Ana Sayfa Blog Sayfa 2182

Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından öldürüldü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadına yönelik şiddete dair mart ayı raporunu açıkladı. Rapora göre mart ayında 29 kadın, erkekler tarafından öldürüldü, dokuz kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu.
Cinayetlerin 21’i mart ayının üçte biri, evden çıkmama çağrılarının yapıldığı 11 Mart’tan ay sonuna kadar olan geçen 20 gün içinde işlendi.
Kadınların ikisi ekonomik bahaneyle, dördü sosyal medya hesabı açmak, boşanmak istemek ya da barışma isteğini reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. 23 kadının öldürülme gerekçesi bilinmiyor. Kadınların dokuzu evli oldukları erkek, beşi birlikte oldukları erkek, dördü tanıdık/akraba, ikisi eskiden evli olduğu erkek, ikis oğlu, biri babası, biri eskiden birlikte olduğu erkek, biri de kardeşi  tarafından öldürüldü, dördünün kim tarafından öldürüldüğü tespit edilemedi.
Cinayetlerin işlendiği yerler ise raporda şu şekilde yer aldı: “Kadınların 18’i evinde, dördü iş yerinde, ikisi arabada, biri arazide, ikisi sokak ortasında öldürülmüştür. İki kadının nerede öldürüldüğü tespit edilememiştir.”
Cinayetlerin illere göre dağılımı ise şu şekilde:

Üçünün koruma kararı var

Raporda, öldürülen kadınlardan yalnızca üçünün hakkında koruma kararı olduğunun bilindiği belirtildi.
Kadına karşı şiddetle mücadele başta olmak üzere insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütleri 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘un etkin biçimde uygulanması için mücadele etmeyi sürdürüyor. 6248, şiddet uygulayanlara karşı uzaklaştırma, yakın koruma gibi birçok tedbiri içeriyor.
Öte yandan Hakim ve Savcılar Kurulu‘nun (HSK) geçen pazartesi yayınladığı “COVID-19 Kapsamında İlave Tedbirler” başlıklı genelgede yer alan “6284 Sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin korona virüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerektiği” biçimindeki ifadeler, Kanun’un beraberinde getirdiği önlemlerin kısıtlanabileceği yolunda endişelere yol açtı.

Zorunlu Milli Dayanışma

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, Boru Hatları İle Petrol Taşıma A.Ş (BOTAŞ) işçilerinin maaşlarından 200’er ve 400’er TL kesilerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz gün açıkladığı Milli Dayanışma Kampanyası’na aktarıldığını açıkladı. .

Cumhuriyet Gazetesi‘nin aktardığına göre, BOTAŞ tarafından işçilere gönderilen SMS’i paylaşan Sertel, kampanyanın gönüllü olmaktan çıktığını ve zorunlu hale getirildiğini ifade etti.

İşçilere gelen SMS’te “Milli Dayanışma Kampanyası 2020 Nisan ayı maaşlarınızdan kapsam dışı personelimizden 400 TL, kapsam içi personelimizden 200 TL olmak üzere kesinti yapılacaktır.” ifadeleri yer alıyor.

CHP’li Sertel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada,”Milli Dayanışma Kampanyası gönüllü olmaktan çıktı, zorunlu hale getirildi. BOTAŞ işçilerinin maaşından kapsam dışı personelden 400 TL, kapsam içi personelden 200 TL kesiyorlar. Devlet işçiye vereceğine, işçinin maaşının bir kısmına el koyuyor” dedi.

Yargıtay’dan da zorunlu bağış

Geçtiğimiz ay seçilen yeni Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca da BOTAŞ’daki uygulamanın benzerini devreye soktu. Meslektaşları için duyuru yayınlayan Mehmet Akarca, bağış için hakim ve savcılara 1.000 TL, personele ise 100 TL alt sınır koydu. Akarca, 20 Nisan’a belirlediği ücretlerin yatırılmasını istedi.

Öğretmenlere baskı: Dekontları gönderin

Eğitim-Sen bağış yapmayan öğretmenlerin fişlendiğini belirterek “Kampanya dayatmasını yargıya taşıyacağımızı ilan ediyoruz” diye açıklama yaptı. Sözcü Gazetesi, Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alagöz’ün tüm okullara gönderilen yazısına ulaştı. Kendisi de bir maaş bağışlayan Alagöz, gönderdiği yazıda şu ifadeleri kullanıyor:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, yevmiye ile geçimini sürdüren bazı kesimler başta olmak üzere, Coronavirüs(Covit 19) hastalığına karşı alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza ilave destek sağlamak amacıyla, “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” diyerek, Milli Dayanışma Kampanyası başlatmıştır. Kampanyayla ilgili Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Covid 19 bağış hesap numaraları aşağıda sunulmuş olup, kampanyaya destek olmak amacıyla okul ve kurumlarımızda toplanan yardım paralarının ilgili hesap numaralarına yatırıldığına dair banka dekontlarının müdürlüğümüze gönderilmesi hususunda gereğini önemle rica ederim.”

‘Mobbingi reddediyoruz’

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Bu denli zor bir süreçte gönüllülük temelli olması gereken bir kampanya üzerinden öğretmenlere, eğitim ve bilim emekçilerine mesajlar yoluyla yapılan baskıyı, mobbingi reddediyoruz. Kamu erkinin görevi baskı yoluyla para toplamak değildir. Meslektaşlarına yönelik yaptığı bu uygulamayı reddediyoruz’’ diye konuştu.

 

Bilge Yerli: 3 Nisan dijital iklim grevinin umut getireceğine inanıyorum

Haber: Elif Ünal

3 Nisan tarihine geri sayım başladı. Bu tarihte küresel çağrı ile birlikte milyonlarca insan iklim krizine dikkat çekmek ve karbon emisyonu olmayan bir gelecek talep etmek için küresel iklim grevine katılacak.

Beşincisi düzenlenecek küresel çağrının diğerlerinden bir farkı var. Bu sefer kitleler sokaklarda veya meydanlarda değil sanal ortamda bir araya gelecek.Türkiye’deki grevin düzenleyicileri Sıfır Gelecek ve Fridays for Future aktivistleri de koronavirüsün getirdiği kısıtlamalar altında yoğun bir tempoyla hazırlıklarını sürdürüyor.

Sınırlar aşılıyor

Türkiye’nin ilk dijital iklim grevi olmasının yanında bu grevin diğer bir önemi de sanal ortamın sağladığı imkanlar sayesinde sınırların aşılmış olması. Türkiye’nin pek çok ilinden aktivistler aynı ortamda bir araya gelecek.

Ben de hem koronavirüs kısıtlamaları altında hazırlıkların nasıl yapıldığını öğrenmek hem de bizi Cuma günü nelerin beklediğini öğrenmek için sözü Fridays for Future Ankara ekibinden ve bu grevin düzenleyicilerinden Bilge Yerli’ye bırakmak istiyorum.

Koronavirüs salgını şu anda tüm dünyada gündemde. Bu krizin, dünya gündeminde iklim krizine karşı yaklaşımı değiştirdiğini düşünüyor musun?

Koronavirüs pandemisinin küresel bir kriz durumunda ne kadar aciz ve savunmasız olduğumuzu görmemize sebep olduğunu düşünüyorum. Hayatında savaş, kriz, açlık görmemiş birçok nesle hayatın ve sağlığın için korkmanın ne demek olduğunu ve bu durumda ne kadar bencil olabildiğimizi gösterdi. Aslında, bize bir nevi iklim krizi neticesinde bizi nelerin beklediğinin ön gösterimi oldu.

‘Hükümetlerin ne kadar köklü değişiklik yapabileceğini gördük’

Greta’nın da dediği gibi, bizim ‘normal’ diye adlandırdığımız, değerli, küçük yaşantılarımız ise zaten bir krizdi. Fakat Covid-19 ile bir krizi kriz olarak ele aldığımızda hükümetlerin ne kadar hızlı ve köklü değişiklikler yapabileceğini gördük.

İklim krizi aynı derecede ciddiyetle ele alınsaydı aslında çözüm yolunun önü açık. Tüm dünya hakkında konuşamam belki ama ben iklim krizi hakkında felaket tellallığı yapmanın zamanının gelip de geçtiğinin farkına vardım.

‘Bilimi dinleyin derken sokağa çıkamazdık’

Malum okullar kapandı, imkânı olanlar da evlerinde kendilerini karantinaya aldı. Bu koşulların Fridays for Future hareketi için nasıl bir etkisi oldu?

3 Nisan için Türkiye’nin her yerinden greve çıkacak ekipler vardı. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Konya, Muğla… Doğal olarak planlarımız sokakta, birlikte olmayı içeriyordu. Fakat, Coronavirüs ile okullar kapandıktan sonra malum planlarımız tepetaklak oldu. Bilimi dinleyin derken bir yandan dışarıya çıkmamız mümkün değildi.

Hızlıca tekrardan organize olduk ve 3 Nisan planlarımızı dijitale taşıdık. Karantina haberleri geldiğinden itibaren haftada neredeyse her gün internet üzerinden toplantı yapar olduk. Bir yandan 3 Nisan Dijital İklim Grevi’ni organize ederken bunun gibi zor ve yorucu zamanlarda birbirine destek çıkan bir ekibin faydasını görmüş olduk. Endişelerimizi, korkularımızı paylaştık.

İklim grevine hazırlıkta yapılan video konferans görüşmelerinden bir tanesi

‘Fiziksel olarak uzak ama birlikte’

Peki, sen bu karantina günlerini nasıl yaşıyorsun? Neler yapıyor nasıl vakit geçiriyorsun? 

Kendi adıma, korkuya kapılmamak, dipsiz bir anksiyete kuyusuna düşmemek için bulabildiğim her etkinliğe, toplantıya, çalışmaya katılmaya özen gösteriyorum. Bir şey üretmeye, yazmaya, çizmeye çalışıyorum. Bu noktada FFF ve 3 Nisan organizasyonları da biraz işime geldi diyebilirim.

Fakat, ne kadar çabalasam da Avrupa, Amerika’dan arkadaşlarımın ve onların ailelerinin de virüse yakalandığının haberleri geldikçe ümitsizliğe kapılmamak mümkün olmuyor. Amerika’da en sert etkilenen bölgelerden birinde yakın ailemin yaşaması tabii etkili olmuyor.

Kendimce kabullenmeye çalışıyorum. Kolay olmayacak, kısa da olmayacak ve bir süre hayatımız ‘normal’ çizgisine geri dönemeyecek fakat hep birlikte atlatacağız. İşte tam bu noktada fiziksel olarak uzak ama birlikte olmamız çok önemli.

Bizi 3 Nisan’da neler bekliyor?

3 Nisan’da tahminimizce bir ilk yaşayacağız. İlk ayağında saat 16.00’da bir internet görüşmesi üzerinden FFF ve Sıfır Gelecek’in basın açıklaması yapılacak; Mert Fırat ve Gülinler gibi ünlü isimlerin de katılımı ve konuşması ile.

Moderatörlüğünü üstlendiğim ikinci ayağında yine internet üzerinden tüm Türkiye’den aktivistlerin ve gençlerin katıldığı hayli kalabalık bir ‘dijital iklim grevi’ yapacağız. Burada, Bursa, Eskişehir, İzmir, Ankara, İstanbul’dan aktivistler konuşmalar yapacak.

 

‘Umut getiren bir etkinlik olacağına inanıyorum’

Saat 21.00’da olan sosyal medya kampanyasından sonra, normal grevlerimizi nasıl bitiriyorsak öyle sonlandıracağız günü. Çeşitli sanatçılar saat 22.00’da Instagram hesapları üzerinden iklim için çalacaklar. Gülinler, Teneke Trampet, Zeytin, Yarkın Duo, Metin Türkcan, Kardeş Türküler’den Feryal Öney

Anlaşıldığı gibi epey yoğun bir programımız var. Hepimiz için bu düzen yeni olsa da olabildiğince çok katılımcı ile, ses getiren ve belki de insanlara Covid-19 haberlerine mola verdirten, umut getiren bir etkinlik olacağına inanıyorum.

Son olarak paylaşmak istediğin bir mesajın var mı?

İklim krizi, coronavirüs fark etmeksizin hepimiz bu işin içinde birlikteyiz. Belki uzağız ama insanlığımıza her zamankinden daha da yakın olmamızı gerektiren zamanlar bizi bekliyor.

Türkiye’nin sera gazı emisyonları 18 yılda yüzde 137,5 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan hesaplamaya göre Türkiye’nin 2018 yılı sera gazı emisyonları, bir yıl önceye göre %0,5 oranında gerileyerek 520,9 MT CO2 eşdeğeri olarak gerçekleşti.

Bununla birlikte bu rakam 1990 yılı değerinin %137,5 oranında üstünde oldu. 1990 yılında 4 ton CO2 eşdeğeri olan kişi başı sera gazı emisyon rakamının 2018 yılında 6,4 ton CO2 eşdeğeri seviyesine yükseldiği bildirildi.

En büyük pay enerji sektöründe

Türkiye’nin sera gazı emisyonları içinde karbondioksit (CO2) %80,5, metan (CH4) %11,1, diazotmonoksit (N2O) %7,5 ve florlu gazlar %1 (F-gazlar) oranında pay sahibi oldu.

Toplam sera gazı emisyonlarında en büyük pay %71,6 pay ile enerji kaynaklı olarak gerçekleşirken, enerji sektörünün CO2 emisyonlarındaki payı %85,8, N2O emisyonlarındaki payı %9,5, CH4 emisyonlarındaki payı ise %16,6 olarak gerçekleşti.

Endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı toplam emisyonlarda %12,5, CO2 emisyonlarında %13,9, N2O emisyonlarında %4,7 oranında pay sahibi oldu.

Tarımsal faaliyetlerin toplam emisyonlardaki payı %12,5, CO2 emisyonlarında %0,3, CH4 emisyonlarında %63,1’i, N2O emisyonlarında ise %70,1 olarak hesaplandı. Atık sektörü de CH4 emisyonlarının %20,3, N2O emisyonlarının ise %15,7 oranındaki bölümünden sorumlu.

TÜİK bülteninde Türkiye’nin küresel emisyonları içindeki payı hakkında da bilgiye yer verildi. Açıklamada Dünya Kaynakları Enstitüsü (World Resources Institute) tarafından 2016 yılı için yapılan hesaplamalara göre 46.141 Mt CO2 eşdeğeri olarak gerçekleşen küresel sera gazı emisyonlarının %62,6’sından 10 ülkenin sorumlu olduğu, Türkiye’nin %1,0 oranındaki pay ile dünya ülkeleri arasında 17’inci sırada olduğu bilgisi verildi.

Paris İklim Anlaşması

Türkiye, 2030’a kadar sera gazı emisyonunu 56 milyar tona düşererek küresel sıcaklık artışını yüzyılın sonuna kadar 2 derecenin altında tutmayı hedefleyen Paris İklim Anlaşması’nı imzalamış, ancak Parlamento’dan geçirip onaylamamıştı. Gerekçe olarak, halen yer aldığı gelişmiş ülkeler listesinden çıkarılarak, gelişmekte olan ülkeler sınıfına alınması gerektiğini gösteren Türkiye, bu ülkelere verilen destek fonlarından da yararlanmak istiyor. Türkiye, anlaşma yürürlüğe girmediği için de sera gazı salımlarında herhangi bir sınırlama gerçekleştirmeden artırmayı sürdürüyor.

BM Genel Sekreteri: 2. Dünya Savaşı’ndan beri en büyük küresel krizi yaşıyoruz  

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres dün BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmada, koronavirüsün (Covid-19) dünyanın dört bir yanında yaşanan çatışmaları körükleyebileceği yönünde endişelerini dile getirdi. Guterres “Virüs, tüm insanlara yönelik bir tehdit ve muhtemelen ekonomide, yakın geçmişte eşi benzeri olmayan bir gerilemeye yol açacak” dedi.

Konuşmasının devamında koronavirüs salgınının tüm dünyada sağlık ve ekonomi alanında yol açacağı sorunların; istikrarsızlığı, huzursuzluğu ve çatışmaları körükleyebileceğini belirten BM Sekreteri, bunun II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük krizi beraberinde getirebileceğini söyledi: “Daha güçlü ve daha etkili bir yanıtın tek yolu herkesin bir araya gelip dayanışması ve politik hesapları bir kenara bırakıp meselenin bir insanlık sorunu olduğunu anlamasıyla mümkün olabilir.”

‘Zorlanan ülkelere küresel yardım yapılmalı’

Guterres, hastalığın önüne geçmek ve sonuçlarıyla baş etmekte zorlanan gelişmekte olan ülkeleri küresel yardımın yapılaması gerektiğini, ancak bunun yeterince hızlı olmadığını kaydederek, “Yavaş yavaş doğruya yöneliyoruz ancak hızlanmamız lazım, virüsten kurtulmak için bundan daha fazlasını yapmalıyız” diye konuştu.

Geçen hafta G20 zirvesinde alınan gelişmiş ülkelerin Afrika’ya yardım yapacağı yönündeki kararı şiddetle desteklediğini belirten Guterres, bu ülkelerin elini çabuk tutması gerektiğini, aksi taktirde Afrika kıtasının virüsle mücadelede çok büyük zorluklar yaşayacağını söyledi.

Guterres geçen martta da koronavirüs salgınının Afrika’daki yoksul ülkelerde yayıldıktan sonra yeniden Avrupa‘yı vurabileceğini, bu durumda milyonların ölebileceğini söylemişti.

Bugün itibarıyla dünya çapında koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayısı 42 binin üzerine çıktı, doğrulanan vaka sayısı ise 860 bine yaklaştı.

 

‘Koronavirüsten plastik değil, hijyen korur’ 

Koronavirüs salgınıyla birlikte plastik sektörü, hijyenik olduğu gerekçesiyle plastik tüketimini teşvik ediyor. Sektör, alternatifi olan plastik poşet, tabak, bardak, çatal, bıçak gibi gereksiz tek kullanımlık plastiklerin kullanımının artırılmasını talep ediyor. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar* virüsün plastik yüzeyde iki ila dokuz gün arasında kaldığını ortaya koyuyor.

Greenpeace Akdeniz, koronavirüs salgınında plastik tüketiminin teşvik edilmesinin hem sağlığımıza hem de gezegenimize daha büyük zarar vereceği konusunda uyardı. Plastik Proje Sorumlusu Nihan Temiz Ataş, bizi koronavirüsten plastiğin değil, hijyen kurallarına uymanın koruyacağını belirterek şöyle konuştu:

“Koronavirüs salgını devam ederken, plastik sektörünün ortaya attığı ve bilimsel dayanağı olmayan toksik bilgiler de yayılmaya devam ediyor. Biliyoruz ki hijyen bu dönemde hayati önem arz ediyor; ancak kamuoyunda tek kullanımlık plastik ürünlerin (plastik poşetler, çatal, bıçak, kaşık, tabak, yiyecek ve içecek kapları vs.) bizi koronavirüsten koruduğuna dair bir algı yaratıldı. Bilimsel doğru şu ki; virüs farklı yüzeylerde farklı sürelerde varlığını koruyabiliyor. Bir malzemenin tek kullanımlık plastikten yapılması, kullanım sırasında viral enfeksiyonların bulaşma olasılığını azaltmaz; aksine plastik, vürüsün en uzun tutunma süresine sahip olduğu materyallerden biri. Bu süreçte kişisel hijyenimizin yanı sıra, yarınlarımızı da düşünerek çevreyi korumalı ve kontamine plastik atık dağları oluşturmamalıyız. Bu noktada hem karar alıcı olarak devlet yetkililerine hem de endüstriye büyük görev düşüyor. Güzel günler gelecek; bu günlerde başka bir çevresel felakete bugünden zemin hazırlamayalım.”

(*)Persistence of coronaviruses on inanimate surfaces and their inactivation with biocidal agents

Aerosol and Surface Stability of SARS-CoV-2 as Compared with SARS-CoV-1

İBB Kanal İstanbul’a ikinci davayı açtı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Kanal İstanbul Projesi için yapılan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin yürütmesinin durdurulması talebiyle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

Duruşma icrası ile projenin iptal edilmesini İsteyen İBB ayrıca, 27 Ocak’ta yaptığı itirazın reddine ilişkin işlemin yürütmesinin de durdurulmasını istedi. Bakanlık, ÇED süreci devam ederken Kanal İstanbul projesinin etrafına kurulacak “Yenişehir” için 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda 30 Aralık 2019 tarihinde değişikliğe gitmişti.

Verilen dava dilekçesinde hukuki gerekçe şu ifadeler kullanıldı:

“İdari Yargı Uygulama Yasası (İYUY) davaya konu idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğumuna yol açması koşullarının her ikisinin de mevcut olduğu hallerde yürütmenin durdurulmasına karar verileceği kuralı getirilmiştir. Davaya konu plan değişikliği işlemi açıkça hukuka aykırıdır.  İşlem uygulandığı takdirde İstanbul ve ülkemiz için telafisi güç ve imkansız ekolojik, meteorolojik, jeostratejik zararların doğumuna yol açacaktır.“

Yürütmenin durdurulması ve iptaline ilişkin gerekçeler de şöyle:

  • 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102’nci maddesi hükümlerine aykırıdır, yasal dayanaktan yoksundur.
  • 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü Hakkında Kanun’un 6’ncı Maddesi Kapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır.
  • 5393 Sayılı Belediye Kanunu’na ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırıdır.
  • Dava konusu plan değişikliğinin Bakanlık tarafından onayına ilişkin işlem, 6306 Sayılı Kanun’da öngörülen “yeni yerleşim alanı” niteliğindeki “rezerv yapı alanı” oluşturmaya yönelik olmadığından, Kanun’un öngördüğü amaçları yerine getirmeyi hedeflememektedir.
  • 12.2014 İstanbul Bölge Planı’na aykırıdır.
  • Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırıdır.
  • Yürürlükteki 15.06.2009 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hedefleri ve uygulanabilirliği irdelenmeksizin dava konusu plan değişikliğinde yasal dayanaktan yoksun kararlar verilmiştir.
  • Dava konusu plan değişikliğinin hazırlık sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlardan plana esas görüşleri alınmamıştır.
  • İçme suyu havzaları yönünden 2560 sayılı kanun kükümlerine aykırıdır.
  • Dava konusu plan değişikliği Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır.
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve ilgili yasal mevzuata aykırılıklar içermektedir.
  • Kamu yararı, planlama esasları ve şehircilik ilkelerine aykırıdır.

İBB daha önce de Kanal İstanbul’un ÇED olumlu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na 13 Şubat’ta dava açmıştı.

Türkmenistan’dan koronavirüse karşı radikal önlem: Yasak!

Doğalgaz zengini Orta Asya ülkesi Türkmenistan, koronavirüsü ile mücadelede yasaklama yolunu tercih etti. Şu ana dek hiç vakanın açıklanmadığı ülkede, ‘koronavirüs’ sözcüğü yasaklandı.

Ülke içinde yasaklı olan bağımsız Turkmenistan Chronicle sitesinin haberine göre, yasak sonrasında medyanın artık ‘koronavirüs’ sözcüğünü kullanmasına izin verilmiyor. Sözcük, okul, hastane ve iş yerlerinde dağıtılan sağlık broşürlerinden de çıkarıldı.

Salgının ciddi şekilde yayıldığı İran‘a komşu olan ülkede, maske takan ve sokaklarda salgın ile ilgili konuşan kişilerin de gözaltına alınma tehlikesi altında olduğu belirtildi. Kendisine ‘baba koruyucu’ da denilen Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, 13 Mart’ta tüm toplanma alanlarının ‘harmala’ adı verilen geleneksel bir bitkiyle tütsülenerek dezenfekte edilmesi talimatı vermişti.

Bütün ülkeyi tehlikeye atıyor

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, bu kararın ardından yaptığı açıklamada, Türkmenistan devletinin salgına dair tüm bilgiyi bastırarak vatandaşlarını tehlikeye attığı eleştirisinde bulundu. RSF’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya masasının başkanı Jeanne Cavelier, “Bu bilgi inkârı sadece en büyük risk altındaki Türkmen vatandaşlarını tehlikeye atmakla kalmıyor, aynı zamanda Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov’un dayattığı otoriterliği pekiştiriyor” dedi.

Dünyanın en kapalı ülkelerinden biri olan Türkmenistan’da halk sadece devlet kontrolündeki medya organlarına ulaşabiliyor. Ülkedeki az sayıda internet kullanıcısı ise sadece yüksek oranda sansürlenmiş şekilde internete erişebiliyor ve öncesinde kimlik bilgilerini sunmak zorunda kalıyor.

DSÖ toplu dezenfeksiyonun zehirleyebileceği uyarısı yaptı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), korona virüsüne karşı Türkiye dahil birçok ülkede kullanılan ‘toplu dezenfeksiyon’ yönteminin zehirli olabileceği konusunda uyarıda bulundu. Örgütün Küresel Salgın Alarmı ve Yanıt Ağı yetkililerinden Dale Fisher, hem insanların hem de sokak ve caddelerin beyaz koruyucu giysiler içindeki yetkililerce dezenfekte edildiği görüntüler için “Saçma” dedi.

Fisher şunları söyledi: “Bunlar, birçok ülkede görülen saçma görüntüler. Bu yöntemin virüsle mücadeleye katkı sağladığına inanmıyorum ve insanlar üzerinde zehirli etkiler yaratabileceğini düşünüyorum. Virüs çevrede uzun süre kalmıyor ve insanlar genellikle yere dokunmuyor”

 

Türkiye’de korona krizi: Can kaybı 214’e, vaka sayısı 13 bin 531’e yükseldi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yapılan açıklamaya göre, 31 Mart 2020 tarihinde yeni tip koronavirüs vaka sayısı 2 bin 704, can kaybı ise 46 oldu. Toplam vaka sayısı 13 bin 531’e, toplam vefat sayısı ise 214’e çıktı.

Bakan Koca, paylaştığı verilerde yapılan test sayısının düne oranla yüzde 25,2 arttığını, test merkezi sayısının ise 75’e çıktığını söyledi. Bugün içerisinde Türkiye’de 15 bin 422 kişiye test yapıldı.

Bakan paylaştığı mesajda “Pozitif vakaların tespitinde daha hızlı ve avantajlıyız. Sosyal izolasyondan taviz vermeyelim. Temas=Risk. Lütfen unutmayalım” ifadelerini kullandı.

Gün gün vaka ve ölüm sayıları

Türkiye’de ilk koronavirüs vakası 10 Mart’ta tespit edildi. O günden bu yana toplam vaka ve hayatını kaybeden kişi sayıları şöyle:

10 Mart: 1 vaka
13 Mart: 5 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 47 vaka
17 Mart: 98 vaka, 1 ölü
18 Mart: 191 vaka, 2 ölü
19 Mart: 359 vaka, 4 ölü
20 Mart: 670 vaka, 9 ölü
21 Mart: 947 vaka, 21 ölü
22 Mart: 1236 vaka, 30 ölü
23 Mart: 1529 vaka, 37 ölü
24 Mart: 1872 vaka, 44 ölü
25 Mart: 2 bin 433 vaka, 59 ölü
26 Mart: 3 bin 629 vaka; 75 ölü
27 Mart: 5 bin 698 vaka; 92 ölü
28 Mart: 7 bin 402 vaka; 108 ölü
29 Mart: 9 bin 217 vaka; 131 ölü
30 Mart: 10 bin 827 vaka; 168 ölü

31 Mart: 13 bin 531’e vaka; 214 ölü