Savunmasında “Benim sevme şeklim böyle” diyen istismarcı babanın cezasında herhangi bir indirim uygulanmadı.
İzmir‘de, 15 yaşındaki ikiz kızları E.K. ve S.K.’ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan K.K. (46), 36 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Savunmasında “Benim sevme şeklim böyle” diyen sanığa, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı Müjgan Bilgen Özen, “Bu nasıl sevmek?” diyerek, tepki gösterdi.
Karşıyaka‘da 2017 yılında yaşanan olayda, bir belediyede memur olarak çalışan K.K. iddiaya göre, 15 yaşındaki ikiz kızları E.K. ve S.K.’ye farklı tarihlerde cinsel istismarda bulundu. Kızlar durumu annelerine anlattı. Anne C.K. da eşinden boşanmaya karar verip, şikâyetçi oldu. Gözaltına alınan baba suçlamaları kabul etmeyerek, kızlarını sevme şeklinin farklı olduğunu söyledi. Tutuklanan K.K. hakkında ‘öz çocuklarına cinsel istismarda bulunmak’ suçundan dava açıldı.
İzmir Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yapılan yargılamanın karar duruşmasına tutuklu sanık K.K., ikiz kızlar, anneleri C.K. ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı Müjgan Bilgen Özen katıldı. Son savunmasında da tacizci baba suçlamaları kabul etmezken, anne C.K kızının bir gün babasının kendisini asansörde dudaklarından öptüğünü anlatması üzerine durumu eşine sorduğunu, “O beni tahrik etti” yanıtını aldığını, bunun üzerine eşinden boşanmaya karar verdiğini söyledi. Kızlardan E.K. de olay nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu belirterek, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 27 gün tedavi gördüğünü dile getirdi.
Son sözünde K.K., eşinin iftira attığını öne sürüp, beraatini ve tahliyesini isteyen baba, kızı S.K.’ye yönelik eyleminden dolayı 20 yıl, diğer kızı E.K.’ye yönelik eyleminden ötürü de 16 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, cezada, babanın duruşmalarda pişmanlık göstermemesi nedeniyle indirim uygulanmadı.
Türkiye’de daha önce doğalgaz arama çalışmalarında kullanılan hidrolik çatlatma yöntemi petrol çıkarmada da kullanılmaya başladı. Hidrolik kırma veya çatlatma olarak bilinen yöntem ile yerin metrelerce altındaki kayaların içinde kalmış petrol, yatay sondaj ile yüzeye çıkartılıyor.
Şu anda toplamda üç sahada ham petrol üretimi için hidrolik kırma yöntemi uygulanıyor: Diyarbakır’daki Mermer-1 ve Hançerli-5 ile Siirt’teki Demirkuyu-1. Mermer-1 sahasında yerin 3 bin 500 metre altında yapılan sondaj çalışmaları bu yıl içerisinde başlamıştı. Hançerli’de yeni açılan kuyuyla mevcut günlük üretim şu anda 910 varilin üzerine çıktı.
50 kuyu daha açılması planlanıyor
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez “İnşallah sahadaki 5.26 milyon varillik yerinde rezervi hızla ülke ekonomisine kazandıracağız. Buradan elde edeceğimiz bilgi ve tecrübe diğer sahalarımız için de önemli bir know-how sağlayacak bizlere. Mermer-1 sahası bizim öncü sahamız olacak. Hedefimiz 50 kuyuda daha çatlatma” diyerek ilerideki projeleri müjdelemişti!
Ekim ayının başında AKP 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı‘nda açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Bu tekniği daha da yaygınlaştırarak yeni kuyular açmaya devam edeceğiz” dedi. Daha önce hidrolik kırma ile doğal gaz üretimi yaptıkları Trakya bölgesine referans veren Erdoğan, “Toplam doğal gaz rezervimizi iki katına çıkaran yeni sahalar keşfettik, yaklaşık 3 milyar metreküp rezerve sahip bu sahalar 300 bin hanenin 10 yıllık gaz ihtiyacını karşılayacak” açıklamasını yaptı.
İlk başta ABD ve Kanada’da kullanılan yöntemin, çevrecilerin karşı çıkması sebebiyle Avrupa’da uygulanması mümkün olmamıştı. Açılması planlanan yeni kuyularla birlikte hidrolik kırma yöntemi tartışmaları Türkiye’de de gündeme gelmeye başladı.
Hidrolik çatlatma tekniğinin yaygınlaşmasının petrol ve doğal gaz ithalatının yıllar içinde düşmesine, enerji faturasının azalmasına olanak sağlayacağı söyleniyor. Peki, söylendiği gibi bu yöntem ekonomik bir mucize mi yoksa ekoloji yıkımının başka bir örneği mi? Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Levent Kurnaz ile hidrolik kırma yöntemiyle petrol çıkarma işlemini, ekonomiye katkısını ve doğaya verdiği zararları konuştuk.
-Hidrolik çatlatma nedir? Nasıl bir yöntemden bahsediyoruz?
Levent Kurnaz: Süreci anlamak için önce yerin altında nasıl bulunduklarına bakmak gerekiyor. Kömür daha farklı ama petrol ve doğalgaz, doğada hep birlikte bulunur. Esasında petrol ve doğalgaz aynı. Molekül zincirine daha fazla karbon ve hidrojen eklenmesiyle farklılaşıyor. Mesela 4 karbona kadar olan molekül normal ortamda gaz halinde bulunuyor. 5,6,7 ve 8 karbonlu molekül bildiğimiz benzin. Sonrasında da dizel ve katran şeklinde liste ilerliyor.
Yatay sondaj ile hidrolik kırma
Doğa bu molekül dörtlü mü beşli mi diye bakmıyor; bu zincirleri karmaşık bir halde bırakıyor. Ama hafif olanlar yüzeye çıktığı için çoklu olanlar aşağıda duruyor. En altta ise yer altı suyu yer alıyor. Doğada bir arada durduklarında, petrol kuyusu yardımıyla petrol ve doğal gaz elde edilebiliyor. Ancak genelde küçük küçük parça halindeler. Yan yana bir sürü kuyu açmak yerine bir kuyu açıp, bir tane de yatayda kazıyorlar. Ondan sonra da içeriye basınçlı su koyuyorlar. Basınçlı suyu bastıkları an buradaki kuyuyu parçalıyorlar. Onun içinde burada kendi başına duran gaz akıp en yüksek olduğu yerde birikiyor. Sonra da oraya bir delik açıp buradan çıkarabiliyorlar. Bunu yaparken de aşırı miktarda su kullanıyorlar Daha da kötüsü bunun altında şehirlerin su yatakları var. Yani sen bu gazı alacağım diye gaz ve suyu karıştırıyorsun. Şehirlerin normalde kullandıkları suya zarar veriyorsun.
-Bu yöntemin ekonomik bir mucize olduğunu söylüyorlar. Gerçekten ekonomik bir mucize mi?
Gözümü bütün çevre sorunlarına kapatacak olursam evet ekonomik bir mucize, tabii eğer becerebiliyorlarsa tabii. Çünkü sıfır bedel ödüyoruz ve çok fazla enerji veriyor. Normalde biz bunu İran, Rusya, SuudiArabistan ve Katar’dan alıyoruz. Onun yerine kendi toprağımızdan alacağız ve hiç para vermeyeceğiz; inanılmaz güzel bir şey. O açıdan bakarsak yüzde yüz haklılar. Ama o açıdan bakmamak gerekir. Biz de bunu söylüyoruz.
‘Asıl kazanç yurtdışına para vermemek’
Çıkartmanın sana maliyeti Suudi Arabistan’dan almaktan daha ucuza gelecek. Çünkü Suudi Arabistan sana varilini 55 dolara satıyor. Sen bunu 40’a mal edip çıkartacaksın. 15 dolar kar edeceksin. Her yerde de böyle değil. İngilizlerin Kuzey denizindeki petrolüne gittiğimiz zaman bu 80 doları bulabiliyor. Rusların kuzey buz denizindeki petrolüne gideceksek 130 dolarları buluyor. 130 dolara petrol çıkarıp 55 dolara satmanın manası yok. Biz de çıkarttığımızda bu sıfır bedelli olmayacak; 40, 50 doları bulacak, bedava değil. Asıl kazancımız yurt dışına dolar vermemek. Doğaya verdiği zarara baktığımızda kârın çok da büyük olmadığını görüyoruz.
-Doğaya ne gibi zararları var?
ABD yakın zamanda zararlarını görmeye başladı. Sondaj yapılan bölgede çok fazla deprem yaşanmaya başladı. Çünkü aşağıdaki kayaları sen tamamen yok ediyorsun sonra içindeki gazı çıkartıyorsun ve aşağıya çöküyor. O yüzden şu anda Oklohama’da 4, 4buçuk şiddetinde çok fazla deprem oluyor. Deprem sıklığı 10 katına çıktı. İnsanlar da ‘ekonomik değeri olabilir ama gidin İran’dan alın’ şeklinde tepki göstermeye başladı.
‘Yaşadıkları yer kirlenmesin derdindeler’
Aynı şey İngilizlerde de var. Bütün dünyayı kirletme hakkımız varken kendi memleketimizi mi kirletiyoruz düşüncesi var. Çevrecilik değil bu sadece yaşadıkları yeri kirletmesinler derdindeler. Rüzgâr santrali de yaptırtmıyorlar mesela, çok fazla ses geliyor diye. Bizimkiler orada bile değil. “Aaa ne güzel hem de Türk lirası vererek sahip olacağız” diyorlar. Çünkü TL vererek Suudi Arabistan’dan petrol alabilsek o ideal çözüm ama Amerikan doları istiyorlar.
-Açılan bir kuyudaki petrol ve doğalgaz rezervinin tükenmesi yaklaşık on yıl gibi bir süre alıyor. Peki doğadaki etkileri ne kadar sürüyor?
Bu etkiler kesinlikle hemen geçecek etkiler değil. Oradaki insanlar, ömürleri boyunca bu küçük depremleri yaşayacaklar. Yer altı suları kirlendiği için orada tarım yapılamayacak, çünkü açılan su kuyularından petrolle karışık su çıkmaya devam edecek.
-Hidrolik çatlatma yönteminin su kaynaklarına ne gibi bir etkisi var?
Flint Michigan’daki problem bu. Orada artık musluktan doğal gaz geliyor. İnsanlar musluktan akan suya çakmak çakıyor ve su yanmaya başlıyor. Şu anda suları içilemez hale geldi, çünkü parçalama esnasında yer altı suları ve mevcut petrol ve doğal gaz rezervleri birbirlerine karışıyor.
-Dünyada kaya gazına karşı nasıl bir bakış hakim?
Kaya gazından petrol elde etmek esasında pahalı, yaklaşık 50,60 dolar, ham petrolün fiyatı da 50,60 dolar olunca kafa kafaya geliyorsun. Ancak üç kuruş beş kuruş para kazanıyorsun. Ama bunun fiyatı 80 dolara gelince kârlı olmaya başlıyor. 55’e çıkarttığın petrolü 80’e satıyorsun. Bu işin patladığı nokta ham petrolün fiyatının 130 dolara çıktığı zaman oldu. Çok sayıda kuyu açıldı ama petrol fiyatı tekrar 40 dolarlara indiğinde hepsi iflas etti. Yakın vadede gene fiyatlar artarsa ekonomik kazanımlar artar. Burada önemli olan bu fiyatlara çıkmadan bizim petrolden vazgeçmemiz çünkü fiyat arttığında bizim bağımlılığımız devam ederse o zaman her geçen gün daha fazla zarar veren kaynaktan petrol ve gaz elde etmeye çalışacağız.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsütarafından 2018 yılında müzik alanına çok disiplinli bir yaklaşım getirmek amacıyla başlatılan “İstanbul ve Müzik” Araştırma Programı (İMAP) çalışmalarına uluslararası bir konferansla devam ediyor.
1-2 Kasım 2019 tarihlerinde Pera Müzesi’nde düzenlenecek “İcranın Mecrası ve İstanbul’da Müziğin Kesişen Kimlikleri” başlıklı iki günlük konferans, şehrin farklı dönemlerinde çeşitli toplulukların müziği algılayışını, müziğin icrasını ve tartışma kanallarını, tüm bunların şehir içindeki hareketini ve şehre dair anlatılarını düşünmeye çağırıyor.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü bünyesinde hayata geçirilen ve Derya Türkan koordinatörlüğündeki “İstanbul ve Müzik” Araştırma Programı (İMAP), 1-2 Kasım tarihlerinde “İcranın Mecrası ve İstanbul’da Müziğin Kesişen Kimlikleri” başlıklı bir konferans düzenliyor. Konferans, İstanbul’da müziğin dini, seküler ya da askeri, hangi ortam ve mekânlarda oluştuğu; kimler tarafından icra edildiği, bestecileri ve müziği kimlerin desteklediği; halkın eğlencesinde ne şekilde yer aldığı; kent içindeki varlığı ve yaygınlığı; nasıl kâğıda döküldüğü ve hangi terimlerle tartışıldığı gibi konuları disiplinlerarası bir bakışla irdeliyor.
Pera Müzesi’nde gerçekleşecek konferans, müziğin çeşitli inançların ibadetindeki yeri; eğlence ve boş zaman etkinliği olarak mesire alanlarında, meclislerde ve kahvehanelerde müzik; radyo, taş plak, fonograf gibi teknolojilerin mekâna ve müziğin dolaşımına etkileri; notanın İstanbul’a gelişi ve müzik eğitimi; kimlik yaratımı ve ifadesinde müziğin rolü gibi konulara da odaklanıyor.
1 Kasım Cuma günü saat 09.00’da Baha Tanman ve Derya Türkan’ın sunuşlarıyla başlayacak konferans, Martin Stokes’un açılış konuşmasıyla devam edecek. İlk günkü program, “Erken Modern İstanbul’da Müzik,” “Şehri ve Mekânı Müzik Bağlamında Haritalandırmak” ve “Müziği Kaydetmek: Geçmişin Ses Manzaralarından Notalar ve Arşivler” başlıklı oturumlardan oluşuyor. 2 Kasım Cumartesi günü ilk iki oturumda “Bir Kimlik Veçhesi Olarak Müzik” ve “Kültürlerarası Müzik” kavramları masaya yatırılacak. Öğle arasından sonra, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’ne bağışlanan Nuri Duyguer ve Alâeddin Yavaşça koleksiyonları üzerine yapılan çalışmaların detayları akademik çevrelere ilk kez sunulacak.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden yapılan açıklamaya göre, Pera Müzesi Oditoryumunda gerçekleşecek etkinlik ücretsiz olacak ve rezervasyon alınmayacaktır.
CHP eski milletvekili Eren Erdem infaz süresi dikkate alınarak tahliye edildi.
İstinaf Mahkemesi, “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılan eski CHP milletvekili Eren Erdem‘in tahliyesine karar verdi. Erdem, kapatılan Karşı gazetesine yönelik FETÖ davasında 17-25 Aralık’ta yasa dışı ses kayıtlarını servis ettiği iddiasıyla yargılanmış ve “Silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “Gizli tanığı deşifre etmek” ve “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlarından 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Erdem’in avukatlarından Efkan Bolaç, Erdem’in bu gece saat 12’ye kadar serbest bırakılmasının beklendiğini belirtti. Eren Erdem hakkında, Yargı Reformu Paketi’nin Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından tahliye başvurusunda bulunulmuştu. Ancak Erdem hakkında verilen tahliye dilekçesi bir süredir bekletiliyordu.
Erdem, 489 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyordu.
Alternatif sosyal medya sitesi novelheroes.com iklim krizinin olumsuz etkilerine ve çevre sorunlarına dikkat çekmek için gençlere yönelik ödüllü bir yarışma düzenliyor.
İklim kahramanlarının ilham verici öykülerinden yola çıkan novelhereos.com iklim krizine ve çevre sorunlarına dikkat çekmek için bir yarışma düzenliyor. 13-18 yaşlarındaki gençlerin katılımına açık olan yarışmada öykü, resim ve fotoğraf olmak üzere üç kategori bulunuyor.
novelhereos.com tarafından yapılan çağrı metni ise şu şekilde:
“Her şeyin büyük bir hızla dönüştüğü günümüzde, klasik kahraman tanımlarımızdan farklı özellikle genç kahramanlar tanıyoruz artık; yaşanabilir bir dünya için mücadele veren, dünyanın dört bir yanından çocuklar ve gençler. Küresel ısınmanın yarattığı çevre sorunlarının dünya gündemine çocuklar ve gençler tarafından taşınması umut verici bir gelişme. Alternatif sosyal medya sitesi “novelheroes.com” genç iklim kahramanlarının coşkulu ve kararlı hareketini desteklemek istiyor.
novelheroes.com hem iklim kahramanlarının ilham verici öykülerinden yola çıkıyor, hem de “sadece insanlar mı kahramandır?” diyerek kahramanlığı yeniden tanımlamaya davet ediyor. Çiçeklerini şifa olsun diye sunan bir kestane ağacı da kahraman değil midir? Bir zeytin fidanı, uzak diyarlarda öten bir kuş, neden olmasın?”
Son başvuru 30 Kasım
Yarışmaya 30 Kasım 2019 tarihine kadar novelheroes.com üzerinden ve #kahramanımıyazdım #kahramanımıresimledim#kahramanımıfotoğrafladım hashtag’leri kullanılarak katılım sağlanabilecek.
Yarışma sonucunda kategori 1.’lerine 2000’er TL, 2.’lerine 1000’er TL, 3.’lerine ise Roman Kahramanları Dergisi seti (40 sayı) hediye edilecek. Ayrıca jüri özel ödülü olarak Heyamola Yayınları’ndan basılmış birer adet (toplam 50) kitap hediyesi de verilecek.
Kirazlı Altın Madeni’ndeki işletme ruhsatının yenilenmemesine rağmen alana su temin edilecek barajda ve su hattında inşaatların devam etmesi ve ağaçların kesilmesi üzerine Her Yer Kazdağları, Çanakkale Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunuldu.
Kazdağları’nda protestolara neden olan Kanada merkezli Alamos Gold ve yerli ortağı Doğu Biga Madencilik’in 13 Ekim’de dolan maden arama ruhsatı yenilenmemiş, şirket faaliyetlerini askıya alacağını duyurmuştu. Ancak alanda çadırlı nöbete devam eden eylemciler ağaç kesimlerinin sürdüğünü çektikleri videolar ile belgelemişti.
Her Yer Kazdağları tarafından yapılan suç duyurusuna Kazdağları İstanbul Dayanışması da destek verdi. Çanakkale Adliyesi önünde konuyla ilgili yapılan basın açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:
“Bugün burada sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunan vatandaşlar olarak, 13 Ekim’de işletme ruhsat süresi dolan ve yenilenmeyen Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni Sahası’nda belgelediğimiz ağaç kesimlerinin suç duyurusu için Çanakkale Adliyesi’ndeyiz. Alamos Gold ve Doğu Biga Madencilik‘in Kirazlı Altın ve Gümüş Madenciliği Projesi‘nin 82225 numaralı işletme ruhsatının süresi 13 Ekim 2019 tahininde son bulmuş ve yenilenmemiştir. Buna rağmen 24 Ekim 2019 tarihinde maden sahasında ağaç kesimlerine devam ettikleri görülmüştür.
“Anayasanın 56. Maddesi‘ne dayanarak, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkımızı savunuyor ve Kazdağları’mızda yapılan tüm katliamların takipçisi olacağımızı tekrar dile getiriyoruz. Yetkililerden Alamos Gold‘un ve Doğu Biga Madencilik‘in hukuksuz olarak gerçekleştirdiği ağaç kesimlerine son verilmesini ve haklarında yasal işlem başlatılmasını talep ediyoruz.”
Restoranlar ve süpermarketlerde kaz ciğeri satışının 2022’den itibaren yasaklanmasını öngören tasarı Belediye Meclisi’nde onaylandı.
New York Belediye Meclisi, kazların çabuk kilo alması ve ciğerlerinin yağlanması için boğazlarına boru sokularak zorla beslenmesi yoluyla elde edilen kaz ciğerlerinin 2022’den itibaren yasaklanmasını öngören tasarıyı onayladı. New York Belediye Başkanı Bill de Blasio da kararı imzalayacağını açıkladı.
BBC’nin haberine göre, yasak kapsamında bu yolla üretilmiş kaz ciğeri servis eden ya da satan restoran ve marketlere 2.000 dolara kadar ceza verilecek. Fransız mutfağına özgü bir lüks tüketim maddesi olan kaz ciğeri, (foie gras) üretiminde kullanılan yöntem nedeniyle ABD’de yıllardır tartışma konusu.
Hayvanların boğazına boruyla yem basılıyor
Hayvan hakları örgütü PETA’ya göre kaz ve ördek çiftliklerinde yağ ve suyla yumuşatılmış mısırlar, uzun bir boruyla hayvanların boğazına basılıyor. Bu işlem günde üç kez tekrarlanıyor. Üç hafta sonra hayvanların vücut ağırlıkları yüzde 50 artarken ciğerleri de 10 kat büyüyor.
Yolcuların yemek pişirmek için kullandığı iki tüpün patlaması sonucu çıkan yangında trenin üç vagonu tamamen yok oldu.
Pakistan‘ın Karaçi şehrinden Lahor’a giden trende çıkan yangında en az 73 kişi hayatını kaybetti, en az 40 kişi yaralandı. Yetkililer ölü sayısının artabileceğini söylüyor. BBC’ye konuşan Pakistan Demiryolları Bakanı Şeyh Raşid, yangının trendeki bazı yolcuların kahvaltı hazırlarken kullandıkları kamp ocağı olarak bilinen küçük tüplerden ikisinin patlaması sonucu çıktığını açıkladı. Raşid, “İki tüp patlamış. Yemek yaparken yağ kızdırıyorlarmış, alev almış” dedi, alevlerin trenin üç vagonunu tamamen yok ettiğini söyledi.
Uzun seyahatlerde yolcuların yemek pişirmek için yanlarında getirdikleri tüplerin sorun yarattığını söyleyen Bakan, trendekilerin çoğunun Tebliğ Cemaati‘nin düzenlediği konferansa giden yolcular olduğunu ifade etti.
Videolarda alevlerin vagonları sardığı görülüyor. Birçok kişinin yangın çıktıktan sonra vagonlardan aşağı atladığı düşünülüyor.
‘Yalnızca 18 kişinin kimlikleri tespit edilebildi’
Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan Rahim Yar Han Vilayeti Sağlık Bakanı Dr. Yasmin Raşid ise yalnızca 18 cesedin kimliğinin tespit edilebilecek halde olduğunu söyledi. Yaralılar helikopterlerle çevredeki hastanelere kaldırıldı.
İnsan Hakları Bakanı Shireen Mazari de trenin Pakistan’ın en eski ve en sık kullanılan demiryolu hizmeti Tezgam olduğunu ifade etti. Günlük seferleri olan bu hat toplam 25 saat sürüyor.
Demiryolları hizmetlerinin kötü yönetildiği ve yatırımların kesildiği Pakistan’da tren kazaları yaygın yaşanıyor. Temmuz’da Lahor’dan aynı bölgeye giden bir yolcu treninin yük trenine çarpması sonucu en az 23 kişi ölmüştü. 2007 yılında Merapbur yakınlarında meydana gelen tren kazasında da en az 56 kişi öldü, 120’den fazla kişi yaralandı. 2005’te ise Sindg vilayetinde 3 trenin birbirine girmesi sonucu da 130’dan fazla kişi hayatını kaybetmişti. Bu olay, ülke tarihinin en büyük tren felaketlerinden biri olarak tarihe geçmişti.
Uluslararası iklim müzakerelerinde önemli bir yeri olan BM İklim Değişikliği Konferansı’nın iptal edilmesi ne anlama geliyor ve bizi bizi nasıl bir süreç bekliyor? İstanbul Politikalar Merkezi’nden Ümit Şahin sorularımızı cevapladı.
Şili’de haftalardır süren protesto eylemleri nedeniyle Devlet Başkanı Sebastian Pinera, kasım ve aralık aylarında ülkesinde gerçekleşecek iki uluslararası etkinliği iptal ettiğini duyurdu. Asya –Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi’nin (APEC) 16-17 Kasım tarihlerinde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP25) ise 2-13 Aralık tarihleri arasında gerçekleşmesi bekleniyordu.
Pinera, başkanlık sarayından yaptığı açıklamada, halkını her şeyin üzerinde tutması gerektiğini söyleyerek “Bu çok zor bir karar, COP ve APEC’in önemini biliyoruz. Fakat sağduyuyla karar vermemiz gerekiyordu” dedi.
Yeşil Gazete’ye konuşan İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı ve İklim Değişikliği Çalışmaları KoordinatörüÜmit Şahin, uluslararası iklim müzakerelerinde önemli bir yeri olan BM İklim Değişikliği Konferansı’nın iptal edilmesinin ne anlama geldiğini ve bundan sonraki süreci anlattı.
‘Paris Kurallar Kitabı konuşulacaktı’
“Her sene yapılan bu sene 25’incisi yapılacak olan İklim Değişikliği Taraftar Konferansı iklim müzakereleri için önemli bir etkinlikti” diyen Ümit Şahin iptal edilen konferansın gündem maddelerini şu şekilde sıraladı:
“Paris Anlaşması’ndan bu yana yapılan her COP’ta anlaşmanın uygulanmasına yönelik adımlar konuşuluyor. Bu konferansta da bu adımların belirleyicisi Paris Kurallar Kitabı’nın konuşulması bekleniyordu. Özellikle piyasa ekonomilerinin olduğu kısım tartışılacaktı. Ayrıca Paris’in 2020 hedef dönemi başlıyor. Anlaşmaya göre ülkelerin koyduğu hedeflerin 2020’den itibaren güçlendirilmesi gerekiyor. En büyük mücadele karbon emisyonu azaltım hedeflerinin daha da azaltılması olacaktı.”
‘İptal kararı müzakereye zarar verebilir’
“Oraya Greta Thunberg de gidecekti. Hem Greta’nın gidecek olması hem Şili’deki aktivistlerin güçlü bir baskısı olacaktı” diye konuşan Şahin, iptalin iklim krizi konusunda adım atılmasını istemeyen devletlerin işine geleceğini savundu. Konferansa bir iki ay kala iptal edilmesi gibi bir durumun daha önce hiç yaşanmadığını belirten Şahin, olayın müzakereye büyük zarar verebileceği görüşünde.
‘Bonn şehrinde yapılabilir’
Şahin, bundan sonraki adımları değerlendirirken, en büyük ihtimalin Birleşmiş Milletlerİklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCC) de merkezi olan Almanya’daki Bonn şehrinde yapılması olduğunu söyledi. Gerekçeleri ise hem ulaşım olarak kolay bir lokasyonda olması hem de her yaz yapılan ara toplantıların orada gerçekleştirilmesi.
Diğer ihtimal ise aslında en kötü senaryo. Yani, 2020’de Glasgow’da yapılması planlanan bir sonraki COP’a kadar herhangi büyük çapta bir toplantı yapılmaması ve ara toplantılarla geçiştirilmesi.
‘Türkiye’de yapılması mümkün değil’
İptal edilen konferansın Türkiye’de yapılma ihtimalini değerlendiren Ümit Şahin, “Türkiye’ye alınma ihtimali yok çünkü Türkiye Paris Anlaşması’na taraf değil. Bir ülke sadece mekan olarak ev sahipliği yapmıyor. Aynı zamanda toplantının yürütücülüğünü yapıyor. Bu ülkenin de taraf olmayan bir ülkeden seçilmesi mümkün değil” dedi.
İptal kararına ne sebep oldu?
Şili’deki hükümet karşıtı gösterilerin başlangıcı metro ve otobüs ücretlerine yapılan zam olmuştu. Zammı protesto ederek turnikeden atlayan öğrencilere güvenlik güçlerinin şiddet uygulayarak müdahale etmesi ülkede büyük tepkiye yol açmış ve halk sokaklara dökülmüştü. Gösteriler kısa sürede hükümet karşıtı bir ayaklanmaya dönüştü.
Protestolarının şiddetlenmesiyle 19 Ekim’de üç kentte acil durum ilan edildi; ordu, Pinochet diktatörlüğünden beri ilk kez sokağa indi; sokağa çıkma yasakları uygulandı. Pinera’nın 28 Ekim’de de acil durumu ve sokağa çıkma yasaklarını kaldırdığını duyurmasına, sonrasında da bakanları görevden alacağını duyurmasına rağmen gösteriler hala devam ediyor.
‘Kürtlerde yaşanan duygusal kopuşun aşırı milliyetçi savrulmalara yol açması halinde bunun kimseye yararı olmayacağı’ uyarısı yapan Demirtaş, muhalefete de seslenerek, ‘Günü geldiğinde kimse bağrına taş falan basmayacaktır, o bir kere olur’ dedi.
4 Kasım 2016’dan bu yana tutuklu olan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Hiç kimse bugünleri de unutmayacaktır elbette. Günü geldiğinde kimse bağrına taş falan basmayacaktır, o bir kere olur” ifadesini kullanarak muhalefete seslendi: “Barış isteyen halka özeleştiri sorumluluğu, savaşın arkasında hizalanan muhalefettedir. Onların yerinde olsam Kürt halkını hafife almazdım. Bugünden başlayarak kendimi affettirmek için pratikte ikna edici adımlar atardım. Yoksa yarın geç kalınmış olabilir” uyarısında bulundu.
Yeni Özgür Politika’ya konuşan Demirtaş, “Kürtler kimsenin marabası, kuyruğu ya da payandası değildir. Bu savaşa koşulsuz destek sunanlar halka özeleştiri borçludurlar” ifadesini kullandı.
Demirtaş, söyleşinin ilgili bölümünde muhalefeti şu sözlerle eleştirdi:
“İnsanlarımız haklı olarak çok öfkeliler ancak bu öfkeyi halklara, bireylere değil zihniyetlere yöneltmektir doğru olan. Hepimiz zaman zaman halkların kardeşliği kavramını kullanıyoruz. Ancak siyaset bilimi açısından “kardeşlik” yerine “eşitlik” kavramı daha uygun düşer. Eşit olduktan sonra kardeş olmak işin en kolayıdır.
‘Kimse bu günleri unutmayacak’
Bu dönemlerde Kürtlerde yaşanan duygusal kopuş, aşırı milliyetçi savrulmalara yol açarsa bunun kimseye yararı olmaz. Evet Kürtler öfkeli ve haklı olarak kırılmış, yaralanmışlardır. Bu yaraları sarmanın yolu her zaman duyguyla hareket etmek değildir. Yeri geldiğinde aklımızı öne çıkararak kararlar almak zorundayız.
Ancak hiç kimse bugünleri de unutmayacaktır elbette. Günü geldiğinde kimse bağrına taş falan basmayacaktır, o bir kere olur. Barış isteyen halka özeleştiri sorumluluğu, savaşın arkasında hizalanan muhalefettedir. Onların yerinde olsam Kürt halkını hafife almazdım. Bugünden başlayarak kendimi affettirmek için pratikte ikna edici adımlar atardım. Yoksa yarın geç kalınmış olabilir. Kürtler kimsenin marabası, kuyruğu ya da payandası değildir. Bu savaşa koşulsuz destek sunanlar halka özeleştiri borçludurlar. Kürtlere sadece savaşı ve ölümü reva görenleri, Kürtler de günü geldiğinde tanımazlar.
Dünyanın bütün güçleriyle görüşmeyi ve müzakere etmeyi meşru sayıp sıra Kürtlerle diyaloğa gelince “Teröristlerle görüşme yapılmaz” diyen iktidarı da muhalefeti de Kürtler hatırlayacaktır. Kürt siyaseti de ittifak politikasını sürdürecekse halkın bu hassasiyetini dikkate almalıdır. Bu kırılma giderilmeden mesafe kat edilemez diye düşünüyorum.
HDP her koşulda demokrasi için mücadele etmeye devam eder. Kaybeden de HDP ve demokrasi güçleri olmaz. Barış yerine savaş politikalarını savunanların siyaseti, iktidarın yanında olan herkese kaybettirir.”