Ana Sayfa Blog Sayfa 2323

İstanbul 29 Kasım küresel iklim grevine hazır

29 Kasım Cuma günü iklim krizine karşı dünyanın dört bir yanında greve çıkan öğrencilerin çağrısıyla Türkiye’deki ve dünyadaki aktivistler 4. Küresel İklim Grevi’nde eş zamanlı olarak sokağa çıkıyor. Kasım ayının son cumasına denk gelen günün bir özelliği markaların ürünlerine yüksek oranda indirim yaparak insanları alışveriş yapmaya teşvik ettikleri Kara Cuma’ya (Black Friday) denk gelmesi. Aynı zamanda grev ile birlikte 3 Aralık’ta Madrid’te başlayacak 25. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP25) öncesi devletlere baskı yapmak hedefleniyor.

Küresel çağrıya İstanbul’dan cevap veren aktivistler 29 Kasım günü üç ayrı etkinlik gerçekleştirecek. Yokoluş İsyanı’nın (Extinction Rebellion) Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi önünde hızlı modayı protesto etmek amacıyla yapacağı defile ve Antikapitalist Öğrenciler’in Kadıköy’de yapacağı basın açıklaması sonrasında hep birlikte Gelecek için Cumalar (Fridays for Future) hareketinin Kadıköy Tasarım Atölyesi’nde düzenleyeceği kıyafet takas şenliğine geçilecek.

Yokoluş İsyanı Kreasyonu

Cuma günü 12:30’da bir araya gelecek Yokoluş İsyanı, markaların hızlı moda başlığı altında insanları teşvik ettikleri hızlı tüketimin gerçek yüzünü göstermek amacıyla “Yokoluş Kreasyonu” ismini verdikleri moda defilesi gerçekleştirecek. Şişli Cevahir AVM önünde gerçekleşecek eylemin çağrısını sosyal medya üzerinden yapan Yokoluş İsyancıları şu çağrıda bulunuyor:

Şirketler bizi her seferinde daha fazlasını, daha yenisini istemeye ve ihtiyaç duymaya itiyor. Bunun sonucunda da ihtiyaç dışı tüketim sadece bugün zirve yapmış olmakla kalmıyor, normalleşiyor, kabul görüyor ve bizi hızla yokoluşa sürüklüyor. Biz bir çift yeni ayakkabı değil, yaşanabilir bir dünya istiyoruz. Çünkü: “Ölü bir gezegende moda da olmayacak!”

Antikapitalist Öğrenciler basın açıklamasında

Saat 17:30’da Kadıköy Süreyya Operası önünde yapacakları basın açıklamasına çağrıda bulunan Antikapitalist Öğrenciler ise sosyal medyadan duyurdukları paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“29 Kasım’da tüm dünyada bir kez daha iklim adaleti için greve gidiliyor. Öğrenciler okullarını kıracak, sendikalar iş bırakacak. Antikapitalist Öğrenciler olarak biz de uluslararası eylem gününde sokakta olacağız. 29 Kasım Cuma günü saat 17:30’da Kadıköy Bahariye’deki Süreyya Operası önünde buluşuyoruz.”

Öğrenciler takas şenliğinde buluşuyor

İklim için okul grevine çıkan öğrencilerin oluşturduğu Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) ise Kadıköy Tasarım Atölyesi’nde  saat 17.00‘da kıyafet ve takas şenliği düzenleyecek. Kıyafet, kitap ve düzgün kullanılmış eşyaların getirilebildiği etkinlikte herkes getirdiği eşya kadar eşyayı standlardan alacak. Katılım göstermek isteyen kişiler okul temsilcilerine eşyalarını teslim edecek. Daha sonra okul temsilcisinden getirdiği eşya sayısı kadar kupon alacak. Bu kuponlarla 29 Kasım’da standlardan istediği eşyayı alabilecek.  Şenlikte aynı zamanda Teneke Trampet, Birileri, Eskitilmiş Yaz grupları da yer alacak.

Dördüncü küresel iklim grevi

Daha önce 15 Mart, 24 Mayıs ve 20 Eylül’de gerçekleşen küresel iklim grevlerinde dünyanın dört bir yanındaki çocuklar ve gençler iklim ve ekolojik krize karşı sokaklara çıkmış, hep birlikte “geleceğimizi istiyoruz” diyerek fosil yakıt tüketimlerinin sonlandırılmasını talep etmişlerdi.

20 Eylül’de gerçekleşen grevde ise yetişkinler de öğrencilerle birlikte greve çıkmıştı. Türkiye’de 20 farklı şehirde 10 bin kişi sokaklara çıktığı günde, 40 bin kişi ise okullarda grev yapmıştı. Dünyada 7.6 milyon kişinin katıldığı grev hem Türkiye’de hem de dünyada bugüne kadar gerçekleşmiş en büyük iklim krizi eylemi olmuştu.

Von der Layen ve ekibi güvenoyu aldı

Ursula von der Leyen başkanlığındaki yeni Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu’nda yapılan oylamada 157’ye karşı 461 oyla kabul edildi.

Strazburg‘daki oturumda, yeni seçilen Komisyon Başkanı von der Leyen’in 27 üyeden oluşan ekibi, oylamaya sunuldu. Oylamada 461 kabul, 157 ret oyu kullanılırken, 89 parlamenter çekimser kaldı. Yeni komisyon, Jean-Claude Juncker’in komisyonundan görevi 1 Aralık’ta devralacak. Von der Leyen’in komisyonu 31 Ekim 2024’e kadar görev yapacak.

AP’nin daha önce Fransız, Macar ve Rumen üyelere onay vermemesi dolayısıyla yeni komisyon, 1 Kasım’da göreve başlayamamıştı.

Genişlemeye Macar üye

Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Genişlemeden Sorumlu üye Macar Oliver Varhelyi, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi de İspanyol Josep Borrel  olacak.

Halihazırda AB Yüksek Temsilciliği’ni yürüten Federica Mogherini’den 26 yaş büyük Borell’in mühendislik, ekonomi ve matematik alanlarında eğitimi bulunuyor. Sosyalist kökenli ve ayrılıkçı karşıtı Katalan olarak bilinen Borell, Avrupa yanlısı tutumuyla tanınıyor.

Birleşik Krallık mazeret gösterdi

Birleşik Krallık’ın Brexit süreci ve  ülkede yapılacak genel seçimleri mazeret göstererek isim sunmadığı 27 kişilik komisyonda, üç kıdemli olmak üzere sekiz  başkan yardımcısı olacak. Kıdemli başkan yardımcılıklarına Hollandalı Frans Timmermans, Danimarkalı Margrethe Vestager ve Letonyalı Valdis Dombrovskis seçildi.

Timmermans “Yeşil Avrupa” dosyasıyla çevre konularında, Vestager dijital çağ ve rekabet konularında, Dombrovskis ise ekonomi ve finansal konularda yetkili olacak.

Diğer başkan yardımcıları ise Slovak Maros Sefcovic, Çek Vera Jourova, Hırvat Dubrovka Şuica ve Yunan Margaritis Schinas oldu.

Komisyonda ilk kadın lider

Von der Leyen, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) AB Komisyonu Başkanlığı’na atanan ilk kadın oldu. Siyasete ilk kez 43 yaşında atılan ve Almanya‘nın ilk kadın Savunma Bakanı olan von der Leyen, bu görevi 2013’ten bu yana yürütüyordu.

Belçika doğumlu, von der Leyen, Başbakan Angela Merkel‘in partisi Hıristiyan Demokrat Birlik Parti (CDU) üyesi. CDU ise AP’deki birinci siyasi grup olan Avrupa Halk Partisi‘nin (EPP) bünyesinde bulunuyor.

Ursula von der Layen, birleşik bir Avrupa ordusu kurulmasını savunuyor, üye ülkelerin Yeşil Anlaşma yapması konusunda ısrar ediyor. Yeni başkan, ekibinde de yarı yarıya kadın-erkek oranını gözetti.

Santrallere yeni mekanizma etkili olur mu? – Sedat Ergin

AK Parti iktidarının 2013 yılında 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nu TBMM’den geçirirken termik santrallarda çevresel önlemlerin alınması için 2021 yılı sonuna kadar süre tanıması, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 2014 yılında bu süreyi uzun bulup yasanın ilgili maddesini iptal etmesine yol açmıştı. İktidar, bunun üzerine 2016 yılında yeni bir yasal düzenlemeye giderek, bu süreyi 2019 sonuna çekmiş ve bu sefer AYM’den ‘Anayasaya uygundur’ onayını alabilmişti.

Ancak geçen şubat ayında, bu santrallarda çevre koruma yükümlülükleri için 2019 olarak belirlenen sürenin TBMM’de bir kez daha uzatılmasına ilişkin sürpriz bir hamle yaşandı. İktidar tarafından Maden Kanunu teklifine konan bir maddeyle, termik santrallarda 31 Aralık 2019’da bitecek olan yükümlülük süresinin yeniden 2021 sonuna uzatılması öngörüldü. Bir başka anlatımla, iktidar, AYM’nin ‘sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı’nın ihlali olarak gördüğü ‘2021’ sınırında ısrar ediyor, bir anlamda AYM kararına uymayacağını duyuruyordu.

***

Aslında bu girişim, Enerji Bakanlığı’nın daha 2019 yılının başındayken bile kömüre dayalı termik santralları işleten özel şirketler ve kamu kuruluşlarının çevreyle ilgili yasal yükümlülüklerini yıl sonuna kadar yetiştirmelerini beklemediğini gösteriyor. Aksine, bakanlık bu durumu kabulleniyor ve işletmelerin sorumluluğunun üstünü örtmek için neredeyse bir yıl önceden önlem almaya çalışıyor.

Buna karşılık, 14 Şubat 2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda bu konuda yapılan görüşmeler sırasında söz alan muhalefete mensup milletvekilleri, termik santralların denetimsiz bırakılmasının toplum sağlığı ve çevre bakımından yol açacağı tehlikeleri bir hayli kuvvetli görüşlerle ortaya koydular. O noktada beklenmedik bir şey oldu. İktidar da muhalefetin pozisyonuna geldi ve 5 siyasi partinin grup başkanvekillerinin verdikleri bir ortak önergeyle bu madde tekliften çıkartıldı.

Söz konusu gelişme TBMM’de AK Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve HDP’nin ortak hareket ettikleri nadir işbirliği konularından biri oldu.
Bu arada, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, oylamadan hemen önce TBMM’de yaptığı konuşmada AK Parti’nin bu geri adımı yaklaşan 31 Mart yerel seçimi nedeniyle de atmış olabileceği hususundaki şüphesini kayda geçirirken, santralları işleten şirketlere de şu mesajı verdi: “Sakın ha sakın, bu şirketler 2019’un sonuna doğru buraya bir tane daha önerge getirilip iki yıl daha uzatılması gibi bir şeyi beklemesinler…”

Gelgelelim, Özel’in şüphesinde haksız olmadığı, iktidarın geçenlerde yeni vergilere ilişkin yasa teklifine termik santralların çevre yükümlülüklerini bu kez 2022 yılı haziran ayı sonuna kadar erteleyen bir maddeyi eklemesi ve bu değişikliğin geçen perşembe günü TBMM’deki oylamada kabul edilmesiyle teyit edilmiş oldu.

***

Peki AYM’nin bu kadar uzun bir erteleme süresinin Anayasa’ya aykırı olduğu yolundaki kararına rağmen böyle bir adım nasıl atılabildi? Bu sorunun yanıtını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan’ın 1 Kasım tarihinde TBMM Bütçe Plan Komisyonu’nda söz konusu düzenlemeyle ilgili soruları yanıtlarken yaptığı açıklamada kısmen bulmak mümkün.

Tancan, “Öncelikle bu santrallar 13 adet yerli kömür santrali” diye söze giriyor, bunlardan yalnızca 3’ünün ‘geçici faaliyet belgesi’nin bulunduğunu, bu nedenle kapanma riskiyle karşı karşıya olmadıklarını söylüyor. Tancan, “Fakat geri kalan 10 tane santralimizde geçici faaliyet belgesi de yok” dedikten sonra ekliyor: “Dolayısıyla bu taslak yasalaşmadığı takdirde 10 tanesi kesinlikle kapanacak.”

***

Çevre Bakanlığı’nın 10 Eylül 2014 tarihli ‘Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği’, 2872 sayılı Çevre Kanunu çerçevesinde alınması gereken ‘geçici faaliyet belgesi’, ‘çevre izni’ ve ‘çevre izin ve lisansı’na ilişkin esasları düzenliyor. Yönetmeliğe göre, ‘Ek-1’ ve ‘Ek-2’ listelerinde yer alan işletmeler, önce geçici faaliyet belgesi, bunu izleyen bir yıl içinde de çevre izni ya da çevre izin ve lisansı almak zorundalar.
‘Ek-1’ listesinde ‘çevreye kirletici etkisi yüksek düzeyde olan işletmeler’ sıralanıyor. Bu listenin en başında (1) numarada ‘termik ve ısı santralları’ yer alıyor.

Ancak kömüre dayalı toplam 13 santraldan 10’unda ‘çevre izni ve lisansı’ bir tarafa, ilk aşamada gerekli olan ‘geçici faaliyet belgesi’nin bile bulanmaması, bu işletmelerin çevre yükümlülüklerini karşılamada çok geri bir noktada olduklarını, daha doğrusu çevre korunması açısından tam bir ‘kuralsızlık düzeni’nde çalıştıklarını gösteriyor, 2013’ten bu yana…

***

Yeni yasada getirilen değişik bir düzenleme, 2020 Haziran ayı sonuna kadar geçecek sürede bu işletmelerden, çevre mevzuatına uyum sağlamaya yönelik yatırımlara ilişkin yapım sözleşmesi ile ‘iş termin planı’, yani yapılacak işlerin zamanlamasını gösteren bir plan sunmalarının istenmesidir. Bu planı sunmayan şirketler yükümlülük ertelemesinden yararlanamayacaktır. Ayrıca Çevre Bakanlığı, termin planına uyulup uyulmadığını dört aylık süreler içinde denetleyecektir. Sunulan plana uyulmadığı takdirde normal cezanın 20 katı ceza kesilecektir. Tancan, bu cezanın “aşağı yukarı yıllık maksimum 60 milyon liraya tekabül ettiğini” belirtiyor.

Çok gecikmiş bu yaptırım mekanizmasının ne ölçüde etkili olacağı ancak uygulamada görülecektir. AYM’nin yeni düzenlemeyle ilgili muhtemel bir başvuru karşısında nasıl bir karar alacağı da bu süreçte belirleyici bir faktör olacaktır. Her halükarda 2013’ten bu yana geçen yedi yıla yakın zamanın, bu işletmeleri çevrenin korunmasına saygılı bir çizgiye çekebilmek açısından elle tutulur bir iyileşme olmadan tüketildiğini teslim etmeliyiz. Yaşadığımız bu tecrübe bundan sonrasında da şüpheciliği elden bırakmamamız gerektiğini söylüyor.

Ölü bulunan geyiğin midesinden yedi kilo çöp çıktı

Tayland‘ın kuzeyindeki Khun Sathan ulusal parkında ölü bulunan geyiğin midesinden çıkanlar plastik çağının sonuçlarını tekrar ortaya serdi. Ölen geyiğin midesinden plastik torbalar, erkek iç çamaşırı, hazır kahve poşetleri ve naylon sicim dahil olmak üzere toplam yedi kilo çöp çıktı.

Park görevlileri ve Tayland Yaban Hayatı Koruma Derneği yetkilileri, geyiğin uzun bir süredir çöp yemiş olması gerektiğini söylüyor.

10 yaşındaydı

Park Müdürü Kriangsak Thanompun‘ın açıklamasına göre bir park görevlisi 10 yaşındaki erkek geyiği 25 Kasım’da buldu. Hayvanın midesinde plastik eldiven, hazır erişte ve küçük bir havlu da çıktı. Kriangsak, “Uzmanlar, plastik atıkların hayvanın sindirim borusunu tıkadığını düşünüyor” dedi.

İmhası da zarar

Plastik poşetlerin imhası sırasında açığa çıkan gazlar da, en az poşetlerin kullanımı kadar çevreye zarar veriyor. Çevreye atılan bu poşetlerin şeffaf olanları sera etkisi yaparak ısıyı emiyor ve orman yangınlarına neden oluyor.

Doğada bozulmaları için gereken süre denizde 400 yıl, karada ise 800 yıl. Bu bozulma sırasında içindeki tüm zararlı materyaller toprak ve suya geçiyor.

AP’nin gündemi, iklim acil durumu

İklim krizi konusuna dikkat çekmek amacıyla “acil durum” çağrısında bulunmayı tartışan Avrupa Parlamentosu (AP), Madrid’de düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Konferansı sırasında krizle mücadele adına sembolik bir deklarasyon yayımlayacak.

Euronews’in haberine göre deklarasyona destek veren milletvekilleri ayrıca önergeyle birlikte 1 Aralık’ta göreve başlayacak AB Komisyonu’nun yeni üyeleri üzerinde de bir baskı oluşturmayı hedefliyor.

Liberal Milletvekili Pascal Canfin Twitter’de yaptığı açıklamada, “Avrupa’nın iklim ve çevre konusundaki acil durum beyanı semboliktir. Fakat Perşembe günü bu beyanın lehine oy vermezsek, sembolizm de korkunç olabilir” dedi.

Bununla birlikte, deklarasyon, iklim kriziyle mücadele için daha fazla eylem talep eden çevrecilerin ve sivil toplum örgütlerinin tepkisini çekti.

Greenpeace: Gerçek kararlar alınmalı

Greenpeace konuyla ilgili olarak sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Dünya ‘sembolik’ eylemler istemiyor. İklim kriziyle başa çıkmak için gerçek ve cesur karar vermemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yeşiller Partisi’nden Ville Niinisto ise euronews’e yaptığı açıklamada, “Önemli olan Parlamentonun, Birlik ülkeleri ve komisyon üzerinde baskı kurarak, Avrupa’nın 2050’ye kadar karbon emisyonlarını azaltmasını sağlamasıdır” dedi.

Layen ‘Yeşil Antlaşma’da ısrarlı 

Temmuz ayında yapılan seçimle Avrupa Komisyonu başkanlığına seçilen Alman siyasetçi Ursula von der Leyen, göreve başladığı zaman yaptığı konuşmada, Avrupa’nın 2050 yılında dünyanın ilk karbon-nötr bölgesi haline gelmesini istediğini söylemişti.

Leyen’in bu arzusu hepsi olmasa da AB ülkelerinin çoğunluğu tarafından paylaşılıyor. Ekonomik gelişimlerini henüz tamamlamamış Doğu Avrupa ülkeleri  yüksek standartlar koymanın kendilerine haksızlık yaratacağını öne sürerken, Von der Leyen Avrupa için bir ‘Yeşil Antlaşma’ hazırlanması konusunda ısrarlı.

Sekiz ülke zorluyor

Sekiz Avrupa Birliği (AB) lideri geçtiğimiz Mayıs ayında çevre kriziyle ilgili bir strateji ve politika belirlenmesini ve AB bütçesinin en az %25’inin iklim değişikliğiyle mücadeleye ayrılmasını talep etmişti.

Fransa, Hollanda, Belçika, Danimarka, Lüksemburg, Portekiz, İspanya ve İsveç AB’nin seragazı emisyonunu “en geç 2050’ye kadar sıfıra indirmeyi” hedefleyen bir öneriyi imzaladı. Bu sırada aralarında Paris’in de bulunduğu birçok kent, iklim krizine dikkat çekmek amacıyla İklim Acil Durumu ilan etmişti.

Soner Yalçın’a bir intihal suçlaması daha

Yeşil Gazete yazarı, kampanyacı Ayşe Bereket, gazeteci-yazar Soner Yalçın’ın gıda sektöründeki kirli ilişkileri ve küresel zehir tacirlerini anlattığı çok satan kitabı Saklı Seçilmişler’de yer alan bilgilerin kendi yazılarından intihal olduğunu duyurdu. Bereket, Twitter hesabından Yalçın’ın kitabında, kendi yazdığı GDO hakkındaki yazılardan bire bir alıntılar tespit ettiğini açıkladı:

“Soner Yalçın’ın Saklı Seçilmişler kitabında, şu ana kadar tespit ettiğimiz kadarıyla, 2012-2017 arasında yazdığım ve kendi blogumun yanı sıra yazarı olduğum Yeşil Gazete’de de yayınlanan sekiz GDO yazımdan intihal var.”

Birkaç ay önce genetik konusunda çalışan bir akademisyenin Twitter’dan haber vermesi üzerine olayı öğrendiğini belirten Bereket, “İncelemelerim sonucunda da, 2017 Aralık’ta yayınlanan Saklı Seçilmişler kitabında benim 2012-2017 arası yazdığım toplam sekiz GDO yazımdan intihal olduğunu gördüm” diye konuştu.

Bereket, sorularımıza şöyle yanıt verdi:

-GDO üzerine Yeşil Gazete’de de yayımlanan bir dizi makaleniz var. Ne zamandır bu konuda yazıyorsunuz ve sizi GDO üzerine yazmaya sevk eden ne oldu?

1990’ların sonunda, Amerika’da yaşadığım dönemde genetiği değiştirilmis organizmalar henüz yeni yeni piyasaya sunuluyordu. Bunlar etiketlenmeden satışa sunulduğu için ne olduğunu anlamadığım bir şey yeme fikri korkutucuydu. Türkiye’ye döndüğümde, geçirdiğim bir rahatsızlık sonrasında doktorumun verdiği bir ilacın prospektüsünde Aspartam maddesini görüp, araştırmaya başlayınca karşıma yine Monsanto şirketi çıktı. Monsanto’yu araştırmaya başladım ve karşıma Monsanto’yla birlikte Monsanto’nun ürettiği glifosat gibi birçok kimyasal madde ve de  GDO çıktı. O dönemden itibaren GDO konusunun peşini bırakmadım ve İngilizce kaynaklardan takip edip, araştırdım. Bu süreçte de yabancı dil bilmeyenlerin dünyadaki gelişmeleri takip etmesinin ne kadar zor olduğunun farkına vardım ve 2012 yılında Monsanto ve GDO hakkında yazmaya başladım, ve hala da devam ediyorum. İlk birkaç yazım Yeşilist’te çıkmıştı. 2013 yılından beri de yazılarımı hem kendi blogumdan, hem de gönüllü yazarı ve GDO editörü olduğum Yeşil Gazete’den yayımlıyorum. GDO’ların Türkiye’ye girmesini engellemek için farkındalık yaratmak, farkındalık yaratmak için de doğru ve güncel bilgi yaymak gerektiğine inanıyorum. Kısa süre içinde eski ve yeni araştırmalarımı içeren bir kitabım da yayımlacak zaten.

-Aynı zamanda GDO karşıtı bir aktivistsiniz. Bundan da bahsedebilir misiniz? 

Evet, GDO hakkında yazmaya başladıktan kısa süre sonra, profesyonel olarak Greenpeace Akdeniz’de GDO kampanyasında çalıştım. 2013-2016 yılları arasında GDO’nun yanı sıra gıda, petrol şirketleri ve iklim değişikliği, tekstil ürünlerindeki zehirli kimyasallar konusunda kampanyalar yürüttüm.  Greenpeace’ten ayrıldıktan sonra 2017’de kendi başıma bir GDO kampanyası yürüttüm. Konuyla ilgili 20’nin üzerinde dernek, vakıf ve platform da kampanyama destek verdi. Kampanya şöyle gelişmişti; 20 Mart 2017’de Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı 2016-2017 yıllarında yurt içinde yapılan 660 GDO denetimin 7’sinde GDO’lu soya kıyması tespit edildiğini ve ilgililer hakkında yasal işlem yapıldığını açıklamıştı. Üç gün sonra, o dönemin bakanı, Adana’da ekmek katkı maddesi üreten bir şirketin ürünlerinde GDO tespit edildiğini ve yasal işlem başlatıldığını açıkladı. Ancak bakanlık bu 7 GDO’lu soya kıyması ve GDO’lu ekmek katkı maddesinin isimlerini açıklamıyordu. Ben de bunun üzerine ben de change.org üzerinden bir kampanya başlattım. Çok kısa bir süre içinde 36 binden fazla kişi bu kampanyaya imza attı.

-Bu makaleleri yazarken danıştığınız bilim insanları oldu mu?  

Türkiye’de GDO konusuyla ilgilenen çok değerli akademisyenler, aktivistler, platformlar, STK’lar mevcut. Örneğin, akademisyenlerden ilk aklıma gelen Prof Dr. Seminur Topal. Yeni İnsan Yayınevi’nden “Değiştirilen Gen mi? Sen mi? Evren mi?” isimli kitabın da yazarı.  Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu da yıllarını vermiştir bu konulara. Slowfood, Buğday Derneği, Çiftçi-Sen, GDO’ya Hayır Platformu gibi oluşumlar GDO konusunda farkındalık yaratmak ve GDO’ların Türkiye’ye girmemesi için büyük emek ve mücadele verdiler.Ben Monsanto ve diğer büyük biyoteknoloji ve kimya şirketlerinin ürettikleri tarım zehirleri, yani pestisitler hakkında da araştırıp yazıyorum. Bu konularda da elbette Dr. Bülent Şık çok değerli bir akademisyen ve uzman. Slowfood Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek, ilk yazmaya başladığım yıllardan itibaren her zaman bana destek olmuştur. Herkesin ismini saymam zor şu anda. Kısacası, herkes bir tarafından tutuyor bu meselenin, ve destek tabii çok önemli ve değerli.

Dava süreci başlıyor

Dava süreci başlatacağını söyleyen Bereket’e yine twitter üzerinden çok sayıda destek geldi. Akademisyen, Doç. Dr. Esra Arsan şunları yazdı: “Şimdi sayın Yalçın Nisan 2009’da olmuş bu olayı gazete arşivlerinden toplamış olamaz mı? Sonuçta herkes bulabilir bunu. Hayır, olamaz. Çünkü aynı Bereket’in cümleleriyle, onun anlatımıyla ve sözcük dizgeleriyle anlatmış. Resmen ondan çalmış. İntihal suçtur.”

Yazar, araştırmacı Defne Koryürek ise, “Kimse intihalden şüphe etmeden takip etsin diye paylaşıyorum: Ayşe Bereket yazısını yayınladığı yıl (2013) GDO’lu hayvan yemine izin sayısı 19’du. Soner Yalçın kitabını yayınladığında ise (2017) bu sayı çoktan 36 olmuştu” dedi.

Koryürek Yeşil Gazete’ye de şu değerlendirmeyi yaptı:

Tez borsasının manşetlere girdiği, prekaryanın her an sayıca arttığı bir memlekette emek gaspı şaşırtıcı değilse de, bu kez mağdurun sivil topluma hizmeti tarifsiz bir dostum olması sebebiyle, canım ayrıca sıkkın.

Gazetemizin takipçileri bilir. Ayşe yıllardır GDO’ya ilişkin en kapsamlı yazıları bila-ücret yazıp bu konuda çalışan sivil ve siyasi muhalefete en çok ihtiyaç duyulan bilgiyi, en doğru tercüme, en taze veri, en seri takip ile sağlayandır. Hakkı hakikaten ödenmez.

Soner Yalçın, bu yazıların hemen tümünden neredeyse copy/paste yaparak ve arada dolayısıyla güncellemeleri de atlayarak Saklı Seçilmişler’i yazmış ve üstelik dudak uçuklatan bir sayı, kitap tam 260 bin basılmış. Ama hiçbir dipnotunda, kaynakçanın herhangi bir yerinde  Ayşe’ye referans yok!

Böyle şey olmaz!

Elbette araştırırken her türlü belgeden yararlanılır ama copy/paste yaparken bu bilgi mümkünse tırnak içine alınır ve daima bir dipnotla kaynağı belirtilir. Bu iki husus, “benden önce konuyu çalışanları biliyor, onları hürmetle selamlıyor ve size getiriyorum” demektir. Bu hususlar yerine getirilmediğinde, “tamamını ben yazdım” demiş olursunuz.

Öyle görünüyor ki Soner Yalçın, Ayşe’nin emeğine hürmet göstermemeyi seçmiş. Bir yazarın emeğinden faydalanıp ona referans vermemenin adaletli, hakkaniyetli hiç bir yanı yok.

Dava açmaya hazırlanıyor Ayşe, 125 sayfalık bir dosya hazırlamış. Ben içinden, hani şu bahsettiğim türde copy/paste’e bir örnek paylaşmak isterim:

Soner Yalçın 2017 yılında yayınlanan kitabı Saklı Seçilmişler’in 173. sayfasında Türkiye’de GDO’lu hayvan yemine verilen izin sayısı 19 olarak geçiyor. Bu sayı gerçekte 36. Bu fi tarihinden kalma 19 nasıl bir araştırmacılık ürünü diye sormamak kabil değil. Ama Ayşe’nin 2013 yılında yayınlanan “Monsanto’nun Bilim Dünyasına Müdehalesi: Seralini Araştırması Yayından Kaldırıldı” başlıklı yazısıyla kıyaslayınca kitabı, taşlar yerine oturuyor.

Korkarım benzerlik sadece sayıda değil. “

Kemal Gözler: İntihalle mücadelede kamu yararı var

Kamu hukuku uzmanı, akademisyen Kemal GözlerÖrnekleriyle Usûlsüz Alıntı Sorunu adlı kitabında, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, alıntı yapılmasına, alıntının kaynağının gösterilmesi gibi bazı sıkı şartlar altında izin vermiştir. Adı geçen kanunda öngörülmüş şartlara, özellikle de kaynak gösterme şartına uyulmadan yapılmış alıntıya usûlsüz alıntı denir” diyor.

Sorunun Türkiye’de kaygı verici boyutlara ulaştığını anlatan Gözler, intihalle (usulsüz alıntı) mücadele etmenin sadece yazan kişinin eseri üzerindeki malî ve manevî haklarını korumak için değil, “kamu yararı” olduğu için de gerekli olduğuna değiniyor: “Usûlsüz alıntının yaygın olduğu bir ülkede, özgün fikrî üretim kaçınılmaz olarak düşer. Yazdığı cümleleri birkaç ay sonra başka bir yazarın kitabında görecek olan yazar, ne diye kitap yazmaya devam etsin ki?”

Anayasa.gen.tr’de kaleme aldığı “Örnekleriyle Usulsüz Alıntı Sorunu” makalesinde, Anayasa Mahkemesi’nin kendi yayınlarından referans vermeden kullandığı alıntıları anlatan Gözler, “Cümle ve kelime benzerlikleriyle içerikteki benzerliklerin, usulsüz alıntıya kanıt gösterileceğini, bu nedenle de  Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 70. Maddesi uyarınca tazminat davası açılabileceğini” belirtiyor.

Yalçın daha önce de suçlanmıştı

Soner Yalçın, 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ve MHP’nin ortak adayı olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bir doçentlik tezinden intihal yaptığını anlattığı köşesinde “intihal, kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren hükümler içerisindedir” dedikten sonra yazıyı, “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün’ diye bitirmişti.

Ancak yazarın kendisi de pek çok intihal suçlamasının merkezinde yer aldı.

22 Nisan 2016’da İlhan Arsel Üniversitesi adındaki facebook hesabından,  Yalçın’ın bir yazısında Prof. İlhan Arsel‘in “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” isimli kitabından intihal yaptığı öne sürüldü. Soner Yalçın 2010’da Taner Timur‘un “Osmanlı Çalışmaları” ve Tarihçi Murat Bardakçı’dan intihal yapmakla suçlandı.  2017’de ise Yalçın’ın “İngiliz Wikileaks’inde ünlü Türkler” başlıklı yazısında, İngiliz Yıllık Raporlarında Türkiye 1920 kitabından kelime kelime intihal yaptığı iddia edildi. 

Fransa ve Almanya’da çiftçiler sokaklara döküldü

Fransa’da hükümetin tarım politikalarına ve uluslararası ticaret anlaşmalarına isyan eden yüzlerce çiftçi, başkent Paris’i ülkenin kuzeyine bağlayan ana otobanlardan birinde trafiği traktörlerle kesti. A1 isimli kritik otobanda üç şerit birden trafiğe kapandı.

Emmanuel Macron hükümetinin tarım politikalarını ve bazı tarım ilaçların kullanımının yasaklamasının Avrupa Birliği’nin genelinden erkene çekilmesini protesto eden çiftçiler, “Çiftçi olmazda kırsal Fransa da yok olur. Bırakın işimizi yapalım” ve “Macron, bize yanıt ver! Çiftçileri kurtar” gibi sloganlar attı.

Eylemi düzenleyen iki büyük çiftçi sendikası, Macron’la bir görüşme talep ediyor. Sendikaların bugünkü planı, Paris’in en lüks bulvarlarından biri olan Foch caddesinde biraraya gelerek seslerini hükümete duyurmak.

Fransa, Avrupa Birliği’nin en büyük tarım üreticisi olarak, Brüksel’in ortak tarım politikasından en fazla yardımı alan ülke. Ancak Birleşik Krallık’ın Brexit süreci nedeniyle AB’nin tarıma ayırdığı bütçenin azalması beklenirken, Fransız çiftçiler hükümetin politikalarının tarım sektöründe geliri azalttığını savunuyor.

Macron hem bazı tarım ilaçlarının yasaklanmasını erkene çekmekle, hem de Kanada ve Latin Amerika ülkeleriyle Fransız çiftçilerin aleyhine anlaşmalar yapmakla suçlanıyor. Çiftçiler, bu anlaşmalarla ithal edilecek ucuz ürünlerin Fransa’daki üretimin de kalitesini düşüreceğini savunuyor.

Alman çiftçilerin sorunu ‘çevreci politikalar’

Hükümetin çevreci tarım politikalarını protesto eden 10 bine yakın Alman çiftçi de bin 800 adet traktörü Berlin’in girişinden itibaren merkezine kadar yolları kapatacak şekilde park etti.

Çevreci kanunların çiftçiler için fazla kısıtlayıcı ve baskıcı bir durum oluşturduğunu savunan eylemciler yerli üretimin artık ithal ürünlerle rekabet edemediğini ileri sürüyor.

Şansölye Angela Merkel’in kabinesi eylül ayında yeraltı sularını koruyabilmek için zirai ilaç ve gübre kullanımı konusunda sert önlemler almayı kararlaştırmıştı. Çevre Bakanı Svenja Schulze çiftçilerle konuşmaya hazır olduklarını ancak çevreyi korumak konusunda herkes gibi onların da üstlerine düşen rolü oynamak zorunda olduğunu açıkladı.

Bir deprem de Yunanistan’da

Yunanistan‘da, Mora Yarımadası‘nın güneyinde 5,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremin 20 kilometre derinlikte meydana geldiği bildirildi.

Atina Jeodinamik Enstitüsü, ilk belirlemelere göre, depremin yerel saatle 09.23’te, Mora Yarımadası’nın güneyinde yer alan Kithira Adası ile Girit Adası arasındaki denizde 20 kilometre derinlikte gerçekleştiğini açıkladı.

Yerel basın, 5,9 büyüklüğündeki depremin 258 kilometre uzaklıktaki başkent Atina’dan Girit Adası’na kadar geniş bir bölgede şiddetle hissedildiğini duyurdu.

Arnavutluktaki fayla ilgisi yok

Yunan deprem bilimcileri yaptıkları açıklamalarda, depremin Arnavutluk’ta  dün meydana gelen depremle ilgisi bulunmadığını belirtti. Depremde can ya da mal kaybı olup olmadığına ilişkin henüz açıklama yapılmadı.

Bosna Hersek de sallandı

Arnavutluk’un ardından dün Bosna Hersek’de de 5.4 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti. Ülkenin  güneyindeki Nevesin şehrinde yerel saatle 10.20’de meydana gelen deprem depremin merkez üssü Nevesin’in 11 kilometre, başkent Saraybosna’nın ise 74 kilometre güneyi olarak açıklandı. Yerin 10 kilometre derinliğinde meydana gelen ve başkent Saraybosna’da da hissedilen deprem nedeniyle panik yaşanırken, can kaybı olmadığı belirtildi.

Arnavutluk’ta ölü sayısı 24’e yükseldi

Dün 6,4 büyüklüğündeki depremle sarsılan Arnavutluk’ta ise hayatını kaybedenlerin sayısı 24’e yükseldi. Enkaz altında kalanlar için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Gece boyunca kurtarma ekiplerinin yıkılan binalar altında mahsur kalanlara ulaşmaya çalıştığı ülkede, çalışmalar sürerken, hayatlarını kaybedenlerin sayısı da artıyor.

Depremde en büyük hasarı gören sahil kenti Diraç’ta, binlerce kişi geceyi çadırda geçirdi. Başkent Tiran’da da çok sayıda bina kullanılamaz hale geldi.

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ülkenin kuzeyindeki Thumane bölgesinde depremzedeleri ziyaret etti. Ülkede 6,4’lük depremin ardından 100 artçı sarsıntı meydana geldiği belirtildi.

İlk ulaşan Türkiye

Arnavutluk’taki depremzedelere yardım ulaştıran ilk ülke ise Türkiye oldu. Bölgeye Bosna Hersek’ten ulaşan Türk Kızılay ekibi, burada kurulan çadırlarda kalan depremzedelere yardımda bulundu.

Kurtarma çalışmalarına yardımcı olması için komşu ülkelerle Avrupa Birliği‘nden de kurtarma ekipleri bölgeye gönderildi.

ABD Temsilciler Meclisi, azil soruşturmasında Trump’ı ifadeye çağırdı

ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi, resmi suçlamalarla sonuçlanabilecek azil soruşturması kapsamında başkan Donald Trump’ı soruları yanıtlamak üzere 4 Aralık’ta ifadeye çağırdı.

Trump’ın oturuma katılma zorunluluğu bulunmuyor.

Bir süredir azil soruşturmasının Ukrayna ayağını yürüten Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’nin de nihai raporunu 3 Aralık’ta yayınlaması bekleniyor.

Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi, o raporu da göz önüne alarak Trump aleyhine resmi suçlamada bulunup bulunmamaya karar verecek ve bunu aralık ortasında oylamaya açabilecek. Komite, Trump’ın davete pazar günü akşam saat 6’ya kadar yanıt vermesini istedi. Trump katılmayacaksa kendisini kimin temsil edeceğini bildirmesi gerekiyor.

Beyaz Saray’dan henüz bir açıklama gelmedi.

Oturum Türkiye saatiyle 18.00’de başlayacak.

Trump’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile temmuz ayındaki telefon görüşmesinde, Zelenskiy’e gelecek yılki başkanlık seçiminde Demokrat Partili rakibi Joe Biden ve oğlu Hunter Biden’ı soruşturması için baskı yaptığı öne sürülmüştü. ABD Kongresi’ndeki Demokratlar da bu iddia üzerine azil soruşturması başlatmıştı.

 

Emniyet’ten kadın eylemi açıklaması: Katılım her yıl artıyor

Emniyet Genel Müdürlüğü‘nden (EGM), İstanbul Taksim‘de kadınlar tarafından gerçekleştirilen 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü eylemine yapılan polis müdahalesi hakkında bir açıklama yapıldı. Açıklamada, “Mevcut polis barikatının üstüne gelerek, içlerinde marjinal grupların ve LGBTİ’nin de yer aldığı 50 kişilik grubun dağılmaları yönünde ikazda bulunulmuştur. Alandan ayrılmak istemeyen grubun mukavemete devam etmesi üzerine, yere doğru göz yaşartıcı gaz atılarak (orantılı güç kullanılarak) grup alandan uzaklaştırılmıştır. Olayla ilgili herhangi bir yakalama/gözaltı yapılmamıştır” denildi.

EGM’den yapılan açıklamada, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında düzenlenen eylem ve etkinliklere ilişkin bilgi de  verildi.

Açıklamada, 81 ilde 29 bin 749 kişinin katılımıyla düzenlenen 282 eylem/etkinliklerin (basın açıklaması, yürüyüş, tiyatro gösterimi, stant açma, bildiri dağıtma gibi) normal olarak sona erdiği belirtildi.

Katılım yüzde 25 arttı

Katılım sayısının bir önceki yıla göre, 23 bin 767’den 29 bin 749’a yükselerek yüzde 25, eylem/etkinlik sayısının ise 216’dan 282’ye çıkarak, yüzde 30,5 arttığı kaydedildi.

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde Taksim Tünel’den başlayan yaklaşık 100 metre mesafede, bir önceki yıl 1200 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen kutlamaların, bu yıl 2 bin 500 kişinin iştirakiyle normal olarak sona erdiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

Mevcut polis barikatının üstüne gelerek, içlerinde marjinal grupların ve LGBTİ’nin de yer aldığı 50 kişilik grubun dağılmaları yönünde ikazda bulunulmuştur. Alandan ayrılmak istemeyen grubun mukavemete devam etmesi üzerine, yere doğru göz yaşartıcı gaz atılarak (orantılı güç kullanılarak) grup alandan uzaklaştırılmıştır. Olayla ilgili herhangi bir yakalama/gözaltı yapılmamıştır.”