Ana Sayfa Blog Sayfa 2265

Çin’de ortaya çıkan virüs diğer ülkelere yayılıyor

2002 yılında 774 kişinin ölümüne yol açan SARS virüsünden sonra, Çin kaynağı henüz bilinmeyen yeni bir virüs salgınıyla karşılaştı. Çin’in Vuhan şehrinde ortaya çıkan virüs sebebiyle şu ana kadar üç kişi hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan açıklamada virüsten etkilenen kişi sayısı ise 205 olarak verildi.

Virüs orta derece solunum yolu hastalıklarından ölüme varana kadar değişik spektrumda etkiler gösteriyor. Hastalardan alınan örneklerin laboratuvarlarda test edilmesi sonucu Çinli yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü, enfeksiyonun koronavirüs (corona virus) olduğu sonucuna vardı.

‘SARS’ın hatırası hala taze’

Koronavirüsler, daha büyük bir virüs ailesi türü ancak sadece 6’sı (yeni virüsün etkilerinin kanıtlanmasıyla birlikte 7 olacak) insanlara bulaşabiliyor. Bir koronavirüsün yol açtığı şiddetli akut solunum yolu sendromu (SARS), Çin’de 2002 yılında salgından etkilenen 8 bin 98 kişiden 774’ünün ölümüne yol açmıştı.

Koronavirüs illüstrasyonu

BBC Türçe’de yer alan habere göre Doktor Josie Golding, “SARS’ın hatıraları hâlâ taze, korkunun çok büyük olmasının nedenlerinden biri bu, ancak bu tür hastalıklarla mücadele etmek için artık çok daha hazırlıklıyız” ifadelerini kullandı.

Uçakta gelenlere tarama

Endişe yaratan durumlardan biri ise virüsün diğer ülkelerde de görülmeye başlanmış olması. Kaynağı Çin’in Vuhan kenti olan virüs Tayland, Japonya ve Güney Kore‘de de rastlandı. Bu ülkelerde dört vakanın virüs taşıdığı bildirildi. Hastalığa yakalanan kişilerin yakın zamanda Vuhan’a seyahat etmiş olduğu da açıklanan bilgiler arasında

Singapur ve Hong Kong, Vuhan’dan hava yoluyla gelen yolcularda tarama yapmaya başladı, ABD’li yetkililer de San Francisco, Los Angeles ve New York havalimanlarında Cuma gününden itibaren benzer tarama uygulamaları başlatacaklarını duyurdu.

İngiliz turistin tedavisi sürüyor

Tayland’a turist olarak giden 32 yaşındaki Ash Shorley, Tayland’ın sahil kentlerinden Phuket’te virüse yakalandığı biliniyor. İngiltere basınında yer alan haberlere göre Shorley’in hayati tehlikesi sürüyor.

 

Bu durumda nasıl giyinmeli?

Protocinema ve 601Artspace, 20 Ocak – 22 Mart 2020 tarihlerinde Ulya Soley küratörlüğünde gerçekleşen “Bu durumda nasıl giyinmeli?” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor.

Mari Spirito mentorluğunda ve Protocinema Emerging Curator serisi kapsamında gerçekleşen sergide, Deniz Tortum, Kathryn Hamilton, Chulayarnnon Siriphol ve Pınar Yoldaş’ın işleri yer alıyor.

Sergi, bugün her zamankinden daha çok konuşulan gelecek tahayyüllerini ele alıyor ve insan ömrünün kısıtlılığı, teknolojik gelişmeler ve ekolojik çöküşü aynı anda deneyimlemenin ne anlama geldiğine odaklanıyor. Sergide ifade edilen “Geleceğin sonunu mu, yoksa geçmişin sonunu mu deneyimliyoruz? Zamanın hızlandırılmış akışıyla nasıl mücadele ediyoruz? Zamanın üzerimizdeki etkilerini yok etmek için neden birçok önlem alıyoruz? Yalnızca kişisel zamanımız değil, önümüzdeki nesillerin ne kadar zamanı kaldığı hakkında da endişelenmek bizi nasıl hissettiriyor? Dünyanın son kullanma tarihi konuşulurken, zaman ve değer arasında nasıl bir ilişki kuruyoruz? Bu durumda nasıl giyinmeli?” gibi sorular, izleyiciyi çok katmanlı ve çelişkili zaman deneyimleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

Deniz Tortum ve Kathyrn Hamilton tarafından gerçekleştirilen video ARK (2020), sanal gerçekliği ölümsüzlüğün yerini alabilecek bir pozisyona yerleştiren görsel bir deneme. Yokoluş kaçınılmaz olsa da, 3D modelleme ve dijital teknolojiler zamanı dondurup onun çizgiselliğini aksatmak için çeşitli yollar sunuyor. Sanal gerçekliğe özgü bedenden ayrılma deneyimini kullanarak, git gide yaygınlaşan yalnızlık ve kayıp hislerinin altını çizen ARK, sonsuzluğu düşlemek imkansız olduğunda, bunun ne tür sonuçlar doğurabileceğini düşündürüyor.

Chulayarnnon Siriphol’un video yerleştirmesi Golden Spiral’de (2018), doğal ve yapay arasındaki gerilimi somutlaştıran altın rengine boyanmış deniz kabukları, mekanı ve videoyu işgal ediyor. Gezegenin yıkımını binlerce yıllık bir ölçekte ele alan ve yaşlanma konusundaki kişisel takıntılara odaklanan video yerleştirme, zaman ve doğayla kurduğumuz karmaşık ilişkiyi yeniden gözden geçirmemiz için bizlere meydan okuyor.

Pınar Yoldaş’ın doğaya farklı bir perspektiften bakan Regnum Alba (2015) başlıklı işi ise ölümlülük ve yok oluşa dair küresel korkulara eğiliyor. Latince’de “beyaz krallık” anlamına gelen Regnum Alba, doğada süregelen hiyerarşileri yansıtan bir foto-kolaj. Yavru hayvanlardan oluşan bir diğer kolajında ise Yoldaş, biyolojik dünyada güzellik algısının çıkış noktasına bakıyor. Güzellik kavramını hayvanlar alemine temellendiren feminist düşünür Elizabeth Grosz’tan esinlenen sanatçı, yaşayan sistemlerin dinamik ve tahmin edilemez doğasına odaklanıyor.

Teknolojinin ‘daha iyi bir gelecek’ vaadiyle umutlanıp, distopik senaryolar ışığında “ölmeyi öğrenirken” bu karşıt perspektifler etrafında şekillenen tartışmalar bizi zaman ile yeni bir ilişki kurmaya itiyor. “Bu durumda nasıl giyinmeli?”, gelecek hakkında nasıl düşündüğümüzü, onu nasıl öngördüğümüzü ve tanımladığımızı araştıran; zamanın akışını ve değerini sorgulayan kültürler arası bir diyalog.

2015 yılında başlayan Protocinema Emerging Curator serisi, sergileri hayata geçirme sürecinde mentorlarla beraber çalışma imkanı tanıyarak profesyonel bir öğrenme platformu sunuyor. Genç küratörlerin fon geliştirmeden partner kurumlarla iş birliği yapmaya, geniş bir yelpazede deneyim kazanması için aracı oluyor. Seçilen her küratör yerel ve uluslararası sanat çevresinden mentorlarla beraber çalışıyor ve onlardan destek alıyor.

 

Davos’taki liderlere ‘Bilimin Arkasında Birleş’ çağrısı

21 Ocak günü başlayacak Davos Zirvesi arifesinde Arctic Basecamp tarafından bilim insanlarının yeterince duyulmayan sesini duyurmak için başlatılan ‘Bilimin Arkasında Birleş’ kampanyası, bir basın açıklaması ile duyuruldu.

Bilim insanları bu kampanyayla, dünyadaki tüm politika, iş ve yatırım kararlarının, gezegenin ısınmasını 1.5ºC’de sınırlandıracak bir vizyonla alınması gerektiğini ve mümkün olan en yaşanabilir geleceğe imkan sağlanması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Greta Thunberg de yer alıyor

Kampanya, 17 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in de dahil olduğu iklim değişikliğiyle mücadelede öncü isimlerin desteğiyle gerçekleşiyor.

Aktivistler, Arctic Baseacamp’ta çadırlarda kalıyor

Bu isimler arasında Potsdam İklim Değişikliğinin Etkilerini Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Johan Rockström, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası eski başkanı ve Mission 2020 kampanyasını bir araya getiren Christiana Figueres, Arctic Basecamp Yönetim Kurulu üyesi ve iş dünyasını iklim kriziyle mücadele etmek için bir araya getiren We Mean Business girişiminin eski CEO’su Nigel Topping ve ödüllü oyuncu Rainn Wilson yer alıyor.

Bilim ne söylüyor?

Siyaset, iş dünyası ve finans sektörü liderlerinin bilimin arkasında birleşmesini talep eden Bilimin Arkasında Birleş girişiminin talepleri ise şu şekilde:

  • Tüm politika, iş ve yatırım kararlarını, gezegenin ısınmasını 1.5ºC’de sınırlandıracak bir vizyonla alın.
  • Tüm fosil yakıta dayalı proje stoğunu, yatırımları ve teşvikleri 2020 yılına kadar sonlandırın ve insanlardan değil kirliliğe sebep olanlardan vergi alın.
  • Mevcut kömürlü termik santrallerin tamamını OECD ülkelerinde 2030, diğer ülkelerde 2040 yılına kadar kademeli olarak kapatın.
  • İçten yanmalı motorların satışını 2030 yılına kadar sonlandırın.
  • Gezegenin karasal ekosisteminin yüzde 50’sini 2030 yılına kadar koruma altına alın.

 Bilimin Arkasında Birleş kampanyası

Bilimin Arkasında Birleş kampanyası ve hedefleri, bilimsel gelişmeleri ve iklim değişikliği konusundaki aciliyeti yansıtmanın yanı sıra, tüm siyasi liderlerin, iş dünyasının ve finans sektörü liderlerinin yapması gerekenleri kapsayacak şekilde evrilecek.

Whiteman: Bilimden uzaklaşıyorsunuz

Arctic Basecamp’ın kurucusu ve Lancaster Üniversitesi’ndeki Pentland Centre for Sustainability in Business’ın direktörü olarak görev yapan Prof. Gail Whiteman, “Bilimi hayatımızdan uzak tutarsak, bilimin açığa çıkardıklarının vehametini bilmeme riskimiz artıyor. Artık harekete geçmeme olasılığını kabul edemeyiz. Bilimin arkasında birleştiğimiz durumda her kararın, her yatırımın ve her davranışın bizi doğru yöne götüren hedeflere dayanması gerekiyor. Fosil yakıtlara yatırım yapmaya ve üretmeye devam etmeye karar verirseniz, bilimden uzaklaşıyorsunuz” diyor.

Thunberg: Beni değil, bilim insanlarını dinleyin

17 yaşındaki iklim aktivisti Greta Thunberg ise şunları söylüyor: “Liderlerin beni dinlemesini istemiyorum. Liderlerin bilim insanlarını dinlemesini ve bilimin arkasında birleşmesini istiyorum. Bununla birlikte iklim krizini aşmak için gerekli olan alanlarda harekete geçmelerini istiyorum.”

Wilson: Konu siyaset değil bilim ve işbirliği

Tüm zamanların en hayati, en acil insani sorunu iklim değişikliği olduğunu ve hiçbir yerin Kuzey Kutup Bölgesi’nden daha fazla etkilenmediğini söyleyen ödüllü oyuncu Rainn Wilson’un ifadeleri ise şöyle: “İklim değişikliği bilimini Arctic Basecamp’ın müthiş bilim insanları ve Bilimin Arkasında Birleş kampanyasına katkı veren bilim insanlarıyla keşfetmek çok heyecan verici. Çünkü günün sonunda bu konu siyasetle değil, bilim ve işbirliği ile ilgili.”

Arctic Basecamp hakkında:

Arctic Basecamp, Lancaster Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Gail Whiteman tarafından kurulan ve İngiliz Antarktika Araştırması’ndan Dr. Jeremy Wilkinson ortaklığında benzersiz bilimsel çözümler sunan bir platform. Misyonu ‘bilimi söz sahibi yapmak’ olan kurum, bilim insanlarının ve mürettebatın kamp kurduğu gerçek bir Arktik bilim çadırı olmasının yanı sıra etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Arctic Basecamp, 2017-2020 yılları arasında Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu‘nda birçok yüksek profilli etkinliğe ev sahipliği yaptı.

 

İklim aktivistlerinden Brüksel otomobil fuarında eylem

Otomobil ve petrol endüstrisinin iklim krizine etkisini protesto eden Yokoluş İsyanı aktivistleri Brüksel’de gerçekleşen otomobil fuarında eylem gerçekleştirdi. Eylemcilerin bir kısmı kendilerini fuardaki arabalara zincirlerken, bir kısmı ise arabaların üzerini boyadı. Yaklaşık 250 kişinin katıldığı eylemde 185 kişi gözaltına alındı.

Satışların üçte biri bu fuarda gerçekleşiyor

Autosalon ismiyle gerçekleştirilen otomobil fuarı, otomobil endüstrisi için önemli bir etkinlik çünkü Belçika‘daki otomobil satışlarının üçte biri Autosalon’un çevresindeki haftalarda gerçekleşiyor. Yokoluş İsyanı düzenledikleri eyleme fuarın kendi ismini atıfta bulunarak “Salon dolusu yalan” ismini verdi.

Eylemciler kendilerini arabalara zincirledi

‘İklim eylemlerine karşı lobi yapıyorlar’

Otomobil endüstrisinin küresel ısınmayı ve ekolojik çöküşü artırmada önemli bir rol oynadığını söyleyen aktivistler, firmaların yeşil yıkama ile bunu saklamaya çalıştığını söyledi.  Eylemciler, endüstriyi iklim eylemi ve emisyon standartlarına karşı lobi yapmak, daha fazla kirletici araç (SUV gibi) üretmek ve ürünlerinin ekolojik etkisi hakkında yalan söylemek ile suçladı.

18 Ocak günü gerçekleşen eylemde, isyancıların bir kısmı dışarıda pankartlar ile nöbet tuttu. Aynı zamanda fuarın gerçekleşeceği binanın üzerine “Gözlerinizi açın, iki kere düşünün” yazılı pankart asıldı.  Eylem sonunda yerde cansız yatarak sembolik olarak ölen protestocular polis tarafından gözaltına alındı.

Balıkesir’de yeni JES gerginliği: 11 noktaya ruhsat ihalesi yarın

Haber: Cem Bahtiyar

Balıkesir Valiliği tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan ve il genelinde 11 noktada bulunan jeotermal sahaların ihaleye çıkarılacağını açıklayan duyuru sonrası çevre örgütleri harekete geçti. Burhaniye ve Edremit’te basın açıklamaları ve imza kampanyaları düzenleyen aktivistler, itiraz dilekçelerini de yetkili kurumlara ulaştırdı.

Valiliğe bağlı Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’nın Resmi Gazete’deki  duyurusuyla, Ayvalık, Bandırma, Balya, Burhaniye, Manyas, Sındırgı ve Susurluk ilçelerinde belirlenen 11 noktada  toplamda 260 bin kilometre kareden fazla bir alanda arama, sondaj ve sonrasında işletme amaçlı ruhsat verilecek ihalelerin 21 Ocak’ta gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Önceki gün Burhaniye’de Burhaniye Çevre Platformu (BURÇEP), Edremit Çevre Platformu (EDÇEP) ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin çağrısı ile bir araya gelen çevre örgütleri ve STK’ler yaptıkları ortak bir basın açıklamasıyla mücadele çağrısında bulundu. Burhaniye Çevre Platformu adına yapılan açıklamada jeotermal faaliyetlerin, bölgede hem ekolojik hem de ekonomik anlamda yol açacağı olumsuzluklara dikkat çekildi.

Ekolojik, ekonomik ve kültürel zararlar

Yılda üç ila dört 4 ürün alınabilen ve ‘büyük ova’ vasfındaki Çoruk Ovası’nın yok olacağı, tarım ve hayvancılığın biteceği uyarısında bulunulan açıklamada, bölgenin başlıca geçim kaynağı olan zeytinciliğin de verim ve kalite bakımından etkilenmemesinin mümkün olmadığına dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca tesislerin çevresindeki dere ve denizlerdeki canlı türlerinin de etkileneceği belirtilirken jeotermal kuyulardan çıkacak aşındırıcı gaz ve kimyasalların Adramytteion gibi birçok tarihi buluntular üzerinde de geri dönüşü mümkün olmayacak tahribatlara yol açacağı bildirildi.

Açıklamada daha önce Aydın Çevre ve Doğa Derneği tarafından açılan davalara ilişkin verilmiş iptal kararları dikkate alınmaksızın zeytincilik, tarım ve hayvancılık faaliyeti sürdürülen bu bölgelerde jeotermal kaynak sahası arama ve işletme amaçlı yatırım planlanmasının Anayasa ve uluslararası mevzuatla korunan yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, çevre haklarının ihlali niteliğinde olduğuna dikkat çekildi. Bu idari tasarrufun  hukuk devleti ilkesine ve kamu yararına aykırı olduğu kaydedilen açıklamada, bölgede tarım, turizm, gıda, temiz su, hava kirliliği bakımından olumsuz etkilere yol açacak jeotermal faaliyetlerin ruhsatlandırılmasının önünü açan ihalelerin iptali istendi.

Uzmanlar, ‘kapalı devre sistem’ kullanarak ve  doğru uygulamayla herhangi bir su ve hava kirliliği yaratmadan ve emisyon salmadan, jeotermal santrallerle temiz enerji elde etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Ancak Türkiye’de bu santralleri daha ucuza mal etmek ve daha fazla kar etmek için bu uygulama yapılmadığı için hem çevrecilerin hem de santralin kurulacağı bölgede yaşayan halkın tepkilerine neden oluyor.

‘Elde kalan tek temiz su kaynağı da kirlenecek’

BURÇEP dönem eş sözcüsü Hatice Engin, Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede jeotermal faaliyetlerin özellikle su kaynakları üzerinde tehdit oluşturduğunu belirterek bölgeye yönelik ekolojik saldırıların giderek arttığına dikkat çekti. Engin, “Maden ve jeotermallerin de aynı bölgede olması durumunda çevrede arseniğin varlığı kaçınılmaz oluyor. Ayrıca iklim değişikliği sonucunda insanların tek ve temiz içme suyu kaynağı olarak yeraltı suları kalacak. Jeotermaller bu anlamda da yaşanacak kirliliğin ve su kıtlığının da sebebi olacak” diye konuştu. Aydın, İzmir ve Salihli’deki jeotermallerin yol açtığı ekolojik tahribatları hatırlatan Engin, aynı çevresel yıkımın Edremit Körfezi’nde yaşanmaması için ihalelerin bir önce iptal edilmesi gerektiğini belirtti.

‘Körfez’in geleceği ihaleyi alanın eline bırakılamaz’

EDÇEP dönem sözcüsü Kubilay Öztürk ise öncelikli taleplerinin ihalelerin iptali olduğunu söyledi. Öztürk, yapımı planlanan tesislerin derinlik ve ısı ile ilgili teknik bilgiler hakkında hiçbir bilgilendirme olmadan, ucu açık bir şekilde yapılmasının Körfez’in geleceğini ihaleyi alanın eline bırakmak olarak nitelendirdi.

Burada önemli olan ayrımın jeotermal su ile akışkanlar olduğunu belirten Öztürk, hali hazırda Edremit’te mevcut jeotermaller olduğuna da dikkat çekerek şunları söyledi:

“Mesela Burhaniye’deki proje sahaları tarım arazilerini kapsıyor. Edremit’te ise ayrı bir durum söz konusu. Konut ısıtma ve termal turizm amaçlı tesisler mevcut. Bunlar belediye iştiraklerinin kontrolünde. Belli bir ısı ve derinlikle sınırlandırılmış tesislerden bahsediyoruz. Bunların da sıcak suları derelere, dolaylı yoldan denize dökmesi sorun yaratıyor. Biz buna karşı ayrıca bir mücadelede yürütüyoruz. Çevre İl Müdürlüğü gibi kurumlarla görüşmelerimiz oluyor. Önlem alınması için çalışmalar yürütüyoruz. Valilik tarafından planlanan jeotermal ihaleleleri için ise öncelikli talebimiz iptal edilmesi. Edremit özelinde alternatif önerimiz ise; yapılacaksa da bunun karşılıklı görüşmeler ile yerel yönetimlere devredilmesi ve belli sınırların getirilmesi. Termal su ile jeotermal enerji santrallerin (JES) ayrımını yapmak gerek.”

Jeotermal bir yıkım olarak Aydın örneği

Jeotermal denince akla ilk gelen yerlerden biri, Aydın. 2007 yılında çıkarılan yasa ile Aydın genelinde jeotermal faaliyetler hızlıca ruhsatlandırılarak hayata geçti. Jeotermal tesislerden çıkan zehirli akışkanlar, bir süre sonra çökerek toprağa ve yeraltı sularına karışıyor. Tesislerden havaya salınan buharda yoğun olarak karbondioksit, metan ve hidrojen sülfür gibi tehlikeli gazlar ile bor ve arsenik mevcut. Gazeteci Metehan Ud’un sivilsayfalar.org’da yer alan haberine göre havada 1 ppm olması gereken bor oranı Menderes Ovası’nda yaklaşık 60 ppm. Açılan sadece bir kuyudan çıkan hidrojen sülfür ortalama 26 kilometre karelik bir alanı etkilerken yaklaşık 42 gün boyunca havada kalabildiği belirtiliyor. Verimli toprağıyla yüzyıllar boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış Büyük Menderes ve Gediz havzaları, artık kuruyan pamuk tarlaları, üzüm bağları, incir ve zeytin ağaçlarıyla ya da toplu balık ölümleriyle gündeme geliyor.

Enerji üretiminin yüzde 2’sini oluşturuyor

Aydın’daki deneyimin en yakın tanıklarından Aydın Çevre Platformu sözcüsü Mehmet Vergili,  Aydın’da da benzer yöntemlerle yapımına başlanan ve kısa bir süre sonra tarım alanlarının yok olmasına sebep olan jeotermal tesislerin tamamen ranta yönelik ve hiçbir şekilde enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmadıklarını anlattı. Bu yöntemle üretilen enerjinin, toplam enerji üretiminin yüzde 2’sini oluşturduğuna dikkat çeken Vergili, yalnızca kaçak ve kayıp enerji meselesinde alınacak önlemlerin, bu projelerden kat be kat daha faydalı olacağını vurguladı:  “Açılan tesisler en fazla 10-15 sene içinde bulundukları yerdeki kaynakları tüketip kapanacak. Olan, geri gelmeyecek tarım alanlarına, su kaynaklarına, kısaca bölgenin doğasına olacak.”

Yasalar da engel

Vergili, yürüttükleri hukuk mücadelesindeki kazanılmış davaların incelenmesini de önerdi.  Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi söz konusu tesislerin yapımını zorlaştıran, çevre yasaları mevcut. Örneğin, yerleşim yerlerine olan uzaklıkları en az 3 km olmalı. Tarım arazileri ve zeytinlik vasfındaki topraklar ise kanunla koruma altına alınmış durumda.

Dünyanın hiçbir yerinden 1. sınıf tarım arazilerinin jeotermal sahalara açılmadığını belirten Vergili, “Ancak ülkemizde bu tesislerin yapıldığı ya da yapımı planlanan proje alanlarına baktığınızda büyük bir bölümünün tarıma en elverişli bölgeler olduğunu görüyoruz. Bunun dünyada ikinci bir örneği yok. Yasada da çok açık şekilde belirtilmiş. Ancak uygulama her konuda olduğu gibi bu meselede de yok” diye konuştu.

Zeytin Koruma Kanunu’nun da jeotermal faaliyetleri tümden engellediğini belirten Vergili, Balıkesir’deki bu girişimlere karşı verilecek hukuk mücadelesinde bu gibi kanun ve yönetmeliklerin mevcut olduğunu, açılacak hiçbir davanın kaybedilmeyeceğini belirtti.

Toprak Dede olarak bilinen Hayrettin Karaca vefat etti

Tarım üzerine çalışmalarıyla bilinen, Tema Vakfı’nın kurucusu ve onursal başkanı ‘’Toprak Dede’’ Hayrettin Karaca vefat etti. 97 yaşında hayatını kaybeden Karaca, Alternatif Nobel ödülüne layık görülmüş, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da ‘Orman Kahramanı’ seçilmişti.

‘Çılgın ihtiyarlar’

Ekoloji mücadelesi için hayatını adayan Hayrettin Karaca yaşlılık yıllarında da ilgi çekici eylemlere imza atmıştı. 2008 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın tarım arazilerini özelleştirme kararını, Meclis önünde karın içerisinde battaniyesiyle oturarak protesto eden Hayrettin Karaca, imza olarak ise “Çılgın ihtiyarlar” ismini kullanmıştı.

Hayrettin Karaca hakkında

Hayrettin Karaca 4 Nisan 1922 yılında Bandırma’da doğdu. Babası Hocazade Halil Efendi, annesi Zehra Hanım Kırım mucahiriydi.  Lisesini bitirdikten sonra ailesinin işinin başına geçip triko-örme olan bu işi ülkenin en başarılı sanayi kuruluşlarından biri yapmıştır. Karaca firması diğer firmalara göre 20 yıl önceden Türkiye’de ihracatın liderliğini yapmıştı.

Türkiye’nin ilk özel arboretumumu

Karaca ellili yaşlarında, Türkiye’nin ilk özel arboretumu olan Yalova’daki Karaca Arboretumu‘nu kurdu. Dünyanın birçok noktasından tohum toplanarak oluşturulan arboretum dünyanın ünlü arboretumları arasında yer alıyor. Yılda iki kez yayınlanan Arboretum Magazin bilim insanlarının araştırma ve görüşlerinin yayınlandığı bir forum oldu. Türkiye için adeta bir gen koruma merkezi olan Karaca Arboretumu içerisinde 14.000 türü barındırıyor.  Karaca, aynı zamanda TEMA Vakfı‘nın kurucuları arasında yer aldı ve 2005 yılında Onursal Başkan ilan edildi.

Ödüller

97 yaşında hayata veda eden TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca çok sayıda ödülün sahibiydi

  • Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından Fahri Doktora 1990
  • Birleşmiş Milletler Çevre Programının ‘Global 500 Roll of Honour’ Ödülü 1992
  • Çevre Bakanlığı tarafından “Çevre Beratı” 1992
  • Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından verilen ‘Çevre Ödülü’ 1993
  • Uluslararası Lions Club tarafından ‘Melvin Jones Fellow Ödülü 1994
  • Çevre Bakanlığı tarafından “Üstün Hizmet Ödülü” 1994
  • ODTÜ tarafından ‘Felsefe Onur Doktorası’ 1995
  • Ege Üniversitesi “Fahri Doktora”sı 1995
  • Milli Olimpiyat Komitesi “Fair Play” Ödülü 1996
  • Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı “Hoşgörü Ödülü” 1996
  • Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından “Şeref Üyeliği Beratı” 1997
  • Kırıkkale Üniversitesi ilk Fahri Doktora unvanı 1997
  • Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü 1997
  • ÇEVRETED tarafından “Çevreted 97 Onur Ödülü” 1997
  • Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi “2000 Yılının Öncüleri” Ödülü 1998
  • Genç Hukukçular Derneği tarafından “Yılın Yurttaşı” Ödülü 1998
  • Türkiye Çocuk Dergisi tarafından Babalar Günü nedeniyle “Toprak Baba” unvanı 1998
  • Anadolu Üniversitesi Fahri Doktora Ödülü 1998
  • BİLSES Vakfı “Çevre Ödülü” 1998
  • Ankara Çankaya İzci Grubu tarafından “Yılın Doğa Dostu” Ödülü 1998
  • Ankara Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Adamı” Ödülü 1999
  • Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı tarafından “1998 Türk Dünyasına Hizmet Ödülü” 1999Right Livelihood Award 2012(Alternatif Nobel Ödülü)
  • Birleşmiş Milletler “Orman Kahramanı Ödülü” 2013
  • TBMM Onur Ödülü 2005

 

 

Libya Konferansı sonuç bildirgesi yayınlandı

Libya’da kalıcı ateşkes ve siyasi sürecin başlatılması amacıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Libya Konferansı‘nın Sonuç Bildirgesi yayımlandı.

Berlin Zirvesi öncesi konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ateşkes ve Berlin Zirvesi ile yeniden filizlenen umutlar kan ve kaos tüccarlarının ihtiraslarına kurban edilmemelidir” demişti.

Sonuç Bildirgesi’nde, “ateşkes”, “silah ambargosu”, “siyasi sürece dönüş”, “güvenlik alanında reformlar”, “ekonomik ve finansal reformlar” ile “uluslararası insani hukuk ve insan haklarına saygı” başlıkları altında toplam 55 madde yer aldı.

‘Askeri çözüm mümkün değil’

AA’nın haberine göre Libya’nın egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğine kuvvetle bağlı olunduğunun tekrar teyit edildiği vurgulanan bildirgede, “Sadece Libyalıların öncülük ettiği ve Libyalılara ait bir siyasi süreç çatışmayı sona erdirerek kalıcı barış getirebilir” ifadesi kullanıldı.

Askeri çözümün mümkün olmadığı vurgusu yapılan metinde, “Silahlı çatışmadan veya Libya’nın iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt etmekte ve tüm uluslararası aktörleri de aynısını yapmaya teşvik etmekteyiz” ifadesine yer verildi.

d

Ateşkes çağrısı ve silahsızlanma

BMGK kararlarına atıfta bulunulan metinde, Libya toprakları üzerindeki hava operasyonları dahil, tüm düşmanlıkların kapsamlı ve kalıcı bir şekilde sonlandırılması için güvenilir, doğrulanabilir, sıralı ve karşılıklı adımlar atılması çağrısı yapıldı. Bu adımlar arasında silahlı grupların ve milis kuvvetlerinin silahsızlandırılması ve topçu silahlarının ve hava araçları ile cephaneliklerinin geri çekilerek yeniden konuşlandırılması da sayıldı.

Libya’nın tamamında ateşkesin başlamasından itibaren tüm askeri faaliyetlere son verilmesi çağrısında bulunulan metinde, mahkum ve naaş değişimi gibi güven artırıcı tedbirlerin hayata geçirilmesi istendi.

BM ateşkes müzakerelerini kolaylaştıracak

BM’ye ateşkesin uygulanmasını izlemek ve doğrulamak üzere derhal teknik komiteler oluşturarak taraflar arasındaki ateşkes müzakerelerini kolaylaştırma çağrısında bulunulan metinde, “Ateşkes düzenlemelerini ihlal ettiği tespit edilen kişilere uygun yaptırımların uygulanması için BMGK’ye ve bu yaptırımları uygulaması için üye devletlere çağrıda bulunmaktayız” denildi.

Silah ambargosu uygulanacak

Metnin “silah ambargosu” bölümünde, BM’nin 2011 yılında alınan ilgili kararlarının kesin surette ve tam anlamıyla uygulanması taahhüt edilerek “Tüm uluslararası aktörlere de aynısını yapmaları konusunda çağrıda bulunmaktayız” denildi.

Kapsayıcı Libya hükümeti

“Siyasi sürece dönüş” bölümünde, faal bir Başkanlık Konseyi kurulması ve Temsilciler Meclisi tarafından onaylanan tek, birleşik, kapsayıcı ve etkili bir Libya hükümeti kurulması istendi.

Tarafların bu sürece yapıcı katkıda bulunması ve geçiş sürecinin de “özgür, adil, kapsayıcı ve inanılır parlamento ve başkanlık seçimleriyle” sona erdirilmesi istendi. Seçimlerin de bağımsız ve etkin bir Ulusal Yüksek Seçim Konseyince örgütlenmesi çağrısı yapıldı.

Kuvvetin kullanımında devlet tekeli

Metinde, “güvenlik alanında reform” başlığı altında ise “kuvvetin meşru kullanımında devlet tekelinin yeniden sağlanması” çağrısında bulunuldu. Merkezi, sivil otorite altında birleşik Libya ulusal güvenlik, polis ve asker güçlerinin teşkiline destek de ifade edildi.

Petrol şirketine güvence

“Ekonomik ve mali reform” başlıklı bölümde de aralarında Libya Merkez Bankasının, Libya Yatırım Otoritesinin, Ulusal Petrol Şirketinin ve Teftiş Bürosunun da yer aldığı ülkenin egemen kurumlarının bütünlüğünün, birliğinin ve yasal yönetiminin korunmasının önemine dikkat çekildi.

BMGK’nin ilgili kararları gereği Ulusal Petrol Şirketi’nin Libya’nın tek bağımsız ve meşru petrol şirketi olduğunun teyit edildi.  Metinde, petrol gelirlerinin saydam ve adil paylaşımı çağrısı da yer aldı.

Sivilleri koruma çağrısı

“Uluslararası insani hukuka ve insan haklarına saygı” alt başlığı altında da taraflara sivilleri, havalimanları dahil sivil altyapıyı korumaları çağrısı yapılırken, insani yardım personelinin ve gözlemcilerinin muhtaçlara erişimine izin verilmesinin önemi vurgulandı.

Sivillere karşı ayrımsız güç kullanımı, yoğun nüfuslu yerleşik alanlara saldırı, yargısız infaz ve insan kaçakçılığı dahil uluslararası hukuku çiğneyenlerden hesap sorulmasının öneminin altı çizildi.

Uluslararası Takip Komitesi kurulması

İmzacı ülkeler metinde öngörülen hususların hayata geçirilmesini takip edecek ve gerektiğinde nüfuz kullanacak Uluslararası Takip Komitesi (IFC) kurulmasını da kararlaştırdı.

Berlin Konferansı’na katılan bütün ülkelerin ve uluslararası kuruluşların yer alacağı BM himayesinde çalışacak komitenin, UNSMIL başkanlığında kıdemli memurlar düzeyinde ayda bir toplanması ve kaydedilen ilerlemeyle ilgili rapor hazırlaması üzerinde de anlaşıldı.

Davos Forumu, şirketlerden ‘sıfır  emisyon’ hedefine bağlılık istedi

21 – 24 Ocak tarihlerinde İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilecek Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Buluşması’nın (WEF) bu yılki teması; “Birbirine Bağlı ve Sürdürülebilir bir Dünya için Paydaşlar.” 3000’den fazla yatırımcı, siyasetçi ve şirket yöneticisini bir araya getiren WEF, Davos’a gelen bütün şirketlere birer mektup göndererek, 2050 veya öncesinde net sıfır karbon emisyonu için bağlılık göstermelerini istedi.

WEF ayrıca forum kapsamında emisyon azaltımının yemek, ulaşım ve kullanılan materyalleri olmak üzere her alanda öncelikli bir hedef haline getirdiklerini belirtti.

Forum’un Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Amerikan Bankası ile Royal DSM’nin başında bulunan Klaus Schwab, bu seneki toplantının iklim değişikliğiyle ilgili  çalışmalara liderlik etmek için mükemmel bir fırsat olduğunu söyledi.

Mücadeleye açıkça atıfta bulunan toplantının “İklim kıyametinin bertaraf edilmesi” başlığını taşıyan oturumunda, kilit tema iklim eylemi olacak.

Davos katılımcılarına gönderilen mektup şöyle:

‘Taahhütte bulunun’

 

2020 Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısının Değerli Katılımcısı,

Şirketlerin ve yatırımcıların iklim değişikliği konusunda liderlik etme fırsatı ve ihtiyacı hiç olmadığı kadar önemli bir konumda.

Acil iklim değişikliği sorunuyla mücadele etmek için bir taahhütte bulunulmalı. Bu, aynı zamanda zorunlu 2020 Davos Manifestosu ve 50. Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısının “Birbirine Bağlı ve Sürdürebilir bir Dünya için Paydaşlar” temasına ayak uydurabilmek adına da bir gereklilik.

Sonuç olarak, dünyanın önde gelen küresel şirketlerinden birinin lideri ve Dünya Ekonomik Forumu’nun saygın bir ortağı olarak, iklim değişikliğini önleme adına eyleme geçme fırsatını değerlendirmeniz için sizleri teşvik ediyoruz.

Hâlâ yapmadıysanız, 2050 veya öncesi için net sıfır seragazı emisyonu hedefi belirlemeye davetlisiniz. Mektuba eşlik eden kısa bir notta, bu konuda size yardımcı olacak bazı seçenekler bulunuyor.

Bu girişime, Yıllık Toplantı’ya bağlı birçok Topluluk Toplantısı’nda yer verilecek.

2020 Yıllık Toplantısı’nın, iklim değişikliği ile ilgili işletme eyleminde bir dönüm noktası olmasını umuyor ve bu acil küresel sorunu dikkate alıp liderlik ettiğiniz için şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz.

En iyi dileklerimizle…

 

Irak’ta protestocular yolları kapattı

Irak’ta başta Bağdat olmak üzere ülkenin çeşitli şehirlerinde sokağa çıkan halk, lastik yakarak yolları kapattı.  Pazar günü başlayan ve devam eden protestolar sebebiyle bazı şehirlerde resmi tatil ilan edildi.

İran-ABD çatışması sonrası protestolara devam

İşsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmetlerinin yetersizliği gibi sebeplerle 1 Ekim’de başlayan ve 450 kişinin ölümüyle sonuçlanan hükümet karşıtı protestoların ivmesinde Kasım Süleymani’nin vurulmasıyla ABD-İran çatışması tehdidine dönüşen olaylar sebebiyle bir azalma yaşanmıştı. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu protestocular, taleplerinin görmezden gelinmesini engellemek için protestolarına kaldıkları yerden hızlı bir giriş yaptı.

Fotoğraf: AP

Yerel medya, Tahrir Meydanı’nda toplanan protestoculara müdahale etmek için güvenlik güçlerinin meydana girmeye çalıştığını ancak protestocuların bunu engellediğini, yol ve köprülerde de lastik yaktığını yazdı.

Tahrir Meydanı’na yakın mesafede bulunan Tayaran Meydanı’nda Pazar gecesi sokağa çıkan protestocular ve polis arasında çatışmalar yaşandı. Protestocular, polise benzin bombaları ve taş atarken polisin ise gerçek mermilerle halka ateş açtığı öne sürüldü. Açılan ateş nedeniyle yaralananların olduğu belirtildi.

Ceren Özdemir davasında jet karar: Ağırlaştırılmış müebbet

Ordu‘da Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi Ceren Özdemir’i  evinin bulunduğu binanın girişinde öldürülmesiyle ilgili davada, ikinci duruşmada karar açıklandı. Ordu 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Özgür Arduç‘u üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Arduç’un akıl sağlığının yerinde olmadığında ısrarı ve yeniden akıl sağlığı tespiti yönündeki talebi mahkeme heyetince reddedildi.

Arduç hakkında, Ceren Özdemir’i “öldürmek” ve iki polis memuruna yönelik “öldürmeye teşebbüs” suçlarından iki ayrı iddianameyle üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyordu. Ayrıca iddianamede ceza indirimi uygulanmaması talep edilmişti.

Duruşma sonrasında adliye önünde açıklama yapan baba Yılmaz Özdemir, “Adalet yerini buldu ama acımız devam edecek” dedi. Anne Güfer Özdemir ise, “Karardan memnunuz. Böyle olması gerekir” dedi.

Arduç için herhangi bir indirim uygulanmadı.

Ne olmuştu?

Balerin Ceren Özdemir, 3 Aralık’ta 19.30 sıralarında antrenman sonrası geldiği evinin önünde kimliği belirsiz bir kişinin bıçaklı saldırısına uğradı. Sağlık ekiplerinin ilk müdahalesini yaptığı Özdemir, Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘ne kaldırıldı. Özdemir, hastanede hayatını kaybetti.

Olayla ilgili soruşturma başlatan polis, çevredeki iş yerlerinin güvenlik kameralarını incelemeye aldı. Özdemir’in kurstan eve kadar olan 2,5 kilometrelik mesafeyi yürüyerek geldiği ve bu sırada takip edildiği belirlendi.

Katil zanlısı Özgür Arduç, polis operasyonu ile yakalandı. Saklandığı evde gözaltına alınırken kendisini yakalamaya çalışan bir polisi de bıçakla yaraladı. Ordu Valisi Seddar Yavuz, Özdemir’in katil zanlısının yakalanmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, zanlının 12 ayrı suçtan sabıkası bulunduğunu belirtti. Arduç, cinayetten hükümlü bulunduğu açık cezaevinden firar etmişti.

Arduç, Aralık ayındaki ilk duruşmada, akli dengesinin yerinde olmadığını öne sürmüş, ancak Adli Tıp ve hastane raporlarıyla, bu iddianın doğru olmadığı, akli melekelerinin yerinde olduğu bildirilmişti.