Ana Sayfa Blog Sayfa 2329

‘İklim acil durumu’ yılın kelimesi seçildi

Oxford Sözlük tarafından her yıl belirlenen yılın kelimesinin sahibi 2019 yılı için “iklim acil durumu” oldu. Kelimenin son bir yıl içerisinde kullanımının 100 katın üzerinde artığını söyleyen sözlüğe göre bu durum iklim konusunu konuşurken aciliyete verdiğimiz önemden kaynaklanıyor. Sözlük, 2018 yılının kelimesi olarak ise “zehirleyici” kelimesini uygun bulmuştu.

İklim acil durumu sözlükte “iklim değişikliğini azaltmak veya durdurmak ve acil durumdan kaynaklanabilecek çevresel zararlardan kaçınmak için acil önlem alınması gereken bir durum” olarak tanımlandı.

Kelime;  yine çok kullanılan kelimeler listesinde yer alan “iklim krizi” “iklim hareketi”, “iklim inkarcılığı”, “yokoluş”, “uçma utancı”, “küresel ısınma” ve “bitki-tabanlı” sözcüklerini de sollayarak birinci sıraya ulaştı.

Oxford, seçimin yalnızca iklim farkındalığındaki yükselişin değil, özellikle bunu tartışmak için kullandığımız dile odaklanmanın göstergesi olduğunu söylüyor. Sözlüğe göre, “iklim acil durumu”nun yükselişi aciliyet ve aciliyet diline doğru bilinçli bir hareketi yansıtıyor. 2019 yılında “acil ” kelimesiyle en çok yan yana kullanılan kelime olan “sağlık”ı üç katı kullanım ile geçen  “iklim” oldu.

Collins Sözlük ‘iklim grevi’ kelimesini seçmişti

Her yıl Kasım ayında yılın kelimesini duyuran Birleşik Krallık merkezli Collins Dictionary ise bu yılın kelimesinin “iklim grevi” olduğunu duyurmuştu. Kelime sözlükte “insanların iklim değişikliğiyle mücadelede harekete geçme talebiyle kendilerini eğitimlerinden ve işlerinden yoksun bırakarak katıldıkları gösterileri ifade eden bir çeşit eylem” olarak tanımlanıyordu.

 

 

Asya’nın kendini besleyebilmesi için 10 yılda 800 milyar dolara ihtiyacı var

Asya’nın gıda ve tarım endüstrisi, gelecek 10 yılda sürdürülebilir boyutta büyümek ve kendini besleyebileceği noktaya ulaşmak için 800 milyar dolar (yaklaşık 4,5 trilyon TL) değerinde ilave yatırımlara ihtiyaç duyacak.

Hazırlanan yeni bir rapor nüfus artışı, değişen tüketici ihtiyaçları ve iklim değişikliği konularının kıtayı bekleyen güçlükler arasında yer aldığını gösteriyor.

PwC ve Rabobank’ın yanı sıra Singapur’un devlet yatırım şirketi Temasek’in elde ettiği veriler, bölgede şehirleşme oranının hızla arttığını ve 2030 itibarıyla Asya’da toplam nüfusa 250 bin kişinin daha eklenmesinin beklendiğini ortaya koyuyor. Bu da kıtada Endonezya nüfusu kadar bir artış yaşanacağı anlamına geliyor.

‘Uzun tedarik zincirine bağlı ithalat sorun’

Amerikan haber sitesi Bloomberg’in haberine göre öngörülen yatırımların çoğu, yani yaklaşık 500 milyar doları (yaklaşık 2 trilyon 850 milyar TL) sürdürülebilirlik, güvenlik, sağlık ve refah gibi temel ihtiyaçlara harcanabilir. Geriye kalan 250 milyar dolarsa nüfus artışıyla birlikte yükselecek gıda gereksinimini karşılamada kullanılabilir.

Rapora göre Asya kıtası, Amerika, Avrupa ve Afrika’dan uzun tedarik zincirlerinden akan ithalata bel bağladığı için kendisini yeterince besleyemiyor ve gelecek 10 yılda gıdaya yapılacak harcamaların iki kattan fazla artması bekleniyor.

Nüfus arttıkça gıda güvenliği, arz, doğal kaynakların tüketilmesi, toprak ve suyun kullanılabilirliği konularının çok daha önemli hale gelmesi öngörülüyor.

Temasek Tarım Endüstrisi Genel Müdürü Anuj Maheshwari, “Bölgenin gıda güvenliğini sağlamak ve sürdürmek için Asya’daki tüm gıda tedarik zincirinde köklü değişiklik yapılması gerekiyor. Yeni girişimciler, işletmeler ve hükümetlerin yenilikçi çözümler üretmek adına birlikte çalışmasına dair muazzam fırsatlar görüyoruz” dedi.

PR Newswire sitesinin değerlendirmelerine yer verdiği PwC’den Richard Skinner ise Asya’nın “bir yol ayrımıyla karşı karşıya” olduğunu belirtti.

Bir yandan mevcut yatırım eksikliğinin yanı sıra gıda ve tarım ürünleri tedarik zincirinde teknolojinin yavaş gelişiminin kıtayı geride bırakıp başkalarına bağımlı hale getirdiğini vurgulayan Skinner, buna rağmen teknoloji alanında yenilikçiliğin ön saflarında yer alarak, sanayiyi dönüştürerek ve elde edilen faydaları tüketiciye ulaştırarak bu sürecin tersine çevrilebileceğini ifade etti.

COP25 için geriye sayım başladı

COP 25 önümüzdeki ay başında, İspanya’nın Madrid kentinde gerçekleştirilecek. Şili’nin Santiago kentinde gerçekleştirilmesi planlanan Taraflar Konferansı, bu ülkedeki olaylar yüzünden Madrid’e taşınmıştı.

Greenpeace’e konuşan Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nden kıdemli iklim uzmanı Dr. Ümit Şahin,  COP 25’in 2020’de yapılacak kritik COP26 için önemli bir hazırlık olacağını belirtti. Şahin yükselen iklim hareketlerinin Taraflar Konferansı’nın gündemini büyük ölçüde belirleyeceğini söyledi.

İklim hareketlerinin COP 25’te ‘hak’ boyutunun ‘Kural Kitabı’na girmesi için çalışmalar yapacağını anlatan Şahin, konferansa katılacak Türkiye’nin durumunun bir ‘yılan hikayesi’ olduğuna dikkat çekti; Paris Anlaşması’na taraf olmamasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.

Avustralya’da hamile Müslüman kadına nefret saldırısı

Avustralya’nın Sydney kentinde, hamile olan Rana Elasmar isimli Müslüman kadın, kendisi gibi başörtülü arkadaşlarıyla kafede otururken Stipe Lozina isimli bir kişinin saldırısına uğradı. Saldırgan, kadına defalarca yumruk attı, yere düşen kadının kafasını ezmeye çalıştı. Elasmar, saldırganın elinden arkadaşları ve kafede bulunanların yardımıyla kurtuldu. 

Çarşamba gecesi yerel saat ile 10.30 sıralarında gerçekleşen saldırı, görüntülerin sosyal medyada yayılması üzerine büyük tepki topladı. Ülkede “ırkçı” olarak tanımlanan saldırıda, Lozina’nın İslam karşıtı sözler sarf ettiği de belirtildi.

İslami kurumlar saldırıyı kınadı

Ülkedeki İslami çatı kuruluşları Avustralya İslam Konseyleri Federasyonu (AFIC) ve Avustralya Ulusal İmamlar Konseyi (ANIC) saldırıyı kınadı.

Hiçbir kadının böyle bir saldırıya maruz kalmaması gerektiğini dile getiren AFIC Başkanı Dr. Ratep Jneid, “Arkadaşlarıyla kendi halindeki hamile bir kadına saldırmak korkunç. Saldırganın yargının gücünü tüm yönleriyle hissetmesi lazım. Bu açıkça ırkçı ve İslam karşıtı bir saldırıydı ve bu şekilde değerlendirilmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Avustralya’daki İslam karşıtı saldırılara karşı önlem alınması talebinde bulunan Jneid ‘‘İslamofobinin gerçek olduğu ve toplum için tehdit olduğunu dün geceki olayla en kötü bir şekilde görmüş olduk. AFIC olarak, hükümete ve tüm aşamalardaki güvenlik güçlerine, bir trajedi yaşanmadan konuya ciddiyetle yaklaşmaları çağrısında buluyoruz’’ dedi.

Saldırgan tutuklandı

Saldırının ardından gözaltına alındıktan sonra Paramatta Yerel Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan ve kefalet başvurusu reddedilen Lozina, tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.

Saldırganın polis tarafından bilinmesinin yanı sıra kabarık bir suç dosyası bulunduğunu açıklayan mahkeme Yargıcı Tim Keady, “Müslümanlar hakkında bir yorumda bulunduktan sonra, ona (mağdura) yaklaştınız ve 14 kez kafasına yumruk attınız. Bunu size karşı çok güçlü bir dava olarak ele alacağım” dedi.

Başından ve vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan mağdur Elasmar, kaldırıldığı Westmead Hastanesi’nden kontrollerin ardından taburcu edildi.

TGS’den ‘Etik gazetecilik için Cinsiyet Eşitliği Rehberi’

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ Komisyonu“Etik Gazetecilik İçin Cinsiyet Eşitliği Rehberi” hazırladı. ‘Cinsiyetçiliği yok sayma, yapmadığını var sayma’ başlıklı rehberde,  “Eşitsizliği yeniden üreten değil, eşitliğe dayanak olan bir habercilik ‘Sadece mümkün değil, aynı zamanda vazgeçilmez!” ifadesine yer verildi.

Komisyon, rehbere ek olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinde dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekmek için bir video hazırladı ve başta gazeteciler olmak üzere herkesi hem videoyu hem de rehberi duyurmak için #GazetecilerVar etiketiyle sosyal medya kampanyasına çağırdı. 

Eşitlik mücadelesi

Hazırlanan rehberin giriş bölümü şöyle:

“Cinsiyetçilik, sistematik bir sorundur. Cinsiyetçilikle mücadele de sistematik bir mücadele gerektirir. Bu mücadelede görsel ve yazılı medyaya çok kritik roller düşüyor.

“Cinsiyetçilikle ve ayrımcılıkla mücadelede, yaygın olarak kabul gören klişelerin, önyargıların, varsayımların asılsız olduğunu göstermek, bunların yerine ‘gerçekleri’ ve ‘doğruları’ koymak için medyanın çok önemli bir rolü ve görevi var. Medyanın toplumun nasıl düşündüğünü, nasıl konuştuğunu etkileme gücü olduğu açık.

“Cinsiyetçiliğin ve ayrımcılığın yeniden üretilmemesi için dilimizi, anlayışımızı değiştirmeye, farkındalıklarımızı artırmaya, birbirimizden ve ayrımcılığın öznesi olanların hak mücadelelerinden öğrenmeye ihtiyacımız var. Eşitsizliği yeniden üreten değil, eşitliğe dayanak olan bir habercilik yalnızca mümkün değil, aynı zamanda vzamanda vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.

“Bu nedenle gazetecilerin öz örgütü olan Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak, sendikal mücadelemizin bir yönünün de eşitlik mücadelesi olduğunu düşünüyor, bunun sorumluluğunu taşıyoruz. Kılavuzumuz kadın ve LGBTİ+’lerle ilgili haberlerdeki “yok sayma” ve “varsayma”lara dikkat çekiyor, çeşitli cinsel yönelim, cinsiyet kimliklerine ilişkin hak odaklı haberciliğin nasıl mümkün olabileceğine ilişkin bir rehber sunuyor.”

 

Güney Amerika’da ayaklanma sırası Kolombiya’da

Kolombiyalı sendikalar ve öğrenci gruplarının da dahil olduğu binlerce kişi, ekonomik reform planını ve Ivan Duque hükümetini protesto  etmek için sokaklara çıktı. Cali Belediye Başkanı Maurice Armitge, yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı ulusal grev  nedeniyle kentte sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıkladı.

Protestoların başlamasından itibaren 42 sivil ve 37 polis yaralandı, İçişleri Bakanlığı’ndan gelen açıklamaya göre 30’dan fazla kişi gözaltına alındı. 200 binden fazla kişinin katıldığı gösterilerde yetkililer, başkent Bogota’da protestocuların yolları kapattığını ve toplu taşımanın zarar gördüğünü söyledi.

Emekli maaşlarında indirim önerisi tetikledi

Kolombiya’da ulusal genel grev kararı hükümetin emekli maaşlarına indirim uygulanması önerisi sonrasında alındı. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında göreve başlayan Cumhurbaşkanı Iván Duque’nin destek oranı yüzde 26’ya kadar düştü.

Protestocular ayrıca Farc’la 2016’da yapılan barış anlaşmasının hükümlülüklerinin yavaş ilerlemesinden dolayı duydukları öfkeyi de dile getiriyor.

Gomez: Bugüne kadar yaşananların birikimi

Ülkenin önde gelen sendika liderlerinden biri olan Robert Gomez, AFP’ye yaptığı açıklamada “Yaşanan, ulusal bir uzlaşı diyaloğu da dahil olmak üzere bugünden sonra gözden geçirilmesini umduğumuz şartların birikimidir” dedi.

Protestolar başlamadan önce, pek çok mağaza ve banka kapılarını kapatıp önlerine barikat koymuştu. Ulusal grev ile ilgili, Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) komutanlarından Uriel, halka sokağa çıkma çağrısı yapmış, planlanan protestoları “Latin Amerika ‘yeter’ diyor ve yürüyor! Meltem yeniden hissedilebiliyor. Bu, gerçek dönüşümlere olan ihtiyacı teyit ediyor, ‘hiçlik sahiplerinin’ huzursuzluğunu kanıtlıyor” sözleriyle tanımlamıştı.

 

 

Fikret Başkaya beraat etti

Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı Başkanı ve Özgür Üniversite kurucusu Fikret Başkaya hakkında, ‘Asıl terör devlet terörüdür’ başlıklı yazısında ‘örgüt propagandası’ yaptığı suçlamasıyla açılan davanın üçüncü duruşması bugün Ankara 21’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Başkaya hakkında toplanan delilerin somut suç unsuru oluşturmadığı gerekçesiyle beraatine karar verdi.

‘Muhalif olmak terörist olmanın koşulu’

Duruşmayı, CHP milletvekili Abdüllatif Şener, HDP milletvekilleri Kemal Bülbül, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Filiz Kerestecioğlu’nun yanı sıra çok sayıda kişi izledi.

Savcı, önceki duruşmada Başkaya hakkında “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istediği mütalaasını yineledi. Bunun üzerine Başkaya, esas hakkındaki savunmasını yaparak şunları söyledi:

“Türkiye’de muhalif olmak, terörist olmanın koşulu. Geçen yıl hal esnafı terörist ilan edildi. Bu dava söz konusu yazıda terör örgütü propagandası olduğu için değil, dava açmak için bahane yapılmıştır. Yazımın hiçbir yerinde terör örgütü propagandası yoktur. İfade özgürlüğünü yasaklayan rejim kısa vadede kendini kurtarsa da kendi ayağına sıkmaktadır.”

‘Düşünce cezalandırılıyor’

Başkaya’nın avukatı Levent Kanat da kararın ardından şöyle konuştu:  “Soruşturma aşamasında yaşanan hukuksuzluklar iddia makamı tarafından önemsenmemiş. Düşünce cezalandırılıyor. Fikret Başkaya’nın gözaltına alındığı günden soruşturma sonuna kadar yaşanan her şey hukuksuz.  Bu hususlar iddia makamı tarafından görülmemiştir. İsmi geçmeyen bir örgütün propagandası yapıldığı iddia ediliyor” dedi.

Kadına şiddete karşı ‘otobüs giydirme’ siyasi mesajmış!

Batman Belediyesi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla dört toplu taşıma otobüsünü ‘giydirerek’ kadına yönelik şiddete dikkati çekti. Mor renginin kullanıldığı araçta, “Şiddete karşı yaşamı savunuyoruz”, “Biz kadınlar birlikte güçlüyüz” ve “Kadına yönelik şiddete hayır” yazılı sloganları yer aldı.

Giydirilen otobüsler beş gün boyunca Batman’da halka hizmet verdi. Dün otobüsleri durduran trafik polisleri, giydirmenin “siyasi mesaj” taşıdığını ileri sürerek, otobüsleri bağlamak istedi. Engelleme üzerine belediye yetkililerinin polislerle yaptığı görüşme ardından araçlar belediye garajına çekildi.

‘Anlam veremedik’

Konuya ilişkin konuşan Batman Belediyesi Eş Başkanı Songül Korkmaz, kadına yönelik şiddete karşı duyarlılık ve farkındalık yaratmak için giydirdikleri otobüslerin beş gündür trafikte olduğunu ancak dün akşam engellendiğini aktararak, “Uygulamanın siyasi propaganda sayılmasına anlam veremedik. Biz dört aracı, halkın hizmetinden alınmaması adına garaja çektik. Kadına yönelik şiddete dur demek için yasal engellemenin olmaması gerekiyor. 25 Kasım sadece bugün değil, onlarca yıldır çalışmaları gerçekleştiriliyor” dedi.

Yazılı bir tebligatın yapılmadığını belirten Korkmaz, engellemeye karşı itirazda bulunacaklarını söyledi.

AP iklim toplantısından siyanürlü altına karşı mücadele çağrısı

Avrupa Parlamentosu’nda Yunanistan, Türkiye ve Bulgaristan’da Kanadalı altın firmalarının siyanürle madenlerden altın çıkarma planları ele alındı. Her üç ülkeden çevre hareketi temsilcilerinin katıldığı toplantıda tekellerin altın uğrunda doğayı nasıl tahrip ettikleri gözler önüne serildi.

Avrupa Parlamentosu Kuzey Yeşilleri/Avrupa Birleşik Solu (GUE/NGL) Grubu Üyesi Yunan milletvekilleri Konstantinos Arvanitis ve Stelios Kouloglou’in daveti üzerine gerçekleşen toplantıya Almanya Sol Parti AP Milletvekili Özlem Alev Demirel de katılarak bir konuşma yaptı.

Evrensel’in haberine göre, toplantıya Türkiye’den Kaz Dağları’ndaki altın aramaya karşı mücadeleyi örgütleyen “Su ve Vicdan Nöbeti” inisiyatifinden Filiz Ceylan Tekin, Bulgaristan’dan “Siyanürsüz Bulgaristan Koalisyonu”dan Daniel Popov, Yunanistan’dan Altın Madenciliğine Karşı Mücadele Komitesi Koordinatörü Kostas Eythimiou, Evros Dedeağaçı Altın Aramaya Karşı İnisiyatifi temsilcisi Giorgos Demeridis ve Trakya Demokratik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Xristos Detsarides katıldı.

Doğa yok ediliyor

Toplantının açılış konuşmasını yapan SYRIZA AP Milletvekili Arvanitis, daha önce işbaşında olan sol hükümet tarafından iptal edilen siyanürle altın arama çalışmalarının, kısa bir süre önce işbaşına gelen muhafazakar Yeni Demokrasi Partisi tarafından onaylandığını belirterek bunun ülke doğası için büyük bir tehlike oluşturduğuna dikkat ekti. Yunanistan’da siyanürle altın arama faaliyetlerini asıl olarak Kanada tekeli Eldorado sürdürüyor. Yeni hükümet tarafından verilen izin kapsamında firma Skouries altın maden ocağında çalışmalar yapabilecek.

Yunanistanda Kanadalı Eldorado firmasının altın arama faaliyetleri halkın ve ekolojistlerin büyük tepkisini topluyor.

Almanya Sol Parti AP Milletvekili Demirel de yaptığı konuşmada, Türkiye’de siyanürle altın aramaya karşı halkın geçtiğimiz yaz aylarında eşine az rastlanan şekilde büyük bir mücadele yürütüldüğünü belirterek, farklı ülkelerdeki benzer mücadelelerin daha fazla iletişim içinde olmasını önemsediklerini dile getirdi. Demirel, özellikle Ege’nin iki yakasından halkların mücadelelerini ortaklaştırmalarının, çevre mücadelesini de aşacak bir anlam kazanacağını vurguladı.

‘Daha fazla işbirliğine ihtiyaç var’

Geçtiğimiz yaz aylarında Kazdağları’nda altın aramaya karşı verilen büyük mücadeleyi anlatan Filiz Ceylan Tekin, uluslararası tekellerin farklı ülkelerde aynı yöntemlerle daha fazla kar için doğa ve çevreyi yok etmeye çalıştığına dikkat çekerek, buna karşı bölge halkının mücadelesinin ise devam ettiğine işaret etti. Ceylan Tekin, halkın verdiği mücadele sonucunda Kanadalı Alamos Gold’a verilen iznin iptal ettiğini belirtti.

Yunanistan ve Bulgaristan’dan etkinliğe katılan konuşmacılar da ülkelerinde siyanürle altın aramanın çevreye ve doğaya verdiği zararları ve halkın verdiği mücadeleyi anlatarak, önümüzdeki dönemde bu konuda uluslararası düzeyde daha fazla birlikte çalışma ihtiyacının olduğuna dikkat çekti.

Büyük fişleme: Derneklere, üyelerini bildirim zorunluğu torba kanunda

AKP milletvekillerinin hazırladığı ve TBMM İçişleri Komisyonu’nda görüşülen 95 maddelik Torba Kanun Teklifi’nde derneklere, üyeleri hakkında bildirim zorunluluğu getirilmesini öngören düzenleme yer aldı. Teklifin 59’uncu ve 62’nci maddeleri ile 5253 Sayılı Dernekler Kanunu’nda değişiklik öngörülüyor. Buna göre, dernek üyeliğine kabul edilenler ile üyeliği sona erenlerin bilgilerinin bağlı bulundukları mülki idare amirliğine bildirilmesi zorunlu hale getiriliyor. Teklifin yasalaşması durumunda dernekler, yaklaşık 12 milyon üyesini altı ay içinde bağlı bulundukları mülki idare amirliklerine bildirecek.

BirGün‘den Hüseyin Şimşek’in haberine göre  Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve örgütlenme hakkına yönelik düzenlemeyle ilgili konuşan TBMM İçişleri Komisyonu Üyesi CHP Milletvekili Ali Öztunç, “Anayasa’ya ve birçok uluslararası özgürlüğe aykırı bir teklif ile karşı karşıyayız. Eğer değişiklik bu hali ile geçerse Cumhuriyet tarihinin en büyük fişlemesi yapılacak” dedi.

‘Başkan tamam, ama üyelerin bilgilerini ne yapacaklar?’

Türkiye tarihi boyunca erişilemeyen sayıda yurttaşın kişisel verilerinin İçişleri Bakanlığı’nın eline geçeceğini bildiren Öztunç şunları söyledi: “Derneğin yöneticisi ve başkanının bilgilerini vermek doğaldır, kabul edilebilir. Ancak üyelerini ne yapacaklar? Anayasa’ya açıkça aykırı bir durumla karşı karşıyayız. Milyonlarca insan, sırf bilgileri paylaşılmasın diye bir daha dernek üyesi olmayacaktır. Örgütlenme özgürlüğü bakımından da tarihi bir sorun ile karşı karşıyayız” dedi.

Torba Kanun Teklifi’ne eklenen düzenlemeler ile Anayasa’nın üç ayrı maddesi ihlal edilecek:  Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmamasını düzenleyen 13’ncü madde, dernek kurma ve üye olmayı düzenleyen 33’ncü madde ve dernek ile sendikalara bilgi vermeden, izin almadan üye olmayı düzenleyen 51’nci madde.