Ana Sayfa Blog Sayfa 2166

Trump’ın sınır duvarı için Amerikan yerlilerinin kutsal mezarlıkları yerle bir ediliyor

Yeşil Gazete için çeviren: Verda Zincirkıran

İnşaat işçileri, Donald Trump’ın Meksika ile sınır duvarının inşasının bir parçası olarak aralarında Arizona’nın Organ Pipe Cactus Ulusal Anıtı’nın da bulunduğu arazileri yerle bir etmeye başladı. Arizonalı bir kongre üyesi ve avukatlara göre, bundan etkilenen alanlar arasında Amerikan yerlilerinin kutsal saydığı yerler de bulunmakta.

Organ Pipe Cactus National Monument, uluslararası tanınan bir biyosfer rezervi, yani burada bulunan bitki ve hayvanlar o kadar nadir ki BM bölgeye özel statü verdi. Bu bölge, anıt arazisiyle ilişkisi olduğuna dair iddiaları bulunan en az bir düzine halktan biri olan Tohono O’odham ulusunun ata topraklarını ve yaklaşık 82.000 dönüm vahşi yaşam alanını içeriyor.

Seçim bölgesi, söz konusu rezervi de içeren Amerikan Temsilciler Meclisi üyesi Raúl M. Grijalva (D-Ariz.)’in aktardığına göre, şubat ayında Tohono O’odham halkının mezarlıklarının bulunduğu Monument Tepe’sinin bazı kısımlarını havaya uçarmaya başladılar.

ABD Gümrük ve Sınır Güvenliği sözcülerinden biri Washington Post‘a şöyle konuştu: “Müteahhit, yeni sınır duvarı sisteminin inşası için Monument Tepesindeki Roosevelt Rezervasyonunda kontrollü patlatmalara başladı. Bu patlatmaların ay boyunca devam edeceği söylendi.”

Doğal Kaynaklar Komitesi başkanı Grijalva, inşaat halindeki bölgeyi ziyaret edip sosyal medyada bir video paylaşarak söz konusu alan hakkında bilgi verdi. Grijalva’nın ifade ettiğine göre patlamaların meydana geldiği Monument Tepesi, Tohono O’odham halkının hasım kabile üyelerini gömdüğü bir saha.

“Geçen gün Monument Tepesinde patlattıkları alanlar çoğunlukla, O’odham halkıyla savaşan Apaçi savaşçıların istirahatgahı. Ve O’odham halkı saygılı bir şekilde onları, huzur içinde uyumaları için Monument Tepesine gömdüler” dedi Grijalva, paylaştığı bir videoda.

CBP’nin ifadesine göre, inşaat sırasında bir çevre denetleyicisi ve saha-temizleme faaliyetleriyle birlikte orada yer aldı; ancak konu hakkında bunun dışında bir detay paylaşılmadı.

Ziyaretinden önce Grijalva, İçişleri Bakanlığı operasyon yöneticisi Chad Wolf‘a, inşaat projesine dair duyduğu “ciddi endişelerini” bir mektupla dile getirdi.

“Tohono O’odham üyeleri ocak ayında yazdığı mektuplarında, İçişleri Bakanlığının sınır duvarı planları ve inşaatında yerli halkların arazileri ve kutsal alanlarına saygı göstermediği hakkında bana bilgi vermişlerdi” diye yazdı mektubunda Grijalva: “DHS’yi, planlanmış sınır duvarı inşası hakkında Tohono O’odham halkı ile birlikte devletlerarası bir dayanışma içerisinde bulunmaya şiddetle davet ediyoruz.”

Grijalva çağrısına rağmen CBS Haber’e böyle bir fikir alış verişinin gerçekleşmediğini söyledi: “Yönetim, kabilenin tarihini, hatta daha vurucu bir şekilde ifade etmek gerekirse, atalarını ayakları altında eziyor.”

Biyoçeşitlilik Merkezi’nde sınır hususlarından sorumlu Laiken Jordahl da dağın bir kısmının ekipler tarafından kesilip biçildiğini ifade etti: “Önceki haliyle karşılaştırıldığında burada çok fazla şey değişti, kocaman bir alan tam orta yerinden koptu gitti.”

Monument Hill inşaatı. (Laiken Jordahl / Biyolojik Çeşitlilik Merkezi)

Tohono O’odham Halkı’nın başkanı Ned Norris Jr., CBP Tucson’da sektör şeflerinden birine yazdığı mektupta: “Halk, sınıra yapılacak inşaat projelerine kategorik olarak karşı geliyor, çünkü söz konusu projeler, Arizona’daki uluslararası sınır boyunca uzanan ata topraklarına ve halkımız için rezerv tayin edilmiş alanlara zarar veriyor” ifadesini kullandı. 

ABD’li yöneticiler ve çevre avukatları, kutsal yerler için duyulan endişenin yanı sıra inşaatın sonuçlarından bir diğerinin de doğal alanların ve vahşi hayat sahasının yok edilme potansiyeli olduğunun altını çizdiler.Ulusal Park Servis Raporu’na göre, Trump’ın duvarı Organ Pipe Cactus Ulusal Anıt bölgesinde 22 arkeolojik arazinin yok olmasına sebep olabilir.

Jordahl şöyle konuştu: “Quitobaquito Springs gibi kutsal alanların yanı sıra bütün anıt bölgesi ata topraklarına aittir. Kabile, burayı bitki yetiştirmek için kullanır, hala da törenler için kullanmaktadırlar. Sanki ateşlik odunlarmış gibi 200 yıllık Antik Saguaro kaktüslerini sürüp üzerlerinden geçiyorlar. Bu utanç verici… Bu bitkiler aynı zamanda O’odham için de kutsaldır. Halk, onları atalarının bir enkarnasyonu olduğuna inanır, bu yüzden onların yerle bir olduğunu görmek gerçekten içler acısı…. ”

Arizona eyaleti yetkililerine göre, ekipler ulusal anıt bölgesindeki çalışmalar sırasında Saguaroslar ile birlikte bazı bitkileri alıp başka yerlere götürdüler. Ancak Jordahl, Saguarosların yok edildiğine dair birtakım fotoğrafları Washington Post’la paylaştı.

Arizona’da Organ Pipe Cactus Ulusal Anıtı’nda yok edilen Saguaroslar. (Laiken Jordahl/Biyolojik Çeşitlilik Merkezi)

Trump yönetiminin sınır duvarını inşa etmek adına 2005 yasasına dayanarak kendi otoritesini çevre kuralları da dahil olmak üzere başka yasaları çiğnemek üzere kullandığını söyleyen Jordahl bu kararın vahşi yaşamı ve kutsal yerleri yok etmeye neden olduğunu dile getirdi.

Grajalva da mektubunda 2005 yasasını hatırlatmıştı:  

“Bu yönetim, feragat yetkisini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde ve sorumsuzca kullanmaktadır. 2005’ten beri 21 kere feragat kararı yürürlüğe girdi; bunlardan 16’sı son iki buçuk senede meydana geldi.”

Sınır inşaatı hakkında dava açmayı planladığını kaydeden Grijalva, şunları söyledi: “O’odham halkından arkadaşlarımızla birlikte bölgenin kimliğini korumak, muhafaza edip el değmemiş kalmasını sağlamak adına çalışmak için acil olarak harekete geçmeliyiz.”

Makalenin İngilizce Orijinali

 

31 ilde iki gün sokağa çıkma yasağı ilan edildi, halk geceyarısı sokaklara döküldü

İçişleri Bakanlığı, koronavirüs salgınıyla mücadele tedbirleri kapsamında büyükşehir statüsündeki 30 il ile Zonguldak’ta bu geceden 12 Nisan Pazar saat 24.00’e kadar kadar sokağa çıkma yasağı ilan etti. Valiliklere gönderilen genelgede şu ifadeler kullanıldı:

“10.04.2020 tarihi saat 24:00 ile 12.04.2020 tarihi saat 24:00 arasında Büyükşehir statüsündeki 30 ilimiz (Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon, Van) ile Zonguldak il sınırları içinde bulunan tüm vatandaşlarımızın sokağa çıkmaları yasaklanmıştır.”

Genelgeye göre, hafta sonu açık kalacak iş yeri, işletme ve kurumlar şöyle:

  • a) Ekmek üretiminin yapıldığı fırın ve/veya unlu mamül ruhsatlı işyerleri,
  • b) Tüm sağlık ürünleri ve tıbbi malzemelerin (tıbbi maske dahil) üretiminin yapıldığı işyerleri,
  • c) Kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler,
  • d) Zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları (huzurevi, yaşlı bakım evi, rehabilitasyon merkezleri, acil çağrı merkezleri vb.)
  • e) Her bir 50.000 nüfusa bir adet olmak üzere göre valilikler/kaymakamlıklar tarafından belirlenecek akaryakıt istasyonu ve veteriner klinikleri,
  • f) Doğalgaz, elektrik, petrol sektöründe stratejik olarak faaliyet yürüten büyük tesis ve işletmeler (Tüpraş, termik ve doğalgaz çevrim santralleri gibi)
  • g) PTT, Kargolar vb dağıtım şirketleri,
  • h) Hayvan barınak, çiftlik ve bakım merkezleri,

İstisna kapsamında olacak kişiler de şu şekilde:

  • Bu genelgenin (2) numaralı başlığında yer alan “Açık Olacak İşyeri, İşletme ve Kurumlarda” yönetici, görevli veya çalışanları,
  • TBMM çalışanları,
  • Kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasında görevli olanlar,
  • Acil çağrı merkezler çalışanları,
  • Birinci derece yakınlarının cenaze defin işlemlerini gerçekleştirecek ve katılacak olanlar,
  • Elektrik, su, doğalgaz, telekomünikasyon vb. kesintiye uğramaması gereken tedarik sistemlerinin sürdürülmesi ve arızalarının giderilmesinde görevli olanlar,
  • Ürün ve/veya malzemelerin naklinde lojistiğinde yurt içi ve dışı taşımacılık kapsamında görevli olanlar,
  • Gazete, radyo ve televizyon kuruluşlarında görevli olanlar,
  • Yaşlı bakımevi, huzurevi, rehabilitasyon merkezleri, çocuk evleri vb. sosyal koruma/bakım merkezleri çalışanları,
  • PTT, kargo ve su dağıtım şirketi çalışanları,
  • Demirçelik ve cam sektörü vb. sektörlerde faaliyet yürüten işyerlerinin, fırın, soğuk hava depoları gibi çalışması zorunlu bulunan
  • Bozulma riski bulunan tarım ve hayvancılık ürünlerinin hasatında çalışacaklar,
  • Fırınlarda üretilen ekmeğin dağıtımında görevli olan araçlar ve çalışanlar,
  • Kızılay koordinesinde kan ve plazma bağışı için randevusu olanlar,

Genelgede kararlara uymayanlar hakkında idari para cezası başta olmak üzere, konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanunu’nun 195 inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemlerin başlatılacağı kaydedildi.

Kararı duyanlar sokaklara döküldü

Sokağa çıkma yasağının, başlamasından iki saat önce açıklanması halkı sokaklara döktü. Açıklamanın ardından kapalı dükkanlar yeniden açıldı, ihtiyaçlarını almak isteyenler dükkanların önünde kuyruğa girdi.

Habersiz gelen yasak nedeniyle panik yaşayanların sokaklara çıkması yüzünden market, fırın gibi alışveriş noktalarında ve bankaların para çekme makinelerinin önünde kalabalıklar oluşurken, kararın önceden duyurulmaması tepki topladı.

İmamoğlu: Yasaktan haberimiz yoktu

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, sokağa çıkma yasağı ilan edileceğinden haberdar edilmediğini belirterek, “Karar ansızın alınmamalı”dedi. İBB başkanı, yasak boyunca sokağa çıkma serbestisi olanlar için tüm belediye hizmetlerinin süreceğini de kaydederek  ‘sakin olup evde kalma’ çağrısı yaptı.

İmamoğlu, Twitter hesabından İBB’nin tüm İstanbul’un gıda ihtiyacına yetecek kapasitede olduğunu da kaydetti.

Türkiye’de koronavirüs: Can kaybı bini geçti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bilkent Yerleşkesi’nde Bilim Kurulu üyelerinin video konferansla katıldığı Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından basın toplantısı yaptı. Son 24 saatte 98 kişinin daha korona virüsü nedeniyle hayatını kaybettiğini ve can kaybının 1006’ya yükseldiğini kaydeden Koca “Bugün itibarıyla toplam test sayısı 307 bin 210’a ulaştı. Son 24 saatte 4 bin 747 yeni vaka tespit edildi. Toplam vaka sayısı ise 47 bin 029’a yükseldi” dedi. Bakan, bugüne dek 2 bin 423 hastanın iyileşip taburcu edildiğini belirtti.

‘Sağlık ordumuza güvenin’

Bakan Koca şöyle konuştu: “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şu an itibarıyla toplam sağlık personeli sayısı 1 milyon 61 bin 635’dir. Bunun 165 bin 363’ü doktordur, 204 bin 969’u hemşiredir. Bir bu kadar da diğer sağlık personelimiz ve destek personelimiz var. Bu, sizler için gece gündüz görev başında olan bir sağlık ordusudur, bu orduya güvenin.”

Sağlık çalışanlarına saldırılarda cezaların caydırıcı olması gerektiğini belirten Bakan, Meclis’in bu konuda girişimde bulunduğuna dikkat çekti, “Yasa tasarısı bizler için büyük önem taşımaktadır. Dileğimiz yasanın Meclis’in her üyesinin evet oyuyla yasalaşmasıdır” dedi.

Bakan Koca’nın açıklamaları özetle şöyle:

  • Türkiye’nin bütün illeri, ilçeleri, köyleri koronavirüs gerçeğiyle yüzleşmek zorunda.
  • Sokakların çekiciliğine biraz daha direnmek zorundayız.
  • Büyük bahara daha çok var, evde kalın.
  • Maskeler eczaneler üzerinden ücretsiz verilecektir.
  • Türkiye’nin verilerini çok şeffaf paylaştığını söyleyen Avrupa Direktörü oldu.
  • Sağlık çalışanlarıyla ilgili özel bir çalışmamız yok.
  • Türkiye’de ölüm oranı yüzde 2.15, diğer ülkeler arasında 12’inci.

Telefonuna kod gelenler maske alabilir

  • İstanbul’da yoğun bakım hasta yatak doluluk oranı yüzde 59.
  • Belirti göstermeden herkese test yapılması önerilmiyor.
  • Vaka artış hızı yavaşlıyor ama bu bizi rahatlatmamalı.
  • Hastalığı yenip yeniden virüse yakalanan hastamız yok.
  • İzolasyonu ne kadar sağlarsak o kadar başarılı oluruz.
  • Test sayısı arttığından önemli olan vaka sayısı değil yoğun bakım ve entübe sayısıdır.
  • Telefonlarına mesajla kod gelenler ücretsiz maskeleri herhangi bir eczaneden alabilirler.
  • İsrail Türkiye’den koruyucu sağlık ekipmanı talep etti. Bununla ilgili görüşmeler sürüyor.

İstanbul Tabip Odası: İşçi sınıfının sağlığı göz göre göre tehlikeye atılıyor

İstanbul Tabip Odası (İTO), koronavirüs salgınına karşı mücadelekapsamında iş yerlerinde çalışan hekimlerin ve çalışmak zorunda kalan işçilerin yaşadığı sıkıntılara yer verdiği “Korona Günlerinde İstanbul’da Sağlık-4 İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği” isimli raporunu yayınladı.

Raporda, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu‘nun üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen defalarca ötelendiği vurgulandı ve hala işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı olmayan çok sayıda işyerinin bulunduğu belirtildi.

İşyeri hekimliği alanının piyasaya açıldığı belirtilen raporda işyeri hekimliğinin Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) aracılığıyla taşeronlaştırıldığı ve işyeri hekimlerinin büyük çoğunluğunun OSGB‘lerde çalışmaya zorlandığı söylendi.

‘Üretmeye mecburuz anlayışı işçilerin sağlığına zarar verdi’

İstanbul‘da bulunan binlerce işyerinde üretim ve çalışma hayatı devam ettiği hatırlatılan raporda her gün yüz binlerce işçi işyerlerine gitmeye devam ettiği belirtildi. İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği (İSYH) alanından derlenen bilgi ve gözlemler raporda şu şekilde anlatıldı:

İstanbul’da salgının dördüncü haftası biterken toplumsal hareketliliğin kısıtlanmaması, ‘üretmeye mecburuz’ anlayışıyla işyerlerinde çalışmanın durdurulmaması özellikle büyük işyerlerinde çok sayıda işçinin hastalanmasına, salgının yayılmasına sebep olmaktadır. Her gün fabrikalardan hastalanan, temaslı olan, işi bırakmak isteyen, buna rağmen zorla çalıştırılan işçilerin haberlerini almaktayız.

Herkese ‘Evde kal’ çağrısı yapılır, çeşitli gruplara sıkı kurallar ve yasaklar getirilirken emekçiler montaj hatlarında, üretim bantlarında dip dibe çalışmaya zorlanmakta, ekonomiyi yönetenlerse ne patronlara yaptıkları gibi mali destek sağlamakta ne de emekçilerin hastalık riskini azaltacak önlemleri almaktadır. İşçiler işyerlerine servis, minibüs, metrobüs, metro, otobüs ya da diğer toplu ulaşım araçlarıyla gidip gelmekte, yakın temas engellenmesi zorlaşmakta ve fiziksel mesafe korunamamaktadır. Servisler ve toplu taşıma araçları bulaş yolu olarak büyük risk teşkil etmektedir.

İleri yaşta ve kronik hasta meslektaşlarımız tehlikede

Raporda iş yeri hekimlerinin koronavirüs salgını sırasında karşılaştıkları sorunlara da yer verildi ve şu değerlendirmelerde bulunuldu:

Pandemi gibi acil ve hızlı karar alınması gereken durumda işyeri hekimlerinin hem işveren hem OSGB patronlarıyla muhatap olması, kimden neyi, ne kadar talep edeceği konusunda karmaşa oluşturmaktadır.

İşyeri hekimlerinin OSGB üzerinden hizmet verdikleri, çoğunlukla uygun revir, muayene ortamı bulunmayan; maske, önlük, eldiven gibi kişisel koruyucu ekipman, dezenfektan bulmanın bile zor olduğu çok sayıda küçük işyerinde genel durum tam gün işyeri hekimi çalışan büyük ve kurumsal şirketlerden daha da kötüdür.

Gerek üretime ara veren işyerleri gerekse OSGB‘ler işyeri hekimlerini ücretsiz izne çıkararak mağduriyetlerine neden olmaktadır, çalışmaya devam eden işyerlerinde pandemiyle ilgili gerekli tedbirlerin alınmaması özellikle ileri yaşta ve kronik hastalıkları olan çok sayıda meslektaşımız için büyük risk oluşturmaktadır.

‘İşçilerin izolasyonunda sıkıntı yaşanıyor’

Birinci basamak sağlık hizmet sunumu parçalandığından aile sağlığı merkezleri, İlçe Sağlık Müdürlükleri ve işyeri hekimleri arasında koordinasyon ve işbirliği yapılamamakta, işyerlerinde Covid-19′lu işçilerin ve birlikte çalıştıkları temaslıların izolasyonu konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır.

‘Çalışanlara ücretli izin verilmeli’

Raporda, alınması gereken önlemler ise şöyle sıralandı:

Öncelikle temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde salgın süresince çalışma acilen durdurulmalı, işten çıkarmalar yasaklanmalı, çalışanlara ücretli izin verilmeli ve işsizler için ise koşulsuz işsizlik maaşı ödenmelidir.

Faaliyetine devam eden işyerlerinde çalışma saatleri ve vardiya sıklıkları azaltılmalı, fiziksel mesafeyi sağlamak için uygun çalışma modelleri geliştirilmeli, yürütülen faaliyetler ve çalışma organizasyonu rehberler doğrultusunda çalışanların maruziyetini engelleyecek şekilde düzenlenmelidir.

İşyerinde bağışıklık sistemi hastalığı, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, akciğer hastalığı gibi riskli çalışanlar, hamileler, yasal süt izni kullananlar, engelliler, 60 yaş ve üzerinde olanlar salgın süresince idari izinli sayılmalıdır.

‘İş seyehatleri durdurulmalı’

Raporun devamında her türlü iş seyahatinin durdurulması, toplantıların kısıtlanması, eğitimlerin ertelenmesi veya digital ortamlarda verilmesi, yurtdışından gelenlerin 14 gün boyunca işyerine gelmemesi, gerekiyorsa evden çalışması çağrısı yapıldı:

Pandemi süresince İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları aktif çalışmalı, işyerlerinde risk değerlendirmesi ve acil durum planları yapılmalı ve düzenli olarak yenilenmeli, tüm çalışanlara Covid-19 pandemisi bilgilendirmesi ve eğitimi yapılmalıdır.

Servis araçlarının sayıları arttırılarak kişilerin aralıklı oturması, maske takması sağlanmalı ve sık temas edilen yüzeyler başta olmak üzere hijyenle ilgili önlemler alınmalıdır.

İşyerlerinde dezenfeksiyon işlemleri titizlikle yapılmalı, bütün işçilere uygun kişisel koruyucular sağlanmalıdır.

İşyeri yemekhanelerinde azami hijyen ve uygun termal konfor şartları ve yemek saatlerinde yapılacak düzenlemelerle aralıklı oturma sağlanmalıdır.

’14 gün rapor verme yerkisi iş hekimlerine de verilmeli’

İşyerlerinde Covid-19 pozitif çıkan çalışanların ve birlikte çalıştığı kişilerin eve gönderilmesi, evde izolasyonu gibi konularda çıkan sorunları aşmak için pandemi nedeniyle aile hekimlerine tanınan 14 gün rapor verme yetkisinin işyeri hekimlerine de tanınması, bunun yanında İlçe Sağlık Müdürlükleri tarafından birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarının işyeri hekimleriyle koordineli çalışması sağlanması gerektiği belirtildi.

İşyeri hekimlerinin çalışma mekanlarında da salgından korunma tedbirleri mutlaka alınmalı, dezenfeksiyon uygulaması ve kişisel koruyucular sağlanmalı, diğer tüm sağlık çalışanlarına olduğu gibi işyeri hekimlerine de olası şüpheli durumlarda test yapılmalıdır.

Bizatihi işyeri hekimleri de dahil olmak üzere işyerlerinde saptanan Covid-19 vakalarının iş kazası ve/veya meslek hastalığı olduğu göz önüne alınarak gerekli bildirimler aksatılmaksızın yapılmalıdır.

Pandemi sürecinin sınıfsal boyutu ortada

Raporun sonuç kısmında ise, kentteki işyerlerinin halen açık tutulması eleştirilerek, “Türkiye işçi sınıfının sağlığını göz göre göre tehlikeye atmakta; ‘Hepimiz aynı gemideyiz’ söyleminin tersine pandemi sürecinin sınıfsal boyutunu açık olarak ortaya koymaktadır. Oysa, neoliberal dogmaların aksine temel, zorunlu ve acil mal ve hizmet üretilenler dışındaki bütün işler durdurulabilir, işten çıkarmalar yasaklanabilir ve herkesin geçimi güvence altına alınabilir. Bunun önündeki tek engel kapitalistlerin kâr hırsıdır” denildi.

İskenderun Kadın Platformu’ndan geri adım: Berfin Özek’in yanındayız

Eski erkek arkadaşı Casim Ozan Çeltik tarafından asitli saldırıya uğrayan Berfin Özek‘in şikayetini geri çekmesinin ardından, bundan sonra Özek‘le çalışma yürütmeyeceklerini açıklayan İskenderun Kadın Platformu, yeni bir açıklama yaparak “Hukuki süreç devam ediyor. Bundan sonraki süreçte de aile ile sanığın cezalandırılması ve Berfin’in bu süreci sorunsuz atlatması için gerekenin yapılması konusunda yan yana durmaya devam edeceğiz” dedi.

Platform, sosyal medyada tepki çeken ilk açıklamasında, asitli saldırıya uğradıktan sonra  yüzüne asit dökülen, sağ gözünü kaybeden ve yüzünün bir bölümü yanan Özek‘in, hükümlü hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi üzerine bu kararı aldıklarını söylemişti.

‘Öldüren sevgi istemiyoruz şiarımıza ters…’

Açıklamada, Platform’un kurulduğu günden bu yana birçok kadın ve çocuk davalarının takipçisi olduğu belirtilmiş, Özek davasında da ilk günden bu yana her türlü desteğin sağlandığı söylenmişti:

Gelinen süreçte Berfin‘in kendi iradesiyle şikayetinden vazgeçtiğini bildirmesi üzerine, bizler, affetmesinin hukuki ve sağlık yönünden sonuçlarını kendisine bildirmemize rağmen, kendisi bu iradesinde ısrar ettiği için, bizler de “öldüren sevgi istemiyoruz” şiarımıza ters düştüğünden, ilkelerimizden asla taviz vermeyerek, bu saatten sonra Berfin Özek‘le ilgili hiçbir çalışmada yer almayacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz.

İskenderun ilçesinde yaşayan Berfin Özek, geçen yıl 15 Ocak’ta Buluttepe Mahallesi‘ndeki evine giderken asitli saldırıya uğramış, olayla ilgili olarak Ozan Çeltik tutuklanmıştı. 7 Ocak’ta görülen duruşmada sanık, 12 yıl 18 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Asidin etkisiyle yüzünün büyük kısmı yanan, sağ gözünü kaybeden, diğer gözünde ise kısmen görme kaybı olan Özek‘in ameliyat masrafları, Sağlık Bakanlığı’nın girişimleri sonucu Muğla‘nın Bodrum ilçesindeki özel bir hastane tarafından üstlenilmişti.

İYİ Parti’li Türkkan: Berfin korktuğu için şikayetini geri çekti

Öte yandan Meclis Genel Kurulu’nda infaz kanunu teklifi üzerine konuşan İYİ Partili Lütfü Türkkan, avukatıyla görüştüğünü söylediği Özek’in, eski erkek arkadaşının dışarı çıkmasından korktuğunu ve bu yüzden şikayetini geri çektiğini söyledi:

Berfin’i böyle bir dilekçeye yazmaya iten nedenin ne olduğunu merak ettiniz mi? Ben Berfin’in avukatlarıyla konuştum, ‘Berfin bu yasayla beraber kendi yüzüne asit atan eski erkek arkadaşının dışarı çıkacağını ve kendisine bir daha kötülük yapacağını düşünerek böyle bir dilekçe yazmaya mecbur kaldı’ dediler.”

Burhan Kuzu’ya ‘nüfuz ticareti’ davası: 5 yıla kadar hapsi isteniyor

Yargı üzerinde baskı kurarak İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti‘yi tahliye ettirdiği iddia edilen eski AKP milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Üyesi  Prof. Dr. Burhan Kuzu hakkında “nüfuz ticareti” suçundan beş yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Kuzu iddianamedeki ifadesinde, hakimlere talimat ve telkinde bulunmadığını belirterek şu an ki görevinin herhangi bir şekilde yargı mercilerine baskı kurabilecek bir makam ve görev olmadığını söyledi.

Sözcü’den Damla Güler‘in aktardığına göre, Zindaşti’nin kızı ve şoförünün öldürülmesi olayının azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan ve yargılama sonunda beraat eden Orhan Ünğan, Burhan Kuzu hakkında, “Nüfuzunu kullanarak yargıya baskı yaptığı” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Ünğan’ın şikayeti sonrasında eski vekil hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma tamamlandı.

Hazırlanan iddianamede Kuzu’nun ifadesine de yer verildi. İfadesinde, Zindaşti ile 2011 yılında ünlü bir et restoranında tanıdık vasıtasıyla tanıştığını söyleyen Kuzu, Anayasa Hukuku profesörü olması vesilesiyle her daim yargı bağımsızlığını savunduğunu, herhangi bir şekilde yargıya baskı yapmadığını söyleyerek suç örgütü lideri olduğunu sonradan basından öğrendiği Naci Şerifi Zindaşti’nin kendisini iş adamı olarak tanıttığını anlattı.

‘Görüş sunmak için hâkimi aradım’

Daha önceden öğrencisi olan Zindaşti’nin avukatının, müvekkilinin 6-7 aydır tutuklu olduğunu ve hakkında hiçbir delil bulunmadığını söyleyerek kendisinden hukuki mütaala istediğini söyleyen Kuzu şunları söyledi:

“Birçok dosyada taraflar özellikle akademisyenlerden suç vasfına ilişkin görüş alarak bunu dosyaya sunarlar. Ben de bu çerçevede İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimi Cevdet Özcan’ı telefonla aradım. Zindaşti hakkında delil olmadığını ve tutukluluk süresinin dolduğunun iddia edildiğini ilettim.

Ancak tutukluluğun devamı ya da tahliye edilmesi yönünde görüş bildirmedim. Zindaşti’nin tahliye edilmesinin ardından itiraz mercii olan İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimini de telefonla aradım. mahkeme hakiminin itirazı kabul ettiğini ve şahıs hakkında tutuklama kararı verdiğini söylemesi üzerine telefonu kapattım.”

İddianamede Burhan Kuzu’nun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyasında tutuklu şüpheli olan Naci Şerifi Zindaşti’nin tahliye edilmesi için ısrarlı bir şekilde Sulh Ceza Hakimi olan Cevdet Özcan‘ı aradığı, Zindaşti’nin tutuksuz yargılanması için tavsiye ve telkinde bulunduğu, tahliye verilmesi üzerine itiraz merci hakimini de aradığı ve Zindaşti’nin tutuksuz yargılanmasını söylediğinin anlaşıldığı belirtildi.

2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istendi

İddianamede, şüpheli Burhan Kuzu’nun uzun yıllar anayasa hukuku öğretim üyesi olarak görev yapması, üstlendiği konumlar gereği, hukuk ve yargı camiasında tanınırlığı ile nüfuzunun bulunduğu belirtilerek, “Anayasa’nın 138/2 maddesinin ‘Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz’ amir hükmünün bulunduğu” hatırlatıldı.

Kuzu’nun Zindaşti’nin menfaatine yönelik hareket ettiği ve tahliye edilmesi için nüfuzunu kullandığı belirtilen iddianamede “nüfuz ticareti” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istendi.

Çocuklara koronavirüsü anlatan hikaye kitabı: Benim Kahramanım Sensin

Çocukların koronavirüs salgınını anlamalarına ve hastalıkla mücadele etmelerine yardımcı olmak amacıyla yeni bir hikâye kitabı hazırlandı. Benim Kahramanım Sensin: COVID-19 ile Savaşan Çocuklar ismiyle Türkçe olarak da yayınlanan kitabın 36 dile çevrilmesi planlanıyor.

Kitabı hazırlama sürecine Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) ve Save the Children kuruluşları da dâhil olmak üzere, insani yardım sektöründe faaliyet gösteren 50’yi aşkın kuruluş katıldı.

Hikaye kitabında hayali bir karakter olan Ario; çocuklara kendilerini, ailelerini ve arkadaşlarını koronavirüsten nasıl koruyabileceklerini açıklıyor ve her şeyin hızla değiştiği bu ortamda olumsuz duygularıyla nasıl başa çıkacaklarını anlatıyor.

Yazar ve illüstratör Helen Patuck

Özellikle 6-11 yaş aralığındaki çocuklara hitap eden hikâye kitabı, Kuruluşlar Arası Daimî Komite (IASC) Acil Durumlarda Ruh Sağlığı ve Psikososyal Destek Referans Grubu tarafından geliştirilmiş bir projenin ürünü.

Projenin ilk aşamalarında, dünyanın dört bir yanından 1700’i aşkın çocuk, ebeveyn, bakım veren kişi ve öğretmen Covid-19 ile nasıl başa çıktıklarını paylaştı. Bu paylaşımlardan faydalanan yazar ve illüstratör Helen Patuck, proje ekibi ile birlikte, hikâyenin ve hikâyedeki mesajların farklı çevrelerden ve kıtalardan gelen çocuklar için anlamlı olmasını sağladı.

36 dile çevriliyor

Mümkün olduğu kadar çok sayıda çocuğa ulaşmak amacıyla, kitap, çeşitli dillere de çevriliyor. Şu an için kitabın altı dilde çevirisi yayımlanırken, otuz dile daha çevirilme süreci devam ediyor. Bu çalışma, hem çevrimiçi kitap hem de sesli kitap olarak kamuoyuyla paylaşılıyor.

WHO: Olumlu düşünmelerine katkı olmasını umuyoruz

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus kitaba dair “Kitabın koronavirüs salgını sırasında çocukların güvende kalmak ve olumlu düşünmeye devam etmek için neler yapabileceklerini anlamalarına yardımcı olacağını umuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

UNICEF: Küçük adımlara yardımcı oluyor

Tüm dünyada çocukların yaşamlarının bütünüyle altüst olduğunu ve hareket alanlarının kısıtlandığını söyleyen UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore ise şu ifadeleri kullandı:

Bu harika kitap; çocukların bu yeni durumu anlamalarına, ortama ayak uydurmalarına ve kendi hikâyelerinin kahramanı olmak için atabilecekleri küçük adımları anlamlarına yardımcı oluyor.

Grandi: Kapsayıcı dair güçlü bir mesaj

Kitabın dünyanın dört bir yanındaki çocuklar için önemli bir kaynak olacağını söyleyen Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Filippo Grandi ise şu ifadeleri kullandı:

Bu kitap, dünyanın dört bir yanındaki çocuklar için önemli bir kaynak olarak temelde kapsayıcılığa dair güçlü bir mesaj veriyor: Bu salgın, ancak herkes önleme ve müdahale çabalarına katıldığı takdirde aşılabilir.

Mülteciler, yerinden edilen çocuklar ve vatansız çocuklar da dâhil olmak üzere tüm çocuklar bu salgınla mücadele edilmesine yardım edebilir. Hepimiz bu hastalıktan korunmadığımız sürece, hiçbirimiz bu hastalıktan korunmuyoruz.

UNESCO: Dayanışma örneği

UNESCO’dan Audrey Azoulay ise salgın ile mücadelede gerçek ve güvenilir bilgilerin paylaşılmasının önemini vurgulayarak bu tarz çalışmalar yapan kişileri tebrik ettiğini söyledi. Azoulay “UNESCO, bu girişimi desteklediği için gurur duyuyor ve bu çalışmayı, sanat camiasının herkesin refahına ve dayanıklılığına sağladığı katkının bir örneği olarak görüyoruz” dedi.

Araştırma: Almanya’nın Heisenberg kentinde nüfusun yüzde 15’i bağışıklık kazandı

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Heinsberg şehrinde yaşayanların koronavirüs salgınından nasıl etkilendiğiyle ilgili yürütülen bir araştırmaya göre, tahmin edilenden çok daha fazla insanın virüse karşı bağışıklık kazandığını gösterdi.

Bonn Üniversitesi Viroloji Enstitüsü’nün direktörü Prof. Dr. Hendrik Streeck ve ekibinin araştırmasından elde edilen sonuçlar umut verdi.

Karantina kademeli olarak kaldırılabilir

Araştırmada belirti göstermediği için enfekte olmadığı düşünülen insanlarıda virüse karşı antikor olduğu tespit edildi. Gangelt kasabasında elde edilen bulgulara göre nüfusun yüzde 15’i virüse karşı bağışıklık kazanmış durumda. Bu, önceki tahminlerin üç katı bir sayıya denk geliyor. Aynı şekilde Almanya’daki ölüm oranı da yüzde 0.37 ile öngörülen oranın beşte birinde kaldı.

Streeck elde edilen bulguların, karantinanın kademeli olarak kaldırılmasının mümkün olduğu anlamına geldiğini söyledi.

Hollanda sınırına yakın Alman kasabasında yapılan bu çalışma Avrupa’da virüsün bütün toplum üstündeki etkisini incelemek bakımından bir ilk. Geniş ölçekli antikor testi programının parçası olarak yapılan çalışma ile ülke çapında bağışıklık haritası çıkarmak amaçlanıyor. Bu, henüz ilk çalışma. Çalışmanın başka araştırmalarla da desteklenmesi gerekiyor.

Sürü bağışıklığı demek değil

Bin kişiyle yapılan çalışmaya göre kasaba nüfusunun yüzde 15’nin bağışıklık kazanması “sürü bağışıklığı” için gereken yüzde 60 oranından uzak olmadığından umut vadediyor.

Araştırmanın diğer bir yöneticisi Prof. Gunther Hartmann yüzde 60-70 oranında sürü bağışıklığıyla virüsün toplumda tamamen yok olacağını ve böylece yaşlı nüfusun artık risk altında olmayacağını söyledi.

Heinsberg kenti Almanya‘nın Wuhan’ı olarak anılıyordu.

New York’ta korona krizi: Can kaybı yedi bini geçti, toplu mezarlar kazılıyor

Yeni tip koronavirüs salgınının hızlı bir şekilde yayıldığı ve yedi bin kişinin hayatını kaybettiği Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York eyaletinde cenazelerin geçici olarak gömülmesi için toplu mezarlar kazılmaya başlandı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre New York şehrinin Bronx bölgesinde eski kimsesizler mezarlığının bulunduğu Hart Island üzerinde insansız hava aracıyla alınan görüntülerde, beyaz koruyucu giysiler içindeki işçilerin, cenazeleri merdivenle indirerek bir çukura yan yana yerleştirdikleri gözlemlendi.

Hart Island 150 yılı aşkın zamandır New York kentinin kimsesizler ve yoksullar mezarlığı işlevini görüyor. Toprağa verilenlerin çoğunun koronavirüs nedeniyle yaşamını kaybettiği düşünülüyor ama bu cenazelerin tümünün kimsesiz ya da yoksul kişilere ait olup olmadığı konusunda bir bilgi yok.

Fotoğraf: Reuters

Cezaevindeki mahkumlar kazıyordu

Bu mezarlıkta haftada bir yapılan gömü işlemleri resmi açıklamalara göre haftada beş güne çıkarıldı. Normal zamanlarda mezarları Rikers İsland‘daki kentin en büyük cezaevindeki mahkumlar kazıyordu. Fakat salgınla birlikte bunun yeterli görülmediği ve bu işin taşeron şirketler tarafından devralındığı bildirildi.

New York Belediye Başkanı Bill de Blasio hafta başında bazı cenazeleri kriz atlatılana kadar geçici olarak defnetmek gerekebileceğini bunun da Hart Island’da yapılabileceğini söylemişti.

Vaka sayısı ABD dışındaki ülkeleri geçti

Eyalette 24 saat içinde 10 bin yeni vaka eklenerek toplam vaka sayısı 159 bin 937‘ye yükseldi. Böylece, vaka sayısı ABD dışındaki tüm ülkeleri geçmiş oldu.  Toplamda 16 bin 697 virüse bağlı can kaybı yaşanan ABD’de en yüksek ölüm oranı da gene yedi bin 67 ile New York eyaletinde gözlendi.

 

Ali Ekber Yıldırım: Hazine arazilerine gelene kadar milyonlarca hektar boş arazimiz var

Tarım ve Orman Bakanlığı kullanılmayan hazine arazilerinin tarım alanında kullanılacağını duyurdu. Bu çerçevede başlatılan ve çiftçilere sunulacak olan programın adı “Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi-Yazlık Ekiliş Programı“.

Program kapsamında atıl olan araziler çiftçilere bedelsiz kiralanacak ve çiftçiler bu alanlara hububat, baklagiller, yağlı tohumlar ve yem bitkileri elde etmek üzere örnek ekimler yapacak. 21 farklı şehirde başlatılan pilot uygulamalarda, atıl duran hazine arazilerinin kullanıma açılmasının hedeflendiği belirtiliyor.

Bakanlık, her ne kadar bu alanlarda imarın söz konusu olmayacağı ve arazilerin tarım alanı olarak kullanılacağının altını çizse de, projenin zamanlaması soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.

Hazine arazilerinden başlamak doğru değil

Türkiye‘de toplam iki  dört buçuk milyon hektar boş tarım arazi olduğunu söyleyen Dünya Gazetesi yazarı, tarım ve hayvancılık uzmanı Ali Ekber Yıldırım’a göre, koronavirüs salgınıyla mücadele edildiği bir dönemde sıranın hazine arazilerine gelmesi manidar:

Sanki bütün tarlalar sürülmüş, tüm tarım arazileri değerlendirilmiş de bir tek hazine arazileri kalmış gibi… Önce onlar değerlendirilsin.

Yıldırım, önyargılı olmamak gerektiğini, ancak niyet ne olursa olsun, zamanlamanın yanlış olduğunu söylüyor:

Bu süreçte gündeme getirilmesi bunun, evet amaç dışı kullanım ihtimalini de akla getirmiyor değil. Bu dönemde çiftçiye üretim yaptığı tarlasında destek olunması lazım ekim ve hasatın yapılmasında, sonra mevsimlik işçiler konusu var… Böyle bir dönemde hazine arazilerini tartışma konusu yapmak çok doğru gelmiyor.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yeni proje olarak kullanılmayan hazine arazileriyle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile değerlendirme yaptıklarını kaydetti. Bakan Pakdemirli şunları söyledi: “Başlangıçta 9 milyon metre kare bir alan tahsis ettiler. İllerle de konuştuk, özel bir çalışma yapıyoruz. İhtiyaç olan yerlerde biz bunların bizim üzerimizden kira bedeli ve ecrimisil bedeli alınmadan tahsisi yolunda gerekli tedbirleri alacağız. Yakında başlatıyoruz. Aşama aşama devam edecek.”

Öncelik hububat, baklagil ve yem bitkilerinde

Pakdemirli hangi ürünlerin ekileceği ile ilgili de şöyle konuştu:

“Öncelik hububat, baklagiller, yağlı tohumlar ve yazlık ekime uygun yem bitkileri başta olmak üzere stratejik ürünlerin ekimi için araziler kullanılacak. İl ve ilçe tarım müdürlüklerinin gözetim ve kontrolünde yapılacak. Atıl araziler tohumla buluşarak tarımsal hasıla artırılacak ve milli ekonomiye katkı sağlayacak. Bu pilot çalışmanın sonuçları doğrultusunda başarıya ulaşması durumunda ülke genelinde de yaygınlaştırılarak. 1 metre kare boş kalmayacak şekilde tohum toprakla buluşturulacak. Hem çiftçi kazanacak hem ülke ekonomisine katkı sağlayacak.”