Ana Sayfa Blog Sayfa 2271

Guardian: Türkiye, Libya’ya vatandaşlık vaadiyle 2 bin Suriyeli savaşçı gönderiyor

Birleşik Krallık’ta yayımlanan The Guardian gazetesi, 2 bin Suriyeli savaşçının Libya’da savaşmak üzere Türkiye üzerinden bu ülkeye gittiğini veya gitmekte olduğunu yazdı. Haberi Türkiye, Libya ve Suriye‘de üç kaynağa dayandıran Guardian, bu savaşçıların, Türkiye’nin desteklediği Fayez el Sarraj hükümeti için savaşacağını aktardı.

BM destekli Sarraj hükümeti, ülkenin doğusundaki Halife Hafter güçlerinin saldırılarına karşı Türkiye’yi yardıma çağırmıştı.

Gazeteye konuşan Uluslararası Kriz Grubu Kıdemli Libya Analisti Claudia Gazzini, Ankara’nın müdahalesi nedeniyle Libya’da Türk karşıtı duyguların güçlü olduğunu ve Suriyeli savaşçıların gönderilmesiyle de bunun artabileceğini, bu durumun Hafter’e yarayacağını söyledi ve ekledi: “Ankara Suriyeli vekil savaşçıları kullanarak Rus paralı askerleriyle karşı karşıya gelmekten kaçınabilir. Ama buradaki esas soru, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin buna yeşil ışık yakmaya devam edecek mi? Yoksa Rusya ve Türkiye başka stratejik çıkarları üzerinden pazarlık yürütürken Libya arka planda mı kalacak?”

Gazeteye göre Türkiye’nin finanse ettiği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) militanlarından oluşan Suriye Milli Ordusu’ndan  300 militan 24 Aralık’ta sınırdaki “Havar Kilis askeri geçiş noktasından” Türkiye’ye geçti. 29 Aralık’ta ise 350 savaşçı daha geçiş yaptı. Guardian, savaşçıların Libya’nın başkenti Trablus’a uçakla gönderildiğini ve Hafter güçleri tarafından saldırı altında bulunan kentin doğu cephesinde görevlendirildiğini aktardı.

5 Ocak’ta ise 1350 savaşçının Türkiye’ye geçtiğini belirten Guardian, bunların bir kısmının Libya’ya gönderildiğini, bir kısmının da eğitimlerinin sürdüğünü yazdı.Gazeteye göre İslamcı bir örgüt olan Şam Lejyonu‘ndan (Faylak El Şam) savaşçılar da Libya’ya gitmeyi düşünüyor.

Maaşa 25 kat zam ve Türk vatandaşlığı vaadi

Guardian’a konuşan Suriye Milli Ordusu kaynakları, Suriye’de 450-550 TL maaş verilen militanların Libya’da 2 bin dolar (11 bin 800 TL) kazanacağını, savaşçıların altı aylık iş sözleşmesini Türk ordusuyla değil Trablus’da bulunan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle imzaladıklarını, Türkiye’nin ise tüm savaşçılara Türk vatandaşlığı vadettiğini söyledi.

Foreıgn Polıcy’de yazan gazeteci Elizabeth Tsurkov da Suriye’den Libya’ya gitmeyi kabul eden Suriyeli savaşçılara Türk vatandaşlığı vaadedildiğini öne sürmüştü.

 

Assos’un tepesine jeotermal santrale ÇED istenmedi

Çanakkale‘deki Assos antik kentine kuş uçuşu 4-5 km mesafedeki Büyükhüsun Köyü’nde jeotermal arama sondajı yapması için yapılan başvuruya Çanakkale Valiliği “ÇED raporu gerekli değildir” yanıtını vererek çalışmanın devam edebileceğini söyledi.

Eşsiz doğası, arkeolojik alanları, tarihsel, kültürel zenginlikleri, tarım, hayvancılık, turizm faaliyetleri olan bir bölgenin tam ortasında yer alan proje alanın bir ucunda Assos, diğer ucunda ise Kayalar Köyü yer alıyor.

Bölgedeki ikinci proje

Proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilerde Bakrom Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. firması tarafından yapılmak istenen proje Yerka Elektrik Üretim A.Ş’den devraldığı belirtiliyor. İki holdingin iştirakları ve yönetim kurulları ise aynı.

Bakrom, aynı zamanda daha önce 2018’de aldığı “ÇED gerekli değildir” kararı ile Taşağıl-Yukarıköy arasında başladığı bir jeoetermal enerji santrali çalışmasını yürütüyor.

Assos antik kenti

17 Ocak’ta mahkemeye başvurulacak

“Eşsiz doğası, arkeolojik alanları, tarihsel, kültürel zenginlikleri, tarım, hayvancılık, turizm faaliyetleri olan bir bölgenin tam ortasında, JES yatırımının başlangıç çalışmaları sırasında ÇED raporu gerekmezse ne zaman gerekir?” sorusunu soran Büyükhusun Dayanışması ise karara tepkili.

Karara tepki gösteren Büyükhüsun başta olmak üzere bölge köyleri, çiftçiler, hayvancılık yapanlar, turizmciler, STK’ler, Marmara ve Ege Belediyeler Birliği 17 Ocak’ta valiliğin kararı için yürütmeyi durdurma ve iptal davası açmayı planlıyor.

Bölgede gözlem yapılacak

Dava öncesinde bir araya gelecek avukat Seçil Ege Değerli, çeşitli disiplinlerden bilim insanları, uzmanlar, STK’ler, köy muhtarı, Büyükhusun köylüleri ve civarda yaşayanlar; 15 Ocak’ta köy kahvesinde buluşarak jeotermal sondaj yapılmak istenen bölgenin doğa, tarım, arkeoloji, turizm değerleri ile ilgili yerinde bir kez daha gözlem yapacak.

 

 

‘Akil İnsanlar’dan Kadir İnanır’a destek

Çözüm süreci döneminde ‘Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan 14 kişi, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın öyküsünden sahneye taşınan tiyatro oyununu izlemeye giden Kadir İnanır’a yönelik sözlerinden dolayı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya tepki gösterdi.  “Kadir İnanır’ın Yanındayız” başlığıyla yayımlanan açıklamada, “Kimi siyasiler oyunu düzeysiz bir şekilde eleştirirken, İçişleri Bakanı daha da ileri gitti, etkinliği izleyenlerden birisi olan Kadir İnanır’a yönelik aşağılayıcı, hedef gösteren ve suç oluşturan bir nefret söylemi kullandı” denildi. 

Kadir İnanır, bakan Soylu’nun Elinizde kan var” dediği açıklamasıyla ilgili “Orada insanları barışa teşvik var, barış için oradaydık. Öyle ufak şeylere takılmayın” demişti.

Soylu’nun sözlerinin kabul edilemeyeceği belirten ‘akil insanların’ ortak açıklaması şöyle: :

“Ülkenin ve kişilerin güvenliğini sağlamakla görevli bir bakanın tanınmış bir sanatçıyı hedef göstermesi kesinlikle kabul edilemez. Bu söylem, sorunların barış içerisinde çözümüne ve bunu temsil eden kişilere yönelik olduğu oranda, durum demokrasi ilkeleri bakımından daha vahim hale gelmektedir. Kadir İnanır’ın yanında duruyor, bakanı sözlerini geri almaya ve özür dilemeye davet ediyoruz.”

İmzacılar

Ahmet Faruk Ünsal, Ali Bayramoğlu, Baskın Oran, Celalettin Can, Doğu Ergil, Etyen Mahçupyan, Fuat Keyman, Levent Korkut, Nihal Bengisu Karaca, Oral Çalışlar, Öztürk Türkdoğan, Vahap Coşkun, Yıldıray Oğur, Yücel Sayman.

Ne Olmuştu?

Sanatçı Jülide Kural ve Ömer Şahin, HDP eski Eş genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Devran isimli kitabını sahneye taşıdı. Kenter Tiyatrosu’nda sahnelenen oyunu izlemeye gidenler arasında, Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Eski HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, Eski CHP Milletvekili Barış Yarkadaş da katıldı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise Kastamonu’da yaptığı bir konuşmada oyuna gidenler için şunları söyledi: “Her yeri yakıp yıktılar, 39 kişiyi katlettiler. Talimatı PKK verdi. Türkiye’ye talimatı, o günkü HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve onların merkez yönetim kurulu üyeleri getiriyor. Selahattin Demirtaş bir tiyatro yazıyor. Birileri de karşısına geçip o tiyatroyu seyrediyor, alkışlıyor. Eksik yapmışsınız Kadir Efendi. Eksik yapmışsınız o tiyatroya gidenler. O tiyatronun bir tarafına şehit edilen Yasin Börü’nün de fotoğrafını assaydınız, katledilen 39 kişinin de fotoğraflarını assaydınız”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da eleştirdiği oyunun izleyicileri arasında eşi Dilek İmamoğlu’nun da bulunmasıyla ilgili sorulara İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu şu yanıtı vermişti:

“Benim eşim, iyi eğitim almış, üniversite bitirmiş, masterı olan, doktorası olan bir Türk kadını. Benim eşim, nereye gideceğini bilir. Türkiye’yi yorumlayan, dünyayı yorumlayabilen ve ona göre nereye gideceğini bilen Türk kadını. Sadece benim eşim değil, oraya gelen diğer kadınların da aynı şekilde olduğunu düşünüyorum. Öyledir de. Kadınların bir kitap üzerinden bir oyunu izlemesi, sürece katkı sunmasını çok olgun bir tavır olarak görüyorum. Destekliyorum da.”

İmamoğlu, “Keşke bu kadınların yaptığına, 10-15 kadın daha eklense. Belki bu ülkede kadın eliyle farklı bir atmosfer doğabilir. Belki bu ülkede, barış ve huzur ortamı oluşabilir. Keşke bunu yapabilsek. Bu konuda biraz erkek çeneleri az konuşsa” demişti.

 

Avustralya’da dumanlar atmosferin üst tabakalarına ulaştı, gözler yağmur bulutlarında

ABD Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) Goddard Uzay Uçuş Merkezi‘nden yapılan açıklamada, Avustralya’daki yangınların yol açtığı duman sütununun, yıl başında Güney Amerika‘ya ulaştığı, geçen hafta ise Dünya’nın etrafında yarım turunu tamamladığı belirtildi. Açıklamada, “Dumanların, Dünya’nın etrafında en az bir tam çember oluşturması bekleniyor” denildi.

Duman stratosfere ulaştı

Avustralya’daki büyük yangının, birçok gök gürültülü fırtınaya neden olduğu vurgulanan açıklamada, bunun da en yükseği yaklaşık 18 kilometreye kadar dumanların, gökyüzündeki hava katmanlarının ikinci sırasındaki stratosfere yükselmesine yol açtığı belirtildi.

Kurum, dumanların etkisinin araştırıldığını ve bu yükseklikte atmosferin soğumasına ya da ısınmasına yol açıp açmadığının belirleneceğini vurguladı.

NASA’nın açıklamasında, dumanın stratosfere bir kere ulaştığında, ilk kaynağından binlerce kilometre uzakları dolaşabildiği, bunun da atmosfer koşullarını küresel olarak etkilediği aktarıldı. Ayrıca, Güney Amerika’da gökyüzünün renginin değişmesine neden olan dumanların, hava kalitesini ciddi şekilde etkilediğini ve dağ zirvelerindeki karları gözle görülür biçimde kararttığı ifade edildi.

Özellikle Yeni Zelanda‘da bulunan buzullarda, yangınlar nedeniyle  meydana gelen renk değişikliğinin bir başka riski de, rengi koyulaşan buzulların erimesinin daha da hızlanması.

Küller su kaynaklarına ulaşacak

Kıtada kontrol altına alınamayan alevler nedeniyle 28 kişinin yanı sıra 1 milyarı aşkın hayvan can verdi, 6 milyar metrekareden fazla alan da kül oldu. İklim krizinin insanlığa yönelik en büyük tehditlerinden biri olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Avustralya’daki çevre felaketinin başka ülkeleri de etkileyebileceği konusunda uyarıyor.

Oluşan hava kirliliğinin yanı sıra yangınların küllerinin nehirlere, barajlara ve denize dökülmeye başladığını belirten uzmanlar, kül miktarının büyüklüğüne bağlı olarak su kaynaklarının kirlenebileceği ve bu durumun sudaki canlıları etkileyebileceğini söylüyor.

Gözler hava durumu tahminlerinde

Avustralya’nın 100 farklı bölgesinde hala süren yangınların söndürülebilmesi için ise gözler yağışlarda. Hava durumu tahminlerine göre Perşembe günü kıtanın güneyinde sağanak yağış bekleniyor.

Hafta başında Avustralya’da etkili olacak yağışların müjdesini veren Yeni Güney Galler Kırsal Yangın Servisi (NSW RFS) eğer tahminler gerçekleşirse bunun “tüm Noel, doğum günü, nişan, yıl dönümü, düğün ve mezuniyet hediyelerinin bir araya geldiği bir hediye olacağını” söylemişti.

Ancak departman sözcüsü Anthony Bradstreet Guardian’a verdiği demeçte bu yağmurların da yangını söndürmede yetersiz olacağını söyledi. Bradstreet’e göre  yaşanılan kuraklık döneminde, nem içeriğini yangın söndürebilecek  kadar yükseltmek için uzun süre tutarlı yağış almak gerekiyor ve bu da yakın bir zamanda mümkün görünmüyor.

Bitkiler yeniden yeşeriyor mu?

Kül olan yerlerde bazı bitkiler yeniden yeşeriyor!

Kıtadaki yangınlarda kül olan bazı yerlerde ise bitkilerin yeniden çıkmaya, yaşamın geri dönmeye başladığını gösteren fotoğraflar yayımlandı. BBC‘ye çektiği fotoğrafları gönderen Avustralyalı fotoğrafçı Murray Lowe, yangınların en etkili olduğu eyalet olan New South Wales‘deki Kulnura kenti yakınlarındaki tahribatı görüntülemek için kamerasını aldığında küllerin arasından bitkilerin tekrar çıktığına tanık olduğunu anlattı.

Lowe, kül olan alanda yürürken gördüğü manzarayı “tam bir yıkım” olarak tanımlıyor ancak bitkilerin yeniden çıkmaya başlamasının kendisine umut verdiğini söylüyor.

University of Sheffield‘dan yangın ekolojisi uzmanı Dr. Kimberley Simpson’a göre ise, kül olan alanlarda bitkilerin yeniden çıkmasının normal.  Uzmana göre, bu bitki türleri on milyonlarca yıl boyunca sık sık yangınlara maruz kaldı ve bunun sonucunda da yandıktan sonra hızlı bir şekilde yeniden hayata dönmelerini sağlayacak şekilde evrim geçirdiler.

Ancak Simpson, normal şartlar altında yangınların pek görülmediği yağmur ormanları gibi alanlarda ise böyle bir evrimin yaşanmadığını ve bu nedenle de buradaki bitkilerin hayata dönmesinin bu kadar hızlı olmasının beklenmediğini belirtiyor.

Küle dönen alanların bir kısmında bitki örtüsü yeniden oluşmaya başlasa da ormanların eski haline dönmesinin, en iyi ihtimalle onlarca, belki yüzlerce yılı yılı bulacağı da belirtiliyor. 

Savcılık ‘onursuz ibneler’ ifadesini suç saymadı

Genç LGBTİ+ Derneği, etkinliklerini “onursuz ibneler”, “Lut kavminin torunları”, “eşcinsel sapkınlar” ifadeleriyle hedef gösteren Yeni Akit gazetesi hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcılık ise bu ifadelerin “eleştiri” olduğunu söyleyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Nefret söylemi başvurusu

Yeni Akit yazarı Taha Emre Özdemir, 22 Eylül tarihinde derneğin bir etkinliğini konu alan “İzmir’de Toplanıyorlar! Lut Kavmi’nin Torunlarıyla Yeni Döneme Hazırlık” başlıklı bir haber hazırlamıştı. Haber boyunca “LGBTİ’li azgınlar”, “Sapkınların sesi Kaos GL”, “Lut Kavmi’nin torunları”, “Sapkınlar”, “Sapkın güruh” ve “Onursuz ibneler” gibi ifadeler kullanılmıştı.

Bunun üzerine dernek, avukatları Kerem Dikmen vasıtasıyla Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunmuştu. Suç duyurusunda haber ile halkın bir kesimini sosyal, sınıf, din, mezhep, cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama suçu işlendiği belirtilmişti.

Nefret söylemi savunma sırasında da sürdürdü

KaosGL’den Yıldız Tar’ın haberine göre Yeni Akit gazetesi, nefret ve ayrımcılığı suç duy suç duyurusuna ilişkin savunmasında da sürdürdü. Gazete savunmasında “haberdeki eleştirilen durum cinsel farklılıkları (yani kadın ve erkek oluşları) değil, cinsel yönelim farklılığına dayanılarak bu durumun toplumda yaygınlaştırılmasına dair çabalar” ifadelerini kullandı.

Yeni Akit adına yapılan açıklamada LGBTİ+’lar hakkında ise “Batılı devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından destekleniyor”, “eşcinselliğin normalleşmesi toplumda ciddi sorunlara yol açar”, “bu tür faaliyetlere onay verilmemesi en doğal hak” denildi.

Savcılık ‘eleştiri’ dedi

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı ise, nefret dolu ifadeleri “eleştiri” kapsamında değerlendirdi. Aşağılama suçunun işlenmediğini iddia eden savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

 

Dünya Ekonomik Forumu: İklim değişikliği gelecek 10 yılın en büyük küresel riski

Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) tarafından her yıl yayınlanan Küresel Riskler Raporu’nun 2020 edisyonu bugün düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. 750’den fazla küresel uzman ve karar vericiye kısa ve uzun vadeli endişeleri sorularak hazırlanan raporun sonuçları çarpıcı. Önümüzdeki 10 yılda gerçekleşme olasılığı en yüksek olarak tanımlanan ilk 5 riskin tamamı iklim değişikliği ve çevre ile ilgili.

Marsh & McLennan Insights ve Zürih Sigorta Grubu işbirliğinde hazırlanan rapor, karar vericilerin gezegeni koruma hedeflerini, ekonomik büyüme hedefleriyle birlikte ele almaları gerektiğini belirtiyor. Bunun yanı sıra şirketlere, bilime dayalı hedefler uyarınca harekete geçerek, oluşabilecek yıkıcı risklerinden kaçınmalarını öneriyor.

Beş risk iklim ve çevre ile ilişkili

Rapora göre önümüzdeki on yılda gerçekleşme olasılığı en yüksek olan beş risk şu şekilde:

  1. Aşırı hava olayları (örneğin sel, fırtına)
  2. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
  3. Başlıca doğal afetler (örneğin deprem, tsunami, volkanik patlama, jeomanyetik fırtınalar)
  4. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem tahribatı
  5. İnsan kaynaklı çevresel zarar ve afetler

Etkisi en yüksek riskler

Önümüzdeki on yılda etkisi yüksek olan temel riskler arasında da birinci sırayı iklim değişikliği alıyor. Sıralamayı diğer maddeler şu şekilde takip ediyor:

1. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
2. Kitle imha silahları
3. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem tahribatı
4. Aşırı hava olayları (örneğin sel, fırtına)
5. Su krizi

Risklerin birbirleriyle ilişkisi

Raporda kişilere sorulan diğer bir soru ise riskleri birbirleriyle ilişkisine göre sıralamak. Cevaplara göre birbiriyle ilişkili temel küresel riskler ise şu şekilde belirtiliyor:

1. Aşırı hava olayları – iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
2. Büyük ölçekli siber saldırılar – kritik bilgi altyapısı ve iletişim ağlarının çöküşü
3. Yapısal işsizlik ve istihdam azlığı – teknolojik ilerlemelerin olumsuz sonuçları
4. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem tahribatı – iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
4. Gıda krizi – aşırı hava olayları

Kısa vadeli riskler

Rapora göre uzman ve karar vericilerin %78’i, 2020 yılında “ekonomik çatışma” ve “ülke içindeki siyasi kutuplaşma” risklerinin artmasını bekliyor. Bu durum, özellikle iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve önemli türlerin popülasyonundaki azalma gibi acil sorunların üstesinden gelmeyi imkansız kılıyor.

  1. Ekonomik çatışma: %78,5
  2. Ülke içi siyasi kutuplaşma: %78,4
  3. Aşırı sıcaklık dalgaları: %77,1
  4. Doğal kaynakların ve ekosistemlerinin tahribatı: %76,2
  5. Altyapı ve siber saldırılar: %76,1
Endonezya’nın Doğu Kalimantan eyaletinde dünden bu yana etkili olan selden 7 binden fazla kişi olumsuz etkilendi.

Biyolojik çeşitlilik yıllık 33 trilyon dolar fayda sağlıyor’

WEF Yönetim Kurulu Başkanı Borge Brende, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede, siyasi kutuplaşma, deniz seviyesinin yükselmesi ve iklim değişikliği kaynaklı yangınlara dikkati çekerek, “Bu yıl, dünya liderlerinin yalnızca kısa vadeli kazanımlar için değil, risklerle mücadele edebilmek adına iş birliklerini onarması, yeniden canlandırmayı öncelemesi ve toplumun tüm kesimleriyle birlikte çalışması gereken bir yıl” ifadelerini kullandı.

Zürih Sigorta Grubu Risk Sorumlusu Peter Giger de iklim değişikliğinin geri dönüşü olmayan etkilerine uyum sağlamak ve gezegenin biyolojik çeşitliliğini korumak için daha fazla önlem alınması gerektiğini belirtti. Biyolojik çeşitlilik gösteren ekosistemlerin, önemli miktarda karbon depoladığını ve yıllık 33 trilyon dolar değerinde ekonomik fayda sağladığını vurgulayan Giger, şunları kaydetti:

“Bu miktar, ABD ve Çin’in gayri safi yurt içi hasılasının toplamına denk geliyor. Şirketlerin ve karar vericilerin düşük karbonlu bir ekonomi ve sürdürülebilir iş modelleri içeren dönüşümü yaratmak için daha hızlı hareket etmeleri gerekiyor. Stratejilerini politikalardaki ve müşteri tercihlerindeki değişimlerle uyumlu hale getiremeyen şirketlerin yok olduğunu görüyoruz. Dönüşüm riskleri gerçek. Herkes bu riskleri azaltmak için üzerine düşeni yapmalıdır. Bu ekonomik bir zorunluluk olmanın yanı sıra etik bir sorumluluktur.”

İmamoğlu: Parasını bulduğumuz üç metro için Hazine onay vermiyor

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, iki yıl önce durdurulan metro hatları için başlattıkları çalışmalar kapsamında kredi buldukları üç hat için Hazine’den istedikleri onayı alamadıklarını açıkladı.

Başlanamayan üç proje şöyle: Eminönü-Alibeyköy Tramvay Hattı, Bostancı-Dudullu Metro Hattı ve Yenidoğan- Hastane Hattı.

Sözcü’nün haberine göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunan İmamoğlu şunları söyledi:

“Bizim krediyi harekete geçirebilmemiz için Hazine onayı gerekiyor. Ocak ayının ilk haftası üç hatla ilgili bizim bu talebimiz reddedildi. Reddedilmese, biz o kredi imkanlarıyla metro hatlarını çok hızlı harekete geçirebileceğiz. Kredi imkanı var, biz buluyoruz. Sadece istediğimiz bir dokunuş.”

Bostancı– Dudullu

Bostancı – Dudullu arasını 21 dakikaya indirecek olan 14.3 kilometre uzunluğundaki Dudullu-Bostancı metro hattının yüzde 70’i tamamlandı. 31 istasyondan oluşan hattın 558 milyon euro artı KDV olarak açıklanmıştı.

İmamoğlu, 2018 yılının ekim ayından beri duran hat için 200 milyon euro artı KDV gibi bir finansmana ihtiyaç duyulduğunu belirtmiş “Buranın yatırım planı izni daha yeni çıktı.

2020’nin ilk haftalarında onaylanıp ilan edilmesini bekliyoruz. Akabinde finansman çalışmalarımız sürecek” demişti.

Haliç

Hazine’nin onay vermediği diğer hat olan 10 km’lik Alibeyköy-Eyüpsultan-Eminönü tramvay hattı, Eminönü otobüs durakları alanından başlayan güzergah, Küçükpazar, Cibali, Fener, Balat, Ayvansaray, Feshane, Eyüp-Teleferik, Eyüp Devlet Hastanesi, Silahtarağa İstasyonu ile Sakarya Mahallesi İstasyonuna Haliç kıyısından geçerek, Alibeyköy Merkez, Alibeyköy metro İstasyonu ile devam edip ve Alibeyköy Cep Otogarı İstasyonunda son buluyor.

Geçtiğimiz haftalarda hattın şantiyesinde inceleme yapan İmamoğlu, “Ek kaynak konusunda çalışıyoruz. Burayı 2020’ye hazır etmek istiyoruz” demişti.

Yenidoğan-Hastane

Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli hattı bağlantılı Yenidoğan- Hastane Hattı da kredisine Hazine’nin onay vermediği hatlar arasında yer alıyor.

6.95 kilometrelik hat Hastane, Sarıgazi, Aydınlar, Güngören, Taşdelen, Yenidoğan istasyonlarından oluşuyor.

Bakanlıktan yalanlama ve İBB’den yanıt

Hazine ve Maliye Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada, “Bu yıl ocak ayında, İBB’nin, Bakanlığımıza sunulmuş ya da reddedilmiş herhangi bir kredi onay talebi olmamıştır” ifadeleri kullanıldı. Bakanlığın açıklamasına sosyal medya hesabından yanıt veren İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Sözcüsü Murat Ongun, “İlgili Bakanlığın bilgisine” notuyla şu yanıtı verdi:

“İBB projeleri Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca Kamu Yatırım Programı’ndan çıkarıldığı için kredi bulsa da hazine onayına gelmiyor. Dış borç alımı için projenin önce bu yatırım programına alınması sonra da Hazine onayı gerekli.”

‘Kanal İstanbul’a destek, en düşük seviyede’

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, çevreye vereceği tahribatın büyük olacağı tartışmasının odağındaki Kanal İstanbul’a desteğin beşte bir oranında olduğunu söyledi. İktidarın projeyi gerçekleştirmek için bir süre daha ısrar edeceğini söyleyen Ağırdır, Daha da tehlikeli olan durum kazılmaya başlayıp yarım kalmasıdır. Çukurla baş başa kalmak daha da büyük belalara yol açacak” dedi.

Ağırdır ve gazeteci Murat Sabuncu, ekoloji politikalarının seçmen davranışına etkisini ve Kanal İstanbul projesini T24’de yorumladı.

Kanal İstanbul hakkındaki tartışmaları hatırlatarak, bilim insanlarının uyarılarını hatırlatan Sabuncu şu yorumu yaptı: “Bir taraf siyasi bir proje, mutlaka yapacağım diyor, öbür taraf etkilerini anlatmaya çalışıyor ama insanlar yağmurun altında dilekçe vermek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Erdoğan, insanların demokratik tepkisini bir yere akıtacakları bir alan yaratmış oldu” yorumunu yaptı.

Ağırdır da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kanal İstanbul ısrarını bir süre daha devam ettireceğini ifade etti. İktidarın Gezi protestolarından sonra sivil toplumla büyük bir inatlaşmaya girdiğini ve her şeyi bir komplo üzerinden okumaya çalıştığını söyleyen Ağırdır “Kanal İstanbul bence burada artık zirve nokta. Toplum meseleye nasıl bakıyor diye bakarsak, Kanal İstanbul, şimdiye kadar İstanbul’a dair bütün büyük projeler içerisinde en düşük desteğe sahip” dedi.

İktidarın Kanal İstanbul’u inatlaşmaya çevirdiğini dile getiren Ağırdır, proje ile ilgili tartışmalarda kullanılan argümanların eksik olduğunu söyleyerek, “Yerel seçime kadar siyasetten umudunu kesmiş ve siyaset marifetiyle yanlış işlere müdahale edebilme imkanının olmadığını düşünen insanlar şimdi yeniden bir pozisyon alıyorlar ve hayata katılıyorlar. Bence Kanal İstanbul’un olumlu yan sonuçlarından birisi de bu diye konuştu

‘İnsanlar iklim değişikliğini biliyor, yönetimlerin önlem almadığını düşünüyor’

KONDA’nın her yıl iklim değişikliği ve çevre üzerine tekrarladığı araştırmalara değinen Ağırdır, “İnsanların yüzde 75’i düzensiz doğa hareketlerinin iklim değişikliği nedeniyle yaşandığını düşünüyor ama aynı zamanda yüzde 85’i de yönetimlerin iklim değişikliği konusunda gerekli önlemleri almadığı görüşünde” dedi.

İnsanların bireysel hayatındaki kaygılarının yanı sıra toplumsal hayata dair kaygılarının da bulunduğunu ve bu toplumsal kaygılar arasında çevre-kadın ve adaletin ön plana çıktığını belirten Ağırdır, şunları söyledi:

“Deprem bilimcilerin diliyle konuşursak, çevre Türkiye toplumunda çok ciddi bir enerji birikmesinin olduğu bir alan. Çünkü bu topraklar zaten iklim değişikliğinin yoğun bir biçimde bizzat deneyimlediği bir coğrafya. Benim kasabamda 4 çay vardı şimdi çaylar yok hepsi kurumuş. Benim 85 yaşındaki babama çevre problemini anlatmaya ihtiyaç yok bu coğrafyanın insanı bizzat deneyimliyor. Rize’de Artvin’de Giresun’da yağmur yağdığında yaşananları bizzat o insanlar görüp yaşıyor. Onun için Cerratepe’de Kaz Dağların’da olanları Bergama köylülerinin direnişini böyle ‘isteseler de istemeseler de’ diyerek kale almayarak ne iktidar ne muhalefet devam edebilir. Bu insanlar bir şey anlatmaya çalışıyor. Bu topraklarda toplumsal beka denen şey yalnızca bayraktan veya camilerden ibaret bir şey değil. Toplumsal beka aynı zamanda doğanın korunmasından, sürdürülebilrmesinden, temiz içme suyu ihtiyacının her gün ve düzenli olarak sağlanabilmesinden geçiyor. İnsanlar iş bulmak için tabii ki devletin gelip otoyol baraj ve hastaneye yapmasını istiyor. Ama o kalkınma ve geçinme meselesinde bir adım soluklanma fırsatı bulduğu gün o hayatını sürdürme konusundaki en büyük riskin doğadan kaynaklandığını da görüyor”

Ağırdır, siyasetin çevre sorunları üzerinden seçmen kitlelerini ikna etmek için yeni diller ve politikalar geliştirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

 

‘Bu Cuma Avustralya için tek ses olacağız’

Avustralya’da aylardır söndürülemeyen yangınlara tepkilerini göstermek isteyen ve hükümetleri iklim krizine karşı harekete çağırmak isteyen eylemciler 17 Ocak Cuma günü dünyanın dört bir yanında Avustralya ile dayanışma eylemleri düzenliyor.

İstanbul’da gerçekleşecek eylemin çağrısını ise iklim için okul grevine çıkan öğrencilerin oluşturduğu Gelecek için Cumalar (Fridays for Future) yaptı. Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion), Sıfır Gelecek, HAYDİ, İstanbul Vegan İnisiyatifi ve Eko Öğrenci’nin de destek vereceği eylem 17 Ocak günü saat 14.00’da İstanbul Avustralya Konsolosluğu önünde gerçekleşecek.

‘Avustralya için ses olacağız’

Gelecek için Cumalar hareketi yaptığı çağrıda “Bu cuma Avustralya için bir ses olacağız. Fridays For Future İstanbul ekibi olarak Avustralya’da yapılanlara ve bunlara karşı sesini çıkarmayan sorumlu kişiler sebebiyle doğanın hakkını savunmak için Beşiktaş Avustralya Konsolosluğu’nda saat 14:00’da basın açıklaması düzenliyoruz” dedi.

İklim aktivistleri açıklamalarının devamında ülkedeki yangınlar sürerken Hawaii’ye tatile giden Avustralya Başkanı Scott Morrison’ı eleştiren öğrenciler “Avustralya’da meydana gelen yangınlar için harekete geçmeyip tatil yapan kişilerin doğanın yaşam hakkına sahip çıkmaları için sesimiz duyuruyoruz” ifadelerini kullandı.

Avustralya’da gece nöbeti

Güne Avustralya’nın başkenti Adelaide’te ise yangınlara ve hükümetin yangınları kontrol etmedeki yetersizliğine tepkilerini dile getirmek isteyen aktivistler Avustralya yerel saati ile 19.30’da Parlamento binası önünde bir araya gelecek. Eylemciler, tüm gece boyunca bina önünde nöbet tutacak. Paylaşımlar ise #Listentothem hashtag’i üzerinden yapılacak.

 

 

’13 yıl, 100 duruşma geçti; adalet sağlanamadı’

Antikapitalistler ve Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Platformu 16 Ocak Perşembe günü 19.00’da Hrant Dink’i, cinayete giden süreci ve 13 yıllık dava ve mücadele sürecini konuşmak üzere bir toplantı düzenliyor. Etkinlik İstanbul’da Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleşecek.

“13 yıl, 100 duruşma geride kaldı: Hrant için, adalet için mücadeleye devam” ismi ile düzenlenecek panelde yer alacak konuşmacılar ise şu şekilde: Elif Akgül, Ferhat Kentel, Meltem Oral, Tibet Şahin, Serdar Korucu, Şenol Karakaş.

’13 yıl geçti, adalet sağlanamadı’

Platform tarafından yapılan çağrıda “Hrant Dink cinayeti üzerinden tam 13 yıl geçti. 100’den fazla duruşma gerçekleşti ancak adalet hâlâ sağlanamadı. Bir yanda davayı kapatmak için süren ısrar öbür yanda ‘biz bitti demeden bu dava bitmez’ diyenlerin ısrarı sürüyor” ifadeleri kullanıldı. Herkesin katılımına açık olacak etkinlik hakkındaki detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

19 Ocak’ta aynı yerde

19 Ocak 2007 tarihinde katledilen Agos Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Türkiye’de ve dünyada düzenlenen etkinliklerle anılacak. İstanbul’daki anma eylemi ise Dink’in vurulduğu yer olan Agos Gazetesi’nin Osmanbey’deki eski ofisinin önünde, saat 15.00’da gerçekleşecek.