Ana Sayfa Blog Sayfa 2348

Romanyalılar kaçak ağaç kesimi ve orman işçilerinin öldürülmesine karşı sokağa çıktı

Romanya‘da başta başkent Bükreş olmak üzere büyük şehirlerin çoğunda binlerce kişi yasa dışı ağaç kesimini protesto etti. Son iki ay içerisinde iki orman işçisinin ölümüne neden olduğuna inanılan orman kaçakçılarına tepki gösteren protestocular, “Ormanlarımız sizin malınız değil” ve “Hırsızlar” sloganları attı.

Greenpeace Romanya ve diğer çevreci gruplar tarafından organize edilen gösterilerde ölümler ve orman işçilerine yapılan saldırıların daha derinlemesine araştırılması ve kanunların bir an evvel sıkılaştırılması talep edildi.

Silva Sendikası son yıllarda 6 orman işçisinin öldüğünü ve 650 işçinin ise kaçak kesimcileri yakalamalarının ardından balta, bıçak veya silahla yaralandığını açıkladı. Hayatını kaybedenlerin son ikisi ise Raduvu Gorciaia ve Liviu Pavel Pop oldu. Gorcioaia 12 Eylül’de ülkenin doğusundaki bir orman yakınlarına başına aldığı darbeler nedeniyle aracında ölü olarak bulunurken Pop ülkenin kuzey batısında vurularak öldürüldü.

Avrupa’nın az sayıda kalan balta girmemiş ormanlarına sahip Romanya Greenpeace’in tahminlerine göre kaçak kesim nedeniyle her saat başı 3 ila 9 hektar ormanlık alanını kaybediyor.

Suzanne Treister: Daha az bencil insanların gücüne başvurmak, hayatta kalmak için tek umudumuz.

Yeşil Gazete’nin 7. Kıta serüvenindeki üçüncü sanatçı Suzanne Treister.

Fransa‘da yaşayan İngiliz sanatçının 16. İstanbul Bienal’ için getirdiği eser kurgusal bir karakteri anlatan derleme çizimlerden oluşuyor. Hillel Fischer isimli karakter kendisini bankacılık hayatından sıyırdıktan sonra  bitkilerin hayatıyla ilaçlar; yüksek sermayeli işlemlerle şamanizm, psikotropik ilaçlarla bağlantılar kuruyor. Kendisine borsa simsarı veya “tekno şaman” diyen Fischer’in hikayesini anlatan projenin adı, Bahçıvan HFT(2014-15).

Sanatçının kurgusal eserini Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi’nde, 10 Kasım’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

***

Bahar Topçu: 16. İstanbul Bienali’nin teması olan Yedinci Kıta kendi sanat çalışmalarınıza yönelik perspektifinizi nasıl etkiledi?

Suzanne Treister: Tüm yaşamım boyunca antroposen döneminde yaşadım. Henüz ergen yaşlarda olduğum 1970’lerden bu yana, insanların gezegene etkisi önem verdiğim bir konu. Bu yüzden söz konusu temalar o zamandan beri çalışmalarımın içeriğinde kendiliğinden yer buluyor.  Projenin ana temasına bağlı olarak daha çok ya da daha az öne çıkabiliyorlar.

B.T: Antroposenle ilgili konularda çalışırken yaratım sürecinizde sanat çalışmalarınıza farklı bir yaklaşımınız var mı? 

S.T: Örneğin HEXEN 2.0 (2009-11) çalışmamda uygarlığın ve teknolojinin ilerlemesine yönelik farklı tutumları sunmayı denerken, izleyicinin bu olguların tarihine ilişkin büyük resmi görebilmesini sağlamayı amaçlıyordum. HEXEN 2.0 Tarot takımıyla toplumun ve gezegenin geleceğine dair alternatif, olumlu fikirler geliştirmelerine yardımcı olmaya çalıştım. Yaptığım çalışmaların görece bütüncül olmasını ve birden çok konuyu ve fikri, aydınlatıcı bir etki yaratmasını umarak bir roman gibi tutarlı bir anlatı yapısında birleştirmeyi amaçlıyorum.

Bienalde gösterdiğim proje, Bahçıvan HFT (HFT The Gardener), 2014-15’te yapılmıştı ve kendisini bankacılıktan psikoaktif bitkilerin kullanımı yardımıyla aykırı bir filozof-sanatçıya dönüştüren bir insanın yaşamı üzerinden bankacılık, şamanizm, psikoaktif bitkiler ve holografik evrenle ilgili fikirler arasında bağlantı kuruyordu.

B.T: Nicolas Bourriaud’a göre antroposenin nedenleri bir çeşit aydınlanmaya ve yeni bir sanatçı akımına yol açtı. Bu yeni sanat akımının rolü insan dışındaki canlı türlerinin yaşamını kapsayarak estetiği merkezilikten kurtarmak. Bu rolü bir sanatçı gözüyle nasıl yorumluyorsunuz?

S. T: İnsanlar her zaman gezegenin geri kalanıyla ve daha ötesiyle etkileşimlerini sürdürdüler: yıldızlarla, hava durumuyla, bitki ve hayvanlarla, yiyecek, barınma, tören vb. amaçlarla etkileşimde bulundular. Tarih boyunca da değişik kültürlerden insanlar bunlara farklı derecelerde saygı gösterdi, huşuyla yaklaşmaktan sömürüye kadar.  İnsanların hayvan figürlerini resimlediği mağara resimleri gibi en ilkel sanat formlarına bakın.

Şimdi içinde bulunduğumuz kriz, sadece gezegendeki belirli insanların davranışlarından kaynaklanıyor, bütün kültürler aynı değil ve bu kültürlerin içindeki bütün insanlar da aynı değil. Bir çok insanın sonunda anlamaya başladığı gibi, daha az bencil insanların gücüne başvurmak, hayatta kalmak için tek umudumuz ve insanların bencil hayatta kalma güdüsü belki de yok olmayı önlemek için daha çok kişinin bu saflara katılmasını sağlayabilir. Yoksa bu yeni dalga sanatçıların insan dışı yaşam formlarıyla ilgili yaptıkları çalışmalar insan ırkından daha uzun ömürlü olabilir, ama bazı insanların görüşüne göre olumlu bir sonuç olabilir.

B.T: Şiddetsiz sivil itaatsizlik eylemleri sırasında iklim protestocuları sosyal bilimler ve sanat bakımından yorumlanabilecek sanatsal yöntemler kullanabilirler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bir protesto gösterisi sırasında sanatsal bir perfomansla karşılaşırsanız bununla ilgili ne hissedersiniz?

S.T: Bir protestoda sanatsal bir performansla karşılaşırsam, bunun şiirsel, cömert ve olumlu bir jest olduğunu hissederim.

B.T: Yedinci Kıta ve İstanbul’daki sergiler hakkında ne hissediyorsunuz?

S. T: Bienalin bir parçası olmak benim için olumlu bir deneyimdi, çünkü insan dışındaki sorunlarla ve insanın bunlarla ilişkisiyle daha olumlu ve sorumlu bir biçimde bağ kurarak yeni çalışmalar yapan bir çok sanatçı dikkatimi çekti.

 

Hindistan’da Yüksek Mahkeme’den siyasetçilere çağrı: Birbirinizi suçlayacağınıza hava kirliliğini çözün

Yeni Delhi’yi günlerdir etkisi altına alan yoğun hava kirliliği, kırmızı alarm sınırlarının da üzerine çıktı. Yetkililer trafiğe çıkan araç sayısını kısıtlasa da etkili olmadı. Yüksek Mahkeme halkın evlerinde bile güvenli olmadığını belirterek siyasetçilere uzun vadeli çözüm bulmaları çağrısı yaptı.

Hindistan‘ın başkenti Yeni Delhi‘de güvenli seviyelerin fazlasıyla üzerine çıkan hava kirliliği, yetkilileri trafiğe çıkan araç sayısını azaltacak tedbirlere yönlendirdi. Yüksek Mahkeme ise siyasetçilere “birbirlerini suçlamaları yerine soruna uzun vadeli çözümler bulmaları” çağrısı yaptı. Yüksek Mahkeme ayrıca çiftçilerin hava kirliliğine neden olan anız yakmaya son vermeleri gerektiğini belirtti. Mahkeme, Yeni Delhi’de halkın evlerinde dahi güvende olmadıklarına dikkat çekti.

Hindistan’da yetkililer Pazartesi gününden itibaren hava kirliliğiyle mücadele için trafiğe çıkan araç sayısını azaltacak tedbirler almaya başladı. Dünden itibaren plaka numarası tek ve çift rakamla biten özel araçlar aynı gün trafiğe çıkamıyor. Uygulamanın 15 Kasım’a kadar sürmesi planlanıyor.

Hindistan benzer uygulamaları 2016 ve 2017 yıllarında da devreye sokmuştu. Trafiğe çıkan araç sayısının geçici olarak azaltılmasının, kısa vadede hava kirliliğini azaltıcı yönde etki yapıp yapmadığı yönünde net bir veri bulunmuyor.

Zehir saçan 15 santralin kapanması için bakanlığa başvuru

Zonguldak, Çanakkale ve Afşin-Elbistanlılar, baca filtresi olmadan çalışan 15 kömürlü termik santralin kapatılması için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘na başvurdu. Söz konusu santrallerin yarattığı hava kirliliğinden şikayetçi olan halk, Yeşil Barış (Greenpeace) Derneği ile birlikte gerçekleştirdiği başvuruda 15 santralin 2019 yılı sonuna kadar gerekli çevre yatırımlarını yapmadığı gerekçesiyle kapatılmasını istedi.

2013 yılında özelleştirilen kömürlü termik santrallere, çevre yatırımlarını tamamlamaları için 2019 yılının sonuna kadar süre tanınmıştı. Bu süre içerisinde santraller, filtre ve baca gazı arıtma sistemleri gibi çevre yatırımlarını yapmadan zehirli gazları altı yıl boyunca doğrudan havaya saldı.

Çan/Caner Özkan.

Verilen sürenin dolmasına iki ay kalmasına karşın gerekli çevre yatırımlarını yapmayan 15 santral halen etrafa zehir saçmaya devam ediyor. Yeni bir kanun teklifiyle bu santrallere çevre yatırımlarını yapmamaları için verilen sürenin 2022 yılına kadar uzatılması da meclis gündeminde. AKP’nin teklifiyle Plan Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin içine söz konusu uzatma maddesi de konuldu.

Teklifin Meclis’e nasıl getirileceği henüz bilinmiyor, ancak bu haliyle yasalaşırsa, bu santraller 2022 yılı sonuna kadar havayı kirletmeye, çevreye zarar vermeye, halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek. Yeşil Barış (Greenpeace) Derneği, yeniden yasal düzenleme ile havayı kirletme izni verilmesine karşı çıkıyor ve bu sebeple söz konusu santrallerin kapatılmasını talep ediyor. Daha önce de söz konusu santrallerin çevre yatırımlarına iki yıl daha erteleme Meclis gündemine gelmiş ancak TBMM’de tüm siyasi partilerin reddetmesiyle geri çekilmişti.

Greenpeace Akdeniz, Temmuz ayında söz konusu 15 santralden ikisinin yer aldığı Kütahya Seyitömer ve Tunçbilek’te yaptığı 24 saatlik hava ölçümü sonucu hava kirliliğinin Dünya Sağlık Örgütü’nün limit değerinin üç katı çıktı olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Seyitömer/İmre Azem-Greenpeace.

Greenpeace avukatı Deniz Bayram şöyle konuştu:

“Türkiye’nin en kirli termik santralleri 6 yıl boyunca yatırımlarını yapmadı, çevreyi kirletti, kanser ve birçok hastalığın sorumlusu hava kirliliğine neden olarak halk sağlığını tehdit etti. 2019 yılı sonuna kadar süreleri olan bu santraller için zaman doldu. Keyfi olarak havayı kirleten santrallerin çevre yatırımlarını tamamlayana kadar faaliyetlerinin durdurulmaları gerekiyor. Bu santraller, havayı kirletmekle kalmadı aynı zamanda, 2018 yılında bu santrallerden 10 tanesine toplam 559 milyon Türk Lirası, 2019 yılında 665 milyon Türk Lirası kamu teşviki ödendi. Bu santrallerin 2020 yılında da milyonlarca teşvik ödemesi almasına karar verildi. Kısacası bu santraller hem cebimize hem sağlığımıza zarar.”

Yasa hangi santralleri kapsıyor?

  • Çanakkale / ÇAN 18 Mart Termik Santrali
  • Şırnak / Silopi Termik Santrali
  • Kahramanmaraş / Afşin Elbistan A Termik Santrali
  • Karabük / Kardemir Termik Santrali
  • Kütahya / Tunçbilek Termik Santrali
  • Kütahya / Seyitömer Termik Santrali
  • Manisa / Soma A Termik Santrali
  • Manisa / Soma B Termik Santrali
  • Sivas / Kangal Termik Santrali (1. Ve 2. üniteler)
  • Zonguldak / Çatalağzı Termik Santrali
  • Ankara / Çayırhan Termik Santrali
  • Muğla / Yeniköy Termik Santrali
  • Muğla / Kemerköy Termik Santrali
  • Bursa / Orhaneli Termik Santrali
  • Kahramanmaraş / Afşin Elbistan B Termik Santrali
Tunçbilek/İmre Azem.

Ne olmuştu?

2013 yılında, 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ilk yürürlüğe girdiğinde, yasanın Geçici 8. Maddesi ile kömürlü termik santrallerin özelleştirilmesinin ardından, bu santrallerin çevre yatırımlarını tamamlamaları için 2018’e kadar süre tanındı. 2014 yılında Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 56. maddesi gereğince, çevre yatırımlarının bu kadar ertelenmesinin anayasaya aykırı olduğuna karar vererek Geçici 8. Madde’yi iptal etti. 2016 yılında kanunda tekrar düzenleme yapıldı ve çevre yatırımlarının tamamlanması için verilen süre Aralık 2019’a kadar uzatıldı. Şubat 2019’da söz konusu santrallerin çevre yatırımlarına iki yıl daha erteleme getiren Maden Kanunu Teklifi’nde yer alan 45. Madde, tüm siyasi partilerin ortak önergesi ile Maden Kanunu teklifinden çıkarılarak komisyona geri çekildi.

Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak tahliye edildi

‘Darbe çağrışımı’ yaptıkları ve terör örgütüne yardım ettikleri iddiasıyla yeniden yargılanan gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak üç yılın ardından tahliye edildi. Mehmet Altan ise beraat etti.

Terör örgütünün medya yapılanmasını oluşturdukları ve  “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” ettikleri suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan gazeteciler Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan‘ın da aralarında bulunduğu altı sanığın Yargıtay‘ın bozma kararının ardından yeniden görülen davalarında karar çıktı.

Mahkeme, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan Ahmet Altan’ı 10 yıl 6 ay, Nazlı Ilıcak’ı ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. Her iki gazetecinin, tutuklu geçirdikleri süre gözönüne alınarak  tahliyelerine karar verildi. Mehmet Altan ise atılı tüm suçlardan beraat etti. Hakkındaki tüm adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasına hükmeden mahkeme heyeti,  Mehmet Altan’dan ele geçirilen 6 adet 1 ABD dolarının ise iadesine karar verildi. Diğer sanıklar da hapis cezasına çarptırıldılar.

Ilıcak ve Altan gece saatlerinde Silivri ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Her iki gazeteciye de yurt dışı çıkış yasağı konuldu.Jandarma eşliğinde Karbey Sosyal Tesisleri’ne getirilen Ahmet Altan’ı burada kardeşi Mehmet Altan, yakınları ve gazeteci Hasan Cemal karşıladı. Altan 23 Eylül 2016’dan bu yana, 1138 gündür cezaevindeydi.

Ilıcak’a indirim 

Mahkeme heyeti, Ilıcak’ın pişmanlık duymasını dikkate alarak 10 yıl 6 ay hükmettiği cezayı 8 yıl 9 aya indirirken, Altan’a yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle herhangi bir indirim uygulamadı.

Üç sanığa da indirimsiz hapis cezası  

Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek ise “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçunu işlediklerinin sabit olduğu gerekçesiyle ayrı ayrı 11 yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Şükrü Tuğrul Özşengül de “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanıklar hakkında yargılamadaki tutum ve davranışlarını göz önüne alarak takdiri indirim uygulamadı.

Anayasayı ihlalden ceza yok

Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Şükrü Tuğrul Özşengül, Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek hakkında ayrıca “Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına karar verildi.

Ahmet Altan: Ben değil, beni hapiste tutanlar küçülür

Ahmet Altan bugün yaptığı savunmasında mahkeme heyetine “Meydanlarda yakılmamı, çarmıha gerilmemi, derimin yüzülmesini de talep edecek misiniz?” diye sormuştu. Altan savcının mütaalasına karşı, “Beni hapiste tutmak istiyorsanız istediğiniz kadar tutabilirsiniz, hapishane beni korkutmaz. Böyle bir iktidardan korkmaktansa ömrümü hapishanede tamamlamayı tercih ederim. Bu iktidar bu gerekçelerle beni hapishanede tuttuğu sürece beni hapiste tutanlar küçülür.” demişti.

Greta Thunberg, Madrid’e gitmek için yardım arıyor

Şili’de gerçekleştirilecek COP25’in iptal edilmesi ve Madrid’e alınması üzerine, halen Los Angeles’te bulunan Thunberg, tekrar Atlantiği geçebilmek için destek istedi

Önümüzdeki ay Şili‘de yapılması planlanan COP25 İklim Değişikliği Konferansı, beş gün önce protestolar gerekçe gösterilerek Şili yönetimi tarafından iptal edildi.  Zirvenin yerni adresi ise İspanya’nın Madrid şehri oldu.

ABD’deki Birleşmiş Milletler (BM) İklim Eylem Zirvesi’ne uçak kullanmamak için güneş enerjisiyle çalışan bir yarış teknesiyle giden ve oradan Güney Amerika’ya geçmeyi planlayan iklim aktivisti Greta Thunberg’in planları da son anda değişti.

“Atlantik’i geçmenin yolunu bulmalıyım”

Güney Amerika yerine Avrupa‘ya geçmek durumunda kalan Thunberg,  Los Angeles‘tan tweet atarak yardım istedi:  “COP25 resmen Santiago’dan Madrid’e taşındığı için biraz yardıma ihtiyacım olacak. Dünyanın yarısında yanlış yönde yolculuk yapmışım. Şimdi kasım ayında Atlantik’i geçmenin bir yolunu bulmalıyım. Biri ulaşım konusunda bana yardım edebilirse minnettar olurum.”

ABD’ye yaptığı yelkenli yolculuğunu 14 günde tamamlayan genç iklim aktivisti, daha sonra ABD eyaletleri ve Kanada’ya yaptığı yolculuklarda treni kullandı; bazı rotalarda da eski Kaliforniya valisi, oyuncu Arnold Schwarzenegger’den elektrikli aracını kullandı.

Meteoroloji Genel Müdürü: İklim dengeleri alt üst oldu, yağışlı bir kış beklemiyoruz

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün ev sahipliğindeki ‘Küresel Ani Taşkın Erken Uyarı Sistemi (FFGS) Çalıştayı’, Antalya‘nın Belek ilçesinde başladı. 8 Kasım’a kadar sürecek çalıştaya 65 ülkeden uzmanlar katıldı.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Meteoroloji Genel Müdürü Volkan Mutlu Coşkun, iklim dengelerinin altüst olduğunu söyledi. Mevsimlerin kaydığını belirten Coşkun, “Bunu yaşantımızın her noktasında görüyoruz. Antalya’da da bunu çok yaşadık. Deniz hortumları, kara hortumları, taşkınlar gibi olaylar devam edecek” dedi.

‘Her türlü hava değişikliğine hazır olmak zorundayız’

Artık her türlü hava değişikliğine hazır olmak zorundayız. Dünya çalkalanıyor, yangınlar, taşkınlar, hortumlar ve birçok afete maruz kalıyor birçok ülke” diyen Coşkun, şöyle devam etti:

“Türkiye de stratejik olarak önemli bir konumda. Bir yarımadayız. Bu tür hava değişikliklerinin en çok etkilendiği ülke. Bugün yüzde 90’ların üzerinde tahminlerde başarımız var. Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak uluslararası faaliyetleri önemsiyoruz ve uluslararası faaliyetlerde bu toplantıların çıktıları hem kurumumuz hem bakanlığımız hem de ülkemiz için çok önemli. Bu çalıştay Antalya’da 5 gün sürecek sonrasında FFGS sisteminin Türkiye’de daha aktif hale getirilmesiyle ilgili kararlar verilecek.”

Erken uyarı sisteminin kaç dakika önceden bilgi verdiği sorusu üzerine Coşkun, “Radar üzerinde oluşan bir sistem üzerinde görüyoruz; ama bunu ‘3 dakika’, ‘5 dakika’ diye söylememiz doğru değil. Radarda olayı görür görmez paydaşlarımız aracılığıyla duyurularımızı yapıyoruz” diye konuştu.

İklim projeksiyonları

Coşkun, bu yıl nasıl bir kış mevsimi beklendiği sorusunu da “Küresel ısınma, iklim dengeleri altüst oldu. Açıkçası çok fazla yağışlı bir kış beklemiyoruz. İklim projeksiyonlarımız var, mevsimsel tahminler yapıyoruz.” şeklinde yanıtladı.

İstanbul havalimanı işçilerinin eylemi sonuç verdi

Eylemin dördüncü gününde işçiler firma yetkilileriyle görüştü. Talepleri olan şantiye aydınlatmalarının yapılması, asansör ve şaft boşluklarının korkuluklarla kapatılmasının kabul edilmesi üzerine işçiler işbaşı yaptı.

Hannover’in en güçlü adayı Belit Onay: İnsanların kökleri değil duruşu önemli –Ayşegül Karakülhancı

Belit Onay, 38 yaşında genç ve başarılı bir siyasetçi. Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletinin başkenti Hannover’de 27 Ekim’de yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine Yeşiller Partisi’nin adayı olarak girdi ve birinci sırada yer alarak ikinci tura kaldı.

Onay 1981 yılında Almanya’nın Goslar kentinde doğdu. Ailesinin kökeni aslen Balkanlara dayanıyor ancak anne ve babası İstanbul’dan Goslar’e göç etmiş. Hukuk eğitimi almak için geldiği Hannover’e geldi ve eğitimini tamamlayınca da Hannover’de yaşamaya devam etti. Üniversite eğitimi sonrasında yavaş yavaş siyasi hayatına adım atmaya başlayan Onay 2011 yılında Yeşiller Partisi’nden Belediye meclisine seçildi. Siyasi kariyeri 2013 yılında eyalet milletvekilliğine seçilmesiyle devam etti. Hala eyalet milletvekili olan Belit Onay haftaya yapılacak eyalet başkenti Hannover’in belediye başkanlığı seçimlerinin en güçlü adayı. Belit Onay ile seçimleri, seçildiği takdirde ilk göçmen kökenli belediye başkanı olması durumunu ve Almanya ve Türkiye’ye dair politikayı konuştuk:

Sayın Onay öncelikle başarınız için tebrikler. İlk tur seçimlerini ilk sırada tamamladınız. Ne durumda şu anda seçim çalışmalarınız?

Teşekkür ederim, çok iyi gidiyor. İkinci tura kalmış olmamız tarihi bir başarıydı bir de birinci olarak kalmış olmamız bu başarıyı daha da pekiştirmiş oldu. Bu bizler için çok iyi, inanılmaz bir motivasyon oldu. Oy oranımızı üçe katlamış olduk. Son belediye başkanlığı seçimlerinde yüzde 11 almıştık, şimdi bu oy oranını yüzde 33’lere çıkardık. 49 oyla geçtik Hıristiyan Demokratlar Birlik’in (CDU) adayını geride bıraktık, neredeyse kafa kafaya bitirdik ama sonuçta birinci bitirdik. Sosyal Demokratların (SPD) adayının dışarıda kalması da şansımızı arttırdı ve arttırıyor diyebiliriz. Artık sonucu bir hafta sonra göreceğiz. Ancak motivasyonumuz çok yüksek. Yeşiller olarak Hannover’de tarihi bir sonuç elde etmiş olduk.

Bu başarıda muhtemelen bir kaç farklı etmen vardır. Siz de genç ve dinamik bir adaysınız. Bu sonucun ortaya çıkmasında sizin adaylığınız ne derece rol oynadı?

Mutlaka şahsımın bir etkisi vardır. Sonuçta belediye başkanlığı seçimlerinde oylar şahısa veriliyor. Ama partimin de belli bir imajı var. Partime yönelik yoğun bir ilgi ve beklenti var. Özellikle çevre konularında, sosyal konulara yönelik politikalarında son yıllarda Yeşillerin olumlu tepki aldıklarını görüyoruz. AB seçimlerinde de parti olarak bir çok büyük kentte çok iyi sonuçlar aldık. Hatta Hannover’de AB seçimlerini birinci parti olarak bitirdik. Ekip çalışması çok önemli. Mainz kentinde de yakın zamanda seçimler oldu mesela, maalesef oradaki Yeşil adaylar istedikleri sonuçları elde edemediler. Ekibin iyi çalışıyor olması da çok etkili. Hannover ‘de muazzam bir iyi enerji ve coşku ile çalışılıyor. Hangi standa, etkinliğe gitsem muhakkak on- on beş parti üyesi beni karşılıyor, destek veriyor. Bunların arasında gerçekten çok çok yeni üye olanlar ve genç bireyler var. Bu beni de kamçılıyor tabi. Şahsımın illa bir payı vardır ama ekip çalışması olduğunun da altını çizmek lazım. Tek başınıza yapabileceğiniz bir şey değil. Temmuz sonundan beri yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Bu kadar zaman dayanmamın başında iyi bir ekibin arkamda olması geliyor. Tabi ailemin de desteği çok önemli bunu da belirtmem gerekir.

Bu başarıda yukarıda sizin de bahsettiğiniz gibi SPD’nin gücünü yitirmiş olmasının da etkisi var. SPD ülke genelinde sürekli oy kaybediyor. Hannover’de şimdiye kadar en güçlü partiydi. SPD’nin ülke genelinde bu denli güç kaybediyor olmasını siz nasıl görüyorsunuz?

70 yıllık maziye sahip birinci parti konumundaydılar. Tabii belediye bazında, bu başkanlık seçimlerinde bizim böyle bir sonuç almış olmamız güzel. Sosyal Demokratlar da neredeyse yüzde 25 oranında oy aldılar bu da az bir oy değil fakat geçen 70 yıllık sürece baktığımızda beklentilerinin oldukça altında oy aldılar. Ama Almanya genelinde baktığımızda SPD ile Yeşiller doğal koalisyon ortaklarıdır diyebiliriz. Yeşiller’in iyi sonuçlar alması nasıl bir hükümet ortaklığı imkanı sunar, hangi koalisyon imkanları oluşur açısından baktığımızda bu noktada SPD’nin çok zayıf olması, kötü sonuçlar alması bizim için uzun vadede çokta iyi bir durum değil. Şahsi görüşüm, orta ve sol kanatlara baktığımızda Sosyal Demokratlar’ın belli bir güçte olup, Yeşillerle ile birlikte bir hükümet kurma ihtimalinin olması bizim için daha faydalı olurdu diye düşünüyorum. Ama maalesef Sosyal Demokratlar şu anda bu durumdan oldukça uzaklar.

‘Oldukça birikim sahibi oldum’

Aşağı Saksonya Eyalet Parlamentosu milletvekiliyken Hannover belediye başkanlığına aday olmaya neden karar verdiniz. Nedir ana motivasyonunuz?

Son belediye başkanı yolsuzluk suçlamasıyla görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Erken seçim yapılacaktı ve partiden bir çok isim aday olup olmak istemediğimi bana sordu. 2013’den beri milletvekiliyim. Bir buçuk dönem olmuş. İlk dönemimde eyalette hükümet ortağıydık çok farklı bir görevdi. Şimdi muhalefetteyiz bu da farklı bir sorumluluk. Değişik yasaların geçirildiği bizim de muhalefette takip ettiğimiz, eleştirdiğimiz çok konular oldu. Oldukça birikim sahibi oldum da diyebilirim son yıllarda. Ama belediye başkanlığı da çok ayrı bir görev. Bireysel bir şey, tamamen şahsınız ön planda oluyor. Şu anda eyalet meclisinde 137 milletvekili var ve ben de onlardan biriyim. Ama eyalet başkentinin belediye başkanı olmak tabi çok ayrı bir sorumluluk. Hannover’i seviyorum, burası benim şehrim, yaşadığım mutlu olduğum bir yer. Buraya belediye başkanı olarak daha fazla katkı sağlamak, şehrin gidişatına yön verme imkanı var, bunları da kullanmak istiyorum. Benim siyasete katılma motivasyonum baştan beri topluma katkı sağlamak, değişim sağlamak. Bunu böyle bir mevkide yapabilmek farklı boyutlarda değişik imkanlar sağlayacak.

‘Göçmen olup olmadığımı kontrol eden çok az insan oldu’ 

Seçilmeniz durumunda hem ilk Türkiyeli, hem ilk göçmen kökenli anakent belediye başkanı hem de Yeşiller’in Hannover’deki ilk belediye başkanı olacaksınız. Sizin için ilklerin yaşanacağı bir durum olacak. Bu bir taraftan önemli bir başarı, bir diğer yandan da belki sizin için çok daha ciddi bir sorumluluk. Sizin için daha çok başarı mı daha çok sorumluluk mu ön planda?

27 Ekim’deki sonuçtan sonra oluşan yüksek beklentinin farkındayım. Hannover’de ciddi bir değişim var denilerek odak noktaya oturdum bir anda. Aslında benim için önemli olan Türkiye’den buraya göç etmiş bir aileden gelmem, Yeşiller’in ilk belediye başkanı olmam değil. Bu seçimlere siyasi bir programla, iddiayla girdim, benim için önemli olan bu. Ancak basın ve toplum benim göçmen kökenli olmama çok odaklandı onun da farkındayım. Bu gündem yaratma açısından iyi bir imkan olarak da kullanılabilir. Hannover için yeni bir imaj yaratmak benim açımdan çok önemli. Son yıllarda Almanya’da yaşanan toplumsal ayrışmanın, ayrımcılığın, yükselen aşırı sağcılığın güç kazanması sıkıntılı bir durum. Hannover’de bu tarz bir sorun farklı yapısından dolayı diğer yerlere göre oldukça düşük. Bunu ben seçim kampanyası sırasında da görüyorum. Benim nereden geldiğimi, ailemin göçmen kökenli olup olmadığını konu eden çok az insan oldu. Genelde insanlar nereden geldiğimi değil nereye gitmek istediğimi, şehrin geleceğini nereye yönlendirmek istediğimi bilmek istiyor. Bu benim için çok güzel bir durum. Kimseyi ayrıştırmadan, tamamen şahsımın fikirleriyle ilgili, demokratik anlayışımla ilgili yapılan sohbetler oluyor. Bu benim için Hannover’in yapısını da özetliyor. Burada da tabii ki ırkçılık, ayrımcılık var ama buna karşı duran insan daha çok. Almanya’nın bu gidişatından çok sıkıntı duyan, bunu bana dile getiren çok insan var. Aslında seçim sonucu da bunu gösterdi. Almanya açısından güzel bir mesaj bu. Bizim için insanların siyasi mesajı, duruşu önemli; nereden geldiği, kökleri, dini ve vicdani görüşü değil.

Hannover farklı yerlerden gelen göçmen nüfusunun yoğun olduğu kentlerden biri kentteki göçmenlerin en temel sorunu nedir?

Evet, göçmen nüfusu çok fazla özellikle çocuklara baktığımızda her yeni doğan iki çocuktan biri göçmen bağlantılı. Ya anne ya baba veya büyükanne, büyükbaba illa birinin göçmen kökeni oluyor. Gerçekten renkli, çeşitli bir şehir. Ama burada da bir çok kentte olduğu gibi sosyal sıkıntılar ön plana çıkıyor. Bu sırf göçmenlerin de yaşadığı sorunlar değil. Her dört çocuktan biri yoksulluk sınırına yakın veya altında yaşıyor. Göçmen aileleri bu durumdan daha hızlı etkileniyor. Hayat pahalılığı, konut sıkıntısı, kiraların yüksek olması. Bunun dışında bütün büyük kentlerde olduğu gibi toplu taşıma, trafik, hava kirliliği şehirde yaşayan herkesi ilgilendiren sorunlar. Bu konularda Yeşiller’in yıllardan beri izlediği bir politika var. Benim de bununla ön plana çıkma fırsatım oldu.

‘Türkiye’deki TOKİ gibi’ 

Söylediğiniz gibi hemen her yerde temel sorunların başında barınma geliyor. Yeterli sayıda konut yok, ayrıca kiralar çok yüksek. Sizin bu sorunu çözmeye yönelik projeniz nedir? Seçmenleri tatmin ediyor mu anlattığınız çözümler?

Hannover olarak bir avantajımız var. Belediyenin kendi konut projeleriyle ilgili şirketi var. Türkiye’deki TOKİ gibi. Tamamen belediyenin yatırımıyla dar gelirli ailelere verilebilmesi için yüzde 30’luk bir payı olan konutlar inşa edebiliyor. Ancak orta gelirli insanlara imkan sağlayamıyoruz burada ciddi bir sıkıntı var. Burada da ben şirketin bütçesini arttırarak orta gelirli insanlara da ilaveten konut yapılması projemiz var. Bunun haricinde özellikle emlak fiyatları arazi alımı pahalı olduğu için artıyor. Toprak, arsa alımında belediyenin kuracağı bir şirket arsaları satın alıp bu arsalara ev yaparak satmak amaçlı değil çok uzun süreli mesela 100 yıllık kira yoluyla yatırımcılara vererek böylece fiyatları kırabileceğimizi düşünüyorum, bir iki ufak adımla çok şeyi değiştirebiliriz. Ayrıca Airbnb gibi kiraya verilmesi gereken evlerin kiraya değil de turistlere, kısa vadede kalan kişilere günlük, haftalık kısa zamanlar için kiralanması durumu piyasadaki konut sayısının düşmesine ve konut fiyatlarının artmasına neden oluyor. Bununla ilgili yasal düzenlemeler oldu. Belediyeler bunun önüne geçip yasaklayabiliyor. Airbnb gibi farklı web sayfalarında kiralanmasını değil de normal konut olarak kullanılmasını öngörüyor. Bunun değişmesi gerekiyor Hannover’de de. Bu gibi fikirlerimiz var ve bunlar insanları tatmin ediyor.

‘Bir anda yabancıymışım gibi hissettim’

Basına verdiğiniz bir kaç mülakatta 12 yaşındayken Solingen’de yaşanan ırkçı saldırıdan çok etkilendiğinizi hatta politikaya ilginizin oluşmasında bu konunun etkili olduğunu ifade etmiştiniz. Gündem de de bu konu var. En yakınlarda 2 kişinin öldüğü Halle saldırısı yaşandı. Solingen saldırısı veya ırkçılık sizde nasıl bir iz bıraktı?

Küçüktüm ama o süreci gerçekten acı bir şekilde hatırlıyorum. Ailemin restoranı vardı. Üst katında da biz oturuyorduk. Çok göz önündeydik. Bu saldırılar sık sık oluyor mu diye onlarda da inanılmaz bir tedirginlik oldu. Doğu Almanya sınırına yakın bir yerde yaşıyorduk. Annem ve babam kendi aralarında “Bize de böyle bir saldırı olur mu? Ne yapalım?” diye konuşuyordu. Ben de bu tedirginliği az çok anlayabiliyordum. Bir anda doğup, büyüdüğüm kente ait değilmişim de bir yabancıymışım gibi hissettim. O zaman bende bir farkındalık uyandı. Bu güzel bir his değil tabii. Annem babam bunu kasıtlı olarak empoze etmek için yapmadı. Ama onlarda tedirgindi. Sonuçta genç bir çift, gelmişler Almanya’ya, bir hayat kurmaya çalışmışlar, aileleri olmuş ve bir anda hedef miyiz diye endişelendiler. Bir ara ciddi bir biçimde Türkiye’ye geri mi dönsek, çocuklarımız burada bir ayrımcılık yaşar mı, bu ilerde daha kötüye gider mi diye düşündüler. Teyzemin bizi aradığını, iyi miyiz diye sorduğunu hatırlıyorum. Sanki Almanya’da bir Türk avı başlamış gibi bir resim oluşmuştu onu da hatırlıyorum. Öte yandan güzel bir dayanışma ortamı da oluştu. Evimizin önünden insanların ellerine mumlar alıp ırkçılığa karşı protesto için geçtiğini hatırlıyorum. Duygusal anlamda bir git gel yaşadık. Bu bende farkında olmak için bir kırılma noktası yarattı.

Almanya’da insanlar artık bundan 15-20 yıl öncesine oranla milliyetçi, aşırı sağcı görüşlerini daha rahat ifade ediyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Milliyetçilik yeniden hortladı bunu çok rahat söyleyebilirim. Ama bu sırf Almanya’da değil Avrupa’nın birçok ülkesinde hatta dünyada yükseldi. 15-20 sene önce düşünüp de söyleyemediği şeyleri bu kişiler şimdi gayet rahat ifade ediyor. Küçük çocukları olan Musevi dostlarımız var. Sinagoglarının arkasında bir çocuk yuvası var. Halle saldırısından sonra çok tedirgin oldular. Çocuklarını polis korumasıyla bırakıp almak istemiyorlar. Hedef olup olmayacaklarından korkuyorlar. Musevi olduğumu bilirlerse bir saldırı olur mu tedirginliği ile değil, normal bir yaşam yaşamak istiyorum diyorlar. Bu cümleleri duyduğumda Solingen saldırısında yaşadıklarımız aklıma geldi. 20-30 sene sonra aynısını yaşıyor olmamız kabul edilemez. Biraz da motivasyonum bu. Hannover’de böyle bir şeyin olmasını istemiyorum. Ayrımcılıkla ciddi mücadele etmek lazım.

Türkiye’de yaşanan politik çatışmalar Almanya’ya da yansıyor. Bu politik çatışmaların sonucunda Almanya kentlerinde de uzun soluklu protestolar yapılıyor. Bazen bu gösterilerde karşıt görüşler karşı karşıya da gelebiliyor. Belediye başkanı olarak Türkiyeli iki grup karşı karşıya geldiğinde sizin Türkiye kökenli olmanız bir şekilde ön plana çıkacaktır. Bu durumlarda tavrınız ne olacak nasıl tepki vereceksiniz?

Asıl sıkıntı bu sorunları çözecek olan kişilerin biz olmaması. Başkasının evinde olan, tamamen başka yerde gelişen, başka siyasi güçler tarafından körüklenen bir mesele. Biz burada artçı deprem gibi hissediyoruz bütün olup bitenleri. Milletvekili olarak da bu sorunları 2013 yılından beri Aşağı Saksonya eyaletinde yaşadık, yaşıyoruz. Benim buradaki tavrım hep insanları sakinleştirmek yönünde oldu. Farklı görüşlere sahip olabilirsiniz siyasi olarak ama lütfen bunu demokratik fikir özgürlüğü çerçevesinde şiddete başvurmadan birbirinizle görüşün, konuşun, dedik. Ancak bu gerçekten zorlayıcı bir durum. Anayasa referandumu sürecinde, seçimlerde Türkiye’den siyasetçilerin buraya gelip farklı toplantılara katılıp oy toplamaya çalıştıkları süreci yaşadık. İlişkilerin siyasi malzemeye dönüştürülmesi doğru değil. İç siyasete yönelik Almanya ile çatışma, söz dalaşı yapılıyor vs. Buradaki insanların huzuru kaçıyor. Onlar seçim bitince arkalarına bakmıyorlar fakat biz burada o sıkıntılarla baş başa kalıyoruz. Tekrar insanları yatıştırıp normal sürece sokmaya çalışıyoruz, bu bizim için ciddi sıkıntı. Belediye başkanı olarak da farklı grupların sorunlarını dinlemek lazım. Mesela Şengal’daki IŞİD saldırıları sırasında yaşanan süreçte bir çok Ezidi aileyle görüştüm ki birçoğunu çocukluğumdan beri tanıyorum. Onlara yardımcı ve destek olmaya çalıştım. Aynı zamanda camilere yapılan saldırılarda da oraları ziyaret edip onlarla da dayanışma içerisinde oldum. Birçok tarafla görüşüp konuşabiliyorum. Herkes benim tutumumu az çok biliyor ama bana karşı bir güven ortamı var. Siyasi görüşümü paylaşmasalar da hakkaniyetli davranacağımı biliyorlar. Onun dışında siyasi görüşüm belli, demokratik çizgimiz belli herkesi buna uymaya davet ediyorum. Burada huzuru bozmadan yaşamamız gerektiğine inanıyorum.

‘Türkiye’nin durumu iç açıcı değil’ 

Türkiye’de HDP’nin seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor. Yeşiller HDP’ye destek açıklamaları yapan partilerin başında geliyor. Görevden alınan belediye başkanlarıyla empati yapınca bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bir sabah uyandığınızda eyalet hükümetinin görevinize son vermesini hele de göçmen kökenli bir belediye başkanı olarak tahayyül edebiliyor musunuz?

Çok zor. Bir yerde demokrasinin içi boşaltılıyor ve demokrasiye olan güven sarsılıyor. Şahsi olarak görüşümü belirtmem gerekirse herhalde en büyük suçları seçimi kazanmakmış gibi oldu. Varsa cezai yaptırım gerektiren suçları bu insanlar neden aday gösterildi. Aday gösterilmelerine izin verildiyse kazanınca niye sorun oldu. Orada gerçekten güvensizlik hissettiren bir sıkıntı var. Birçok insanın yargıya, demokrasiye güveni kalmadı. Türkiye’nin geleceği açısından bunun bir sorun olduğunu düşünüyorum. Dışarıdan bakıldığında Türkiye’nin durumu maalesef iç açıcı değil.

 

Trump’dan valiye: Çevrecilere rağmen ormanları temizlemeliydin. Artık bitti, kendini topla

ABD Başkanı Trump,Kaliforniya eyaletindeki orman yangınlarından sorumlu tuttuğu Vali Gavin Newsom’u eyalete yangın söndürme çalışmaları için verilen federal yardımı kesmekle tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump orman yangınlarıyla boğuşan Kaliforniya eyaletini, yangın söndürme çalışmalarına verilen federal fonları kesmekle tehdit etti. Trump, Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’la Twitter’dan girdiği atışmada “Her yıl aynı şey oluyor, Kaliforniya yanıyor ve Newsom, Federal Hükümet’e $$$ yardımı için geliyor. Artık bitti. Kendini toparla” dedi.

Kaliforniya’da geçen haftalarda yaklaşık 100 bin dönüm arazi orman yangınlarından dolayı kül olmuş ve binlerce kişi evini tahliye etmek zorunda kalmıştı. Trump ise yangınlardan valiyi sorumlu tutarak “Orman yönetiminde berbat bir iş çıkardı. Onunla ilk tanıştığımız günden itibaren, patronlarının ve çevrecilerin TALEPLERİNE rağmen ormanları ‘temizlemesi’ gerektiğini söyledim. Her yıl aynı şey oluyor, Kaliforniya yanıyor ve o Federal Hükümet’e $$$ yardımı için geliyor. Artık bitti. Kendini toparla” dedi.

Newsom ise “İklim değişikliğine inanmıyorsunuz. Bu konuşmadan muaf tutuldunuz” yanıtını verdi. Trump, geçen yıl 86 kişinin ölümüne sebep olan yangınlarda da federal yardımı kesmekle tehdit etmişti.