Ana Sayfa Blog Sayfa 2321

Bornova’da tohum topları toprakla buluşuyor

İzmir’de Bornova Doğal Tarım Merkezi ve Çiftliği (BDTMÇ) ile Bornova Belediyesi işbirliğiyle, hazırlanan tohum toplarını buluşturma etkinliği gerçekleştirilecek. Etkinlik,Türkiye’de örnek bir doğal tarım çiftliğini hayata geçirmeyi ve en az çaba ve maliyetle, doğayı tahrip etmeden temiz gıda üretilebileceğini göstermeyi amaçlıyor.

Belediye ve gönüllüler, Türkiye’de ekoloji /gıda üzerine çalışanları, çiftçileri ve temiz gıdaya uygun fiyatla erişmek isteyenleri tohum toplarını doğaya bırakmaya çağırıyor.

15 Aralık’ta gerçekleştirilecek etkinlikte, önce Bornova Doğal Tarım Merkezi ve Çiftliği’nin tanıtılacağı, doğal tarım ve önemi üzerine söyleşiler ve bir forumun gerçekleştirileceği salon toplantısı yapılacak, ardından proje arazisinde tohum topları yapılarak alana saçılacak.

Tarih, yer, saat ve program şöyle:

15 Aralık 2019

10.00 Söyleşiler – Bornova Büyükpark Nikah Salonu

13.30 Tohum topu etkinliği – Bornova Doğal Tarım Merkezi ve Çiftliği/Yakaköy

Güney Kore temiz hava için 15 termik santrali aşamalı olarak kapatacak

Güney Kore Ticaret, Sanayi ve Enerji Bakanlığı 1 Aralık 2019 ile 29 Şubat 2020 tarihleri arasında ,ülkedeki 60 kömürlü termik santralden 8 ila 15’inin aşamalı olarak kapatılmasının planlandığını açıkladı.

Yeşil Ekonomi‘nin aktardığına göre, Bakanlığın açıklamasına göre kapatılma işlemi en eski santrallerden başlayarak uygulanacak ve kapatma takvimi elektrik talebinin güvenilir olarak sağlanması doğrultusunda belirlenecek. Geriye kalan kömürlü termik santrallerde de üretim kapasitenin en fazla %80’i sınırlandırılacak.

Açıklamada ısınma kaynaklı elektrik talebin arttığı kış aylarında pik elektrik talebinin 88.600 MW’a, aşırı soğuk hava durumunda ise 91.800 MW’a ulaşacağını öngörüldüğü bildirilirken, oluşacak üretim eksikliğinin doğalgaz santralleri ile karşılanacağı bunun da LNG ithalatının artmasına neden olacağı ifade edildi.

Bakanlığın açıklamasında kararın, başkanlığını eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’ın yaptığı, Ulusal İklim ve Hava Kalitesi Konseyi’nin önerisi doğrultusunda alındığı bildirildi.

Konseyin çalışmasında aralık-şubat döneminde 9 ila 14 santralin, elektrik talebinin azaldığı Mart ayında ise 22 ila 27 santralin kapatılmasını önermişti.

Güney Kore halihazırda elektrik talebini %40 oranında kömürlü termik santralden karşılıyor.

Roma İmparatorlarının gözde şehri Sagalassos Beyoğlu’nda

Bir Zamanlar Toroslar’da: Sagalassos sergisi, Yapı Kredi Kültür Sanatın Beyoğlu’ndaki binasında açıldı. 27 Kasım 2019 – 28 Mayıs 2020 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek olan sergi, Türkiye’de son yıllarda hazırlanan en kapsamlı arkeoloji projesi. Binanın üç katına yayılan sergi, Torosların güney yamacında kurulu Sagalassos antik kentini ve Pisidia Bölgesi’nin tarihini ziyaretçileriyle buluşturuyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Belçika KU Leuven Üniversitesi’nin desteklediği Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi işbirliğiyle hazırlanan sergide Burdur Arkeoloji Müzesi’nden getirilen 368 eser yer alıyor.

Serginin açılış gecesine Sagalassos Kazı Başkanı Prof. Dr. Jeroen Poblome, KU Leuven Rektör Yardımcısı Bart Raeymakers, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Seyit Ahmet Arslan ve Burdur Valisi Hasan Şıldak da katıldı.

Açılışta yaptığı konuşmada “Yapı Kredi 75. Yıl Buluşmaları kapsamında hazırladığımız Bir Zamanlar Toroslar’da: Sagalassos sergisi daha önce açtığımız Bizans, Lidya, Aphrodisias sergilerinden sonra, Anadolu uygarlıklarını İstanbul’da gözler önüne seren yeni bir halka” diyen Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen,  serginin kurulumu ve korunması için de ayrıca özen gösterdiklerini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Serginin kapsamı ve eser seçimi kadar, eserlerin kurulumu ve korunması da bizim için çok önemliydi. Tırnak büyüklüğünde mikrolitlerden, bir buçuk – iki ton arasında yazıtlara kadar mermer, cam, kemik, pişmiş toprak gibi farklı materyallerden eserler uzman nakliye ekibi ile restoratör ve arkeologların gözetiminde özel malzemelerle ambalajlandı ve taşındı. Kurulumu için de ayrıca özel düzenekler üretildi ve kuruldu. Eserler ‘museum wax’ gibi eser dostu malzemelerle ve her eserin formuna uygun üretilen özel aparatlarla sabitlendi.

Güngen’den sonra sözü alan Sagalassos Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Jeroen Poblome, ise bu sergiyle sadece Sagalassos’un mimarisini ve tarihini göstermek istemediklerini o dönemde yaşayan insanların günlük hayatlarını da gözler önüne sermek istediklerini belirtti ve ekledi: “İki sene önce gelen bir mektupla başladı bu sergi hikâyesi. Yapı Kredi Kültür Sanat’tan gelen bu mektup sayesinde bugün burada Sagalassos’u konuşuyoruz. Türk insanı Burdur’u çok iyi tanımıyor. İnşallah bu sergiyle bunu bir nebze değiştireceğiz. Çünkü bence Burdur’un potansiyeli hem arkeoloji hem de doğası anlamında çok yüksek.”

Mamut kemiklerinden tanrı ve tanrıça heykelleri

Bir Zamanlar Toroslar’da: Sagalassos sergisinde, prehistorik çağlarda Anadolu’da yaşadığı kanıtlanan ve Burdur yöresinde kalıntılarına rastlanan mamut kemiklerinden, Roma imparatorları Marcus Aurelius ve Hadrian’ın anıtsal boyuttaki heykellerine kadar çok sayıda ve farklı türde tarihi eser yer alıyor. Antik Sagalassos sakinlerinin gündelik ve sosyal yaşamlarını, inanç ritüellerini yansıtan pişmiş toprak figürler, tanrı, tanrıça ve kahraman heykelleri, Büyük İskender heykelciği, taş aletler, süs eşyaları, pişirme ve yemek kapları başta olmak üzere Sagalassos ve Pisidia Bölgesi’nin farklı dönemlerine tarihlenen ve geçmişe ışık tutan eserler, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın üç katına yayılan kronolojik ve tematik bölümler halinde görülebilecek.

Ziyaretçileri Roma’nın son iyi imparatoru karşılayacak

Sagalassos Roma İmparatorluk Hamamı kazılarında açığa çıkarılan İmparator Marcus Aurelius heykeli, müze girişinde ziyaretçileri karşılayacak. Orijinali yaklaşık 5 metre yüksekliğinde olan heykelin beyaz mermerden yontulmuş başı, kolları ve bacakları sergiye getirildi. Restorasyonu 2010 yılında tamamlanan Sagalassos Antoninler Çeşmesi, Marcus Aurelius tarafından yaptırılmıştı. Sergide, Sagalassos’a “Pisidia’nın birinci kenti” unvanını veren İmparator Hadrian heykeline ait baş da görülebilecek. İmparator Hadrian ve Marcus Aurelius, Roma’nın Beş İyi İmparatoru arasında yer alıyor.

Pisidialılarla tanışın

Sagalassos kazılarında bulunan ve MS 3. yüzyıla tarihlenen Romalı bir erkek ve 11. yüzyıla tarihlenen Bizanslı bir kadının kafatası, uzmanlar tarafından yeniden yüzlendirme tekniğiyle orijinaline yakın görünümlerine kavuşturuldu. Yüz rekonstrüksiyonunu bilim ve yaratıcılığın birleşimi olarak niteleyen kazı başkanı Jeroen Poblome, dijital yüz rekonstrüksiyonunun yüzde 75 kesinliğe sahip olduğunu belirtiyor. Gerçek isimleri bilinmeyen Pisidialılara araştırma ekibi tarafından Rhodon ve Eirènè isimleri verildi. Sergiye getirilen Rhodon ve Eirènè büstleriyle ziyaretçiler antik Pisidialılarla tanışma fırsatı yakalayacaklar.

Katman katman Sagalassos 

Sergi, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın üç katına yayılmış. Binanın ilk katı, 1990 yılında başlayan ve disiplinler arası bir araştırma projesi olan Sagalassos kazılarına, kazılarla birlikte Sagalassos ve ait olduğu Pisidia bölgesinin coğrafyası, jeolojisi, bitki örtüsü, inanç sistemi, tanrıları, insanları, hayvanları ve bitkileri olmak üzere çok katmanlı bir sunuma sahip.

İkinci katta tarihöncesi çağlar, Sagalassos’un kuruluşuna tanıklık eden Bronz Çağı, Hellenistik Çağ, Roma Dönemi, Bizans Dönemi ve Selçuklu Dönemi eserleri kronolojik bir konsept içinde sergileniyor. Ayrıca Sagalassos kazılarında açığa çıkarılan Yukarı Agora ve burada yapılan kazılarda bulunan imparator, tanrı ve kahraman heykellerinin en iyi örnekleri ziyaretçiye sunuluyor.

Üçüncü kat ise antik ekonomi, yaşam kalitesi, beslenme alışkanlıkları ve mutfak eşyaları, insanların ölümle nasıl başa çıktıkları ve ölümün nitelikleri gibi tematik bölümlerden oluşuyor. Serginin bu katına çıkan ziyaretçileri toprak ve bereket tanrıçası güzel saçlı Tanrıça Demeter heykeli karşılıyor. Ayrıca bu bölümde Sagalassosluların adak adadığı düşünülen ve içinde yüzlerce pişmiş toprak figürünün ele geçtiği kaya tapınağının rekonstrüksiyonu da yapıldı. 1990 yılından beri Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi tarafından yürütülen Sagalassos kazıları, disiplinlerarası kazı ve restorasyon çalışmalarıyla uluslararası bilim camiasında önemli bir yere sahip. Sergi ziyaretçilere bu bilimsel çalışmaları bir arada görme fırsatını da sunuyor.

Projenin bilimsel danışmanlığı KU Leuven Üniversitesi profesörlerinden ve Sagalassos Kazısı Başkanı Jeroen Poblome, koordinatörlüğü Yapı Kredi Müzesi yönetici Nihat Tekdemir ve tasarımı Pattu Mimarlık tarafından yapıldı. Sergiye getirilen eserler ve sergide kullanılan bütün peyzaj fotoğrafları ise Belçikalı  sanatçı Bruno Vandermeulen tarafından çekildi.

 

 

Kara Cuma, Fransa’da yasaklanabilir

Fransız siyasetçiler, kökleri ABD’ye dayanan ancak bugün uluslarası bir fenomen haline gelen Kara Cuma indirimlerinden şikayetçi.  Eski Çevre Bakanı Delphine Batho tarafından sunulan önergede Kara Cuma’nın ‘kaynak israfına’ ve ‘aşırı tüketime’ neden olduğu için yasaklanması isteniyor.

Meclisten geçen önerge gelecek ay ulusal mecliste de gündeme gelecek. Eğer burada da kabul edilirse ülkede artık Kara Cuma etkinlikleri gerçekleşmeyecek.

‘Çevreyi kirletiyor’

Konuyla ilgili Europe 1 radyo kanalına açıklama yapan Ekolojik Dönüşüm Bakanı Elisabeth Borne, alışveriş çılgınlığının trafik, hava kirliliği ve gaz emisyonuna da neden olduğunu belirterek Kara Cuma’nın yasaklanmasını savundu. Borne, Kara Cuma’nın eğer küçük Fransız esnafına destek verecek şekilde modifiye edilirse desteklenebileceğini, ancak şu anki haliyle sadece uluslararası zincir marketlerin işine yaradığını söyledi. 

Aktivistler de karşı eylemler yapacak

Fransa’daki iklim aktivistleri de Cuma günü,  ‘Cumayı Engelle’ (Block Friday) kapsamında protesto gösterisi yapacak.

Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) tarafından organize edilen iklim grevi ise yine 29 Kasım Cuma günü gerçekleştirilecek ve genç aktivistler, önüne geçilemeyen üretim-tüketim çılgınlığının doğal kaynaklara ve iklim krizine etkilerine karşı duruşlarını takas yaparak sergileyecek.

 

‘Kanal İstanbul, İstanbul’un içme suyunu tehdit ediyor’

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu (İKK), Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanan Kanal İstanbul ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Projenin bölgedeki habitatı yok edeceğinin vurgulandığı açıklamada İstanbul’un su kaynaklarından olan Sazlıdere’nin içme suyu rezervinden çıkarılacağı ve bu nedenle kentin susuz kalacağı belirtildi.

‘Kanal İstanbul hazırlıkları hızlanıyor’

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında TMMOB İKK Sekreteri Cevahir Efe Akçeli basın açıklamasını okudu. Akçelik açıklamaya “Son günlerde, İstanbul, Trakya, Marmara ve Karadeniz için, coğrafi, ekolojik, ekonomik, sosyolojik, kentsel, kültürel, yani yaşamsal bir yıkım ve bir eko-kırım projesi olan Kanal İstanbul ile ilgili hazırlık süreçlerinin hızlandırıldığı görülmektedir” sözleriyle başladı.

‘Proje mevcut su kaynaklarını yok edecek’

Ankara’da ÇED raporuyla ilgili yapılan İnceleme Değerlendirme toplantısına TMMOB’un çağrılmadığını belirten Akçelik, rapora dayanarak Kanal İstanbul ile ilgili şu tespitleri paylaştı:

  • Bugün İstanbul, içme suyunun %70’ini başka illerden karşılamak zorunda bırakılmış bir şehir iken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan daha yeni “İstanbul susuzluğa doğru yürüyor” demişken, mevcut su kaynaklarımızın yok edilmesi söz konusu bile olamaz.
  • Kuzey ormanlarını, meraları, tarım alanlarını, tüm hassas ekosistemleri yok edecek bu proje savunulamaz.
  • Üç aktif fay hattının geçtiği bölgeye nüfus ve yapılaşma baskısı yükleyerek afet riskini artıran bu projeyi kabul etmiyoruz.
  • Kentin tüm kuzey bölgesini ve hassas ekosistemlerini, kentsel, arkeolojik ve doğal sit alanlarını “baskısı altına alacak bu projeyi kuvvetle reddediyoruz.

‘Anayasa’nın 56.maddesine aykırı’

  • Sosyolojik etkileri çok güçlü olacak, bölgede yerinden edilmelere yol açacak, halkın yaşam kalitesini ve ekonomisini derinden sarsacak, yaşam ve su hakkını elinden alacak bu projenin, Anayasa’nın 56. maddesine aykırı olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
  • İstanbul Boğazı’nda sağlanamayan geçiş güvenliğinin Kanal İstanbul’da sağlanmasının mümkün olmadığını iddia ediyoruz.
  • İstanbul’un Kent Anayasası olan ve 2009 tarihinde onaylanan 1/100 000 İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın genel planlama ilkelerine ve esaslarına aykırı olan, planlara sonradan işlenen ve plan ana kararlarıyla çelişen Kanal İstanbul Projesi, İstanbul’un üst ölçekli planında hukuken yer alması mümkün olmayan bir projedir ve bu özelliğiyle yok hükmündedir diyoruz.”

Mücella Yapıcı: Protokol usulsüz

Sonrasında söz alan Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı, Kanal İstanbul ÇED raporuna ilişkin bir sunum gerçekleştirdi. 1 Ağustos tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı arasında yapılan protokolün usulsüz olduğunu belirtti.

‘Su kaynağı yok edilecek’

Proje alanı içerisinde kalan İBB ve İSKİ’ye ait taşınmazların Kanal İstanbul projesine tahsis edileceğinin de raporda belirtildiğini ifade eden Yapıcı, “Sazlıdere barajının, içme suyu rezervinden çıkarılmasına ve sınır revizyonuna yönelik ihtiyaç duyulan işlemlerin yapılmasına” şeklinde bir ifadenin yer aldığını belirterek, İstanbul’un en önemi su kaynaklarından biri olan Sazlıdere’nin yok edileceğini ifade etti. Proje ile su kaynağının yanı sıra bölgedeki tüm canlı habitatlarının da yok olacağını söyledi.

 

Gezici Festival yola çıkıyor

Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlen Gezici Festival, bu yıl 25. kez 29 Kasım – 5 Aralık 2019 tarihlerinde Ankara’da, 6 – 8 Aralık 2019 tarihlerinde Sinop’ta ve 9 – 12 Aralık 2019 tarihlerinde Kastamonu’da gerçekleşecek.

Sinema seyircisi için uzağı yakın etmek, sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’nin farklı kentlerindeki seyircilerle buluşturmak, kültür hayatımızı zenginleştiren karşılaşmalara vesile olmak için düzenlenen festivalin programında Dünya Sineması, Kısa İyidir, Çocuklar İçin, Türkiye Sineması, Sessiz Sinema gibi klasikleşen bölümlerin yanı sıra 25. yıl için özel olarak programlanan, yeni, tematik film seçkileri de yer alıyor.

Festival afişi yine Behiç Ak’tan

25’inci yılında Gezici Festival’in afişi, 1995’ten beri benzersiz tasarımlarıyla Festival’e desteğini sürdüren usta çizer Behiç Ak’tan.

Yeni filmlerle Dünya Sineması

25. Gezici Festival’in Dünya Sineması bölümünde her yıl olduğu gibi önemli festivallerde gösterilen, ödüller kazanan ve gündem oluşturan en yeni filmlerden oluşturulan bir seçki seyirciyle buluşacak. Bu bölümde gösterilecek filmler şöyle:

Slovak yönetmen Marko Škop’un Slovakya’nın Oscar adayı olan ikinci uzun metrajlı filmi Nech je svetlo / Işık, Daha Fazla Işık, aşırı sağın giderek yükseldiği ve yaşamın her alanında nefret kültürünün hâkim olduğu günümüz Avrupası’na bir aile hikâyesi üzerinden bakıyor. Karlovy Vary Film Festivali’nde Ekümenik Jüri Özel Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan film, bu yılın en dikkate değer yapımlarından.

Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenlerin Haftası bölümünde en iyi ilk filme verilen Altın Kamera ödülünü kazanan ve daha sonra pek çok festivalde dikkat çeken Nuestras madres / Annelerimiz,10 yıldan fazladır Fransa’da belgesel alanında çalışan Guatemalalı sinemacı César Díaz’ın ilk kurmaca filmi. Díaz bu filmde kendi ülkesi Guatemala’nın tarihindeki karanlık bir dönemi ele alıyor.

Kısa filmleriyle tanınan Josephine Mackerras’ın South By Southwest Film Festivali’nde ödül kazanan ilk uzun metraji Alice, korunaklı hayatı birdenbire altüst olan bir annenin sıra dışı yaşam mücadelesini konu alıyor.

TV dizileriyle tanınan ünlü İngiliz oyuncu Billie Piper’ın dünya galasını Venedik Film Festivali’nde yapan ilk yönetmenlik denemesi, Rare Beasts / Ayrık Otları, romantik komedi klişelerini tersine çeviren son derece özgün bir kara komedi.

Brezilyalı yönetmen Sandra Kogut’un, ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde yapılan ve geçtiğimiz günlerde Antalya’da başrol oyuncusuyla Altın Portakal kazanan filmi Três Verões / Üç Yaz, son dönemde Brezilya’da yaşanan mali yolsuzlukları zengin bir ailenin evinde çalışan bir kadının gözünden anlatıyor.

Madame Satã, Gümüş Uçurum, Futuro Beach gibi filmleriyle tanıdığımız Karim Aïnouz’un, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde ödül alan ve önümüzdeki yıl Oscar yarışında Brezilya’yı temsil edecek olan yeni filmi A Vida Invisível / Görünmez Yaşam, 1950’lerde, Rio de Janeiro’da baskılar ve önyargıyla mücadele etmek zorunda kalan iki güçlü kadının hikâyesini anlatıyor.

Romanyalı sinemacı Anca Damian’ın yeni filmi L’extraordinaire voyage de Marona / Bir Köpeğin Fantastik Hikâyesiyaratıcı görselliği, dokunaklı hikâyesi ve ustaca anlatımıyla yılın en dikkat çekici canlandırmalarından biri.

Belgesel sinemacı Eliza Capai’nin bu yıl Berlin Film Festivali’nde Uluslararası Af Örgütü Ödülü’nü kazanan filmi Espero tua (re)volta / Sıra Sendegeleceğine sahip çıkmak isteyen üç genç aktivistin iç içe geçen hikâyeleri üzerinden son yıllarda Brezilya toplumunu etkisinde alan toplumsal hareketin izini sürüyor.

Berlin Film Festivali’nin Generation 14+ bölümünde en iyi film seçilen ve geçtiğimiz yıl birçok festivalde ödüller kazanan Beol-sae / Sinek Kuşu, kısa filmleriyle tanınan Güney Koreli sinemacı Bora Kim’in ilk uzun metrajı. Eleştirmenlerin övgülerle karşıladığı film, sevgi arayışı içindeki 14 yaşında bir kız çocuğunun hikâyesi.

Japonya’da kuşağının en iyi oyuncularından sayılan genç yıldız Joe Odegari’nin, usta görüntü yönetmeni Christopher Doyle ile beraber çalıştığı ilk yönetmenlik denemesi Aru Sendo No Hanashi / Zaman Her Şeyi Siler katıldığı tüm festivallerde çok iyi tepkiler aldı. Özellikle iddialı görsel tasarımıyla dikkat çeken film, geçtiğimiz günlerde Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Portakal kazandı.

Filtreleme projesine altı ay içinde başlamayan santrallere 20 kat fazla ceza

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, dünkü AKP Grup Toplantısı öncesinde termik santrallara, bu yılın sonuna kadar tamamlamaları gereken çevre mevzuatına uyuma yönelik düzenlemeler için 2,5 yıl ek süre verilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bu konuda 2020’nin başına kadar süre verildiğini hatırlatan Bakan Kurum, santrallerin bazılarında yenileme olduğunu ancak bazılarının da bu adımları atmadıklarını vurguladı. Son yasada altı ay içerisinde filtrelemeye ilişkin adımları santrallerin atması gerektiğinin altını çizen Bakan Kurum, “Bunu  bakan arkadaşlarımızla istişare ettik. Sayın Cumhurbaşkanımız da aynı görüştedir. Altı ay içerisinde atılmayan adımları biz bakanlıklar olarak resen atıp o tedbiri gerekirse biz kendimiz alıp çevreyi, doğayı koruyacak adımı kararlı bir şekilde atacağız” ifadelerini kullandı.

Filtreler devlet bütçesinden karşılanmayacak

Murat Kurum, bugün de Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) gerçekleştirilen ‘4. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları‘nın açılışının ardından  gazetecilerinin sorularını yanıtladı. Termik santrallere taktırılacak filtrelerin devletin bütçesinden karşılanıp karşılanmayacağına ilişkin soruya Kurum, “Filtreleri devlet kendi bütçesiyle taktıracak” şeklinde bir ifade kullanmadığını belirtti. Termik santrallerin ürettiği enerjiye ihtiyaç olduğunu söyleyen Kurum şöyle konuştu

‘Normal çevre cezalarının 20 katına kadar ceza kesebilir’

“Bir taraftan da bu enerji üretiminden kaynaklı bacaların çevre kirliliğini engellemek adına bacalara filtre takma zorunluluğu getirdik. Bunu AK Partimizin de içinde olduğu tüm Meclisimizle oy birliği içerisinde bu yılın sonuna kadar süre verilmişti. Bir kısım santraller buna ilişkin çalışmalarını başlattılar, bitirme aşamasına geldiler. Bir kısmı da fiilen projelendirme aşamasında. Mevcut kanun 2022 yılına kadar 2.5 yıllık süre veriyor gibi gözükse de buradaki durum şudur; termik santrallerin filtrelemelerini yapmaları için altı ay içerisinde bu işe başlayıp bir şekilde o filtreleme projelerini gerçekleştirmeleri gerekiyor. Başlamazlarsa Bakanlığımız 6’ıncı aya müteakip normal çevre cezalarının 20 katına kadar ceza kesebilir. Eğer 6’ıncı ayın sonunda fiilen bu işletme ne bir proje vermiş ne çevre kirliliğine dair bacasına tedbir almaya yönelik bir proje, üretim sağlamamışsa biz de bu fitrelemeye ilişkin vatandaşımızın sağlığını, hayatını ilgilendiren konuda adımı devlet olarak atarız. İşi gerekirse resen yapar ilgili yükleniciden de bedelini alırız diyoruz. Yoksa buraya filtrelemeye ilişkin devletimiz para harcayacak ve filtreleme projesini devlet olarak biz kendi bütçemizden gerçekleştireceğiz diye bir ifade kullanmadık.”

‘Bedelini ilgili santralden alırız’

Projenin santrallerin büyüklüğüne göre zaman aldığını dile getiren Kurum, 2.5 yılın sonunda bütün bacalar ve termik santrallerin tedbirlerini almak  almak zorunda olduğunu söyledi. Düzenlemenin, tedbir alınmazsa 6. ayın bitmesine müteakip ceza kesme, kapatma yetkilerini de içeren bir düzenleme olduğunu aktaran Kurum, “Amacımız tüm firmalarımızın altı ay içerisinde bu işe başlamalarını sağlamaktır. Başlamadıkları takdirde hem ceza keser hem de devlet olarak vatandaşımızın sağlığını ilgilendiren projeleri yapar, bedelini de ilgili termik santralden alırız” diye konuştu.

 

 

‘Hazine aramada ÇED şartı meşruluk yaratıyor’

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca define aramalarının  Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) kapsamına alınmasına ilişkin yapılan değişiklik için açıklama yaptı.

Dipsiz Göl‘ün kurutulmasının da gene valilik izni ile yapıldığını hatırlatan Güler, bu karar ile sorumlu valiliklere meşru bir zemin oluşturulacağını savundu.

Ne olmuştu?

Dipsiz Göl’ün ‘hazine’ söylentisi ile yasal izin ile boşaltılıp daha sonra define bulunamayınca da üzeri toprakla doldurulup terk edilmesinin ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, “define aramalarını” ÇED kapsamına alınacağını söylemişti.  Bugün Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile define arama projelerinin ÇED kriterlerine tabi olması kararlaştırıldı.

Kazı çalışması öncesi ve sonrası

‘Dipsiz Göl’ün kurutulması Valilik izni ile olmuştu’

Kararın ardından açıklama yapan Gülizar Biçer Karaca “Uygulamada ÇED Gerekli Değildir kararını Valilikler veriyor. Dipsiz Göl’de, onca rezalet valilik izniyle olmuştu. Bakanlık, ÇED yönetmeliği kapsamına alarak, Valiliklere savunma argümanı oluşturmuştur” dedi.

Karaca Dipsiz Göl’deki define aramacılığı için, ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olsaydı; Gümüşhane Valisi ve hakkında soruşturma açılan kurum görevlileri bu kararı ileri göstererek haklılıklarını savunacaklarını belirtti ve şu ifadeleri kullandı:

“Anlaşılıyor ki Bakanlık Dipsiz Gölü ibret almamış, oluşan hukuki sorunlara karşı ‘meşruluk’ zemini hazırlamıştır. Dipsiz Göl meselesi, sadece bir ihmal ile geçiştirilemez. Ortada ciddi bir akıl ve ahlak problemi var. Mevzuat gereğince, kültür ve tabiat varlığına karşılaşıldığında define kazısının hemen durdurulması gerekirdi.”

Defineciliğin tamamen yasaklanması gerekir

Her şey gerçekleşip de define bulunmayınca, “soruşturma başlattık, doğal sit ilan ediyoruz” gibi açıklamalar yapılmasına tepki gösteren Karaca açıklamasına şu şekilde devam etti:

 “Definecilik, çevresel ve kültürel değerlerin talanından başka bir şey değildir. Ayrıca, bir dolandırıcılık ve umut tüccarlığı düzenidir. Sahte haritalar ve söylentiler üzerinden insanlar manipüle ediliyor, kandırılıyor, dolandırılıyor. Define arayıcılığını ÇED kapsamına almak hiç bir anlam ifade etmez. Çevresel ve kültürel değerlerimizin korunması için bu alanlarda defineciliğin tamamen yasaklanması gerekir.”

Tahir Elçi vurulduğu yerde anıldı, dört yılda faillerden iz yok

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin merkez Sur ilçesinde, 28 Kasım 2015’te tarihi Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaptıktan sonra öldürülmesinin üzerinden dört yıl geçti. Bu süre rafında yürütülen soruşturmada ilerleme sağlanmadığı gibi, failler de bulunmuş değil. Dosyada ise tek bir şüpheli yok.

Tahir Elçi Vakfı ve Diyarbakır Barosu tarafından gerçekleştirilen anma program kapsamında ilk olarak Diyarbakır Adliyesi önünden, Elçi’nin vurulduğu yer olan Dört Ayaklı Minare’ye yürüyüş yapıldı. Yürüyüşe bölge barolarına bağlı avukatlar, HDP Milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Ebru Günay, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’nin yanı sıra birçok sivil toplum kurumu temsilcisi ve yurttaşlar katıldı.

Cihan Aydın: Soruşturma failleri saklamaya odaklı 

Dört Ayaklı Minare’nin önünde konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, Tahir Elçi’nin ardından bir şey demenin zor olduğunu söyledi. Dosyanın faili meçhule gönderilmek istendiğini belirten Aydın, Elçi’ye hitaben özetle şunları söyledi: “Failleri tespit etmek için tamamen bilimsel yöntemlerle bir uzmanlık raporu hazırlattık. Bu raporda olası üç fail tespit edildi. Savcılığa sunduk. Ne yaptılar dersin? Kocaman bir hiç. Soruşturma, failleri bulmaktan çok, adeta saklamaya odaklanmış durumda. Katledilişinle ilgili İçişleri Bakanlığı müfettişleri bir rapor hazırlamışlar. Bu raporu istiyoruz, tıpkı senin takip ettiğin dosyalardaki gibi bizden de saklıyorlar.“

‘Failleri bulacağız’

“Bir de şunu öğrendik Sevgili Başkan; failleri gösteren bazı deliller adli tıp yetkilileri tarafından ortadan kaldırılmış. Suç duyurusu yapıyoruz bu konuda, verecek cevapları yok. Saklayabileceklerini mi sanıyorlar? Sanma ki takipsiz bırakacağız, takip edeceğiz, direneceğiz ve faillerini bulacağız. Şiarımızı bilirsin; imkânsızı başarmaya kenetlendik. Mutlaka başaracağız. Cinayetin kameralar önünde işlendi. Amaç sadece senin yaşamına son vermek değildi, senin yoldaşlarına da gözdağı vermek istediler. Ama biliyorsun ki korkmayacağız, direneceğiz ve kazanacağız. “

Türkan Elçi: Savaş kuruttu gözümüzdeki denizleri

Daha sonra bir konuşma yapan Türkan Elçi “Yine dört ayaklı kapına geldik” dedi:  “Bu dar sokakta eksilen sendin, çoğalan ölüm. Her şey biraz daha eksildi. Mesela huzurumuz, hürriyetimiz, umutlarımız eksildi. Gel, gel kurtar bizi bu kimsesiz kalabalıktan.“

Türkan Elçi’nin konuşması şöyle:

“Kasım ayı, mevsim sonbahar… Avucumuz boş, elimiz yüreğimizde… Getiremedik bu sokağa adaleti. Uyuyan adalet serzeniş olur, damlar avuçlarımıza. Sen gittin, hanemizde acıdan başka ne kaldı? Savaş kuruttu gözümüzdeki denizleri, kumunda ölülerden başka ne kaldı? Sen gittin, zamansız ölümler çoğaldı. Yalnızlığımızın kuytusuna saklandık. Gel kurtar bizi bu haksızlıktan. Sen geldin, sen geldin bu sokağa. Yüreğini eline alarak geldin, yalnız geldin. Ölümleri durdurmak için çoğalarak nerelere gittin?

Kap kapa taşlı kapına geldik. Aydınlığından bizim karanlığımıza seslen. Bize yaşamın kutsallığından söz et. Hakkın, hukukun, özgür düşüncenin yüceliğini, işkencenin insanlık suçu olduğunu yıllarca haykırdığın gibi yeniden haykır. İnsanlar arasında ırk, dil, din ayırımı yapmadan, herkes için adalet ve eşit yaşam koşulları talep etmenin nasıl bir erdem olduğunu savaş severlere, bu topraklarda savaş istememenin ulviyetini, bu maşhum mahalde sanık aramayanlara masum duruşunla bir kez daha hatırlat. Barış isteyen bir adama arkadan vurmanın alçaklık olduğunu haykır. Belki biter bu sabahsız gece. Belki zulüm susar, kan susar, belki kaderimiz beklenmedik düzlüklere çıkar.

‘Bizi, ölümünün tesadüfi olduğuna inandırmak istiyorlar’

Yine yerde yatıp uyanmayan bir elem, sonsuza deklerde yatan ölümünün tesadüfü bir ölüm olduğuna inandırmak istiyorlar bizi. Oysa, biz biliyoruz ki doğrultulan namlu taammüden ve fiilendir. Sıkılan tek kurşunun sehvenle işi olmaz. Oysa biliyoruz ki günbegün hukukun hükmü azalıyor. Hak gölgeleniyor, katiller elini kolunu sallayarak dolaşıyor taş sokağımızda.

Dört ayaklı sokağına, ömrümüzün sonuna dek geleceğiz. Tanrının adının günde beş kez anılan bu minareye, ölümüne şahitlik yapan bu minareye, ahvalimizi anlatmaktan vaz geçmeyeceğiz. Belki ilahi adalet yerini bulur. Belki gözümüzün yağmuru diner, belki bu sokağa bahar gelir, insanın insanı yitip bitiren kavgası son bulur. Belki karanlık cinayet faili meçhul olmaktan çıkar. Aralanır zulmün kara perdesi. Aramıza ördüğümüz korku duvarları yıkılır. İşte o zaman adalet mülkün temeli, mülk kardeşliğimizin temeli olur. Belki bir adalet yağmuru yağar, bu ülke Tahir olur. Belki bir nebzede olsa biter bu sokakta sonbahar havası.”

Açıklamaların ardından Tahir Elçi’nin vurulduğu Dört Ayaklı Minare önüne karanfiller bırakıldı.

Bisikletli kadınlar filme çekildi, ilk gösterim Kadıköy’de

Türkiye’nin yedi bölgesinden gündelik hayatında bisiklet kullanan kadınların hikâyesini anlatan ‘Benim Bisikletim Benim Şehrim Film’ 1 Aralık 2019, Pazar, 18:00’da Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde seyirci ile buluşuyor. Bisikletli Kadın İnisiyatifi tarafından gerçekleştirilecek film gösteriminin ardından filmin yönetmeni Ufuk Aydın ile bir söyleşi gerçekleşecek.

Bisiklet, kadın ve kent

Benim Bisikletim Benim Şehrim Film, Türkiye’de ilk kez gündelik hayatta ve iş yaşamında, sosyal alanda ve toplum içinde, aile içerisinde ve ilişkilerinde, bisikletin varlığına sadece kadınların perspektifinden bakıyor ve Türkiye’deki kadın, bisiklet, yaşam ve kent bağını ortaya koyan bir belge niteliğini taşıyor.

Bisikletle ilk karşılaşmalarını, bisikletin gündelik hayatlarındaki yerini, sosyal etkileşimlerindeki etkisini ve bu süreçte ailelerinin destek ve tepkilerini açığa çıkaran hikayeleriyle, Türkiye’de bisikletli kadınların yolcuğunun bilinen veya bilinmeyen gerçeklerini anlatmayı hedefleyen filmin yönetmeni, kendisi de bir bisikletli olan Ufuk Aydın. Filmin yapım sorumluları ise Bisikletli Kadın İnisiyatifi topluluğunun aktif üyeleri.

Film hakkında değerlendirmede bulunan filmin yapımcısı Zeynep Araboğlu “‘Bisikletin kadınların özgürleşmesinde aldığı rol ölçüsünde; kadınlar, gündelik hayatta bisikletin varlığının mümkün olduğunu topluma anlatıyorlar” ifadelerini kullandı.

Bisikletli Kadın İnisiyatifi

Türkiye’de gündelik hayatlarında bisiklete binen kadın sayısını artırmayı ve bisiklet dünyasındaki kadınları görünür kılmayı amaçlayan Bisikletli Kadın İnisiyatifi, 2015 yılı Mart ayında kuruldu. İnisiyatif gündelik hayatında bisikleti bir ulaşım aracı olarak kullanımını yaygınlaştırmak ve bisikletli olmak isteyen kadınlar arasında bir dayanışma ortamı yaratmayı ve kadınlara cesaret vermeyi hedefliyor.

İnisiyatif film gösteriminin yanı sıra bisikletli kadın buluşmaları, bisiklet sürüş etkinlikleri, bilmeyenler için bisiklet eğitimi gerçekleştiriyor. Bisiklet sürmeyi bilmeyen ve yeni başlayanlar için ‘Bilmeyenler için Bisiklet Eğitimleri’ de düzenleyen inisiyatifin en yakın tarihli eğitimi 17 Kasım 2019 (11:00 ve 14:00)  yapılacak.