Ana Sayfa Blog Sayfa 2242

‘Riskli bölgelere acilen tünel yapılmalı’

Jeomorfoloji Derneği, iki kez art arda çığ düşmesi üzerine 41 kişinin hayatını kaybettiği Van-Bahçesaray karayolundaki çığ felaketi ile ilgili rapor hazırladı. Raporda çığ faciasının yaşandığı bölgenin sarp arazi kategorisinin en riskli olan grubuna girdiği belirtilerek bölgeye tünellerin yapılması gerektiği uyarısı yapıldı.

Çığ tehlikesi risk haritası yapılmalı

Raporda, kar örtüsü ve niteliği, yamaç eğim dikliği, eğim yönü (bakı), rüzgâr yönü ve bitki örtüsünün olup olmamasının çığ tehlikesi olasılığını ve şiddetini belirleyen en önemli faktörler olarak sıralandı.

Doğal ya da insan kökenli ses dalgalarının çığlar için fiziksel tetikleyiciler olduğu belirtilen raporda, yüksek riske sahip alanların belirlenmesi ve büyük ölçekli çığ tehlikesi risk haritalarının yapılmasının önemli olduğunun belirtildi.

Çığ tedbirleri

Çığ için alınacak tedbirlerin de sıralandığı raporda “Çığ yüksek riskli sahalarda, jeomorfolojik özelliklere göre çığ tünelleri, çığ duvarları, çitler, direkler, ağlar, ankrajlar ve kar toplanmasını engelleyici rüzgâr panelleri; çığ önleme, zarar azaltma amaçlı fiziksel engellerden en önemlileridir” denildi.

Açıklamada “Bu çalışmaların ve tedbirlerin; Türkiye’nin kuzey, kuzeydoğu, doğu ve güneydoğu kesimlerindeki çığ yüksek riskli sahaları için uygulanması, çığların afet haline dönüşmemesi için mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Van-Bahçesaray karayolunun Karabet geçidi mevkiinde yeni çığ afetlerinin meydana gelmesini önlemek amacıyla Sarısivri tepenin güney yamaçları boyunca mevcut karayolunun çığ tüneli içerisine alınması gerektiği kaydedilen raporda, bu önlemlerin acilen haya geçirilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Çığ altında kalanları arayan ekibin üzerine çığ

Van-Bahçesaray karayolunun 33. kilometresinde 4 Şubat 17.45’te bir minibüsün üzerine dün çığ düşmüştü. Başlatılan çalışmalarda sekiz kişi sağ kurtarılırken beş cansız bedene ulaşılmıştı.

AFAD Van ve koordinasyonundaki Jandarma, UMKE, 112 Acil Sağlık, Karayolları, Büyükşehir Belediyesi ile itfaiye ekiplerinin çalışmaları sürerken 5 Şubat 12.00 sularında ikinci çığ düşmüştü. Ekibin bir kısmı çığ altında kalmıştı. Kaza sonucunda ölü sayısı 41’e çıkmış, 84 kişi ise yaralanmıştı.

3. Kadın Yönetmenler Festivali 29 Şubat’ta başlıyor

3. Kadın Yönetmenler Festivali 29 Şubat- 5 Mart tarihleri arasında Buca Tarık Akan Gençlik Merkezi’nde gerçekleşecek. Bu yılın teması ise “Her kadın başka hayaller kurar”.

Buca Belediyesi‘nin ev sahipliğinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin katkılarıyla düzenlenen ve altı gün sürecek festival 37 film gösterimi, 7 atölye ve 2 panelden oluşuyor.

Seçkide yer alamayan filmler için Face to Face

56 Kadın yönetmenin 80 filmle başvurduğu festivalde, seçkide yer alamayan filmler içinse “Face to face” bölümü gerçekleştirilecek. Face to Face için akademisyenler, sinema yazarları ve yönetmenlerden oluşan kurul, seçilmeyen filmlere gerekçelerini açıklayarak, genç sinema öğrencilerinin üretimlerine katkıda bulunmayı hedefliyor.

Taranç: Kadın sinemacıların hayallerini buluşturuyoruz

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Değişim Liderleri Derneği ve WMC Turkey (Kameralı Kadınlar) işbirliğiyle gerçekleşen festivalin direktörlüğünü ise Gülten Taranç üstleniyor. Taranç festival ile ilgili olarak şunları söyledi:

Bu yılın teması “Her Kadın Başka Hayaller Kurar”, üç yıldır kadın sinemacıların hayallerini İzmirliler ile buluşturuyoruz. Kadın Yönetmenler Haftası Festival olarak geliyor. Festival ekibinin tamamı kamera arkasından geliyor, bir yönetmen olarak yerel yönetimlerle sinemacıların bir araya gelmesini önemli buluyorum, İzmir doğal platolarıyla, ışığıyla, sevecen halkıyla film çekimleri için çok elverişli…

Biz kadın sinemacılar festival vesilesiyle bir araya geliyoruz ve kadın sinemacıların yeni mekanlar tanımalarına, kentteki yeni hikâyeleri keşfetmelerine de vesile oluyoruz. İzmir’i hayallerimizi izlemeye ve paylaşmaya bekliyoruz.

İklim değişikliği politik bir krizdir, üremeye dair bir kriz değildir

Yeşil Gazete için çeviren: Verda Zincirkıran

İsveçli aktivist Greta Thunberg ve dünyanın dört bir tarafındaki iklim aktivisti gençler, kısa süre içinde çoğalarak büyük adımlar attılar ve dikkatleri bugün yaşadığımız iklim açmazı üzerine çektiler. CBS’in yakın zamanda yaptığı bir ankete göre Amerika’da halkın çoğunluğu, iklim değişikliğine dair endişe duyuyor ve insanların bu acil durum üzerine eğilmelerini istiyorlar.

Ancak gündemde olan başka bir popüler tavsiye daha var: Daha az çocuk yapmak, ki bu, yeni anne-baba olacakların iklim krizine çare olarak inanmak isteyeceği bir şey değil. Çocuk yapmamak, iklim krizine neden olan ana etkenleri alt edecek nitelikte bir çözüm teşkil etmemekle birlikte, sanki bu sorundan onlar sorumluymuş gibi külfetin taşınmasını milenyum kuşağından istemek anlamına geliyor. Ve bu da sadece, fosil yakıt sektörünün ezici gücünün önünü açmaya yarar.

İklim krizini önlemek adına çocuk sahibi olmaktan vazgeçme fikri, iklimi kurtarmak adına bireylerin, daha az enerji tüketen ampulleri kullanmak, güneş panellerinden faydalanmak, daha az et tüketmek veya yüksek verimli araba almak gibi tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi için yapılan çağrıdaki söylemlerin bir uzantısı. Bu, yapılabilir ve istenilen toplumsal bir hedef olsa dahi çocuksuz kalarak dünyanın nüfusunu azaltmak için onyılların geçmesi gerekiyor; ancak biz şu anda bile 2030’larda 2 santigrat derece ısınma kritik eşiğine ulaşılmasıyla sonuçlanacak kümülatif karbondioksit emisyon bütçesine denk gelen; dünyanın karbon bütçesini aşmak üzereyiz.

‘İklim krizi kişisel tercihlerle çözülmez’

İklim krizi, kişisel tercihlerden ziyade politikayı ve ekonomiyi de içeren yapısal bir sorundur ve bunu çözmek büyük çaplı politik ve ekonomik değişimleri gerektirecektir.

Bu, nüfusun hiçbir önemi olmadığı anlamına gelmez. Kasım ayında  11.000’den fazla bilim insanının, imza attığı makalede, iklim krizinin en kötü sonuçlarının önüne geçmek için “Her şeyden evvel ekonomik ve nüfus politikalarında köklü dönüşümler” gerektiğini savundu. Konu karbon emisyonu olduğunda, nüfus ile ekonomi birbiriyle sıkı sıkıya ilişkilidir.  Nihayetinde, Dünya’daki karbon emisyonun çoğu zenginler tarafından gerçekleştiriliyor. 2015’te yapılan bir araştırmaya göre, küresel emisyonların yarısından dünya nüfusunun yüzde 10’unun sorumlu olduğu ortaya çıktı. Daha yeni bir araştırma, kendi karbon ayak izlerini azaltmada bilinçli çaba gösteren kişiler arasında bile, emisyon miktarlarının gelir düzeyiyle yakından bağlantılı olduğunu gösterdi. Yani zengin bir aile, bir çocuk daha az yapmaya karar verirse, ailenin karbon emisyonu gerçekten de diğerlerine göre kayda değer miktarda daha düşük olacaktır.

Ancak nüfusa odaklanmak, iklim krizinin tüm yükünü gelişmekte olan ülkelerdeki geçim derdinde olan insanların sırtlarına yüklüyor, ki bu insanlar küresel nüfus artışında bir etken olma eğiliminde olsalar bile küresel iklim krizinin ana etkenleri arasında yer almıyorlar. Mesela Afganistan ve Uganda, nüfus artış oranı en fazla olan ülkeler arasında yer almalarına rağmen, hiç kimse Ugandalıları veya Afganistanlıları iklim krizinden ötürü suçlayamaz. Hiç kimsenin, Amerika’nın yavaşça artan nüfusu için ülkeye göç eden Latin Amerikalıları sorumlu tutamayacağı gibi…  ABD’deki nüfus artışını, daha fazla çocuğu olan yüksek gelirli, yüksek karbon emisyonlu aileler de yönlendirmiyor.

Kişisel tercihlerimiz önemsiz değil, ama tek başlarına yeterli de değil. Bir aile için bir çocuk daha az yapmak daha az karbon emisyonu demek olsa da, Amerika’nın sera gazlarının sebep olduğu emisyon göz önünde bulundurulduğunda, ancak kumsaldaki bir kum tanesi kadar yer tutuyor ve kişi başı ortalama emisyon üzerinde de hiçbir etkisi yok. 2014’e kadar elde edilen verilere göre küresel çapta kişilerin kaç çocuk yaptığından bağımsız olarak karbon emisyon miktarı sabit kaldı.  Yani, her birimiz iklim adına çocuk sahibi olmayı bıraksak bile, bu bizi, Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli‘nin tavsiye ettiği, 2050 yılında sıfır karbon emisyonu hedefine yaklaştırmayacak.

Planlama yetmez, devlet politikaları gerekir

Bilim insanlarının tahminine göre bu yüzyılın sonunda iklim krizi daha fazla fırtına ve tayfun getirecek, deniz seviyeleri 20 ila 30 santimetre arasında yükselecek ve daha fazla yangın ve kuraklık meydana gelecek. En iyi ihtimalle, aile planlaması hizmetini her birey için ulaşılabilir kılmak gibi insan nüfusu odağıyla alınan kararlar, Doğu ve Meksika Körfezi sahillerinin canına okuyan kasırgaları (Sandy ve Katrina gibi) ve Kaliforniya’daki şehirleri silip süpüren muazzam yangınları erteleyebilir. Fakat diğer her şey aynı kalırsa inanılmaz derecede tahrip edici olan bu felaketler meydana gelmeye devam edecek.

Bu yüzden, 350.org ve Sunrise Hareketi gibi iklim odaklı sivil toplum hareketleri, daha az çocuk sahibi olma yerine devletlerin ekonomik büyüme ile karbon emisyonlarını birbirinden ayıran politikalarını teşvik ediyor. Ekonomik büyümeyle karbon emisyonlarının bağlantısı göz önünde bulundurulduğunda, bilim insanları gelişmekte olan ülkelerin olgunlaşması ve orta sınıflarının gelişmesiyle birlikte iklim krizinin daha da kötüleşeceği endişesini taşıyor. Başlangıç olarak petrol ve kömür gibi fosil yakıtları Güneş veya rüzgar gibi iklim dostu enerji kaynaklarıyla değiştirmek acil çözümler arasında görülebilir. Bu bağı tamamıyla koparmak için elektrik hatları, ulaşım sistemleri, tarım ve yerleşim gibi birçok endüstri ve altyapı sistemlerinin değiştirilmesi de gerekiyor.  

Her gün rahatsızlık veren haber bombardımanına uğrarken bir şekilde, bir fark yaratmayı istemek gayet doğal. Önemli siyasi ve yapısal değişikliklerin gerçekleştirilmesi kolay değildir ve insanlar kendi eylemlerinin etkilerini değerlendirmek de dahil olmak üzere ellerinden geleni yapmak isterler. Dahası, çocuk sahibi olup olmama kararı kişisel kaygılara sebep olabilir.  Ancak çocuğun iklim krizi üzerindeki etkisi bu kaygılar arasında yer almamalı.

Nüfusu bırakın, şirketlere bakın

Nüfus saplantısı, dikkatleri bariz gerçekten; odadaki filden uzaklara götürür,  fosil yakıt endüstrisini kazançlı çıkarır. Yeni raporlara göre karbon emisyonunun %71’inden sadece 100 şirket sorumlu. Dünyadaki emisyonların üçte biri, hepsi fosil yakıt endüstrisindeki 20 şirketten geliyor. ExxonMobil, BP ve Chevron, sizin bu dünyaya bir çocuk getirmek isteyip istemediğinizle ilgilenmeksizin bu listenin en başında yer alıyor. 1965’den beri bu şirketler, atmosferi 100 milyar ton karbondioksite denk gelecek kadar kirletti ve sizin evladınız olsa da olmasa da gelecek yıllarda da karbondioksit pompalamaya devam edecekler. Her sene eyalet ve federal düzeyde iklim politikalarını engellemeye dair lobi faaliyetlerine onlarca milyon dolar harcıyorlar. Bu hakikatin karşısında, iklim krizine çözüm için genç bir insandan çocuk sahibi olmamasını istemek manipülasyondur. Dünyadaki mevcut karbon emisyonunun bir kadının rahmiyle ilişkisi pek azdır.

Çevreciler ve iklim aktivistleri, Dünya’yı gelecek nesiller için koruyup sahip çıkmayı istiyor, sadece mevcut yaşayanlar için değil. Bu yüzden iklim krizinin esas kaynağına odaklanmakta fayda var. İklim krizi öncelikli olarak bir üreme krizi değildir ancak politik ve ekonomik bir krizdir. Eğer siz de iklim kriziyle mücadele etmeye dair tutku duyuyorsanız kişisel tüketim ve üreme seçimlerinizle yaratacağınız pek az fark olacaktır. İklim kriziyle başa çıkmak için seçeceğiniz en etkili hayat tarzı çocuk sahibi olmamak değil, iklim aktivisti olmak ve çocuğunuzu da bu şekilde yetiştirmektir. 

Makalenin İngilizce Orijinali

İklim hakkında yazan çoğu gazeteci için nüfus artışı, ‘odadaki fil’

Yeşil Gazete için çeviren: Ayça Ceren Akdemir

Gazeteci Andy Newman, New York Times’ta, “Dünyayı gezmek onu mahvetmeye yardım etmekse, evde mi kalmalıyız?” başlıklı bir makale yayımladı. Makalede iklim değişikliğinde, deniz seviyesinin yükselmesinde ve buzulların erimesinde payı olan; uçak, gemi ya da otomobil ile yolculuk yapıp yapmamanın şu soruyu gündeme getirdiğine işaret ediliyor: “Bu seçim, her birimizin sahip olduğu, iklim değişikliğinin zaten yıkıcı sonuçlarını daha da kötüleştirmeme sorumluluğuna ahlaki bir meydan okuma olabilir mi?”

Newman’ın makalesi, “çok uzak bir yere seyahat etmenin… bir kişinin iklim değişikliğini daha da kötü hale getirmek için tek başına yapabileceği en büyük eylem” olduğu savına dayanıyor.

Ama bu doğru değil. 2017’de İsveç’teki Lund Üniversitesi’nden Seth Wynes ve British Columbia Üniversitesi‘nden Kimberly Nicholas, çeşitli bireysel yaşam tarzı seçimlerinin sahip olacağı karbon emisyonlarını hesapladı. Hazırladıkları rapora göre, iklim değişikliğini azaltmanın en önde gelen yolu; bir çocuk daha az dünyaya getirmek. (Araştırmacıların tahminlerine göre aksi durum, gelişmiş ülkelerde karbon emisyonuna yıllık ortalama 58,6 ton katkıda bulunacak). Otomobilsiz bir hayat (yıllık 2.4 ton karbondioksit) ve bir transatlantik uçuş yapmamayı tercih etmek (yıllık 1.6 ton karbondioksit) ise ikinci ve üçüncü sırada.

Newman, makalesini titizlikle kontrol etmesine rağmen, ne o ne de diğer editörlerin,  kendi hikayesinin temel savının oluşturduğu hatayı yakalamadığını söylüyor. (E-postayla gönderilen yorumlarda Newman, bir çocuğa sahip olmamanın “sadece yazarken aklına gelmediği için hikayede olmadığını” yazdı, ancak bir kişinin çocuk sahibi olmayı “tek bir eylem” olarak düşünüp düşünmeyeceğini de sorguladı. “Yarattığınız o insanın hayatında, CO2 üreten milyonlarca aktivite gerçekleşiyor” diye yazdı: “Bana göre, sadece birkaç saat süren müstakil bir olay olan [uçakla] uçmayı, ömür boyunca yapılan karbon salımıyla karşılaştırmak adil görünmüyor.”)

Sadece uçmamak veya et yememek yeter mi?

Newman’ın makalesinin hemen ardından The Guardian, özellikle uçuş başına ne kadar karbondioksit yayıldığına odaklanan interaktif bir hikaye yayımladı. Bir ay sonra da Quartz, “Gezegendeki etkinizi önemsiyorsanız, uçmayı bırakmalısınız” başlıklı bir haber yaptı. Bu haber için Quartz, Wynes ve Nicholas çalışmasının bir grafiğini kopyalamıştı, ancak çalışma başka bir çocuğa sahip olmamanın etkisini dahil etmekte başarısız oldu. Muhabir Natasha Frost‘a, Quartz’ın, neden verinin bir kısmını atlamaya karar verdiğini sorduğumda, grafik yazılımının veriyi grafiğe düzgün bir şekilde sığdıramadığını söyledi.

Nüfus ve çocuk sahibi olmama konusundaki kişisel kararı hakkında yazan bağımsız gazeteci Erica Gies, “eğer herhangi bir makale, sadece daha az uçmaktan veya daha az et yemekten bahsediliyorsa, bu makale ‘tehlikeli ve yanıltıcı olmanın sınırındadır’ ” diyor. “Ya da yazar bilgisizdir, gerçeğe bakmak istemez veya bu konuda kendini kişisel saldırıya açmak istemez.”

Başka bir çocuğa sahip olmamak, yılda 20 kattan fazla karbon tasarrufu yapmayı sağlıyorsa neden daha fazla gazeteci, insan nüfusu ve bunun orantılı olarak iklime etkisi hakkında konuşmuyor?

Çevreciler mevcut iklim krizine aşırı nüfus ile ulaştığımıza inanıyorlar. İnsanların çevre üzerindeki etkilerini açıklamak için, I = PAT formülünü kullanıyorlar. Buna göre, insanın çevre üzerindeki etkisi (I), nüfus (P), servet (A) ve teknoloji (T) ‘nin ürünüdür. Aktivist ve belgesel film yapımcısı Terry Spahr, “En hareketli faktör olan değişen nüfus, en çok etkiye sahip olandır” diyor.

Nüfus kontrolü tartışması

1999 yılında, iklim krizi nedeniyle sadece bir çocuk sahibi olma kararı hakkında Maybe One kitabını yazan çevre aktivisti Bill McKibben, nüfus artışının birden bire olmadığı ve Amerika’daki doğum oranları hiç olmadığı kadar düşük oranda seyrettiği için nüfusun tartışılmadığına inanıyor. McKibben, “gerçekten dönüştürücü bir değişim için on yılımız varsa, başka şeyler de var – fosil yakıt endüstrisinin dev kurumlarını ele almak gibi – ve bu çok daha önemli” diyor.

Biyolog Paul Ehrlich, dünya nüfusunun kontrolden çıktığı konusunda uyarı olarak Nüfus Bombası‘nı yazdıktan sonra, nüfus meselesi 1970’lerde daha geniş bir şekilde tartışılmıştı. Aşırı nüfus artışı daha sonra Hindistan‘ın erkekleri zorla kısırlaştırmak için bir program uygulamasına ve Çin‘in tek çocuk politikasını uygulamasına yol açtı.

Aynı zamanda, ABD’de Sierra Kulübü, Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) ve Audubon Derneği gibi ana akım çevre örgütleri, nüfus artışını sınırlandıracak politikaları ve platformları benimsedi. (Örneğin Sierra Kulübü, ABD nüfusunun göçü sınırlandırarak dengelenmesi gerektiğine inanıyordu.) Fakat sonunda bu fikirlerden kurtuldular. Spahr, “Bu fikirler insanlar tarafından çarpıtıldı” diyor. Yani, “nüfus politikalarına inanıyorsanız, ırkçı ya da sömürgeci, emperyalist ya da ötenazi ve her türlü çılgın şeye inanan birisiniz.” Sonuç olarak, Spahr, nüfus kontrolü için “tartışmanın, gerçek, geçerli ve önemli bir parçası olarak hükmünü kaybetti” diye konuşuyor.

Bu ters tepki, nüfusun ve üreme seçiminin iklim etkisine nasıl bağlandığını tartışmaya hevesli yazarları korkutabilir. Kısa süre önce BuzzFeed‘de neden çocuk sahibi olmamayı seçtiği üzerine bir makale yayımlayan Ash Sanders, başlangıçta bu nedenlerden ötürü hikayeyi yayınlamak konusunda başlangıçta hissettiği endişeden söz ediyordu.

Gazeteci Erica Gies ise 2011 yılında Forbes için nüfus kontrolü hakkındaki ilk yazısını yazmıştı. Gies, uzun bir süre boyunca, başka hiç kimsenin bu konuda yazmaya istekli olmadığını hissettiğini anlatıyor.

“Çok utandım” diyor Gies: “İnsanlar bana şunları söyledi: Eğer bu kadar endişeliysen, kendini öldürmelisin. Ve çoğu kültürde bir çocuğa sahip olmak kendiliğinden bir şeydir, bu nedenle insanlar kendi seçimleriniz hakkında konuşurken onları ve onların seçimlerini eleştirdiğinizi düşünürler.” Ama aynı zamanda Gies, benzer hisseden, destekleyen ve tanınan insanlardan yürekten mesajlar aldığını ifade ediyor.

Gazetecilerin etik sorunları

Gazeteciler, iklim krizinin ciddiyeti konusunda bir fikir birliğine varmış olsalar da nüfus meselesini iklim değişikliği ile nasıl ilişkilendireceklerine ya da bağlantının yapılmasının gerekip gerekmediğine dair bir fikir birliğine ulaşamadılar. Frost, çocuk sahibi olmamaktan bahsetmenin, “herkesin yapması durumunda dünyanın daha iyi bir yer olacağı eylemlerin (et yememek gibi) ve yapan herkesin dünyayı daha da kötüleştireceği eylemlerin (eğer insan ırkının korunması için değerli bir şey olduğunu düşünüyorsanız, çocuk sahibi olmamak gibi) arasındaki fark hakkında karmaşık etik sorular ortaya çıkardığını” söylüyor.

Vox ile çalışan çevre gazetecisi David Roberts, 2017’de yazdığı bir makalede, aşırı nüfus hakkında konuşmayı reddettiğini, çünkü ahlaki ve politik olarak rahatsız edici olduğunu yazdı. Makalesinde, karar verici olarak kadınları güçlendirmek gibi şeyleri tartışmanın, nüfus üzerinde dolaylı bir etkisi olacağını belirtti. Yani, kadınları aile planlaması konusunda eğitir ve onlara gelir fırsatları verirseniz, daha az çocuk sahibi olmayı seçerler.

Bu arada Gies, nüfusun doğrudan tartışılması gerektiğini söylüyor: “Sorun şu: Bunun hakkında doğrudan konuşmuyoruz.”

Spahr, nüfus ve iklim değişikliği hakkındaki konuşmanın son beş yıl içinde daha yaygın hale geldiğini ifade ediyor. Prens Harry, kısa süre önce kendisi ve eşi Meghan’ın iklim değişikliği nedeniyle sadece iki çocuğu olacağını, (iki çocuk sahibi olmanın nüfusu zar zor sabit tutma oranına eşit olması ve iklime etkilerini azaltmada hiçbir katısı olmasa da), açıkladı. Şubat ayında Alexandria Ocasio-Cortez, iklim krizinde çocuk sahibi olmanın etik olup olmadığını sorusunu ortaya attı.

Sanders, krizin aciliyeti göz önüne alındığında “iklim değişikliğine karşı pek çok farklı kurumsal ve kültürel açıdan atağa geçmemiz gerekiyor. Nüfusun sihirli çözüm olduğunu düşünmüyorum, ama bence yeterince bahsetmediğimiz tek araç bu. Bence bu sohbeti ahlaki olarak özgürlüğe ve seçime götürecek yollar mevcut” diyor.

Makalenin İngilizce Orijinali

İklim aktivistlerinden 51 saatlik British Museum işgali

Londra’daki British Museum’un petrol şirketi BP sponsorluğundan çekilmesini talep eden eylemciler 51 saat boyunca müzeyi işgal etti. Cumartesi günü müze kapılarını kapatırken içeriye giren yaklaşık 60 aktivist, hafta sonunu müzede geçirdi ve içeride kendi heykellerini yaptıkları atölyeler gerçekleştirdi.

Müze, iklim krizine neden olanları kutlamayı bırakmalı

Anıt ismi verilen protesto BP or not BP? isimli performatif eylem grubu tarafından gerçekleştirildi. Grup tarafından yapılan açıklamada “British Museum’un iklim krizine neden olanları kutlamayı bıraktığı ve onun yerine şu anda iklim adaleti mücadelesinde bedenlerini sıraya koyan kişilerle iş birliği yaptığı bir dünya hayal ediyoruz” denildi.

Truva atıyla protesto

Müzeyi hedef alan sivil itaatsizlik kampanyası, Cuma gecesi eski Yunan savaşçıları olarak giyinen protestocuların 13 metrelik Truva atıyla müzenin fuayesine girmesiyle başladı. Protesto, BP tarafından destelenen Troy: Mit ve Gerçek adlı sergiye yanıt olarak yapılmıştı.

Grup, Cumartesi günü gerçekleşen eyleme yaklaşık 1500 kişinin katıldığını tahmin ediyor. Müzenin 11 odasını işgal eden eylemciler, bu süre zarfında içeride pek çok konuşma ve performans gerçekleştirdi.

“Geleceğimize önem veren sponsorları seç” yazılı origamiden yapılan kuğular müzenin her tarafında dağıtıldı. Protestocular günü, müzenin ana girişinin yanındaki BP’nin logosunun kağıt versiyonlarını parçalayarak bitirdiler.

Meteoroloji’den kar fırtınası klibi

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Twitter hesabından Artvin’in Hopa ilçesinde etkili olan kar fırtınasının görüntülerini paylaştı. Hızlandırılmış görüntülerde deniz üzerinden gelen fırtınanın karaya karaya çıkışı görülüyor.

Paylaşılan görüntüler sosyal medyada, büyük ilgi gördü. Video kısa süre içerisinde binlerce kullanıcı tarafından izlendi.

30 ilde eğitime kar arası

Öte yandan, Türkiye’nin büyük kısmında kar yağışı etkili oluyor. Ulaşımda aksamalara neden olan yağış yüzünden, Van, Artvin, Ağrı, Giresun, Ordu, Şırnak, Bartın, Gümüşhane, Nevşehir, Niğde, Bitlis, Batman, Zonguldak, Sivas, Kayseri, Kars, Düzce, Karabük, Rize ve Trabzon‘da yoğun kar yağışı nedeniyle bugün okullar tatil edildi.Trabzon ile Rize merkez ve merkeze bağlı köylerde de iki gün eğitim yapılamayacak. Ayrıca Bursa, Karabük, Sinop, Erzurum, Yozgat, Tokat, Kayseri, Batman, Hakkari, Giresun ve Zonguldak’ın bazı ilçelerinde de eğitime bir gün ara verildi.

2020 Yılın Kuş Fotoğrafçısı yarışmasında finalistler belli oldu

Bu yıl beşincisi düzenlenen 2020 Yılın Kuş Fotoğrafçısı (BPOTY) yarışmasının kısa listesi açıklandı. Yarışmaya dünya çapında 60’tan fazla ülkeden gönderilen 15.000 fotoğraf katıldı.

Fotoğraflar, Çevrede Kuşlar, Uçan Kuşlar, Kuş Davranışları, En İyi Portre, Bahçe ve Kent Kuşları gibi beş kategori üzerinden değerlendirilecek.  Kazananlar, ödüllerini Rutland Water’daki İngiliz Kuş Gözlem Fuarı’nda da yapılacak sunumla 22 Ağustos Cumartesi günü duyurulacak. Rotka’da yer alan habere göre kısa listede yer alan fotoğraflardan bazıları şu şekilde:

Golden Autumn Colours, Jari Peltomäki
Gentoo Penguin Rushes Ashore, Liz Cutting
Raider in the Storm, Renato Granieri
Great Egret, Guang Hua Chen
Sneezing Plover, Matthew Filosa
Plover Vs Worm, Matthew Filosa
Ivory Gull, Andy Rouse
Yellow Youngsters, Deliang Tong
Savannah Calling, Brad James
All the Fun of the Fair, Ben Andrew
Spotted Owlet, Tomasz Szpila
Tongue in cheek, Matthew Filosa
Night watch, Gideon Knight
Singing the Blue, Simon Roy
The Wave, Vittorio Ricci
Camouflage, Peter Bartholomew
Oasis, Ali Kabas

İdlib’de beş asker hayatını kaybetti

Suriye’nin kuzeybatısında bulunan İdlib‘de Suriye Ordusu’nun ateşiyle beş asker hayatını kaybetti, beş asker ise yaralandı. Milli Savunma Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada “İdlib’de rejm güçlerinin topçu ateşi sonucu beş asker şehit oldu, beş asker de yaralandı. İdlib’de tespit edilen hedefler yoğun şekilde ateş altında alındı, gerekli karşılık verildi” denildi.

Reuters Haber Ajansı ise Türk hükümeti kaynaklarına dayandırdığını söylediği haberinde Suriye Ordusu güçlerinin, ülkenin kuzeyindeki Taftanaz‘da bulunan gözlem noktasına saldırı düzenlediğini, Türk askerinin de karşılık verdiğini duyurdu.

Altun: Uluslararası toplumu hedef aldı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Yaşanan saldırıya misliyle mukabele edilmiş; düşman hedefleri derhal ortadan kaldırılarak, şehitlerimizin kanı yerde bırakılmamıştır. Bu hain saldırının talimatını veren savaş suçlusu, yalnızca Türkiye’yi değil, uluslararası toplumun tamamını hedef almıştır” açıklamasını yaptı.

İdlib‘de geçen hafta Suriye Ordusu‘nun saldırısı sonucu 5 asker 3 sivil personel olmak üzere 8 kişi hayatını kaybetmişti.

250 canlı Blitz

Londra metrosunda sıkışıp kalan Blitz adlı kedi, yedi  saat boyunca başının üzerinden geçen 250 trene rağmen, tünelden sağ çıktı. Trenlerden birinin çarpmasıyla omurgasında kırık meydana gelen ve kuyruğunun bir kısmını kaybeden Blitz, Londra’daki metro hizmetlerini sağlayan Transport for London (TfL) çalışanının raylara izinsiz giren “tuhaf birinin” olduğunu fark etmesiyle kurtarıldı.

TfL müşteri hizmetleri müdürü Dave Keenan, “Bir tünelde üzerinizden yaklaşık 250 trenin geçtiği raylarda, neredeyse yedi saat hayatta kalmak mucizeden başka bir şey değil” dedi.

Blitz’in, Tufnell Park metro istasyonundaki bilet turnikelerini geçtikten ve tespit edilmeden yürüyen merdivenlerden aşağı indikten sonra raylara indiği ve bir çalışanın kendisini fark edene kadar, orada beklediği belirtiliyor.

Kurtarma çalışması yapılırken tren seferleri beş dakika durduruldu. Personel ardından üzerindeki çip sayesinde Blitz’in sahibi Mark Piggott’a ulaştı. Piggott, hayvanına kavuştuktan sonraki Twitter paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Nasıl olur da kedim Tufnell Park istasyonundaki lanet raylara iner, bir tren çarpar, üzerinden diğer 300 tren geçer, 7 saat sonra kurtarılabilmesi için seferlerin askıya alınmasına neden olur ve yaşar?”

Oscar Ödül töreninde doğa tahribatı vurgusu

Oscar Ödülleri olarak da bilinen 92. Akademi Ödülleri Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles eyaletindeki Dolby Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen törende sahiplerini buldu.

İlk kez İngilizce olmayan bir filmin En İyi Film ödül verilmesi, sadece bir siyah oyuncunun En İyi Oyuncu adayı gösterilmesi, hiçbir kadının En İyi Yönetmen adayı gösterilmemesi ve doğa tahribatına yönelik konuşmalar ödül törenine damga vurdu.

Phoenix: İnsan kendisini evrenin merkezinde sanıyor

En İyi Erkek Oyuncu dalında Joker filmindeki performansıyla ödül kazanan Joaquin Phoenix, konuşmasında doğa tahribatına ve insanın kendisini evrenin merkezine koymasından kaynaklanan sorunlara değindi.

https://www.youtube.com/watch?v=1uxo2PtOWpA

‘Mücadele sebebimiz ortak’

Ödül almak için sahneye çıkan Phoenix “Toplum olarak karşılaştığımız üzücü birçok konu hakkında çok fazla düşünüyorum ve zaman zaman farklı nedenleri savunduğumuzu hissetmek için yapıldığımızı düşünüyorum. Ama ben, ortak nokta görüyorum. Toplumsal cinsiyet ve eşitlik ya da ırkçılık ya da queer hakları ya da yerli haklar ya da hayvan hakları hakkında konuşuyor olsak da adaletsizlikle mücadele konusunu ele aldığımızı düşünüyorum” dedi.

Phoenix konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Bir ulusun, bir insanın, bir ırkın, cinsiyetin ya da bir türün hakaret, kontrol, sömürü ya da başka birini cezasızlıkla kullanma hakkına sahip olduğu inancına karşı mücadeleden bahsediyoruz… evrenin merkezinde olduğumuza dayanan bir dünya görüşü. İnsanlar elimizden gelen en iyisini yaptığımız taktirde keşfedici, yaratıcı ve de dâhiler. Temel prensibimiz olarak sevgi ve merhameti kullandığımız zaman tüm canlılara ve doğaya faydalı olan değişim sistemleri geliştirebilir ve uygulayabiliriz.”

İklim grevinde gözaltına alınmıştı

Aynı zamanda vegan aktivisti olan Joaquin Phoenix, geçtiğimiz hafta Yokoluş İsyanı ve Amazon Watch ortaklığında iklim krizine dikkat çeken Yaşam Muhafızları (Guardians of Life) isimli kısa bir filme imza atmıştı. Phoenix, bir süre önce Washington’da aktris Jane Fonda tarafından düzenlenen ve iklim değişikliği ile hayvan tarımı arasındaki bağlantıdan bahsettiği bir protestoda gözaltına alınmıştı.

En iyi film ödülü ilk kez İngilizce olmayan bir filme gitti

En İyi Film ödülü Bong Joon-ho‘nun Parasite filminin oldu. Böylece Oscar Ödülleri tarihinde ilk defa İngilizce dışındaki bir dilde çekilen bir film, en iyi film ödülünü kazandı. Altı dalda aday olan Güney Kore yapımı Parasite, aynı zamanda En İyi Uluslararası Film ve En İyi Yönetmen Ödülleri’ni de aldı.

Tek siyah en iyi oyuncu adaylığı

Oscar gecesine damgasını vuran diğer bir tartışma da 20 en iyi oyuncu adayından yalnızca sadece bir oyuncunun siyah olmasıydı. Tek siyah aday, “Harriet” filmi için En İyi Kadın Oyuncu adayı olarak gösterilen Cynthia Erivo oldu.

Cynthia Erivo

Kadın yönetmen adayı çıkmadı

En İyi Yönetmen için ise hiçbir kadın aday gösterilmemesi adaylık sürecinde çok fazla tartışılmıştı. Bu durumu eleştiren oyuncu Natalie Portman ödül gecesinde, Oscar ödülü alan sayılı kadın yönetmenlerin soyadlarının işlendiği bir kıyafet tercihi yaptı.

Kostüme işlenen yönetmenler arasında Scafaria, Lulu Wang, Greta Gerwig, Mati Diop, Marielle Heller, Melina Matsoukas, Alma Har’el ve Celine Sciamma yer aldı.

92. Akademi Ödülleri’nin kazananları

  • En İyi Erkek Oyuncu: Joaquin Phoenix, “Joker”
  • En İyi Kadın Oyuncu: Renee Zellweger, “Judy”
  • En İyi Yönetmen: Bong Joon-ho, “Parasite”
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Brad Pitt, “Once Upon a Time in Hollywood”
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Laura Dern, “Marriage Story”
  • En iyi uluslararası film: Parasite
  • En iyi görüntü yönetmeni: 1917
  • En iyi animasyon: Toy Story 4
  • En iyi kısa animasyon: Hair Love
  • En iyi orijinal senaryo: Bong Joon Ho ve Jin Won Han (Parazit)
  • En iyi uyarlama senaryo: Taika Waititi (Jojo Rabbit)
  • En iyi kısa film (Canlı aksiyon): The Neighbors’ Window
  • En iyi prodüksiyon tasarımı: Once Upon a Time In Hollywood (Bir Zamanlar Hollywood’da)
  • En iyi kostüm tasarımı: Küçük Kadınlar (Little Women)
  • En iyi belgesel: American Factory
  • En iyi kısa belgesel: Learning to Skateboard in a War Zone If You’re a Girl
  • En iyi ses kurgusu: Michael McCusker ve Andrew Buckland, “Ford vs Ferrari”
  • En iyi ses miksajı: 1917
  • En iyi kurgu: Ford vs Ferrari
  • En iyi görsel efekt: 1917
  • En İyi Sinematografi: Roger Deakins, “1917”
  • En iyi saç ve makyaj tasarımı: Kazu Hiro, Anne Morgan & Vivian Baker, “Bombshell”
  • En İyi Film Müziği: Joker
  • En İyi Özgün Şarkı: Elton John & Bernie Taupin, “I’m Gonna Love Me Again – Rocketman”