendirme toplantısı yapılacağını belirten platformun açıklaması şöyle:

“Sevgili Bartınlılar, Amasralılar…

24-25 Kasım 2010’u hatırlıyorsundur, binlerce kişi Bartın Belediye Evlendirme Salonu’na gittik ve hep birlikte Amasra’da termik santral istemiyoruz dedik. Sonra Ankara’ya gittik sesimiz bakanlık binasının duvarlarında yankılandı. Daha sonra sayısız toplantıda sesimizi
duyurduk, termiksiz yaşam istediğimizi haykırdık. Önce bakanlık sesimizi dinledi ve Amasra’da termik santral olmaz dedi. Araya siyasetçiler girdi, bürokratlara baskı yaptılar ve Amasra’da termik santral yapılmasına hukuksuz şekilde izin verdiler. Biz 43 bin kişi
dilekçe verdik, 2019 kişiyle dava açtık ve 2019 yılında kazanarak Amasra’da termik santrali iptal ettirdik. 10 yıldır birlikte sürdürdüğümüz mücadelede termik santralden tam kurtulduk derken, gözlerini para hırsı bürümüş Hattat yeniden termik santral yapmak için
başvurdu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu başvuruyu geri çevirmesi gerekirken, termik santral için yeni bir ÇED süreci başlattı. Sermaye-politikacı ve bürokratların Bartın-Amasra halkının iradesini
yok sayan bu işbirliğini yine boşa çıkaracağız. Bu yeni başvuruyu da iptal ettireceğiz. Çünkü Bartın-Amasra Halkının bugüne kadar yapmış olduğu mücadeleye ve iradesine sahip çıkma gücüne güveniyoruz.

Termik Santral ÇED başvurusu kapsamında halkın katılımı toplantısı bu Cuma günü (10 Mayıs) yapılacak. Biz Bartın-Amasra Halkının da orada olacağına inanıyoruz. O gün işinizi gücünüzü bırakın ve geleceğinize sahip çıkmak için saat 10:00’da Amasra Spor Salonu’nda yapılacak olan toplantıya gelin. O gün sabah saat 9:00’da Bartın Eski Terminal’den
araçlar kalkacaktır. Sorumluluk hepimizi çağırıyor. Unutmayın geleceğimiz kendi ellerimizde.”

‘Bizi rahat bırakın’

Termik santrale bir kez daha ‘hayır’ demek için dün Hükümet Caddesi’nde bir basın açıklaması da düzenlendi.  Platformun bileşenlerinden Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın ve Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır’ın da yer aldığı açıklamaya diğer platform bileşenleri ve vatandaşlar da katıldı. Bartın’a zarar verecek bütün yatırımların karşısında olduklarını belirten Akın şöyle konuştu:

“10 yılı aşkındır Bartın’ımızda gerçekten sıkıntıya sokacak bir mesele ile uğraşıyoruz. Bizler diyoruz ki, ‘temiz bir Bartın’, ‘hayır olmaz’ diyorlar. Bizler diyoruz ki ‘Bartın hepimizin’, ‘hayır bizim’ diyorlar. Biz Bartın’da yılda 40 bin ton kömür yandığı için, Bartın’da hava kirliliği olduğu için, yolda giderken beyaz gömleği siyah halde evde hanımımıza teslim etmemek için 437 kilometre yol kazdık, doğalgaz gelsin diye. O günün parasıyla 60 milyon TL harcadık. Şimdi günde asgari 100 ton kömür yanacak ve ‘hiçbir şey olmayacak’ diyorlar. Karbonmonoksit, kavşak suyu havzasına konacak, kül ne olacak? Yurt dışından kömürü getirip burada yakmak için mi bu santrali buraya kuracaksınız? Rodövansla almış olduğunuz bu yer altı kömürlerinden bir gram mı çıkarttınız? Bunun için termik santrale karşıyız.”

Şirketin, santral için bir kaç metrelik yer değişikliği, isim değişikliği vb. yaparak defalarca başvuru yaptığını anlatan Akın, “Şimdi de bilgilendirme toplantısı adı altında Cuma günü süreci başlatıyorlar. Bizi bilgilendirmesinler. Bizim her türlü bilgimiz var. Bütün Bartın’ın bilgisi var. 11 yıldır mücadele ediyoruz. Bizi rahat bırakın. Bartın’ı elimizden almaya çalışmayın” dedi.

Yalı mevkiinden araçlar kaldırılacak

Platform Bartın’da toplantıya katılacak olan vatandaşların sayısını tespit edebilmek amacıyla Hükümet Caddesinde “Termik santrale hayır” masası kurdu. Sayıya göre 10 Mayıs günü Yalı mevkiinden Amasra’ya araçlar kaldırılacak.

Akkuyu Nükleer A.Ş. ‘santral güvenli’ dedi, uzmanlar ve aktivistlerden itiraz var

“Değil 17 bin metreküp, milyonlarca metreküp çimento basılsa bile zemin uygun değilse, nükleer santralin temelinin yüksek güvenlikli olacağı iddia edilemez”

Geçtiğimiz günlerde temelinde oluşan çatlak nedeniyle gündeme gelen Akkuyu Nükleer santralinin yürütücüsü Akkuyu Nükleer A.Ş. birinci önceliklerinin güvenlik olduğu belirtti;  “Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinin inşaatı nükleer güvenlik gerekliliklerine, yüksek kalite standartlarına ve planlanan takvime uygun olarak devam edecektir” dedi.

Geçtiğimiz yaz, santral inşaatı sırasında ana reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde çatlaklar oluştuğu ve TAEK’in talimatıyla çatlak bölümlerin kırılarak yeniden yapıldığı bir kaç gün önce ortaya çıkmıştı. Henüz inşaat aşamasındayken meydana gelen ve kamuoyundan gizlenen kaza, santral çalışmaya başladığında olası kaza durumları hakkında endişe yarattı. Uzmanlar, STK’lar ve yöre halkı hem santralin kendisine hem de çıkan sorunlarla ilgili bilgilendirilmemelerine tepkili. Tepkileri gidermek isteyen Akkuyu Nükleer AŞ, bir açıklama yayımlayarak “santral inşaatındaki tüm yapıların standartlara uygun olduğu ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu temsilcileri tarafından denetlenen çalışmaların ayrıca bağımsız yapı denetim kuruluşu Assystem’in gözetiminde yürütüldüğünü” bildirdi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Akkuyu NGS’nin birinci ünitesinin temel plakasının betonlama işlemi 8 Mart’ta tamamlanmıştır. Ünitenin temel plakasının beton dökme işlemi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının güvenlik standartları, küresel ölçekte nükleer enerji topluluğunca belirlenen güncel gereksinimlerle Türkiye’de geçerli ulusal ve uluslararası gerekliliklere uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Bu temel plakasının yapımında, bahsedilen gereksinimleri karşılayan, güvenirliliğini ve homojenliğini koruyarak kendi ağırlığı altında yayılıp sıkışma özelliğine sahip, 17 bin metreküpten fazla özel bir beton türü kullanılmıştır. Birinci güç ünitesi çalışmalarının bir sonraki aşamasında, reaktör binasının iç ve dış duvarlarının inşası gerçekleştirilecektir. Akkuyu  NGS projesinin inşaatı, nükleer güvenlik gerekliliklerine, yüksek kalite standartlarına ve planlanan takvime uygun olarak devam edecektir.”

‘Basılan çimento miktarı değil, zemin önemli’

Ancak uzmanlar aynı görüşte değil. Yeşil Gazete nükleer içerikler editörü Pınar Demircan, yapılan açıklamada ‘yüksek güvenlik’ iddiasının yalnızca basılan çimento miktarıyla açıklandığına dikkat çekerek “Değil 17 bin metreküp, milyonlarca metreküp çimento basılsa dahi zemin uygun değilse nükleer santralin temel inşaatı  yüksek güvenlikli olacağı iddia edilemez” dedi. Demircan, bilirkişi raporlarına dikkat çekti: “Oysa 2016 yılında yapılan bilirkişi incelemelerinde, avukatlarımız 1983’teki zemin etüdü raporlarını temel alarak; zeminin karstik yapıda olduğunu, inşaata elverişli olmadığını hatta bölgenin depremsellik riski altında bulunduğunu söylemişti.”

Zeminin karstik yapıda oluşu ve inşaata uygun olmayışı nedeniyle zemin etütlerinde ‘basılan’ çimentonun 150 metre öteden çıktığına vurgu yapan Demircan, yer bilimi uzmanlarının bölgede her 10 bin yıl içinde büyük depremlerin yaşandığına dikkat çektiğini de hatırlattı.

Sadece Türkiye değil, dünya için de risk

Demircan şunları söyledi: “Görüş ve uyarıları dikkate alınmayan uzmanların tespitlerinde ne kadar haklı olduğunu umarım yaşayarak öğrenmek zorunda kalmayız. Ancak bu devlet projesini işletmeye çalışan idari gücün kumandası altındaki Nükleer Düzenleme Kurumu’nun şeffaf olmayan ve Akkuyu NGS üzerinde sağlıklı bir denetim kurmaktan uzak yapısı, korkarım ki salt ülkemizin değil, dünyanın başına çok iş açacak.”

SAMÇEP: Akkuyu politik bir projedir, bağımsız denetim şart

Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP) da konuyla ilgili yaptığı bir basın açaklaması yaptı: Açıklamada, “Rosatom şirketi ve ortağı durumundaki yerli şirketlerin amacı bellidir; “nükleeri ucuz ve de denetimsiz yapma arzusu” denildi.

Mimarlar Odası Samsun Şubesi’nde SAMÇEP Sözcüsü Mehmet Özdağ tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Nükleer enerji gibi son derece riskli ve hayati bir konuyu, kamu denetimini ortadan kaldırılarak tamamen ticari bir konu haline getiren Nükleer Düzenleme Kurulu (NDK) 9 temmuz 2018 tarihinde yani temel çatlakları oluşmadan önce KHK ile kurulmuş, 6 ay geçmeden torba kanunla görev yetkileri değişikliğe uğratılarak tamamen Cumhurbaşkanına bağlı bir kurumdur. Yüksek yargısı bile emir talimatla seçim sonucu açıklayan bir yönetimin Nükleer Düzenleme Kuruluna da güvenimiz yoktur.”

Akkuyu Nükleer Santralı’nin bir enerji projesi değil, politik bir proje olduğu kaydedilen açıklama şöyle

“Akkuyu Nükleer Santralı (NS) inşaatında, reaktörün oturacağı temelin bazı bölümlerinde çatlaklar oluştuğu ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu TAEK’in talimatıyla çatlak bölümlerin kırıldığı, yeniden yapıldığı ve olayın üzerinden yaklaşık 10 ay geçtiği  ulusal basında yer almıştır.

Akkuyu NS eski Genel Müdürü Aleksandr Superfin’in bazı açıklamalarını kamuoyuna hatırlatmak isteriz; “Rosatom tarihinde ilk kez Yap- İşlet modeliyle bir santral inşa ediyor. Gizli bir ajandamız ve özel bir hedefimiz yok. Amacımız para kazanmak. 20 milyar dolara mal olması beklenen nükleer santralin maliyetlerinin daha da aşağıya çekilmesi mümkün. Amacımız bu rakamı mümkün olduğu kadar düşürmek.”

Rosatom şirketi ve ortağı durumundaki yerli şirketlerin amacı bellidir; nükleeri ucuz ve de denetimsiz yapma arzusu.”

Akkuyu projesi için 2015 yılına kadar Türkiye’ye Rusya tarafından aktarılan paranın yaklaşık 3 Milyar Dolar olduğu basında yer almıştır. Ancak 2015 yılından buyana Rusya tarafından aktarılan para miktarı kamuoyundan gizlenmektedir.

Ortada 3 milyar dolarlık bir imalat olmadığı bellidir. 80 metreye 80 metrelik bir alanda; üzerine henüz reaktör konmamış, nükleer reaksiyon ve türbinler çalışmaya başlamamış, buna rağmen iki kez çatlayan bir temel var ortada. Rusya’dan aktarılan paralar nereye harcanmıştır, harcanmaktadır?

Akkuyu Nükleer Santralı enerji projesi değildir, politik bir projedir.

Nükleer enerji gibi son derece riskli ve hayati bir konuyu, kamu denetimini ortadan kaldırılarak tamamen ticari bir konu haline getiren Nükleer Düzenleme Kurulu (NDK) 9 temmuz 2018 tarihinde yani temel çatlakları oluşmadan önce KHK ile kurulmuş, 6 ay geçmeden torba kanunla görev yetkileri değişikliğe uğratılmış tamamen Cumhurbaşkanına bağlı bir kurumdur.

Yüksek yargısı bile emir talimatla seçim sonucu açıklayan bir yönetimin Nükleer Düzenleme Kuruluna da güvenimiz yoktur.

Akkuyu Nükleer Santral sahasını ve inşaat çalışmalarını denetlemek üzere; TBMM’de halkın katılımına, izlemesine açık olarak Nükleer Enerji  Komisyonu kurmalıdır. Komisyona ilgili meslek odaları ve  uzmanlar davet edilmelidir. Komisyon derhal Akkuyu Santral sahasında incelemeler yapmalıdır. Denetimsiz nükleer santral projeleri derhal iptal edilsin.”

‘İt ürür kervan yürür’ demişlerdi

Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdürü Anastasiya Zoteeva, geçtiğimiz ay bazı Avrupa Parlamentosu temsilcilerinin, projenin sismik güvenlik gerekliliklerine uygun olmaması iddiasıyla Akkuyu NGS inşaatının durdurulması yönündeki çağrılarıyla ilgili “İt ürür, kervan yürür. Kimse kervanımızı durduramaz” demişti.

CHP’den YSK’ye başvuru: Erdoğan’ın mazbatasını da alın

CHP İstanbul’da 39 ilçedeki yerel seçimlerin ve 24 Haziran 2018 genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin iptali için ‘tam kanunsuzluk’ gerekçesiyle YSK’ye başvurdu.

Cumhuriyet Halk Partisi, İstanbul’da 39 ilçedeki yerel seçimlerin ve 24 Haziran 2018 genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin iptali için Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurdu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, başvurunun ardından yaptığı açıklamada, “24 Haziran’da da sandık kurulu başkanlarının çoğu bu seçimde de görev yaptı. Bakalım cesurca kararlarının arkasında durabilecekler mi” dedi.

Erkek’in açıklamaları şöyle:

Tam kanunsuzlukta süre aranmaz: Siz eğer kamu görevlisi olmayan kişiler görev yaptı diye iptal ediyorsanız 24 Haziran’da gerçekleştirilen seçimleri de iptal etmek zorundasınız. Tam kanunsuzlukla başvuruldu. Biliyorsanız tam kanunsuzlukta süre aranmaz. Bir tam kanunsuzluk ortaya çıkmışsa eğer, YSK kendi iptal kararıyla, o zaman iptal etmeli. YSK önceki tüm kararlarında şunu diyor; bir usulsüzlük varsa dahi bu seçimin iptalini mümdün kılmaz, usulsüzlük yapanlar cezalandırılır.

Bu karar doğruysa Erdoğan’ın mazbatasını da iptal edin: Şimdi ne değişti? Bugün ne değişti? Sandık kurullarında görev yapan kişilerin o sandıktan çıkan sonucu etkilediklerine dair somut bir delil Ak Parti’nin itiraz dilekçesinde dahi ortaya konulmadı. Haftalarca oylar defalarca sayıldı, sonuç değişmedi bu sefer başka iddialar ortaya atıldı. Olmadı en son dedi ki ‘sandık kurullarında kamu görevlisi olmayanlar görev yapmıştır.’ 24 Haziran’da da yaptı. YSK bunu gerekçe yapıyorsa 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimi yenilemeli. Bu kararınız doğruysa bu kararın arkasındaysanız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da mazbatasını iptal etmelisiniz.

Kendi kusurunuzu seçmene yükleyemezsiniz: Siz kendi kusurunuzu nasıl seçmene yükler, seçmenin iradesini yok sayarsınız? ‘Seçmenin iradesine doğrudan müdahale edebilirim’ diyorsanız o zaman 24 Haziran’da çıkan sonuca da müdahale etmek zorundasınız. Tabii eğer bu kararınız doğruysa. Çünkü her iki seçimde aynı yasa yanı uygulamalar aynı sandık kurulları var. En mükemmel adalet vicdanlardadır. Meşruiyet sorununu ortadan kaldırmak, verdiğim karar doğru diyorsanız 24 Haziran seçimlerini de iptal etmek zorundasınız. İmamoğlu’nu 39 ilçede oy kullanan seçmenler seçti. Aynı sonuçların çıktığı diğer seçimleri neden iptal etmiyorsunuz? 39 ilçedeki tüm seçimleri de iptal etmek zorundasınız. Tam kanunsuzluk sebebiyle yaptık.

CHP’nin YSK temsilcisi Hamidi Yakupoğlu, sandık kurullarının oluşumunun İstanbul’daki 39 ilçeyi de etkilediğini, ilçe belediye başkanı, ilçe belediye meclis üyesi, muhtar seçimlerinin de bu sandıklarda yapıldığını belirtmişti. Bu nedenlerle YSK’den tam kanunsuzluk gerekçesiyle ilçe belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri ve muhtarlık seçimlerinin iptalini isteyeceklerini kaydeden Yakupoğlu, sandık kurullarının belirlenmesi yönteminin önceki seçimlerde de uygulandığını belirtmiş; 24 Haziran seçimlerinin de iptalini talep edeceklerini açıklamıştı.

İYİ Parti de itiraz etti

CHP’nin ardından İYİ Parti de, 31 Mart İstanbul seçimlerinin ‘tümünün iptal edilmesi’ için tam kanunsuzluk iddiaasıyla YSK’ye itirazda bulundu.

İSİG: Yılın ilk dört ayında 545 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verilerine göre nisan ayında ikisi çocuk en az 145 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Böylece bu yılın ilk dört ayında yaşamını yitiren işçi sayısı 545’e ulaştı.

Rapordaki bazı saptamalar şöyle:

-Hayatını kaybeden işçilerin 129’u ücretli (işçi ve memur), 16’sı kendi nam ve hesabına çalışanlar (çiftçi ve esnaf).

– Yalnızca ikisi (yüzde 1,37) sendikalıyken, 143’ü (yüzde 98,63) sendikasız.

– Yedisi kadın, 138’i erkek

– En fazla ölüm nedeni trafik/servis kazası, ezilme/göçük, yüksekten düşme ve kalp kr izi.Kadın işçi cinayetleri tarım, tekstil, eğitim ve sağlık iş kollarında gerçekleşti

-Ölümler en çok inşaat, tarım, taşımacılık, ticaret/büro, metal, belediye/genel işler, konaklama/eğlence, madencilik, tekstil ve sağlık iş kollarında oldu.

 

49 barodan ortak açıklama: YSK’nin kararı tarihe kara leke olarak geçti

Aralarında İstanbul barosunun da bulunduğu 49 baro, ortak bir açıklama yaparak YSK’nin İstanbul seçimlerine ilişkin iptal kararının hukuki ve vicdani olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

İzmir Barosu’ndan sonra İstanbul Barosu da YSK’nin İstanbul kararına karşı nöbet eylemi çağrısı yaptı. Baronun açıklamasında, “Hukuksuzluğun sergilenmesi ve 23 Haziran seçimlerinde hukuk güvenliği için dayanışma oluşturulması için her gün 20.00-21.00 saatleri arasında İstanbul Barosu Merkez Binası önünde dayanışma nöbeti tutulacaktır” denildi.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul seçimlerine ilişkin iptal kararı aralarında İstanbul Barosu’nun da bulunduğu 49 baro tarafından ortak basın açıklamasıyla eleştirildi. Barolar, seçimin YSK’nın sunduğu gerekçeyle iptal edilmesini hukuki ve vicdani olarak kabul etmenin mümkün olmadığını’söyledi.

Sandık kurulu başkan ve üyelerinin bundan sonra ‘potansiyel suçlu gibi  görüleceği’ kaygısının dile getirildiği açıklamada; “Demokrasi birikimimizi, kültürümüzü ve yıllar içinde oluşan tüm içtihatları yok sayarak alınan bu karar, demokrasi ve hukuk tarihimizde maalesef KARA BİR LEKE olarak yerini alacaktır.” denildi.

YSK’nin kararın Türkiye’nin dört bir yanındaki barolarca protesto edildi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Biz aşağıda imzası bulunan Barolar;

YSK’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimlerinin İPTALİNE ilişkin 06.05.2019 tarihli kararı nedeniyle kamuoyuyla aşağıdaki açıklamayı paylaşma zorunluluğu duyduk.

YSK’nın kısa kararından ve kamuoyuna yansıyan bilgilerden seçimin; usulüne aykırı oluşturulan seçim kurulları nedeniyle iptal edildiği anlaşılmaktadır.

YSK’nın sandık kurullarının oluşumuna ilişkin 135 sayılı Genelgesinin 4. Maddesinde 298 Sayılı Yasanın 23. maddesine atıfta bulunmak suretiyle; ‘…İlçe seçim kurulu başkanı, sandık kurulunun kalan bir asıl ve bir yedek üyesini belirlemek için önce, 22’nci maddenin birinci fıkrası uyarınca bildirilen listeden sandık kurulu başkanı olarak belirlenmeyenler arasından, ihtiyaç duyulan sandık kurulu üye sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit eder ve bu kişilerden mani hali bulunmayanları sandık kurulu asıl ve yedek üyesi olarak belirler. Üyeliklerin bu şekilde doldurulması mümkün olmazsa, eksiklikler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimseler arasından tamamlanır.’ denmektedir.

Yani seçim kurullarının oluşumunda seçime katılan siyasi partilerin hiçbir müdahalesi yoktur. Kaldı ki, YSK benzer şekilde Bursa Mustafa Kemal Paşa İlçesi seçimleri için; seçim kurullarının 02.03.2019 tarihinde kesinleştiği gerekçesiyle, sandık kurullarının usulüne uygun olmadan oluşturulduğuna ilişkin tam kanunsuzluk iddiasının REDDİNE karar vermişken, bir başka seçimin bu gerekçe ile İPTALİNİ HUKUKİ VE VİCDANİ olarak kabul etmek mümkün değildir.

Bu kararla; ülkemizin uzun ve sıkıntılı demokrasi tarihinde edinilen tecrübeler, yasal düzenlemeler ve seçim kurullarının uygulamaları ile oluşan yerleşik içtihatlar, teamüller ve ilke kararları yok sayılmıştır. Halbuki bunların tamamı seçimlerin sağlıklı işlemesi, millet/seçmen iradesinin şaibesiz bir şekilde sandığa yansıması içindir. Ancak YSK kararı ile tüm bu birikim bir yana atılınca, artık seçmenin seçim sonuçlarına ilişkin kuşku ve endişeleri artacağı gibi sandık kurulu başkan ve üyeleri de potansiyel suçlu gibi görülecektir.

Demokrasi, öncelikle halkın iradesi ile şekillenen seçim sonuçlarına saygı duymakla mümkündür. YSK şeklin ikincil sayılması gerektiğini, esas olanın seçmenin iradesi olduğunu bir çok kararında olduğu gibi ‘mühürsüz oyların geçerliliğine ilişkin karar’ı ile de göstermiştir.

Hal böyleyken; demokrasi birikimimizi, kültürümüzü ve yıllar içinde oluşan tüm içtihatları yok sayarak alınan bu karar, demokrasi ve hukuk tarihimizde maalesef KARA BİR LEKE olarak yerini alacaktır.

İlkesel bazda yaptığımız bu açıklama ile amacımız; hukuksuzluğu kabul eden anlayışa karşı temelini hukuk ve adaletten alan demokrasiye sahip çıkmak ve onu savunmaktır.

Bu sürecin İstanbul ve Ülke genelinde sağduyuyla ve demokratik kurallara uygun bir şekilde sonuçlanmasını diliyor, kamuoyu ile saygıyla paylaşıyoruz.”

ADANA BAROSU, ADIYAMAN BAROSU, AKSARAY BAROSU, AMASYA BAROSU, ANKARA BAROSU, ANTALYA BAROSU, ARTVİN BAROSU, AYDIN BAROSU, BALIKESİR BAROSU, BARTIN BAROSU, BATMAN BAROSU, BİLECİK BAROSU, BOLU BAROSU, BURDUR BAROSU, BURSA BAROSU, ÇANAKKALE BAROSU, DENİZLİ BAROSU, DİYARBAKIR BAROSU, DÜZCE BAROSU, ESKİŞEHİR BAROSU, GAZİANTEP BAROSU, GİRESUN BAROSU, HATAY BAROSU, ISPARTA BAROSU, İSTANBUL BAROSU, İZMİR BAROSU, KASTAMONU BAROSU, KIRKLARELİ BAROSU, KOCAELİ BAROSU, MALATYA BAROSU, MANİSA BAROSU, MERSİN BAROSU, MUĞLA BAROSU, MUŞ BAROSU, NİĞDE BAROSU, ORDU BAROSU, OSMANİYE BAROSU, SAMSUN BAROSU, SİİRT BAROSU, SİNOP BAROSU, ŞANLIURFA BAROSU, ŞIRNAK BAROSU, TEKİRDAĞ BAROSU, TOKAT BAROSU, TRABZON BAROSU, TUNCELİ BAROSU, YALOVA BAROSU, ZONGULDAK BAROSU, VAN BAROSU

 

KHK’li adaylar Anayasa Mahkemesi’nde

HDP, 31 Mart’ta seçimleri kazanan ancak KHK’li oldukları gerekçesiyle mazbataları verilmeyen adaylar için AYM’ye bireysel başvuru yaptı.

HDP, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kanun hükmünde kararnameyle (KHK) ihraç edilen ve 31 Mart yerel seçimlerinde belediye başkanı seçilen adaylara mazbata verilmemesine ilişkin kararını bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı.

YSK’nın KHK’lilere mazbata verilemeyeceğine dair kararı nedeniyle, birçok ilçede seçimi kazanan HDP’li adaylar yerine, kaybeden diğer parti adaylarına mazbata verilmişti. HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Ağrı Milletvekili Abdullah Koç ve Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, başvuru dilekçesini AYM’ye bıraktıktan sonra basın açıklaması yaptı.

Başaran, YSK’nın halkın iradesini dikkate almadığını söyledi. YSK’nın kendini halkın yerine koyduğunu belirten Başaran, “Anayasa Mahkemesini Anayasa’ya aykırı uygulamayı iptal etmeye, halkın iradesini halka teslim etmeye davet ediyoruz” diye konuştu. Başaran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuracaklarını bildirdi.