Ana Sayfa Blog Sayfa 2535

İklim grevcilerinden mektup: G7 Çevre Zirvesi örnek oluştursun

‘Eyleme geçilmediği takdirde, daha az tehlike altında olan ülkelerde barınma ihtiyaçlarını gidermek isteyen 143 milyon iklim mültecisi olabilir’

Öğrenci İklim Boykotçuları bir mektup yayımlayarak, G7 çevre buluşmasında en büyük ekonomilere sahip ülkelerin bakanlarının iklim değişikliğini durdurmak adına liderlik etmesini istedi. Mektup şöyle:

“G7 çevre buluşmasının değerli bakanları,

Sizlere sadece geleceğimiz adına savaşan bir grup genç iklim aktivisti olarak değil, ülkelerimizin iyiliği adına savaşan vatandaşlar olarak yazıyoruz. Geleceğimiz şu anda, çevreyi yok etme pahasına liderlerin durmaksızın ekonomik büyümeye ihtiyaç duyması nedeniyle belirsiz bir durumda.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) raporları oldukça açık bir şekilde belirtiyor ki, gezegenimizi yok olmaktan kurtarmak için değişmek zorundayız. Ancak hiçbir şey değişmiyor. Biz, genç nesil, görmezden gelindik ve unutulduk.

Zaman geçiyor, sular yükseliyor ve insanlar ölüyor

Bu yüzden sizlere sesleniyoruz. G7 ülkeleri, iklim değişikliğine en büyük katkı yapan ülkelerin bazılarından oluşuyor. Bunlar uluslararası ölçekte de en etkili ülkeler; ancak iklim değişikliğini yavaşlatmak adına neredeyse hiçbir eylemde bulunmuyorlar. Bu krizin bir sorun olarak ele alınmasını talep ediyoruz. Artık sonuca bağlanmayan tartışmalar için vaktimiz kalmadı. Zaman geçiyor, sular yükseliyor ve insanlar ölüyor.

Kanada Kuzey Kutup Bölgesi, küresel ortalamanın üç katı hızla ısınıyor. Küresel sıcaklıkların 2 dereceden fazla yükselmesi sebebiyle permafrost tabakası (toprağın alt katmanındaki donmuş toprak parçaları) eriyor. Permafrostun erimesi evlerin çökmesine, avlanmanın daha tehlikeli hale gelmesi sebebiyle gıda güvensizliğine ve kutup ayılarının açlıktan ölmesine sebep oluyor. Küresel ısınma, Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi (UNDRIP) kapsamında olan Eskimo halklarının yaşam haklarını ihlal ediyor. Bu durum, yaşamları ve kültürleri bu bölgeye bağlı olan Eskimoların yok olmasına sebep olacaktır. Eskimo Sheila-Watt Cloutier gibi Eskimo aktivistler onlarca yıldır yardım istiyor ancak sesleri duyulmuyor.

Japonya hala kömürlü santral planlıyor

Japonya’da Temmuz 2018’deki rekor yağışlar sellere ve toprak kaymalarına neden olarak 200 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Ardından da özellikle yaşlı nüfusu tehdit eden ekstrem sıcak hava dalgaları yaşandı. Kansai Havaalanı’nda Jebi tayfunu sonucunda yaşanan sel, Japonya’nın bir ada ülkesi olarak iklim değişikliğine karşı ne kadar korunmasız olduğunu hatırlattı. Küresel ısınma daha da kötüye giderse anormal hava olayları daha çok yaşanacak ve Japonya gelecekte daha fazla zorluk yaşayacak.

Doğadan gelen oldukça belirgin işaretlere rağmen Japonya iklim değişikliğiyle mücadelede yeterince çaba göstermiyor. Japonya hâlâ yeni kömürlü santral planlayan tek G7 ülkesi ve Paris Anlaşması’ndan bu yana Japonya’nın en büyük bankaları fosil yakıtlara 186 milyar dolar yatırım yaptı. Bu bankalar değişimi reddediyor ve sadece kâr amacı güdüyor; ancak kârları, onlardan sonra gelen nesil olan bizlerin zararına olacak.

Ancak iklim değişikliğinin etkileri sadece G7 ülkelerinde görülmüyor. Afrika ülkeleri, karbon emisyonlarının çok düşük bir kısmından sorumlu olsa da, çoğunda ardı ardına yaşanan kuraklıklar çok fazla zarara yol açıyor.

Bizim Batılı yaşam tarzımızın dünyaya verdiği bunca zararın sonuçlarını neden onlar yaşamak zorunda? Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen felaketler G7 ülkelerini de etkileyecektir. Eyleme geçilmediği takdirde, daha az tehlike altında olan ülkelerde barınma ihtiyaçlarını gidermek isteyen 143 milyon iklim mültecisi olabilir.”

Çeviri: Gülce Demirer (İklim Haber)

 

 

Sera Gölü HES ve azalan yağış kurbanı

Akçaabat’ta  azalan yağışlar ve bölgeye yapılan HES’in su tutması nedeniyle suyun çekildiği tabiat parkı Sera Gölü, bataklığa dönüştü. Dere yatağına atılan çöpler de gölde birikiyor.

Trabzon’un Akçaabat ilçesinde, 1950 yılında meydana gelen heyelanın ardından oluşan ve doğal güzelliğiyle öne çıkan tabiat parkı Sera Gölü, azalan yağışlar ve hidroelektrik santralinin (HES) su tutması nedeniyle bataklığa dönüştü. Yüzeyinin büyük bir bölümü balçıkla kaplanan ve dere yatağına atılan çöplerin biriktiği gölde kirlilik oluştu, sivrisinekler üremeye başladı.

Trabzon’un doğası ve güzellikleriyle tanındığını söyleyen işletmeci Kaan Arda Öztürk, “Böyle şeyleri görünce üzülüyoruz. Burası sosyal bir tesis. Burada herkes dinlenmeye geliyor, rahatsız olduktan sonra burada sosyal tesis olmasının bir anlamı yok. Güneş olunca buralarda sinekler oluyor. Bu gölün kirliliğine kesin bir çözüm bulunmalı” dedi.

‘Eskiden mis kokardı’

Gölün çocukluk zamanlarındaki halinden uzak olduğunu anlatan Niyazi Serbest de, “Gördüğüm göl manzarası karşısında çok üzüldüm, gözlerim yaşardı. Çocukluk yıllarımda burası bir harikaydı, cennetti. Burası eskiden mis kokardı, şimdi çok kötü kokuyor. Buraya yakında hastalık da gelir. Önceden burada çok güzel balık tutuyorduk, top oynuyorduk. Şu an göl bataklığa dönmüş durumda” diye konuştu.

Sera Gölü’nü görmeye geldiğini anlatan Ahmet Bayrak ise, “Suyun bu kadar çekildiğini ilk defa görüyorum. Daha önce geldiğim zamanlarda suyun seviyesi yüksekti. Bataklık haline dönüşürse, sineklerin olması doğaldır” diyerek önlem alınması istedi.

Proje hazırlanıyor

Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğü ile Devlet Su İşleri (DSİ) Bölge Müdürlüğü ekiplerinin, yüzeyinde sürekli oluşan kirlilikle gündeme gelen Sera Gölü’ndeki soruna kalıcı çözüm için çalışma yürüttüğü belirtildi. Ekiplerin hazırlayacağı koruma projesi ile göldeki kirliliğin önüne geçilmesi planlanıyor. Göl, daha önce de taşkınlar nedeniyle Sere Deresi’nin sürüklediği odun ve çöplerle dolmuş; Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleri göz yüzeyini temizlemişti.

Heyelanla oluşan doğal güzellik

Göl, aşırı yağış sonucu 21 Şubat 1950’de Derecik Vadisi yamaçlarından kopan büyük kayaçların vadi tabanını tıkaması sonucu oluştu. Heyelan nedeniyle yaklaşık 69 yıl önce oluşan göl, Trabzon için en önemli turizm merkezlerinden biri haline geldi. Oluşum hikâyesi, barındırdığı canlı türleri, kent merkezine yakınlığı ve suyun başlı başına bir çekim merkezi olması nedeniyle popüler olan göl, Trabzon’a 10, Akçaabat sahiline ise 3 kilometre mesafede yer alıyor.

Tunus’ta göçmen teknesi battı, 70 kişi hayatını kaybetti

Tunus’tan yola çıkan bir teknenin Akdeniz açıklarında battığı, en az 70 göçmenin boğularak yaşamını yitirdiği bildirildi. 16 göçmen kurtarıldı, aramalar sürüyor.

Tunus’ta devletin resmi haber ajansı, Akdeniz açıklarında en az 70 göçmenin boğularak yaşamını yitirdiği ve 16 göçmenin sağ olarak kurtarıldığını duyurdu.

BM Mülteci Ajansı ise Libya’dan hareket ve Tunus açıklarında alabora olan teknede en az 50 göçmenin hayatını kaybettiğini, 16 göçmenin ise sağ olarak kurtarıldığını açıkladı.

Tunus donanması kurtarma çalışmaları yürütüyor 

Facia Tunus’taki Sfax kentinden 40 mil uzakta yaşandı. Yerel kaynaklar Sahra Altı Afrika bölgesinden göçmenlerin bulunduğu bir teknenin battığını; şimdiye kadar 16 göçmenin kurtarıldığını ancak bölgede halen ulaşılamayan insanların olduğunu bildirdi. Ölü sayısının artmasından endişe duyuluyor.

Bölgedeki balıkçı teknelerinin de katıldığı arama ve kurtarma operasyonları Tunus donanması tarafından yürütülüyor.

 

Sivar’ın iki köpeğini zehirleyen komşuya hapis cezası

Tanem Sivar-Edhem Dirvana çiftinin iki köpeğini zehirleyerek öldüren Kaan Ü., 1 yıl 7 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Kararı açıklayan Tanem Sivar, “Erteleme yok, para cezasına çevirme, iyi hal indirimi yok” dedi.

Marmaris’te sunucu Tanem Sivar ve eşi Edhem Dirvana’nın Django ve Pamuk isimli köpeklerini zehirleyerek öldüren komşu hakkında karar verildi. Mahkeme, komşu K.Ü’ye 1 yıl 7 ay 20 gün hapis cezası verdi. Sivar, Instagram hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“1 yıl 7 ay 20 gün ! Vicdanlarımızı her daim sızlatan “erteleme” yok “para cezasına cevirme” “iyi hal indirimi” yok. Bu kararın ne denli değerli olduğunu biliyor ve çok teşekkür ediyoruz. Her birinize desteğiniz ve sevginiz için, tüm basına sadece Django ve Pamuk degil .. sahipli sahipsiz tüm canlara sahip çıkıp dikkat çektikleri için, bizimle birlikte 1,5 yıldır mücadele veren ve karar açıklandığında bizimle beraber ağlayan muhteşem avukatlarımıza…. Bu karar için cok mutluyuz. Django ve Pamuk huzurla uyusun ama tüm hayvanlar için artık çıkması gereken o kanun için aynı şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz! Hep birlikte. Artık hayvanlara zarar vermeden önce durup bir kez daha düşünün bence!”

Marmaris’in Bozburun Mahallesi’nde 7 Kasım 2017’de meydana gelen olayda, sunucu Tanem Sivar ile eşi Edhem Dirvana’nın ‘Django’ ve ‘Pamuk’ adlı köpekleri zehirlenerek öldürüldü. Köpekleri zehirleyen çiftin komşusu Kaan Ü., geçen yıl kasım ayında jandarma tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınmasından sonra ortaya çıkan görüntülerde Kaan Ü.’nün daha önce de av tüfeğiyle havaya ateş ederek Sivar ve Dirvana çiftini tehdit ettiği görüldü.

 

Kent halkına iklim için eylem çağrısı

Dünyada 9400 kentin iklim için harekete geçmesine karşın Türkiye’de iklim eylem planına sahip sadece yedi büyükşehir belediyesi var. Türkiye’deki kentler de iklim liderliğine oynayabilir’ diyen 350 Türkiye ‘İklim için kentler’ kampanyası başlattı.

Türkiye’de iklim değişikliğiyle mücadelede yerel yönetimleri harekete geçmeye davet eden 350 Türkiye tarafından yürütülen İklim için Kentler kampanyası bugün başladı.  Kampanyayla birlikte yayımlanan İklim için Kentler: Yerel Yönetimlerde İklim Eylem Planı rehberine göre Avrupa Birliği’ndeki 885 kentin ⅔’ü salım azaltım ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum çalışması yapıyor.

Dünyada iklim değişikliğiyle mücadele için çalışan 9400 kent, 20 bin civarında projeyi hayata geçiriyor. Türkiye’de ise henüz iklim eylem planını hazır yedi  büyükşehir belediyesi var. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2022’ye kadar tüm büyükşehir belediyelerinin iklim eylem planlarını oluşturacaklarını öngörüyor.

İklim değişikliğine karşı ulusal boyutta atılacak somut adımların yanı sıra yerel yönetimleri de sorumluluk almaya çağıran kampanya, yerel yönetimlerin şu an içinde bulunduğu altı aylık stratejik planlama döneminde iklim değişikliğine karşı somut taahhütler vermesini ve iklim eylem planlarını oluşturmasını amaçlıyor.

Belediyeler gecikti

Salt Galata’da Yerel İzleme, Araştırma ve Uygulamalar Derneği ile 350 Türkiye’nin ev sahipliğinde önceki gün gerçekleşen kampanya lansmanı kapsamında “İklim Değişikliği Eylem Planları” paneli düzenlenmişti. Burada konuşan Dr. Barış Gencer Baykan, yerel yönetimlerin iklim değişikliğine karşı harekete geçmesi için stratejik planlama döneminin önemine dikkat çekerek, Türkiye’de belediyelerin bu konuda geciktiğini ancak hala atabilecekleri adımlar olduğunu vurguladı. Baykan, belediyelerin iklim değişikliği ile mücadelede özellikle kentleri fosil yakıtlardan arındırma ve yenilenebilir enerji üretme konusunda adımlar atması gerektiğini belirtti.

Katılımcılık önemli

Panel konuşmacılarından ve kampanyanın “İklim için Kentler: Yerel Yönetimlerde İklim Eylem Planı” rehberininin yazarı Dr. Baran Alp Uncu da iklim eylem planlarının, kentlilerin taleplerini karşılayacak şekilde katılımcı bir yaklaşımla hazırlanmasının öneminin altını çizdi.

350 Türkiye’den Efe Baysal ise, “İklim için Kentler”in asıl amacının iklim hareketinin sesini yerelden yükseltmek olduğunu belirtti. Nasıl bir gezegende yaşayacağımızı adil, eşitlikçi, iklim dostu kentleri nasıl kuracağımızla ilgili olduğunu belirten Baysal, tüm kentlileri aktif yurttaş olmaya çağırdı ve yerel yönetimlerinden iklim için harekete geçmelerini talep etmeye davet etti.

Kentlerde yenilenebilir enerji dönüşümü başlamalı

Kampanya kapsamında yerel yönetimlere yol göstermesi amacıyla hazırlanan rehbere göre, küresel ölçekte kentler doğal kaynak tüketiminin %75’inden, birincil enerji kullanımının %60 ila %75’inden ve karbondioksit salımlarının %70’inden sorumlu. Küresel ısınmayı ortalama 1,5 °C sınırında tutabilmek için, 2050 yılına kadar kentlerde binalardan kaynaklı sera gazı salımlarının bugünkü seviyesinin %80 – %90 altına çekilmesi, toplam elektrik üretiminin en az %75 – %80’inin yenilenebilir enerji yoluyla elde edilmesi ve ulaşımda enerji kullanımının en az %30 azaltılması gerekiyor. AB’de bulunan 885 kentin ⅔’ü de bu yönde adım atmak için salım azaltım ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı uyum çalışmalarında bulunuyor. Küresel ölçekte ise 9400 kent, halen 20 bin civarında iklim dostu projeyi hayata geçiriyor.

Rehber aynı zamanda, hem dünyadan hem Türkiye’den örneklerle iklim değişikliğiyle mücadelede belediyelerin iklim eylem planının adım adım nasıl katılımcı bir şekilde hazırlanabileceğini anlatıyor.

Kampanya ve rehber hakkında bilgilere iklimicinkentler.org sitesinden ulaşılabilir.

‘Her Şey Güzel Olacak’ ise – Ömer Laçiner

Saray rejimi, “yüksek yargı” etiketli bir kurulun yüz kızartıcı suç sayılabilecek bir kararıyla İstanbul seçimini iptal ettirdi.

Bazı AKP’li çevrelerden bile dillendirilen “yapmayın, kalan yegâne meşruiyet dayanağınızı da tahrip etmeyin” uyarılarına rağmen.

Birçok yorumcu, Erdoğan’ın YSK’yı oyuncak derekesine düşürmek pahasına seçimi yeniletme kararlılığını, onun 7 Haziran 2015 seçimini yeniletme taktiğini bu kez de uygulayarak istediği sonucu alacağına güvenmesine bağlıyor. 7 Haziran-1 Kasım arası dönemin terör, kıyım atmosferinin AKP’den uzaklaşmış oyları nasıl geri döndürdüğünü herhalde keyifle hatırlayan bu zatın, “tekrarlanacak seçimi kesinlikle kazanacağız” diye peşinen ilan edebilmesi de bu yüzden deniliyor.

Yanlış mı bu yorum? Hayır, hatta fazlasıyla doğru. Ancak bir eklemeye de ihtiyacı var. Sanki Erdoğan’ın –hele Bahçeli MHP’si ile “konsolide” olduktan beri– birkaç farklı taktiği var ve kullanılabilir idi de bunu seçmiş gibi bir yan anlam çıkarılmamalı, o yorumlardan. Çünkü Erdoğan’ın son beş-altı yıldır sadece bir taktiği var. Hatta onunla öylesine kaynaşmıştır ki, artık taktiği demeyip yegâne kavrayış ve davranış tarzı, kalıbı demeliyiz buna. Ayrıca belirtilmelidir ki onun bu –üstünkörü adlandırmayla “kutuplaştırma” denilen– kalıba sığınmasında Bahçeli MHP’si ile mecburi ittifakı bir neden değil sadece kolaylaştırıcıdır. Türkiye İslâmcılığı ile yoğrulmuş zihniyet dünyasında zaten mevcut olan o kalıbı iktidarının ikinci döneminde –konjonktürün çok uygun oluşundan yararlanarak– kullanıp hem pörsütmesi hem de tıkanması sonucu MHP’nin katkısına açmış olmasından söz edebiliriz.

Ancak asıl soru, 2015’te –ve oradan yakın döneme kadar– beklentilerini epeyce karşılayan o “taktik”ten şimdi de benzer bir sonuç alıp alamayacağıdır.

2015’te Recep Tayyip Erdoğan’ın istediği sonucu elde edebilmesinde en önemli faktör, çoğunluğu sağlamış muhalefetin, pekâlâ oluşturabileceği –yine erken seçim amaçlı– bir hükümeti kuramamış olmasıydı. Böyle bir hükümet, o sırada gayet belli olan AKP-Erdoğan’ın “başkanlık rejimi” kurma yönelimine tümü de karşı olan muhalefet partilerinin, bu yönde atılmış adımları –örneğin Saray’ın buna hazırlanmasını– iptal etmek ve ayrıca yine hepsinin şiddetle kınadığı o malum büyük yolsuzluk dosyalarını yürürlüğe sokmak ve ardından yeni seçime gitmek gibi kısa programlı bir hükümet olabilirdi. Ne var ki AKP-Erdoğan’ı hayli zora, prestij kaybına ve oy desteği yitimine sokacak bu girişim, AKP’nin kaybından en fazla yararlanacak gibi görünen MHP’nin umulmadık katılıktaki karşı çıkışından, muhalefetten kendini ayırmasından ötürü gerçekleşemedi. Bunu muhalefetin beceriksizliğine bağlayan, Selahattin Demirtaş dışında umut veren bir tutum göremeyen ve CHP’nin ışıksız-sarsak halinden şikâyetçi olan bir kamuoyunda “AKP’siz olmuyor” duygusu kolayca yaygınlaşabildi böylece. IŞİD’in katliamları ve PKK’nın yeniden silâhlı eylemlere başladığı haberleri ile oluşan terör atmosferinde o duygu AKP’ye kaybettiği oydan bile fazlasını kazandırabildi.

Oysa şimdi durum neredeyse tam tersinedir. 31 Mart seçiminden sayısal çoğunluğa sahip değilse bile ona yakın bir oy desteğiyle ve asıl önemlisi ülkenin nispi ağırlığa sahip kentlerinin çoğunda, İzmir’e ilaveten Ankara ve bilhassa İstanbul’da gayet başarılı bir kampanyayla seçimi ve moral üstünlük kozunu kazanmış bir muhalefet vardır. Bahçeli’ni kof hamasetle, Erdoğan’ın gaflarla bezediği beka nutuklarıyla yürüttüğü kampanyanın sönüklüğüne seçim gecesi ve ertesinin sersemce debelenmeleri de tüy dikince, “beceriksiz” ve “bunlarla olmaz” etiketi bu kez AKP-MHP ittifakının yakasına yapışmış görünmekte. Bu etiket dış politikadaki fiyasko ve bocalamaların, ekonomideki derinleşen krizin giderek daha da fark edilir olmasıyla birlikte yaygın kanaate dönüşmek üzeredir.

“Güvenlik kuvvetlerinin ihmali”nin de payı olduğu öne sürülen Suruç ve Ankara Garı türü katliamlar, PKK’ya atfedilecek büyükçe çaplı silâhlı eylemler ya da “İstanbul’a mitili atma” sözü veren Bahçeli’nin bu tavrını “işaret” sayacak olanların kampanya sürecinde ve sandık başlarında vukuatlar çıkarmasıyla oluşacak bir “terör atmosferi,” o kanaati tersine çevirmeye, çoğunluğun –bir kez daha– AKP-MHP’nin eteğine yapışmasına yeter mi?

Yeteceğini hesaplayanlar, “kesinlikle kazanacağız” derken planlarını buna göre yapanlar veya yetebilir diye endişelenenler elbette vardır. Ancak niyetleri ve istekleri tam tersi olan bu iki eğilim de 31 Mart gecesi doğan ve ertesi günlerde hem büyüyüp İstanbul ve yurt sathına yayılan; hem de özgüven ve iyimserliğin, hak ve haysiyet duygusunun canlanış rüzgârını estiren toplumsal ruh halinin belirleyici önemini ya azımsıyor ya da dikkate almıyorlar.

“Gezi isyanı”yla aynı içerikte olmakla birlikte, ondan çok daha yaygın, haklılık inancı çok daha güçlü bir ruh halidir bu. Üstelik o sırada henüz şimdiki düzeyinin epey altında bir muktedir kibri, şiddeti ve ahlakî düşüklük hali ile karşı karşıya iken şimdi kibir küstahlık derekesinde, şiddet korkutmayı gerileten bir tiksindiricilik sınırlarında, ahlakî çürüme pejmürde bir aklın bulamacındadır.

Nasıl ki “Gezi”de “mağdur edilmiş”lik duygusundan çok daha baskın bir “daha iyi ve doğru”yu temsil/savunma pozisyonunda olunmuş ise ve bundan dolayı da karşısından kendisine yapılmış haksızlığı gidermesini isteyen bir talepkâr dil ve tutumdan ziyade, park içi etkinliklerle kendi yapmak, oldurmak istediklerinin örnek ve işaretlerini verenler akıllarda yer etmişse; şimdi de İstanbul’un nasıl yönetilmesini Ekrem İmamoğlu’na verdikleri oyla ilan edenler, kazandıkları bu hakkı gasp edenleri bir yana bırakıp, “her şey güzel olacak” sloganının ufkunda kendi olmak, oldurmak istediklerine yoğunlaşmayı seçiyorlar.

Kampanya bu özgünlüğün yansıtıldığı biçimler ve yöntemlerle sürdürüldüğü takdirde, Gezi’deki “bir avuç direnişçi”den yüz binlerce katılımcıya, dayanışma, yardımlaşma ağlarına varan sürecin, çok daha geniş çaplısı gerçekleştirilebilir. Bir aday ve ekibinin düşünce ve projelerinin anlatıldığı ilçe toplantıları biçiminden çok, kentin genel ve tekil sorunlarının konuşulduğu, önerilerin tartışıldığı forumlar rengini vermelidir bu kampanyaya örneğin.

Bu kampanya insanlara nasıl/kimler tarafından yönetileceğimize dair soruları ikincilleştirip nasıl olmak istediğimize dair soru ve hayalleri öne çıkaran bir mahiyet kazandığında AKP-MHP ittifakının siyasî, ahlakî düzey düşüklüğü, çapsızlığı, nitelik yoksunluğu çok daha belirginleşmiş olacaktır. Bu durumda yine bir kutuplaşmadan bahsedilecekse; bir yanda daha insani, medeni değer ve normları sahiplenmeye istekli olanların, öte yanda Erdoğan ve Bahçeli düzeyindekilerin “haddini bildirme” konumunda olmalarının nasıl bir zillet hali olduğunu anlayamayacak hale gelmişlerin yer alacağı bir manzara oluşmuş demektir.

23 Haziran, 31 Mart sonucunu yeniden tescil ettiğinde sadece onlar da nihayet anlamış olmayacak; Erdoğan ve Bahçeli de artık bu yaftayla anılır olacaktır.

(birikimdergisi.com’dan alınmıştır)

 

 

Tarihi meşe ağacını söken çifte 586 bin dolar ceza

ABD’de arazilerindeki 180 yaşındaki meşe ağacını söken çifte verilen cezanın gerekçesi: Mağrur bir şekilde saygısızca davranıp kasıtlı ve bilerek ihlal..

ABD’nin California eyaletinde, arazilerinde bulunan 180 yaşındaki tarihi meşe ağacını söken çifte 586 bin dolar ceza verildi. ABD medyasında çıkan haberlere göre, San Francisco’nun kuzeyinde Santa Rosa’da yaşayan Peter ve Toni Thompson çifti, bir kısmı yasayla koruma altında bulunan 137 dönüm arazilerine yeni bir ev yaptırdı. Çift, arazide bulunan 180 yıllık meşe ağacını yerinden söktürüp yeni yaptıkları evin yakınına dikmek için müteahhitle anlaştı.

İş makineleri ile sökülüp yeni yerine dikilen asırlık ağaç, burada kuruyunca bölge çevre koruma yetkilileri olay yerinde inceleme yaptı ve meşe ağacı ile çevredeki diğer ağaç ve yeşilliklere verdikleri zarardan dolayı çifte dava açtı. Sonoma County Yüksek Mahkemesi, Thompson çiftini izin almaya gerek duymadan çevre koruma yasasına karşı “mağrur bir şekilde saygısızca davranıp kasıtlı ve bilerek” ihlalde bulundukları gerekçesiyle 586 bin dolar cezaya mahkum etti.

Thompson çiftinin, mahkeme kararından sonra söz konusu araziyi 8 milyon 450 bin dolara satışa çıkardığı kaydedildi.

 

MAK Danışmanlık: Seçmenin yüzde 17’si tercih değiştiriyor, çoğu AKP’li

Konsensus’un ardından MAK araştırma Şirketi de yaptığı araştırmayı paylaştı: 31 Mart’ta İstanbul’da oy kullananların yüzde 16-17 civarı, ‘seçim tekrarı durumunda kararım değişir’ diyor.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen kamuoyu araştırma şirketi MAK Danışmanlık’ın yönetim kurulu başkanı Mehmet Ali Kulat, 31 Mart’ta İstanbul’da oy kullananların yüzde 16-17’sinin parti tercihini değiştireceğini, çoğunun AKP seçmeni olduğunu söyledi.

Anket 31 Mart seçimlerinden sonra, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimin yenilenmesi kararından önce yapılmış. TV5’te konuşan Kulat, ankette İstanbul’da AKP’ye MHP’den ciddi katkı gelmediğinin görüldüğünü aktardı, “‘Cumhur ittifakı’na oy verenlerin sadece yüzde 3’ü MHP’li” dedi.

MAK’ın “Seçimde bir hile yapıldığını düşünüyor musunuz?” sorusuna deneklerin yüzde 56’sı “Hayır”, yüzde 36’sı ise “Evet” yanıtını vermiş.

Kulat şöyle konuştu: “Seçimin tekrarlanması durumunda politik tercihiniz değişir mi?’ sorusuna deneklerin yüzde 79’u ‘Değişmez’ cevabı verdi. Yüzde 8’i ‘Kararsız‘ olduğunu, yüzde 13’ü ise ‘Evet, değişir’ cevabı verdi. Kararsızları dağıttığınızda, yüzde 16-17’lik bir seçmen, ‘Evet, kararım değişir‘ diyor ve bu seçmen, ağırlıklı olarak cumhur ittifakına oy verdiğini söyleyen seçmen. Bu fotoğraf doğru çıkarsa, Ekrem İmamoğlu’na oy verme oranının artacağı görülüyor.”

Konsensus Araştırma’ya göre ise CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu, AKP adayı Binali Yıldırım’ın yüzde 2 farkla önünde.

Tayland’dan ‘film turistlerine’ geçit yok

Di Caprio’nun oynadığı Kumsal-The Beach filminde kullanılan sahil, aşırı turist akını yüzünden ağır ekolojik zarar gördüğü gerekçesiyle 2021’e dek ziyaretçilere kapatılıyor.

Tayland’da, ünlü oyuncu Leonardo Di Caprio’nun rol aldığı “Kumsal-The Beach” filminde kullanılan sahilin 2021’e dek ziyaretçilere kapatılmasına karar verildi.

BBC’nin haberine göre, Phi Phi Leh Adası’ndaki Maya Körfezi, hızla artan ziyaretçi sayısının çevreye büyük zarar verdiğinin saptanmasının ardından geçen yıl geçici olarak kapatılmıştı.

Kapatılmasından önce körfezi günde 5 bin kişi ziyaret ediyordu ve bu nedenle mercan kayalıklarının çoğu yok olmuştu. Yetkililer, Maya Körfezi’ndeki ekolojinin tamamen kendisini tedavi etmesi için, ziyaretçi yasağını iki yıl daha uzattı.

Sahil 2021’de tekrar açıldığında, kumsala turist getiren tekneler kıyıya 300 metre uzakta demirlemek zorunda kalacak.

Körfezin ziyaretçilere kapatılmasından bu yana siyah yüzgeçli resif köpekbalıkları da tekrar görülmeye başlandı.

Tayland hükümetine ulusal parklar konusunda danışmanlık yapan Prof. Thon Thamrongnawasawat, körfez açıldığında ziyaretçi sayısının kısıtlanacağını ve teknelerin körfezin sularına demir atmasının yasaklanacağını söyledi.

Yerel, turizm kuruluşları ise bu kumsala gelen ziyaretçilere bağımlı olduklarını söylüyor.

 

Korumaların dövdüğü avukat, hakaret etmemiş

Çırağan Sarayı’ndaki düğün sırasında, trafiğin sıkışmasına itiraz ettiği için Cumhurbaşkanı korumaları tarafından ‘hakaret etti’ gerekçesiyle hastanelik edilen avukat Sürenoğlu davasında bilirkişi raporu açıklandı: Erdoğan’a hakarete ilişkin bir tespit yok.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumaları tarafından darp edilen avukat Sertuğ Sürenoğlu’nun Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında savcılığın talimatı üzerine bilirkişi raporu hazırlandı. Sürenoğlu’nun “Bir düğün için bu olur mu” dediği ifade edilen bilirkişi raporunda, avukatın Erdoğan’a hakaret ettiğine ilişkin herhangi bir tespit yer almadı.

Demirören-Kalyoncu ailelerinin düğününün yapıldığı Çırağan Sarayı’nın önündeki yolun neden trafiğe kapatıldığını soran avukat Sertuğ Sürenoğlu’nun korumalar tarafından araç içerisinde 1.5 saat darp edilip, Cumhurbaşkanı’na hakaretten ev hapsine alınmıştı.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Alican Uludağ’ın haberine göre, soruşturmada dikkati çeken bir gelişme yaşandı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Basın Savcılığı, Twitter’da yayımlanan olay anına ilişkin görüntüleri analiz için bilirkişiye gönderdi. Çıkan rapor, korumalar tarafından Sürenoğlu’na zorla imzalatılan ve hakaret iddiasını içeren tutanağı da yalanlamış oldu. Tutanakta, Sürenoğlu’nun sadece “Bir düğün için bu olur mu?” diyerek yüksek sesle bağırdığını, bu esnada bölgedeki trafik polisinin “alın bunu” demesi üzerine, korumalar tarafından sarayın önündeki araca götürüldüğü belirtiliyor. Korumalar ise Sürenoğlu’nun Erdoğan’a hakaretler yağdırdığını ve kendilerine direndiğini belirten bir tutanak tutmuştu.