Ana Sayfa Blog Sayfa 2326

Şiddete karşı yürüyüşte yine polis şiddeti

Kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle İstiklal Caddesi‘ndeydi. 25 Kasım Kadın Platformu İstanbul’un çağrıcılığını yaptığı eylemde kadınlar, “Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok” pankartının arkasında saat 18.00’den itibaren alanda toplanmaya başladı.

Polis, İstiklal Caddesi’nde Asmalı Mescit Sokağı ve Kumbaracı Yokuşu hizasını barikatlarla kapatarak yürüyüşün devam etmesini engelledi.  Yürüyüş Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararıyla yasaklanmış, sonrasında ise görüşmeler sonucunda sadece Tünel Meydanı’ndan İstanbul Barosu‘na kadar yürüyüş düzenlenmesine izin verilmişti.

Yürüyüşte iklim krizi ve erkek şiddetini “Havada aşk yok. Havada CO2 var, havada şiddet var” yazılı pankart ile eleştiren Yokoluş İsyanı’nın yanı sıra, Genç Yeşiller de yer aldı.

Pankartlarda Carrasco da yer aldı

Eylemde Şili’de işkence edildikten sonra öldürülen eylemlerde giydiği palyaço kıyafetiyle gösterilerin simgesi olan pandomim sanatçısı Daniela Carrasco da unutulmadı.

Yürüyüş sırasında kadınlar hep birlikte “susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları attı. “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop. İnadına isyan, inadına isyan inadına özgürlük” sloganlarıyla erkek şiddetine karşı isyan etti.

‘Umudumuz birbirimizde’

Tünel Meydanı’ndan başlayan yürüyüşün ardından kadınlar cadde üzerinde bulunan Narmanlı Han önünde basın açıklaması yaparak “umudumuz birbirimizde” dediler. Türkçe ve Kürtçe dillerinde yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Güleda Cankel, Sule Çet, Ecem Balcı, Nadira Kadirova, Emine Bulut, Emine Nuyan, Müzeyyen Boylu, Kübra Aşkın, Ceren Damar, Didem Akay…

Sosyal medya etiketleri arasında bir kadının adını görmek illa ki felaket habercisi. Ya o kadının hayatta olmadığı, ya da korkunç bir şiddete uğramasına rağmen adalet bulamadığı anlamına geliyor. Biz ise kadınların isimlerinin ölümleriyle değil yaşamlarıyla, yaşadıkları şiddetle değil gerçekleştirdikleri hayalleriyle haber olduğu bir dünya için buradayız!

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz YOK diyoruz!

Çünkü kadınlar her gün şiddete uğruyor, öldürülüyor. Kadınları bıçaklayanlar, tecavüz edenler gözümüzün önünde serbest kalıyor. Tüm bunlar olurken de nasıl şiddeti önleyici mekanizmaların kurulacağı değil, kadınların nafaka hakkı, boşanıp boşanamayacakları tartışılıyor! Katillerin değil, kadınların sesi kısılıyor.

Ama umudumuz da birbirimizde.

Çünkü kadınlar her gün şiddetten uzak bir hayat için mücadele ediyor. Kadınlar, her gün, boşanmak istedikleri için, “hayır” dedikleri için öldürülüyor. Kadınlar, her gün, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 uygulanmadığı için öldürülüyor.

Kadınlar, her gün, “başka karakola git”, “bu şikâyetten bir şey çıkmaz, sen en iyisi vazgeç”, “sığınakta yer yok” diyen kolluk kuvvetleri görevlerini yapmadıkları için, yeterli sığınak ve danışma merkezi açmaya da bütçe ayrılmadığı için şiddete mahkûm ediliyor ve öldürülüyor.

Kadınlar, her gün, savcılar şiddet uygulayan erkekleri değil kadınların yaşam tarzlarını yargılamayı seçtiği için, mahkemeler erkekleri aklamanın sayısız yolunu bulduğu için öldürülüyor. Kadınlar, her gün, 15 yaşından küçük çocukların evlendirilmesinde beis görmeyen bir zihniyet altında, cinsel şiddete uğruyor.

Kadınlar, her gün, cinsiyet kimliğine, cinsel ve romantik yönelimine duyulan nefretten, bedenlerinin ve aşklarının sığdırılmaya çalışıldığı kalıplardan, transfobi ve homofobinin türlü şekillerden ötürü şiddete maruz bırakılıyor ve öldürülüyor.

Kadınlar, her gün, özellikle krizin getirdiği artan işsizlik ve güvencesizlikle, aile içindeki şiddetten uzaklaşacak geçim kaynağı ve gelecek güvencesi olmadığı için erkek şiddetine mahkûm ediliyor.

Kadınlar, her gün, savaşın ve sınırların gölgesinde, Türkçe konuşmadıkları için veya göçmen oldukları için, doğdukları yerden ötürü şiddete uğruyor; şiddete maruz bırakıldıklarında yasal haklarını arayamadıkları için öldürülüyor.

Ve kadınlar sadece öldürüldüklerinde haber oluyor. Ama cinayete varmadan da bizler şiddet veya baskı altında, belirsizlik içinde, her açıdan sömürülerek, yarınımızın ne olacağını bilmeden nefes almak zorunda bırakılıyoruz.

Her nefesimizle de mücadeleyi büyütüyoruz: Bundan daha ferah, daha özgür, daha eşit, kimsenin kimliğinden ötürü şiddete uğramayacağı bambaşka hayatlar hayal ederek el ele veriyoruz. Bunu biz yapmazsak kimse bizim için yapmayacak, biliyoruz. Ve hep birlikte sesleniyoruz:

Bir kişi daha eksilmeyeceğiz! Yaşasın kadın dayanışması!

Basın açıklaması sonrası polis müdahalesi

Basın açıklamasının okunmasının ardından kadınların dağılmaya başladığı sırada, küçük bir grubun polis barikatını geçmek istemesi üzerine polis plastik mermi ve biber gazıyla müdahale etti. 25 Kasım Kadın Platformu’ndan sözcülerin “dağılıyoruz” uyarısı yapmasıyla birlikte eylem sonlandı.

 

 

Şili’de şüpheli bir ölüm daha: Olayları izleyen kadın gazeteci evinde ölü bulundu

Şili, 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü’nde, kadına yönelik devlet şiddetini tartışıyor. Halk protestolarını izleyen ve belgeleyen 38 yaşındaki kadın gazeteci evinde ölü bulundu. Savcılık cinayet soruşturması yürütüyor.

Cansız bedeni demir parmaklıklara asılı bulunan pandomim sanatçısı Daniela Carasco’nun şüpheli ölümünün ardından, Başkent Santiago’da, Albertina Martínez Burgos isimli 38 yaşındaki fotoğrafçı ve gazetecinin evinde ölü bulunduğu ortaya çıktı.  22 Kasım günü evinde bulunan Burgos’un bedeninde şiddet izlerine rastlandığı ve savcılığın olayı cinayet olarak araştırdığı öğrenildi.

El Unversal’in haberine göre Martinez Burgos, diğer gazetecilerle birlikte beş haftadan uzun süredir devam eden halk protestolarını ve özellikle Santiago’daki İtalya Meydanı’ndaki eylemleri takip ediyordu. La Jornada’nın haberinde ise gazetecinin, Şili askeri polisinin (Carabineros) protestoculara yönelik saldırılarını kayıt altına aldığı belirtildi.

Cinayet soruşturması yürütülüyor

Savcılıktan yapılan açıklamada otopsinin henüz sonuçlanmadığı ancak soruşturmanın cinayet soruşturması olarak sürdürüldüğü ve gazetecinin çektiği fotoğrafların ve ilgili malzemelerinin de çalındığının tespit edildiği belirtildi.

Şili’de ekim başında metro zammına karşı başlayan öğrenci eylemleri, polis şiddeti nedeniyle halkın öfkesine neden olmuş ve ülke geneline yayılarak bir ayı aşkındır süren halk protestolarına dönüşmüştü. Gösteriler sırasında 23 kişi hayatını kaybederken, 1218 kişi yaralandı, 10 bine yakın kişi gözaltına alındı. Yaralananlardan en az 230’unun, polislerin kullandığı havalı silah mermilerinin yüzlerine isabet etmesi sonucu görme yetisini kaybettiği de kayıtlara geçti.

Türler arası iyilik- güzellik

ABD’nin Teksas eyaletinde bir köpeğin, yağmurdan ıslanmış bir yavru kediyi, kendisini takip etmesini sağlayarak yaşadığı eve kadar götürmesini  gösteren video izlenme rekorları kırıyor.

Teksas’da yaşayan Monica Burks, tuvalet ihtiyacı için dışarı çıkan köpeği Hazel’ın geri dönmediğini fark edince dışarı çıktığını; Hazel’in  sahibini görmesine karşın eve dönmektense, onun dikkatini sundurmanın altından gelen belli belirsiz bir miyavlama sesine çekmeye çalıştığını anlatıyor. Burks, bundan sonra olanları videoya çekmiş.

Videoda, Yarı Yorkshire Teriyeri, yarı Chihuahua olan Hazel, yağmur yağmasına rağmen sahibi kediyi fark edene kadar içeri girmemekte ısrar ediyor. Nihayet kediyi içeri doğru yönlendirerek küçük adımlarla eve doğru hareket etmeye başlayan Hazel, yavru kedi peşinden gelmeyi her bıraktığında da arkasına dönüp takip etmesi için onu cesaretlendiriyor.

Eve girmesi için gereken son adımı atamayıp eşikten atlayamayınca ise, Hazel, minik kediyi ağzıyla tutup onu içeri taşıyor.

‘Saf sevgi’

Hazel’ın sahibi Burks, “Saf sevgi denilen böyle bir şey olmalı. O anlarda Hazel’ın annesel içgüdülerinin gün yüzüne çıktığını gördüm” diyor.

Hazel’ı da henüz bebekken annesi ona bakmayı reddedince sahiplendiğini anlatan Burks yavru kediye Sheba ismini verdiğini ve bakması için onu erkek kardeşi Michael Burks’e verdiğini de ekliyor.

İklim grevcisi öğrenciler takas şenliğinde buluşuyor

İklim krizine karşı hükümetlerin eyleme geçmesi talebiyle okul grevine çıkan öğrenciler 29 Kasım Cuma günü dördüncü kez küresel iklim grevine çıkıyor. Kasım ayının son cumasına denk gelen bugünün bir özelliği de alışveriş günü Kara Cuma’ya (Black Friday) denk gelmesi.

Bugün gerçekleşecek grevlerde İstanbul’daki öğrenciler Kadıköy Tasarım Atölyesi’nde kıyafet takası, Ayvalık’taki öğrenciler ise kitap ve oyuncak takası etkinlikleri düzenlemeyi planlıyor.

Dördüncü küresel iklim grevi

Daha önce 15 Mart, 24 Mayıs ve 20 Eylül’de gerçekleşen küresel iklim grevlerinde dünyanın dört bir yanındaki çocuklar ve gençler iklim ve ekolojik krize karşı sokaklara çıkmış, hep birlikte “geleceğimizi istiyoruz” diyerek fosil yakıt tüketimlerinin sonlandırılmasını talep etmişlerdi.

24 Mayıs Ayvalık- 2. Küresel İklim Grevi

20 Eylül’de gerçekleşen grevde ise yetişkinler de öğrencilerle birlikte greve çıkmıştı. Türkiye’de 20 farklı şehirde 10 bin kişi sokaklara çıktığı günde, 40 bin kişi ise okullarda grev yapmıştı. Dünyada 7.6 milyon kişinin katıldığı grev hem Türkiye’de hem de dünyada bugüne kadar gerçekleşmiş en büyük iklim krizi eylemi olmuştu. 29 Kasım’da gerçekleşecek eylem ile öğrenciler dördüncü kere tüm dünya ile eş zamanlı olarak sokaklarda olacak.

Üretim-tüketim çılgınlığına karşı takas

Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) tarafından organize edilen etkinlikte öğrenciler Black Friday’e, önüne geçilemeyen üretim-tüketim çılgınlığının doğal kaynaklarımıza ve iklim krizine etkilerine karşı duruşlarını hep birlikte takas yaparak sergilemeyi amaçlıyor.

Kara Cuma nedir?

Her yılın kasım ayının son cuması gerçekleşen alışveriş gününe verilen Black Friday (Kara Cuma) ismi ilk olarak 1961 yılında Philadelphia’da alışverişten dolayı oluşan yoğun trafik sebebiyle gazetelerde yer aldı. Sonrasında şirketlerin bunu bir gelenek haline getirmesiyle bugün, ürünlerin fiyatlarına yapılan indirimler ve alışveriş çılgınlığı ile özdeştirilerek her yıl tekrarlanmaya başladı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 2018 yılının verilere göre sadece bugün zarfında 717 milyar dolarlık alışveriş yapıldı.  Türkiye’de de bugünün duyurusu pek çok marka tarafından Kara Cuma veya Efsane Cuma, Şahane Cuma, Fırsatlar Cuması gibi isimlerin altında yapılıyor.

İstanbul’da konserler ve kıyafet takası

İstanbul’da Kadıköy Tasarım Atölyesi’nde düzenlenecek kıyafet takas şenliğinde kıyafet, kitap ve düzgün kullanılmış eşyaların getirilebildiği etkinlikte herkes getirdiği eşya kadar eşyayı standlardan alacak. Katılım göstermek isteyen kişiler okul temsilcilerine eşyalarını teslim edecek. Daha sonra okul temsilcisinden getirdiği eşya sayısı kadar kupon alacak. Bu kuponlarla 29 Kasım’da standlardan istediği eşyayı alabilecek.  Şenlikte aynı zamanda Teneke Trampet, Birileri, Eskitilmiş Yaz grupları da yer alacak.

Ayvalık: Kara Cuma’yı yeşile çeviriyoruz

Ayvalık Perşembe Pazarı Pazar Alanı’nda, saat 16.00’da buluşacak öğrenciler ise kitap ve oyuncak takası düzenleyecek. Etkinliğin çağrısını iklim aktivisti Ege Edman yaptı.

Çağrıda “Sizi, sadece indirimde olduğu için kullanmayacağınız eşyalar satın alarak bu tüketim çılgınlığa destek olmak yerine, para kullanmadan yeni eşyalar alabileceğiniz takas şenliğine davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Üçüncü nesil Kıbrıslılardan BM’ye açık mektup

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in katılımıyla bu akşam Berlin’de gerçekleştirilecek üçlü görüşme önce Kıbrıslılar adına BM’ye yönelik bir açık mektup yayımlandı.

Kıbrıs’ta kalıcı çözüm arayışlarına yeni bir ivme kazandırmayı hedefleyen zirve ev sahibi Almanya tarafından ‘BM Genel Sekreteri himayesinde ve gayri resmi‘ olarak tanımlanıyor.

Mektupta ise, statükonun devamının sadece Kıbrıs ve etrafındaki gerginliğin, dolayısıyla bölgedeki istikrarsızlığın artmasına neden olduğuna, bunun da sadece Kıbrıslılar için değil, herkes için tehlikeli sonuçlar taşıyan bir durum haline geldiğine dikkat çekiliyor. BM Güvenlik Konseyi ve BM Sekretaryasının omuzlarında tarihi bir sorumluluk olduğuna vurgu yapılan mektupta, tarafların BM parametreleri, 30 Haziran çerçevesi ve geçmiş anlaşmalar içerisinde tutmaları isteniyor.

BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Sekreteri Guterres’e hitaben yazılan mektup şöyle:

“Kıbrıs’ı iki-bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde birleştirmek için yürütülen müzakerelerin 7 Temmuz 2017’de Crans Montana’da çökmesinin üzerinden neredeyse 2.5 yıl geçti. Kıbrıs ve etrafındaki gerginliğin giderek arttığı 2.5 yıllık durgunluk ve zaman kaybı…

Bizler adadaki ihtilaf ve bölünmüşlüğün cefasını çeken üçüncü nesil Kıbrıslılarız. Kıbrıs sorununa tek karşılıklı kabul edilebilir ve gerçekçi çözümün federasyon olduğunu herkes biliyor. Ancak bir türlü bu çözüme ulaşamıyoruz. Kıbrıs’ın geleceğinin nihayetinde liderlerimizin elinde olduğunun farkındayız. Ancak BM parametreleri ve geçmiş yakınlaşmalara uymadıkları durumlarda hesap vermek zorunda olmadıkları müddetçe bu sürecin sonunun gelmeyeceğini de biliyoruz. Tarafların BM parametreleri dışına çıkmalarına izin verilmemiş olsaydı, Ekselansları BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in şart koştuğu referans kavramlarını tamamlamak basit bir egzersiz olacaktı.

Yapılan her anket, adanın her iki tarafındaki Kıbrıslıların, her geçen gün derinleşen ve daha tehlikeli bir hal alan bölünmüşlüğün sona ermesini istediklerini ortaya koyuyor. Liderlerin 25 Kasım’da Berlin’de Ekselansları Guterres ile yiyeceği gayrı resmi akşam yemeği, BM’nin, parametrelerine ve bugüne kadar yapılan çalışmalara sahip çıkması ve liderleri referans kavramlarında anlaşmaya teşvik etmesi için mükemmel bir fırsattır.

Kıbrıs sorununun her boyutu BM şemsiyesi altında 50 yıldır devam eden müzakerelerde tartışılmıştır. 2017’de çöken son müzakere sürecinde iki lider, tüm konularda daha önce hiç olmadığı kadar yakınlaşmıştır. Geriye kalan konulardaki farklılıkları ise Genel Sekreter’in 30 Haziran’da ortaya koyduğu çerçeve ile asgariye indirilmiştir. Taraflar çözümün nasıl olacağını neredeyse tamamen bilmektedirler. Tek eksik, son adımı atmak için gerekli olan siyasi iradedir. Sizin teşvikiniz ve BM parametreleri ile geçmiş çalışmalara bağlılığınız bu iradenin ortaya konmasına çok yardımcı olacaktır.

Statükonun devamı, sadece Kıbrıs ve etrafındaki gerginliğin, dolayısıyla bölgedeki istikrarsızlığın artmasına neden oluyor. Bu sadece Kıbrıslılar için değil, herkes için tehlikeli sonuçlar taşıyan bir durumdur.

Size çağrımız, tarihi sorumluluğun sadece liderlerin değil, BM Güvenlik Konseyi ve BM Sekretaryasının da omuzlarında olduğunu görmenizdir. Sizlerden hakemlik yapmanızı istemiyoruz. Sizlerden, tarafları BM parametreleri, 30 Haziran çerçevesi ve geçmiş anlaşmalar içerisinde tutmanızı istiyoruz.”

Zehirsiz Sofralar’dan güvenilir gıda kampanyası: Hedef 1 milyon imza

Haber: Nebiye Arı

‘Doğaya ve insana zarar veren tarım zehirleri yasaklansın’ isteğiyle bir araya gelen 95 kurum ve inisiyatif ‘Zehirsiz Sofralar’ kampanyası için Kadir Has Üniversitesi’nde buluştu.

Zehirsiz Sofralar sivil toplum ağının Tarım Bakanlığı’ndan başlıca üç talebi bulunuyor:

  1. Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘son derece tehlikeli’, ‘yüksek seviyede tehlikeli ve ‘muhtemel kanserojen’ olarak belirlenen ve tarımda kullanılan 13 etken madde öncelikle ve acilen yasaklansın.

  2. Pestisitlerin tamamının 2030 yılına kadar yasaklanması, doğa dostu, zehirsiz yöntemlerle tarımsal üretim yapılması için Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından gerekli adımlar atılsın; doğa dostu tarım yöntemleri ve bu yöntemlerle tarım yapan küçük üreticiler desteklensin; üreticileri doğa dostu, zehirsiz yöntemler kullanmaya teşvik edici politikalar uygulansın.

  3. Türkiye’de tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan pestisitlerle ilgili denetimler artırılsın, elde edilen denetim sonuçlarıyla şeffaflık sağlansın.

Pestisit; tarımsal arazide yetiştirilen ürün dışında kalan çeşitli etkenlere karşı kullanılan zehirli kimyasallar için verilen bir isim. Zehirli sofralar bu kimyasallara verilen ‘ilaç’ ismine de itiraz ediyor ve ilacın insanları iyileştirmeye yönelik madde olmasının altını çizerek pestisitlerin ise doğaya ve insana zarar verdiğini söylüyor. Bu kimyasalların insanlarda obezite, kısırlık, kanser gibi. ciddi hastalıklara sebep oluyor, çocuklarda ise nörolojik bozukluklara sebep olabiliyor.

Hekimler, doğa aktivistleri ve akademisyenler katılım gösterdiği Zehirsiz Sofralar Uluslararası Konferansı’nda belgesel gösterimlerinin yanı sıra, pestisitlerin dünyada ve Türkiye’de kullanım oranları-zararları, alternatif tarım yöntemleri, pestisitlerin iklim krizine etkisi ve zehirsiz gıdaya ulaşım ele alındı.

Zehirsiz Sofralar’a göre, Türkiye’de tarımda pestisit kullanımı giderek artıyor, çiftçi sayısı ise azalıyor.

Zehirsiz Sofralar için 1 milyon imza!

Zehirsiz Sofralar Bileşeni olan Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, kampanya ile birlikte Türkiye genelinde sahaya inerek pestisitlerin yasaklanması için 1 milyon imza toplayacaklarını ve Bakanlığa ileteceklerini söyledi. Şehirlioğlu ile başlattıkları kampanyayı ve pestisit ile mücadeleyi konuştuk.

Kampanyaya imza vermek için tıklayın

 

BM: Atmosferdeki CO2 yoğunluğu geçen yıl rekor seviyeye ulaştı

Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), atmosfere yayılan ve küresel ısınmaya yol açan karbondioksit (CO2) konsantrasyonunun 2018 yılında rekor seviyeye ulaştığını duyurdu.

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde faaliyet gösteren DMÖ, atmosfere salınan karbondioksit gazı hakkındaki raporunu  yayımladı. Madrid’de gelecek hafta düzenlenecek BM İklim Zirvesi öncesi kamuoyuna açıklanan raporda, atmosferde bulunan CO2 oranının, geçen 10 yıl ortalamasından daha fazla olduğu, salımın da daha hızlı bir şekilde gerçekleştiği uyarısı yapıldı.

‘Gelecek nesiller büyük sorunlar yaşayacak’

DMÖ, yıllık bülteninde, atmosferdeki karbondioksit (CO2) yoğunluğunun 2018 yılında milyonda 407,8 birime ulaştığını duyurdu. Bu oran 2017 yılında, 405,5 birimdi.

Raporun yayınlanması dolayısıyla bir açıklama yapan DMÖ Genel Sekreteri Petteri Taalas, “Paris İklim Anlaşması’nın ardından verilen sözlere rağmen, atmosfere sera gazı salımında hiçbir düşüş gözlenmedi. Bu da uzun dönemde, gelecek nesillerin, iklim değişikliğinin yol açacağı hava sıcaklığının artması, deniz su seviyesinin yükselmesi, deniz ve kara ekolojik sistemlerinin bozulması ve olağanüstü hava koşulları gibi ciddi etkileriyle karşılaşacağını gösteriyor” dedi.

‘Ucube’ denilerek yıkılan İnsanlık Anıtı için AYM’den tazminat kararı

Anayasa Mahkemesi, heykeltıraş Mehmet Aksoy tarafından Kars’ta yapılan ve o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ucube” diyerek kaldırılmasını istediği heykel hakkında “hak ihlali” kararı verdi. Yüksek Mahkeme, 2011 yılında Kars Belediyesi’nin aldığı yıkım kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme Aksoy’a 20 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti.

Dönemin AKP’li Kars Belediyesi’nin kararı doğrultusunda heykeltraş Mehmet Aksoy, 2006’da kenti kuşbakışı gören Üçler Tepesi’ne İnsanlık Anıtı yaptı. 2011’de Kars’a gelen Erdoğan, heykele “ucube” dedi ve anıtın yıkılması talimatını verdi. Alınan yıkım kararına karşı idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi ancak bölge idare mahkemesi bu kararı kaldırdı ve heykel 272 bin liraya ihale edilen işlem sonucunda yıkıldı. Yıkıma karşı yargı yolunun tükenmesi üzerine 2014 yılında heykeltıraş Aksoy, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Yüksek mahkeme, başvuruyu beş yıl sonra gündemine aldı

20 bin TL tazminat

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, AYM Genel Kurulu, heykelin yıkılması nedeniyle Aksoy’un ifade ve sanat özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi ve 20 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti. Karar, altı ret oyuna karşı sekiz  kabul oyu ile alındı. AYM Genel Kurulu’nun sekiz üyesi, aldıkları kararda, “Heykelin yapımından yıkılmasına kadar geçen süreçte kamu gücünü kullanan organlar Anayasa’nın sanatsal ifade özgürlüğüne ilişkin hükümlerini göz ardı etmiştir. Üstelik söz konusu heykelin diğer ifade türlerine göre daha fazla koruma görmesi gerekirken yıktırılmasının demokratik bir toplumda gerekli ve son çare olduğu ortaya konulamamıştır. Bu sebeple idari mercilerce ve mahkemelerce alınan kararların ilgili ve yeterli gerekçe içermediği sonucuna varılmıştır” tespitini yaptı.

“Heykeli yeniden dikmek istiyorum”

AYM’nin tespitlerinin “memnuniyet verici” olduğunu ifade eden Aksoy, gecikmiş bir kararla karşı karşıya olduğunu belirterek “Bu kararın adaletin tesisi anlamına geldiğinden şüpheliyim çünkü bu kadar zaman beklendi. O süre içerisinde heykelimi yıkıp bir tarlaya attılar. Kalan parçaları da un ufak ettiler” dedi.

AYM’nin ülkede hukuku işleten kurumların hala varlığı konusunda kendisini umutlandırdığını da söyleyen Aksoy, heykelin yeniden Kars’taki tepeye konulmasını istedi: “Ülkemizdeki insanların barış iradelerinin bir mezar taşı gibiydi o heykel. Bunu anlayamadılar. Anlamamaları da normal çünkü heykel deyince put diye bakıyorlar. Öteki yandan da baktığımızda kendileri her şeyi putlaştırıyorlar. Bir müzik, şiir gibi bakıyoruz heykele. Duyguyu, düşünceyi anlatmak için kullanıyoruz ama sanata uzak insanların aldığı kararla yıkılmıştı. Kültür meselesi olduğunu yeniden hatırlatmak istiyoruz. Umarım yeni bir karar alınır ve aynı heykeli aynı tepeye yeniden inşa edebiliriz.”

İBB Kadın Dayanışma Evi açtı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), sosyal sorumluluk projesi kapsamında, Kadın Dayanışma Evi‘ni hizmete açtı. Bu merkezde sosyal, psikolojik ve hukuksal destek alacak kadınlar, aynı zamanda istihdama yönlendirilecek. Merkezde, kadınların beraberindeki çocuklarına yönelik de bakım ve eğitim desteği de sağlanacak.

İBB’den yapılan açıklamada, can güvenliği riski kalmamış, iş yaşamına girmeye hazır ya da çalışan kadınlara destek verilecek dayanışma evlerinde, kadınlara ihtiyaç duydukları bütünlüklü sosyal hizmetler sunulacağı belirtildi.

Merkezde sosyal, psikolojik ve hukuksal destek de alacak kadınlar, aynı zamanda istihdama yönlendirilecek.

Kadınların varsa çocuklarıyla birlikte yaşayacakları özel yaşam alanlarının da oluşturulduğu evlerde, kadınlara ihtiyaç duydukları para yönetimi, iş arama, görüşme teknikleri gibi pratik iş ve yaşam bilgileri verilerek, İSMEK’ler aracılığıyla da meslek edinmeleri teşvik edilecek.

İki yeni müdürlük daha geliyor

Cinsiyete dayalı ayrımcılığın, şiddetin, dışlanmanın sonlandırılması, kadınların çok yönlü desteklenmesi, erkeklere yönelik çalışmaların yürütülebilmesi amacıyla, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Şube Müdürlüğü kurulması için kasım ayı oturumunda İBB Meclisi’ne öneride bulunulduğu belirtilen açıklamada, kurulacak müdürlük bünyesinde, kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına katkı sunacak eğitimler ve farkındalık çalışmaları sürdürüleceği vurgulandı.

Açıklamada, çocuklara yönelik hizmet ve politikaları önceleyen yönetim anlayışının kurumsal yapıya dönüştürülmesi amacıyla Çocuk ve Aile Şube Müdürlüğü’nün de kurulacağı aktarıldı.

 

Kadın dayanışması kazandı, Taksim yasağı kalktı

Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararıyla yasaklanan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yürüyüşü, 25 Kasım Kadın Platformu’nun yaptığı görüşmeler sonucu kaldırıldı. Yürüyüş Taksim Tünel Meydanı’nda 19.00’da gerçekleşecek. Yürüyüşe  caddenin İstanbul Barosu’na kadar olan kısmında izin verileceği bildirildi.

‘Kadın dayanışması kazandı’

İstanbul 25 Kasım Kadın Platformu yasağın kalktığını “Kadın mücadelesi ve dayanışması kazandı” diyerek duyurdu. Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı yazılı açıklamada, “Yapılan görüşmeler sonucu 25 Kasım yasağı kalktı! 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde birlikte yürümek için saat 19.00’da Tünel Meydanı’nda buluşuyoruz, haydi gel, gel” ifadeleri kullanıldı.

Yasağa rağmen yürünecekti

Beyoğlu Kaymakamlığı’nın Taksim’de gerçekleşecek yürüyüşü yasaklama kararı almasının sonrasında yürüyüşü organize eden 25 Kasım Kadın Platformu yasağa rağmen yürüyeceklerini duyurmuştu. Yasak kararının “tüm kadınların her gün karşı karşıya kaldığı şiddeti görünmez kılmak” anlamına geldiğini söylemişlerdi.