Ana Sayfa Blog Sayfa 2347

İklim değişikliği İtalya’da zorunlu ders olacak

 

İtalya Eğitim Bakanı Lorenzo Fioramonti 2020-2021 eğitim-öğretim yılında iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma derslerini zorunlu müfredata dahil edeceklerini açıkladı. Böylece İtalya, iklim krizini zorunlu ders olarak okullarda okutacak ilk ülke olacak.

Pazartesi günü açıklama yapan bakan, okullarda haftalık bir saatin iklim kriziyle ilgili konulara ayrılacağını söyledi. Bu da yıllık 33 saatlik ders sayısına denk geliyor. Yeni program dahilinde matematik ve fizik gibi pek çok geleneksel ders de sürdürülebilir kalkınma perspektifinden ele alınacak.

Programın detayları hakkında bilgi veren bakan,  “İtalyan eğitim sistemini, çevre ve toplumu okulda öğrendiğimiz her şeyin merkezi haline getiren ilk eğitim sistemi yapmak istiyorum” diye konuştu.

Öğrencilerin iklim grevine destek

Hükümetin çevre politikalarına verdiği destekle bilinen bakan, geçtiğimiz eylül ayında öğrencilerin iklim için okul grevine çıkmalarını desteklediğini açıklamış ve çok fazla eleştiri almıştı.

Daha önce Güney Afrika‘daki Pretoria Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olarak görev yapan Fioramonti‘nin gayrı safi yurtiçi hasılanın ülkelerin ekonomik başarısı konusunda temel ölçüt olarak alınmaması gerektiğini savunan birçok kitabı bulunuyor.

42 yaşındaki bakan, iki ay önce popülist 5 Yıldız Hareketi ve merkez sol Demokratik Parti‘den (PD) oluşan koalisyon hükümeti bünyesinde göreve başlamasından bu yana muhalefetin eleştiri oklarına hedef oluyor.

 

 

Gomidas 150. doğum yıldönümünde Kumkapı’da anılacak

2019 yılı Ermeni müzikolog, besteci Gomidas Vartabet’in 150. doğum yıldönümüydü. UNESCO’nun takviminde de yer alan Gomidas’ın 150 doğum yıldönümü etkinlikleri kapsamında bütün dünyada ve Türkiye’de yıl boyunca çeşitli anma programları düzenleniyor. İstanbul’daki ilk etkinlik 7 Ekim’de CRR Konser salonunda düzenlenen” Aydınlık Sabahın Sesi” konseriydi.

8 Kasım’da GOMİDAS bu kez çok daha ilginç bir etkinlikle Kumkapı’da anılacak. Anma programı öncesinde proje yöneticisi; Karanlık İşler’den Nuri Kaya ve programın sanat yönetmeni Artür Bağdasaryan’ı iki hafta önce Açık Radyo’da “Babil’den Sonra” programımda konuk etmiştim. Program kaydını şuradan dinleyebilirsiniz.

Türkiye Ermenileri Patrikliği’nin himayesinde düzenlenen etkinlik 8 Kasım Cuma 20:00’da bir kokteylle başlayacak. Konser öncesi Gomidas Enstalasyon/ Sergisi gezilebilecek.

Bu yıl Karanlık İşler tarafından sekizinci kez düzenlenecek olan anma programı mekân seçimi ve katılımcı müzisyenler açısından davetlilere farklı bir deneyim vaat ediyor. Bariton Artür Bağdasaryan’ın sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek olan konserde Gülay Aslan, Merih Aşkın, Serhat Ayebe, Talar Silelyan Bağdasaroğlu, Fırat Çakılcı, Faruk Çalışkan, Raffi Derkevorkyan, Arat Dink, Herman Hıdır, Diren İnaç, Sevan İnyapan, Murat İçlinalça, Nurhak Kılagöz, Şahin Korku, Yaşar Kurt, Adem Tosunoğlu, Canberk Ulaş, Sevda Bozbey Yılmaz, Peyda Yurtsever, Şef Edvin Galipyan yönetiminde Acapella Erkekler Korosu ve 3×2 grubu (Ruşencan & Osmancan Acet, Kerim & Selim Altınok ve Deniz & Derya Ulkat) çalgılarıyla ve sesleriyle zifiri karanlıkta, Gomidas için şarkılar söyleyecekler. Konserin metin okumalarını Tilbe Saran’ın sesinden dinleyeceğiz.

Anma konserine katılım için davetiyelerinizi 6 Kasım Çarşamba akşamına kadar 0532 342 25 38 numaralı telefonu arayarak veya [email protected] adresine yazarak edinebilirsiniz.

Uzun zamana yayılmış çok yoğun bir emekle hazırlanan bu çok farklı-sıra dışı müzikal etkinliği kaçırmamanızı öneriyorum.

Detaylı bilgi için tıklayın 

(Yeşil Gazete)

‘Seyfe Gölü korumaya alınsın’ kampanyası

Kırşehir‘in Mucur ilçesinde yer alan ve birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Seyfe Gölü kuruma tehlikesi altında. Seyfe Gölü Koruma İnisiyatifi change.org üzerinden imza kampanyası başlatarak, gölün kurumasının önüne geçmek için Mucur Belediyesi, Kırşehir Valiliği ve Devlet Su İşleri Müdürlüğü’nü harekete geçmeye çağırdı.

187 kuş türünü barındırıyor

Kırşehir’in Mucur ilçesinde bulunan ve milli park niteliğinde korumalı bölge statüsüne sahip Seyfe Gölü toplam 187 kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 320 bini bulan dünyanın en büyük flamingo topluluğunun barındığı göl, aynı zamanda sonbaharda yüz binlerce ördeğin konaklama alanı. Seyfe gölünde beslenen ve konaklayan diğer kuş türleri arasında çamurcunlar, pelikanlar, balıkçıllar, yağmurcunlar, kazlar, kılıç gagalar, martılar, bababanlar ve sumrular yer alıyor.

1990 tarihinde “Tabiatı Koruma Alanı” ilan edilen göl aynı zamanda birinci derece Doğal Sit Alanı. Bölgede yaşayan 27 kuş türü ise Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi ( ICDP) tarafından koruma listesi altında yer alıyor. Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti Devleti taraf olduğu Uluslararası Ramsar Sözleşmesi kapsamında bu gölü korumaya söz vermiş durumda. Ancak göl herhangi bir önlem alınmadığı için her geçen gün daha çok kuruyor.

Gölün beslenmesi engelleniyor

İnisiyatif gölün kurumasının arkasında yatan sebepler arasında Mucur Belediyesi tarafından Seyfe Gölü’nü besleyen yeraltı sularının kullanılmasının ve Devlet Su İşleri’nin (DSİ) açmış olduğu drenaj kanallarının yer aldığını söylüyor. Başlatılan kampanyada gölün kurumasının önüne geçmek için üç talep dile getiriliyor:

1- Mucur Belediyesi, içme suyunu Seyfe Kapalı Havzası’nın dışından tahsis etmeli.

2- Kırşehir Valiliği, gölün etrafında kaçak olan ruhsatsız keson kuyuları tespit edip kapatmalı.

3- DSİ, 30 kilometrelik drenaj kanalını acilen kapatmalı.

İnisiyatif kampanya açıklamasında şu görüşleri ifade ediyor: “Göl kendi hakkı olan su kaynaklarına kavuşunca doğa kendini iyileştirmeye başlayacak. Birkaç yıl içinde göl yeniden canlanacak. Fotoğraftaki flamingo gibi kuşlar yalnız kalmayacak Seyfe Gölü eskiden olduğu gibi yüzbinlerce kuşa yuva olacak.” Şu ana kadar 1730 kişinin katıldığı kampanyayı imzalamak için burayı tıklayabilirsiniz.

 

Türkiye yine ‘özgür olmayan ülkeler’ arasında

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, dünya genelinde internet özgürlüğünü değerlendirdiği ”İnternette Özgürlük 2019” raporunu yayınladı. Raporda Türkiye, son üç yıldır olduğu gibi, bu yıl da yine özgür olmayan ülkeler arasında yer aldı.

Bu yıl dokuzuncusu yayınlanan raporda 65 ülke Haziran 2018 ve Mayıs 2019 tarihleri arasında internet özgürlüğü açısından incelendi. Raporda internete erişimin önündeki engeller, internette paylaşılan içeriğin kısıtlanması ve internet kullanıcılarının haklarının ihlali alanlarında yapılan değerlendirme sonucunda ülkeler; “Özgür”, “Yarı Özgür” ve “Özgür Olmayan” şeklinde üç ayrı kategoride sınıflandırıldı.

Türkiye en alt kategoride

Değerlendirme sonucunda 100 üzerinden 37 puan alan Türkiye özgür olmayan ülkeler kategorisinde yer aldı. Avrupa ülkeleri arasında değerlendirilen Türkiye bu kategoride yer alan tek ülke. Bu kategoride Türkiye’nin üstünde 38 puan ile Azerbaycan yer alıyor. Türkiye‘den sonra gelen diğer ülkeler sırasıyla Myanmar, Belarus, Tayland, Kazakistan, Rusya, Venezuela, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan, Özbekistan, Sudan, Vietnam, Küba, Suriye, İran ve Çin.

Seçim dönemlerinde azalan özgürlük

Rapora göre Türkiye’nin internet özgürlüğünün olmadığı ülkeler kategorisinde bulunmasına yol açan etkenler arasında internette siyasi, sosyal ya da dini içeriklerin engellenmesi, hükümet yanlısı yorumcuların internet üzerinde yürütülen tartışmaları manipüle etmesi yer alıyor. Ayrıca bilişim ve iletişim teknolojileri kullanıcılarının ya da blogcuların tutuklanması, hapse atılması ya da paylaştıkları siyasi veya sosyal içerikler nedeniyle uzun süre gözaltında tutulması ve muhaliflere ya da insan hakları kuruluşlarına karşı teknik saldırılarda bulunulması da sebepler arasına dahil ediliyor. Raporda, 24 Haziran 2018‘de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bazı internet kullanıcılarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı sosyal medyada aşağıladıkları gerekçesiyle tutuklanması da örnek olarak veriliyor.

En özgür ülke İzlanda

Listenin özgür ülkeler kategorisinin en başındaysa yüz üzerinden 95 puanla İzlanda yer alıyor. İzlanda’yı sırayla Estonya, Kanada, Almanya, Avustralya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Ermenistan, Fransa, Gürcistan, İtalya, Japonya, Arjantin, Macaristan ve Güney Afrika izliyor.

İnternet toplumsal kontrol aracı olarak kullanılıyor

Dünyada 3 milyar 800 milyon insanın internete erişimi olduğunu kaydeden Freedom House raporu, bu insanların yüzde 71‘inin, internet kullanıcılarının siyasi, sosyal ya da dini konularda internette yaptıkları paylaşımlar nedeniyle tutuklandığı ülkelerde yaşadığını vurguluyor. Raporda ön plana çıkan maddeler şu şekilde:

  • İnternet özgürlüğü, küresel çapta hızla yayılan dijital otoriterlik aygıt ve taktikleriyle giderek daha büyük tehdit altına giriyor.
  • Baskıcı rejimler ve otoriter emellere sahip seçilmiş iktidarlar, denetimden uzak olan sosyal medya platformlarını istismar ederek bu alanları siyasi çarpıtma ve toplumsal kontrol aracı olarak kullanıyor.
  • Sosyal medya, toplumsal tartışma ve iletişim sağlamak için zaman zaman eşit ve adil bir ortam oluştursa da artık ibre, tehlikeli bir şekilde özgürlüklerin kısıtlanmasına doğru kayıyor.
  • Vatandaşlarının İnternet üzerindeki faaliyetlerini gözetleyen hükümetlerin sayısının şaşkınlık verecek ölçüde artıyor bu da küresel İnternet özgürlüğünün dokuz yıldır art arda kısıtlanması anlamına geliyor.

Jane Fonda: Greta Thunberg ve diğer iklim aktivistlerinden ilham alıyorum  

ABD’li ünlü oyuncu Jane Fonda, haftalık protesto gösterileri düzenleyen ‘Fire Drill Friday’ hareketinin Greta Thunberg ve diğer genç iklim aktivistlerinin çalışmalarından ilham aldığını söyledi.

The Grace and Frankie dizisinin yıldızı, BBC’ye verdiği yeni röportajda, dünya çapındaki iklim grevi hareketinin yüzü haline gelen 16 yaşındaki İsveçli öğrenci için endişesini dile getirdi. Fonda, “Onun için endişeleniyorum, evet. Onunla tanışmadım, bir gün tanışmayı umuyorum” dedi. Fonda, Thunberg’in Asperger sendromundan bahsetme şeklinden de gurur duyduğunu vurguladı: “Asperger sendromundan süper gücü diye bahsediyor ve haklı olduğunu düşünüyorum. Eleştiri alırsa bunun nedeninin fark yaratması ve bunun da insanları korkutması olduğunu anlıyor”.

Thunberg, daha önceki bir açıklamasında “farklı olmak bir süper güçtür” demişti.

Röportaj sırasında Fonda, bugünün genç aktivistlerinin, kendisinin aktivizme atıldığı daha genç yaşındaki halinden “daha akıllı, daha stratejik ve daha politik” olduğuna inandığını belirtti. Fonda, Washington DC‘deki iklim değişikliği protestolarına katıldığı için geçen birkaç hafta içinde birden fazla kez gözaltına alınmıştı.

İki Oscarlı oyuncu, katıldığı Vietnam Savaşı karşıtı ve sivil haklar hareketi yanlısı kampanyalar da dahil, onlarca yıldır politik aktivizmle uğraşıyor. Fonda, mevcut iklim krizi hareketine öncülük eden genç çevre aktivistleri için şunları söyledi: Çeşitliliğin önemine çok daha duyarlılar. Bahsettiğimiz şeylerin birçoğunun beyaz tenli olmayan topluluklar ve yerli halklar üzerinde haddinden fazla etkisi var. Bu nedenle mitingde beyaz tenli olmayanların, yerli halkın ve gençlerin olması önemli. Bu, beyaz elit bir iklim eylemi olamaz.

Fonda, mitinglerinde çeşitlilik olmasına rağmen, gözaltına alındığında beyaz ve ünlü olma ayrıcalığından faydalandığının farkında olduğunu söyledi; iklim krizi konusundaki farkındalığı artırmak için protesto eylemleri düzenlemesinin zihin sağlığına nasıl fayda sağladığını da anlattı: “Bir süredir yeterince şey yapmadığımı bildiğim için rahatsızdım. Pek çok kişi gibi benim de içim rahat değildi çünkü elimden geleni yapmadığımı biliyordum ve ünlü biri olduğum için çok daha fazlasını yapabilirim. Bunu yapmaya karar vermeden önce süper mutlu bir insan değildim. Hiç kuşku yok ki bu, seni iyi hissettirir” diye konuştu.

 

Erdoğan: Güvenli bölge boşaltılmadı, bizi aldatamazlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada Suriye’deki durumla ilgili başta ABD olmak üzere Batılı ülkeleri suçladı; ‘Güvenli bölge sınırları ötesindeki teröristler hala saldırılar düzenliyor. Bu duruma seyirci kalmayacağız’ dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Suriye‘deki gelişmelerle ilgili başta ABD olmak üzere Batılı ülkelere yüklendi.

ABD‘yi YPG ile birlikte hareket etmekle suçlayan Erdoğan, “32 bin civarında silah ve mühimmat yüklü TIR, Irak tarafından giriyor ve bu terör örgütlerini destekliyorsa buna eyvallah edemeyiz. Defaatle uyarılarımızı yaptık, ABD’nin sesi maalesef hâlâ çıkmıyor. Askerimizi çekiyoruz dediler. Çektiler mi? Hayır. Oyalıyorlar, hep oyalama taktikleri” diye konuştu.

Batılı ülkeleri IŞİD ile mücadelede Türkiye’nin yanında yer almamakla suçlayan Erdoğan onları örgütle beraber hareket etmekle suçladı: “Kendi elinizle kurduğunuz, ipinin de hala sizde olduğunu artık itiraf ettiğiniz DEAŞ denen ucubeyle mücadele bahanesiyle katlettiğiniz yüz binlerce masumun vebalinden kurtulamazsınız.”

Suriye’de güvenli bölge uygulamaları kapsamında Türk ve Rus askerlerince Fırat’ın doğusunda gerçekleştirilecek ikinci ortak kara devriyesi bugün yapıldı.

Güvenli bölge hala boşaltılmadı’

ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatlara dikkat çeken Cumhurbaşkanı, mutabakata, karşı tarafın sözlerini yerine getirmesi şartıyla bağlı olduklarını kaydetti. YPG güçlerinin belirlenen güvenli bölgelerden çekilmediğini belirten Erdoğan, ABD’yi YPG ile birlikte petrol işletmeye çalışmakla suçladı. Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

“Her iki tarafta da belirlediğimiz güvenli bölge sınırları içinde hala teröristlerin bulunduğunu biliyoruz. Yani bizi buralar teröristlerden arındırıldı laflarıyla aldatamazlar. Ne Tel Rıfat’ta ne Menbiç‘te… teröristler hala oralardan çıkarılmış değil.  Aynı şekilde Resulayn‘ın doğusunda, güneyde yine teröristlerden bu bölgeler arındırılmış değil. Bir taraftan zaten petrolü ben çok severim dediği zaman, ne var orada? Petrolün yanında petrolü beraber üreteceği teröristler var. Güvenli bölge sınırları ötesindeki teröristler de güvenlik güçlerimize yönelik saldırılar düzenliyor şu anda hala. Bu duruma seyirci kalmayacağız.”

 ‘Suriye ve Irak‘ta tek bir terörist kalmayana kadar..’

“ABD’nin Rusya’dan satın alınan S-400 hava savunma sistemlerini F-35 meselesi ve yaptırımlar başta olmak üzere diğer konularla ilişkilendirmesinin akıl ve mantık işi olmadığını” söyleyen Erdoğan, bu konudaki ısrarları “Türkiye’ye yönelik husumet dalgasının yeni bir bahanesi, yeni bir aracı olarak gördüklerini” kaydetti. Cumhurbaşkanı, “Türkiye, Suriye ve Irak topraklarında tek bir terörist kalmayana kadar mücadelesini sürdürecektir. Ülkemizde yaşayan Suriyelilerin evlerine gönüllü dönüşleri için gereken güvenliği, huzuru, altyapıyı kurana, gerekiyorsa bunun için yeni şehirler inşa edene kadar buradaki işimiz bitmeyecek” dedi.

‘Bugünkü mektup bu kadar…’

Türkiye ile eşit şartlarda müzakereye hazır olan herkese kapılarının açık olduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizin ve milletimizin istiklaline, istikbaline, onuruna halel getirecek her türlü davranışı, her türlü teklifi, ifadeyi peşinen reddediyor, sahiplerine iade ediyoruz” dedi ve konuşmasını gülerek “Evet bugünkü mektubumuz bu kadar” ifadesiyle sonlandırdı.

 

Neredesin aşkım? Adliyedeyim aşkım!

9. ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne yapılan polis saldırısında gözaltına alınan 22 kişiden 19’una açılan davanın ilk celsesi 12 Kasım’da,  LGBTİ+ hak savunucularının toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten yargılandığı dava, 09:05’te, Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Rektörlüğün çağrısı üzerine polis müdahalesi

10 Mayıs 2019’da, ODTÜ Rektörlüğü‘nün çağrısı üzerine kampüse gelen emniyet güçleri, 9. ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşüne biber gazı, plastik mermi ve fiziksel güç kullanarak müdahale etmişti. Sonrasında ise 21 öğrenci ve bir öğretim görevlisi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan öğrencilerin burs ve kredileri de kesilmişti.

Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 19 kişinin 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılanmasını talep ediyor.

60’tan fazla dernek dayanışmaya çağırıyor

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, dava öncesi açıklama yaparak herkesi yargılanan hak savunucuları ile dayanışmaya çağırdı. Dayanışmanın hazırladığı metni 60’dan fazla dernek, sivil toplum kuruluşu ve öğrenci topluluğu imzaladı.  Açıklama şöyle:

Özgürlüklerimize Sahip Çıkmaya 12 Kasım’da ODTÜ Onur Yürüyüşü Davası’na!

10 Mayıs 2019’da ODTÜ yönetimi, iktidarın baskı, nefret, şiddet, lgbti+fobik politikalarını desteklemiş, 9. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü gerekçe göstererek polisle beraber saldırıya ortak olmuştur. Yaşanan ağır polis şiddetiyle beraber 23 kişi gözaltına alınmıştır. Ardından yapılan boykotla tüm ODTÜ bileşenleri ve özgürlük bilincine sahip kurumlar saldırıyı, ayrımcılığı, nefreti kabul etmediğini ilan etmiştir. Ardından saldırılar kesilmemiş ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan öğrencilerin bursları hiçbir soruşturmaya dahi tabi tutulmadan kesilmiştir. Şimdiyse gözaltına alınmış 1 tanesi akademisyen 18’i öğrenci olmak üzere 19 kişi için dava açılmıştır.

ODTÜ’de gerçekleşen ODTÜ Onur Yürüyüşü ve ülkenin genelindeki tüm Onur Yürüyüşleri, kampüs içerisindeki eylemlerimiz anayasanın ayrım gözetmeksizin herkese tanıdığı barışçıl toplantı ve gösteri hakları kapsamındadır. Lgbti+ hakları evrensel insan haklarının kapsamında olup lgbti+’lara yönelik nefret evrensel bir suçtur. Bütün bunların yanında özgürlüklerin her zaman yuvası olmuş ODTÜ’de yapılan baskı ve saldırılar ODTÜ geleneğine aykırıdır.

Bizler ODTÜ’den ve Türkiye’nin her yerinden özgürlüklerimizi koruma amacıyla hareket eden imzacı grup/topluluk/takım/sivil toplum kuruluşları/dernekler olarak dava açılan arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu bildiriyoruz. Davanın takipçisi olacağımızı 12 Kasım 09:05’te arkadaşlarımızın yanında Ankara Adliyesi’nde olacağımızı ilan ediyor, herkesi arkadaşlarımızın uğradığı hukuksuz müdahaleye karşı durmaya, hepimizin özgürlüğünü savunmaya, ODTÜ’nün ve diğer üniversitelerinin özgürlük alanlarını korumaya, anayasal eylem hakkımızdan feragat etmeyeceğimizi bildirmeye davet ediyoruz.

Nerdesin aşkım?

Adliyede’yim aşkım!”

Atatürk Orman Çiftliği’ne şimdi de ‘spor vadisi’ projesi

Atatürk Orman Çiftliği’nin (AOÇ) parçalanmasına yeni proje ve yapılarla devam ediliyor. Şimdi de Gençlik ve Spor Bakanlığı, AOÇ’ye yapılması planlanan yeni bir proje için hazırlıklara başladı. Bakanlık, “Atatürk Orman Çiftliği Spor Vadisi Projesi” için proje ve etüd raporlarının hazırlanması amacıyla ihale yaptı. İhaleyi alan şirket; mimari, statik, mekanik projeler ile zemin etüdünü yapacak. Sözleşme bedeli olarak şirkete 291 bin lira ödenecek. Proje dosyalarının hazırlanması için şirkete 240 gün süre verildi. Projeler ile zemin etüdü 29 Nisan’da bitirilecek.

BirGün’ün haberine göre, Ankara 7. İdare Mahkemesi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı dava sonucunda Atatürk Orman Çiftliği’nde “spor alanı” amaçlı plan değişikliklerinin yüksek yoğunluklu yapılaşma içerdiğini belirterek, iptal etmişti. Ocak ayında alınan iptal kararında, plan değişikliğinin AOÇ’nin kimliğini bozacak nitelik taşıdığı, yapılaşma koşulları açısından imar mevzuatı, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğu vurgulanmıştı.

‘Proje bilgileri paylaşılmıyor’

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Başkanı Gözde Güldal, “Projeye ilişkin bir bilgi paylaşılmıyor fakat bizim tahminimiz projenin Devlet Mezarlığı’nın doğusunda yer alan bir bölgeye yapılacağı yönünde. Ağustos ayında Spor Vadisi’nin projesini yaptırmak için ihaleye çıkmışlar. Proje çizdirilecek, devamında da inşaat projesi yapılacak ve kiraya verilecek. Bu AOÇ’nin 50-60 yıllık talan sürecinde gördüğümüz bir hikâye. Sayıştay raporuna göre AOÇ’de 150’ye yakın kiracı var ve bunlar denetlenmiyor. Bu alanlar yapılaşma içerisinde ve kontrol mekanizması yok” dedi

‘AOÇ, boş arazi mantığıyla talan ediliyor’

Güldal, AOÇ’nin boş bir arazi mantığıyla talan edildiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “AOÇ ‘yi bir bütün olarak koruyacak bir plan çalışması yapılması gerekiyor. Bakıldığında bu tür projeler 80 sene önce AOÇ içerisinde zaten üretilmişti. Bakanlığın yapmak istediği bu tür projelerin altından çıkan şey rant oluyor. Kaçak sarayın yapılması sonucunda o bölge sürekli genişledi. Sarayla beraber cami, külliye, ABD Büyükelçiliği ve en büyük talan projesi Ankapark yapıldı.

Ispanak zehirlenmelerinde giderilemeyen soru işaretleri

Ispanağın sebep olduğu toplu zehirlenme olayları tartışma yaratmaya devam ediyor. İstanbul ve Tekirdağ’da onlarca kişi yediği ıspanaktan zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan son açıklamada, İstanbul’da şu ana kadar toplam 108 kişinin etkilendiği, 80 kişinin taburcu olduğu, 28 kişinin ise hala hastanede kontrol altında olduğu ifade edildi.

Tekirdağ’da da görüldü

Ispanaktan kaynaklı benzer belirtiler Tekirdağ’da da yaşandı. Tekirdağ İl Sağlık Müdürü Dr. Cengiz Becerir, ıspanak yedikten sonra rahatsızlanan 22 kişinin hastanelerde tedavi gördüğünü açıkladı. Hastaneye kaldırılanlardan Süleymanpaşa Sağlık Hak-Sen İlçe Başkanı Selim Kafadar’ın geçici hafıza kaybı yaşadığı için tedavisinin sürdüğü bildirildi.

Yapılan araştırmalarda, zehirlenmeye yol açan ıspanağın İstanbul Bayrampaşa‘da bir toptancıdan çıktığı öğrenildi. Toptancının ise ıspanağı Ankara Beypazarı‘ndan aldığını söylediği belirtiliyor.

Tarım ve Orman Müdürlüğü: Sebep ıspanak değil yabani otlar

Konuyla ilgili açıklama yapan İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, numune incelemelerine dayanarak, zehirlenme sebebinin ıspanaklara karışan patlıcangiller familyasından, atropin ve scopalamin içeren yabancı otlar olduğunu söyledi.

Son olarak açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da “Besin zehirlenmelerinin ıspanak değil, yabani otlardan olduğunu tespit ettik. Halkımız sebzeleri otlardan ayıklasınlar, iyi yıkasınlar” dedi. Açıklamalarda karışan yabani otların isimlerine yer verilmezken bu otların bahsi geçen patlıcangiller familyasından güzelavrat otu ve adamotu olabileceği belirtiliyor.

 ‘Güzelavrat otu söylendiği kadar zehirli değil’

Çanakkale’nin Bayramiçi ilçesinin Ahmetçeli köyünden yerel üretici Sevinç Özkaya, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamanın kendisine inandırıcı gelmediğini söyledi. “Ürün yetiştirirken arada yabani otların çıkmasının doğal. Biz mesela ektiğimizde patlıcanda da biberde de çıkıyor. Ama onları tek tek ayırmak kolay oluyor. Ispanak kendisi de bir ot olduğu için genelde insanlar ot ilacı atıyor” diyen Özkaya, zehirlenme sebebinin zirai ilaç kullanılması ve süresi beklenmeden toplanması olduğunu düşünüyor.

Sevinç Özkaya, doğada ıspanak ile birlikte çıkan otları da anlattı. Yabani olarak borazan otunun çiçeğinin çıktığını söyleyen Özkaya, onun da içinde yumruları olan pıtrak çeşidi bir ot olduğunu, görenin hemen anlacağını söyledi. Gelincik otu da yaygın olarak çıkan otlardan ancak herhangi bir zararı olmadığı için yemeklerde kullanılmasında bir sakınca olmuyor. Güzelavrat otunun da söylendiği kadar zehirli olmadığını belirten Özkaya, birkaç tane karışması durumunda insanları zehirleyemeyeceğini öne sürdü.

‘Büyük şehirde gıda terörü var’

Özkaya, konu hakkında doğru bir inceleme yapmak için hem üreticiden, hem halden hem de marketlerden numune alınması gerektiğini belirtti.  Tüketici için ise şu tavsiyede bulundu: “Tüketici biraz bilinçli olmalı ve küçük üreticiden almalı. Büyük üreticiye düştüğümüz zaman bu tarz olayların yaşanması kaçınılmaz.  Nasıl büyük marketlerden dolayı küçük bakkallar yok oldu gitti. Aynı şekilde büyük üretici de buna sebep oluyor ve insanlar gıdanın üretim sürecinden habersiz oluyor. Nasıl dulavrat otuna bağladılar bu işi? Yarın bir gün bir şey olduğunda başka bir şeye bağlayacaklar. O da kapanıp gidecek. Büyük şehirde bir gıda terörü var.”

Zehirsiz Sofralar: Ne yediğimizi bilmek en doğal hakkımız

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı ise yaptığı açıklamada hükümet tarafından yapılan açıklamanın kamuoyunu bilgilendirme açısından yetersiz olduğunu belirtti.  “Ne yediğimizi bilmek, güvenilir gıdaya ulaşmak en doğal hakkımız” denilen açıklamada Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan şu sorulara cevap vermesi istenildi:

1- Söz konusu yabancı otlar hangileri?

2- Bu kadar çok sayıda insanı etkileyen bir yabancı ot karışması nasıl meydana geldi?

3- Yapılan analizlerde pestisitler gibi insan sağlığına zarar verecek düzeyde herhangi bir kimyasala ya da mikrobik bulaşana rastlandı mı?

Tüketiciler neye dikkat etmeli?

Konuyla ilgili bir metin kaleme alan Halk Sağlığı Uzmanı Çağatay Güler, yabani otların karışmasının mümkün olduğunu ama çok sayıda kişiyi etkileyen zehirlenmelerde Salmonella ve E.coli gibi biyolojik etkenlere bakmak gerektiğini belirterek tarımsal ilaçların zehirleyici etkisine vurgu yaptı. Güler, yazısında tüketiciler için şu önerilerde bulundu:

  • Solmuş ve kahverengi renk değişimine uğramış olanlardan kaçının
  • Torbalanmış ve yıkanmış satılanların buzdolabında saklandığına emin olun. Buzdolabında ise yedi güne kadar saklanabilirler.
  • Küvet içerisinde yıkamak yerine teker teker yıkayın
  • Önceden kalan yemeği ısıtırken yiyeceğiniz kadarını alıp 70 santigrat derecenin üzerinde ısıtın.

Bülent Şık: Bir gün içinde tespit edilebilir

Gıda Mühendisi Bülent Şık ise bianet’te yazdığı yazıda “Kimyasal ya da mikrobiyolojik analizleri yapmak çok zor ve çok zaman alan işler değil. Çoğu kimyasal ya da mikrobiyolojik zehirlenme etkenini bir gün içinde tespit etmek olanaklı” dedi. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Müdürlüğü’nün sorumluluğuna vurgu yapan Şık, “Bu kurumlar olay yeri incelemesi yapmak, analiz için örnek almak, alınan örnekleri analiz etmek, analiz sonuçlarını değerlendirmek ve gereken önlemleri almak ve sonuçları kamuoyuna açıklamaktan sorumlu” açıklamasında bulundu.

 

Trump, Paris Anlaşması’yla bağı resmen koparıyor

ABD’de Donald Trump  yönetimi, dün itibarıyla Paris Anlaşması’ndan çekilmek için ilgili resmi başvuruyu Birleşmiş Milletler‘e (BM) sundu. BM’ye sunulan bu talep bugün işleme alınırsa, ABD resmi olarak gelecek yıl, başkanlık seçiminden bir gün sonra 4 Kasım 2020 itibari ile artık Paris Anlaşması’nın tarafı olmayacak.

Ancak ABD’nin karşı karşıya kaldığı iklim tehdidi, Trump’un anlaşmadan çekilme niyetini açıkladığı 2017 yılına göre çok daha belirgin. Bu yüzden de federal yönetimi iklim mücadelesinde geri adım atarken, eyaletler, şehirler ve şirketler ülke çapında iklim eylemini hızlandırıyor. Paris Anlaşması’na uyumlu 1.5 derece hedefi çerçevesinde gerekli emisyon azaltım planlarını hayata geçiren yerel aktörler ve özel sektör temsilcileri ABD’nin federal düzeydeki eylemsizliğinin yarattığı açığı kapatıyor.

İklim hareketleri ve Paris’e kamuoyu desteği Trump’a rağmen yükseliyor

Ülkedeki iklim hareketi de Trump’a rağmen her geçen gün büyüyor ve iddialı azaltım planlarını hayata geçiren kurumların sayısı artıyor. Geçen yıl yapılan bir analiz,  ABD’nin Paris kapsamında verdiği taahüddün üçte ikisinin halihazırda bu yerel ve eyalet düzeyindeki aktörlerin yaptığı eylemler ile yerine getirildiğini gözler önüne seriyor. Bu analizden beri de birçok bu aktörler birçok yeni adımlar atarak, ülke çapında iklim eylemini hızlandırmaya devam ediyor.

Buna göre;

  • Paris Anlaşması’na bağlı ABD eyaletlerinin, şehirlerinin ve şirketlerinin oluşturduğu koalisyon ABD GSYİH’nın yaklaşık% 70’ini ve nüfusunun ise yaklaşık% 65’ini temsil ediyor.
  • 2019’da 7 yeni eyalet % 100 temiz enerji mevzuatını yürürlüğe soktu. Eğer yürürlüğe sokulursa ABD’nin toplam elektrik talebinin neredeyse %25’ini %100 temiz enerjiye ulaştıracak benzer taahhütler 5 eyalette daha verildi.
  • Çoğu Fortune 500 şirketi olmak üzere ABD’de faaliyet gösteren 62 şirket, %100 temiz enerji taahhüdünde bulundu. Apple Inc., Bank of America, Starbucks ile birlikte RE100 taahhüdünü veren diğer şirketler 7,8 Milyar dolarlık piyasa değerine sahip.

Paris Anlaşması’na ve iklim eylemine olan kamuoyu desteği de tüm ABD’de her geçen gün giderek artıyor:

  • Kayıtlı seçmenlerin dörtte üçünden fazlası(% 77), neredeyse tüm Demokratlar (% 92), dört Bağımsızdan Üçü (% 75) ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğu (% 60) dahil olmak üzere, ABD’nin Paris Anlaşması’ndan ayrılmaması gerektiğini belirtiyorlar.
  • Her 5 seçmenin birinden daha fazlası, ABD’nin Paris Anlaşması’na katılması gerektiğini ifadeediyor. ABD’li yerel, kabile, eyalet yöneticileri ve özel sektörden 3.800’ün üzerinde lider, Paris Anlaşması için “biz hala buradayız”
  • ABD seçimlerideki güçlü demokrat adaylardan Elizabeth Warren, çekilme kararıyla ilgili olarak Guardian’a yazdı ve “Sonsuza kadar iklim inkarcısı bir başkana sahip olmayacağız. ABD tekrar iklim lideri olabilir” dedi.

ABD, en az Kasım 2020’ye kadar Paris Anlaşması’na taraf olmaya devam edecek ve başkanlık seçim sonuçlarına bağlı olarak bir ivme ile tekrar Paris’e katılabilir. Konu 2020 başkanlık seçimine gidilirken en önemli gündem maddelerinin de başında geliyor.