Ana Sayfa Blog Sayfa 2130

Avrupa Komisyonu: AB ekonomisi yüzde 7.4 daralacak

Avrupa Komisyonu, koronavirüs salgını yüzünden Avrupa Birliği (AB) ekonomisinin bu yıl yüzde 7.4 daralacağı öngörüsünde bulundu. Komisyon’un tahminlerine göre bu yıl ekonominin daralmasıyla, tüketici fiyatlarındaki artış da neredeyse durma noktasına gelecek.

Komisyonun ekonomiden ve maliyeden sorumlu üyesi Paolo Gentiloni, “Avrupa, Büyük Buhran’dan beri benzeri görülmemiş bir ekonomik şok yaşıyor”dedi.

‘Yatırımlar yüzde 13.3 düşecek’

Bu sene yüzde 0.2’ye gerilemesi öngörülen enflasyonun, gelecek yıl euro bölgesinin yüzde 6.3’lük büyümeye ulaşması halinde yüzde 1.1’e çıkacağı ve Avrupa genelindeki yatırımların bu yıl yüzde 13.3 düşeceği belirtildi.

Geçen sene gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 0.6’sına denk gelen euro bölgesindeki bütçe açıklarının, ekonomiyi canlandırma teşebbüsleri sonrası bu yıl yüzde 8.5’e çıkması ve toplam bütçe açığının da seneye yüzde 3.5’e inmesi bekleniyor.

‘En çok Yunan ekonomisi daralacak’

İtalya, Yunanistan, İspanya ve Portekiz Avrup’da salgının ekonomik etkilerini en ağır yaşayan ülkeler olurken, Lüksemburg, Malta ve Avusturya’nın ise ekonomik olumsuzlukları daha kolay atlatılabileceği düşünülüyor.

Yunanistan’ın bu yıl GSYH’sindeki yüzde 9.7 daralmayla Avrupa’daki en çok küçülen ekonomi olması bekleniyor. İtalya’nın yüzde 9.5, İspanya’nın ise yüzde 9.4’lük küçülme yaşamaları öngörülüyor.

AYM, İnfaz Yasası’na ilişkin iptal başvurusunu esastan görüşecek

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bugünkü gündem toplantısında,  cezaevlerinden yaklaşık 90 bin kişinin tahliye edilmesini sağlayan infaz düzenlemesine ilişkin 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘la ilgili iptal başvurusunun ilk incelemesini yaptı.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan başkanlığındaki toplantıya üyeler video konferans yoluyla katıldı.

Dosyada eksik yok

Kurul başvuruda bir eksiklik tespit etmedi. İptal istemi daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülerek karara bağlanacak. Yürürlüğün durdurulması talebi de esas inceleme aşamasında karara bağlanacak.

CHP, söz konusu kanunun tümünün şekil bakımından iptalini ve yürürlüğünün durdurulmasını talep etmişti.

CHP, bunun yanı sıra kanunun, bazı suçlar hariç denetimli serbestlik süresinin bir yıldan üç yıla çıkarılmasına olanak tanıyan 52. maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun değiştirilen geçici altıncı maddesinin de şekil bakımından iptalini ve yürürlüğünün durdurulmasını istemişti. 

Karantina tedbirleri Ergene Nehri’ni kurtarmaya yetmiyor

Edirne‘nin, Uzunköprü ilçesinden geçen ve sanayi tesislerinin boşalttığı atıklar nedeniyle rengi kırmızıya dönen Ergene Nehri‘nde, karantina önlemleri dolayısıyla kirlilik oranının düştüğü bildirildi. Medyada yer alan haberlerin arka planını Edirne Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Akbal ve Trakya Platformu Sözcüsü Bülent Kaçar‘a sorduk. 

‘Düzenli su analizi yapılmalı’

Akbal, Uzunköprü’ye birkaç gündür yağan yağmurlar nedeniyle nehrin kısmen daha berrak aktığının söylenebileceğini ancak bunun gözle görülür bir fark yaratmadığını söyledi. Akbal’a göre, nehir temizlenmiş olsa bile bu durum karantina tedbirlerinin alındığı süreyle kısıtlı olacağından, nehrin kirliliğine çözüm olmaktan uzak:

Çin’de de sanayi bölgelerinde de bu yaşandı, sanayi üretimi azaldıkça kirlilik de azalır, ama bu asla sürdürülebilir değil. Bizim için asıl önemli olan şeylerden biriyse, iki ayda bir su analizi yapılması. Önceleri bu Uzunköprü Belediyesi‘nce yapılıyordu ve bu sayede suyun içindeki ağır metaller görülebiliyordu ancak 2019 Nisan itibarıyla bu yapılmamaya başladı.

Akbal, analizlerin tekrar yapılmaya başlanması için Belediye’ye başvurduklarını anlattı, ancak dediğine göre henüz bir sonuç alınmamış.

Bölgede incelemelerde bulunan Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer‘in, kirli su deşarjı ve nehirdeki kirlilik oranını ilişkilendiren açıklamalarının bakanlıklar için yol gösterici olması gerektiğini söyleyen Akbal, sanayi tesisleri çalışmadığında kirliliğin azalmasının, yeterli arıtmanın yapılmadığının ve atıkların olduğu gibi nehre döküldüğünün göstergesi olduğunun altını çizdi.  

‘Önemli olan atıkların arıtılması’

Nehrin temizlenmesi için kirli atıkların nehre deşarjı önlenmeli. Peki bu nasıl mümkün olabilir? Akbal’a göre en temel sorun büyük çaplı sanayileşme.

Büyük çaplı sanayileşme ortadan kalkmalı, Trakya‘ya artık yeni sanayi yükünün eklenmemeli ve var olan sanayi tesislere, hem kimyasal hem ileri biyolojik arıtma kurularak sudaki ve atıklardaki tüm kirlilik ortadan kaldırılmalı. Su, nehre ya da Marmara Denizi’ne daha sonra verilmeli.

Akbal, katı atıkların Ergene Nehri’ne değil de Marmara Denizi‘ne verilmesinin çözüm önerisi olarak sunulmasıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:

Sanayi atıkları ortadan kaldırılmadan suyu Ergene Nehri’ne ya da bundan sonra yapacakları gibi Marmara Denizi’ne vermenin çok bir farkı yok. (İkinci durum) belki Ergene’ye daha az zarar verecek, ama bu sefer de Marmara zarar görecek. Önemli olan atıkların arıtılmasıdır.

Görüştüğümüz bir diğer isim olan Bülent Kaçar da, nehrin renginde gözle görülür fark olmadığını ve kimyasalların “köpük köpük akmaya devam ettiğini” anlattı. 

‘Kirliliği halının altına süpürmek çare değil’

Kirliliğin yüzde 54 azalmış olduğu haberleriyle ilgili olarak, bunun ancak DSİ ölçümleriyle belirlenebileceğini vurgulayan Kaçar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın izleme ve kontrol birimlerinin ölçüm verilerinin açıklanması gerektiğini belirtti. Atıklardaki azalmanın nehirdeki kirlilikle ilişkilendirilmesi ise Akbal’a göre nehirdeki kirliliğin asıl kaynağı olduğunun bir göstergesi.

Kaçar Trakya bölgesinde, özellikle Ergene Havzası üzerindeki sanayi tesislerinin atık suların arıtılması işlemi gerçek ve ileri kimyasal arıtmalarla yapılmadıkça ve kirlilik kaynağında engellenmedikçe Havza’nın kurtulamayacağını kaydetti: 

Ergene Derin Deniz Deşarjı Projesi gibi, kirliliği halının altına süpürme projeleri çare değildir. Çare, çevreyi korumakla, nehirleri ve doğamızı korumakla görevli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sürekli etkin idari tedbirleri uygulayarak gerekirse izin ve ruhsat iptali, geçici tesis kapatma gibi yollara başvurarak her sanayi tesisine arıtma tesisi kurması ve bunları 24 saat gerçek arıtma yöntemleriyle çalıştırmasıyla mümkün olacaktır.

Bakanlığın açıklamalarına göre sayısı yaklaşık iki bini bulan sanayi tesisinin ancak yüzde 15’ine yakınında ferdi arıtma tesisi bulunuyor. Kaçar, aradan geçen on yıla yakın süreye rağmen hala bölgedeki arıtma tesislerinin tam olarak kurulmuş ve çalışır durumda olmadığını hatırlattı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ragıp Zarakolu hakkında suç duyurusunda bulundu

 
 
 

Şüpheli Ragıp Zarakoğlu’nun Evrensel Gazetesinde ve Artıgerçek adlı haber sitesinde 5 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan ‘Makus Kaderden Kaçış Yok’ başlığıyla kaleme aldığı sözde köşe yazısında idam edilen Türkiye Devleti’nin Başbakanı Adnan Menderes ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ı kıyaslayan bir yazı kaleme almıştır. İdeolojik içerikli yazısında Türkiye’nin yakın tarihine göndermeler yaparak ‘Korona günleri, bırakın Türkiye’yi tüm dünyayı bir sorgulamaya yöneltmekte. Bundan RTE’nin ve tayfasının kaçması mümkün değil’ şeklindeki ifadeleriyle de açıkça darbe çığırtkanlığı yaptığını ortaya koymuştur. Kamuoyunda büyük tepki yaratan anti demokratik beklentilerle dolu sözde yazıda açıkça ‘darbe özlemi’ vurgulanmış ‘darbe seviciliği’ yapılmıştır.”

‘Erdoğan hayatını demokrasi mücadelesine adadı’

Hayatını Türkiye’de demokrasi ve özgürlük mücadelesine, refah seviyesinin artmasına adadığı öne sürülen Erdoğan’ın tehdit edildiği belirtilen açıklamada şu ifadeler yer aldı: 

Şüphelilerin kaleme aldığı/yayınladıkları yazı ile Adnan Menderes’in 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrasında darbeciler tarafından 17 Eylül 1961 tarihinde idam edilmesi olayı üzerinden halk oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı açıkça darbe ve idam tehdidi yapılmıştır. Bu yayın ve tehditler aynı zamanda içinden geçmekte olduğumuz küresel salgın sürecinde ülkemizin devleti ve milletiyle birlikte yürüttüğü mücadeleyi de hedef alarak başta yürütülen bu başarılı mücadeleye önderlik eden Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm milletimizin moral ve motivasyonunu düşürmeyi, halk arasında korku ve tartışma yaratarak kamu barışını bozmayı amaçlamaktadır.”

“Yassıada Rejimi bu topraklarda bir daha asla var olamayacaktır” denilen suç duyurusunda, şüphelilerin Cumhurbaşkanlığı makamına karşı anti-demokratik çağrılarda bulunarak döşemeye çalıştığı yolun ülkenin tüm demokratik kazanımlarını imha etmeyi hedeflediği iddiasına yer verildi; kamu adına cezalandırılmaları talep edildi.

Ne olmuştu?

Ragıp Zarakolu, Evrensel ve Artı Gerçek‘in sitelerinde yayınlanan “Makus kaderden kaçış yok” başlıklı yazısı nedeniyle, Cumhurbaşkanlığı ve AKP temsilcilerinin “darbecilik” iddialarına hedef olmuş; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da Artı Gerçek’i yayınlayan Artı Media ve Zarakolu hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
Zarakolu ise bir açıklama yayımlayarak “darbe karşıtı bir yazının bu kadar ters yorumlanması anlaşılır bir şey değil” demiş;” Hayatım darbelere karşı mücadele ile geçti. Cumhurbaşkanlığı sözcülerinin yazıyı yeterince okumadıkları anlaşılıyor” ifadelerini kullanmıştı. Ragıp Zarakolu, açıklamasını “Kıssadan hisse: İnsan hakları ve adalete bir gün her kes muhtaç olabilir ve olacaktır” diyerek bitirmişti.

Ragıp Zarakolu

Gazeteci, yayıncı ve insan hakları savunucusu. 1948 yılında Büyükada’da doğdu.

Demokrat gazetesi, İnsan Hakları Derneği ve Tarih Vakfı kurucularından. Belge, Alternatif ve Alan Yayınları eş-kurucusu. Ant, Partizan, Yeni, Ufuklar dergilerinde yazdı. Türkiye Sorunları, Dünya Sorunları ve 11. Tez kuramsal dergilerinin editörlüğünü üstlendi. 1999-2002 yıllarında Özgür Bakış gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Hakkında, Ayşe Nur Zarakolu ile birlikte yazar, yayıncı, gazeteci olarak ya da konferanslarından dolayı 50’den fazla açıldı. 1971 ve 1980 darbelerinden sonra gazetecilik nedeniyle tutuklandı.

2011 yılında, bir siyasal partinin akademisinin açılışında yaptığı konuşma nedeniyle tutuklandı. 2007 Saraybosna Soykırım Bianel Ödülü Ragıp Zarakolu’na verildi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yayıncılar Birliği, Diyarbakır Tabib Odası, A.Ü İletişim Fakültesi, Mahsusu Mahal/Hapishane Yazını, Uluslararası PEN, ABD ve Hollanda PEN ödüllerini alan Zarakolu, Uluslararası Yayıncılar Birliği, Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği, Norveç Yazarlar Birliği, Danimarka PL Özgürlük ödüllerinin de sahibi.

Diyaloğa yönelik çalışmalarıyla Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk ve Barış Ödülü’nü, Türk-Ermeni diyaloğu çalışmalarından dolayı Ermenistan Cumhurbaşkanlığı Ödülü’nü, Padova Vicdanlılar Bahçesi ve Lemkin madalyalarına layık görüldü. İsveç Parlamentosu milletvekilleri ve Uluslararası Yayıncılar Birliği tarafından 2012 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi ve Asur Kültür Ödülü’nü aldı.

Ragıp Zarakolu halen İsveç’te yaşıyor ve Artı Gerçek, Evrensel, Yeni Yaşam ve Agos gazetelerine gönüllü olarak yazıyor.

 

Süper Lig 12 Haziran’da başlıyor

Koronavirüs önlemleri kapsamında ertelenen Süper Lig’in başlama tarihi belli oldu. Türkiye Futbol Federasyonu  Başkanı Nihat Özdemir liglerin 12 Haziran’da başlayacağını açıkladı. 

Özdemir, “Bugüne dek liglerimizin en sağlıklı şekilde tamamlanması için çalışma yaptık. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu başta olmak üzere istişare içinde süreci değerlendirdik. En son da Sağlık Bakanımız ile görüşme gerçekleştirdik. Sayın Koca gerçekten zor bir görevi başarıyla yürütüyor. Bugün de yönetim kurulumuz olarak toplantımızı yaptık. Görevimizin zorluğunu ve sorumluluğumuzu biliyoruz” dedi. 

Ligler temmuzda tamamlanacak

“Yol haritasını çizdik” diyen Özdemir farklı senaryolarının da olduğunu belirterek, “Şimdilik olmak kaydıyla elimizde değişik senaryolarda bulunmakla birlikte ertelenen ligler 12 Haziran’da başlayacak. Liglerimizi Temmuz ayında tamamlayacağız” diye konuştu. 

Özdemir, maçların nasıl oynanacağına Bilim Kurulu’nun karar vereceğine dikkat çekerek şunları söyledi: Temmuz ayı sonunda ligleri tamamlayacağız. Virüse rastlanırsa Bilim Kurulu’na göre değerlendirip ona göre karar vereceğiz. Sağlıktan ödün vermeyeceğiz”  

Türkiye’de 75 milyon kişi kirli hava soluyor

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Türkiye 2019 Hava Kirliliği Raporu’nu yayımladı. Raporda, tüm kentlerde hava kirliliği sorununun yaşandığı belirtilmekle beraber hava kirliliğinin en yoğun olduğu kentlerin Bursa, Adana, Ankara, İstanbul, Iğdır, Şırnak, Muş, Manisa, Kahramanmaraş, Karabük, Çanakkale, Denizli, Zonguldak, Edirne – Keşan, Şanlıurfa olduğu belirtildi.

Rapor için, hava kirliliği yaşayan bölgeleri belirlemek adına kanser, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, astım, alerji, stres, depresyon gibi sağlık problemlerine yol açan partikül madde 2,5 (PM2,5), partikül madde 10 (PM10), kükürtdioksit (SO2), azotdioksit (NO2), azotoksitler (NOX), karbonmonoksit (CO) ve ozon (O3) parametreleri için sınırların aşıldığı gün sayıları ve yıllık ortalama değerleri incelendi.

Çevrimiçi bir basın toplantısıyla araştırmanın sonuçlarını açıklayan Oda Başkanı Dr. Baran Bozoğlu, Türkiye’de PM2,5 mevzuatı olmadığına ve yeterli ölçüm yapılmadığına dikkat çekerek, 257 istasyondan sadece 138 istasyonda PM2,5 ölçümü yapıldığını, bunların 41’inin ise 2019 yılında hiç ölçüm yapmadığını belirtti.

Güvenli veri alımı olan istasyon sayısının sadece 48 olduğunu dile getiren Bozoğludoğrudan akciğerlere ulaşan ve alt solunum yolu enfeksiyonu, akciğer hastalıklarına sebep olan PM 2,5 kirleticisine dair acilen sınır değer tanımlanması çağrısında bulundu. Bozoğlu şunları söyledi: “İnsan sağlığı ve doğa için risk olan kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerdeki istasyonların bir kısmında (Muğla – Yatağan, Sivas Kangal) ölçüm yapılmaması ve bu santrallerin etkisini tespit etmesi gereken istasyonlarda tüm kirlilik parametrelerinin (PM 2,5) ölçülmemesi dikkat çekicidir.”

Rapordaki PM 2,5 ölçümlerine göre Amasya, Ankara, Bursa, Edirne, Erzurum, İstanbul, Sakarya, Tokat ve Zonguldak havası en kirli iller arasında.

Covid-19 salgını nedeniyle alınan önlemler sonucunda hava kalitesindeki iyileşmeye de vurgu yapan Baran Bozoğlu, bu iyileşmenin yalnızca anlık olduğuna; hava kirliliği sorununun doğrulanmamış ve kısa süreli verilerle değerlendirilmemesi gereğine vurgu yaparak, hava kirliliğinin uzun dönemli etkilerine dikkat çekti:

Covid–19 salgını ile kent merkezlerinde trafikten kaynaklı kirliliğin geçici olarak azaldığı, ısınma kaynaklı kirliliğin ise mevsimsel olarak her yıl olduğu gibi azaldığı görülmektedir. Ancak bu durum geçicidir. 2014’den bu yana hava kalitesine dair yayımladığımız raporlar incelendiğinde, neredeyse bütün kentlerimizde hava kalitesinin her yıl gittikçe kötüleştiği ve beş yıldır üst üste tüm şehirlerde kirli hava solunduğu görülebilmektedir.”

Raporda genel olarak hava kirliliğinin en yoğun olduğu kentlerin Bursa, Adana, Ankara, İstanbul, Iğdır, Şırnak, Muş, Manisa, Kahramanmaraş, Karabük, Çanakkale, Denizli, Zonguldak, Edirne – Keşan, Şanlıurfa olduğu belirtildi. Havası diğer kentlere göre daha az kirli olan yerlerin ise Yalova Armutlu, Rize Ardeşen, Artvin Hopa ve Hatay Antakya olduğu vurgulandı.

Raporun ana bulguları şöyle:

  • Ülkemizde en az 75 milyon insan 2019 yılında kirli hava solumuştur.
  • Kent ölçeğinde, ülkemizin tamamında hava kirliliği sorunu görülmektedir.
  • 2019 yılında birçok istasyonun verimli çalıştığına dair şüphe yaratan “-“ eksi değerlerin ölçüldüğü ve istasyonların sağlaması gereken %90 oranında veri oluşturma ihtiyacının genel olarak yeterince sağlanamadığı görülmüştür.

  • Hava kirliliği ancak ve ancak sürekli ve verimli ölçüm/izleme ile çözülebilir. Fakat ne yazık ki, SO2, NO2, NOx gibi ülkemizde sınır değerleri tanımlanmış kirleticiler kirlilik kaynaklarının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesini sağlayacak düzeyde izlenmemektedir.
  • Hava kirliliği kaynağı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kükürtdioksit yoğunluğunun olduğu bölgelerde genellikle sanayide, enerji üretiminde ve ısınmada kullanılan kömürün etkisi görülmektedir. Kent merkezlerinde ise ulaşımdan kaynaklı hava kirliliği de etkisini arttırmaktadır.
  • İnsan sağlığı ve doğa için risk olan kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerdeki istasyonların bir kısmında (Muğla – Yatağan, Sivas Kangal) ölçüm yapmadığı ve bu santrallerin etkisini tespit etmesi gereken istasyonlarda tüm kirlilik parametrelerinin (PM 2,5) ölçülmediği görülmektedir.
İstanbul PM2.5 yoğunluğu
  • Doğrudan akciğerlere ulaşan ve alt solunum yolu enfeksiyonu, akciğer hastalıkları yapan Partikül Madde 2,5 (PM 2,5) kirleticisine dair mevzuatımızda hala herhangi bir sınır değer tanımlanmamıştır.
  • Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği Avrupa Birliği Mevzuatı ile tam uyumlu değildir.
  • PM 2,5 ülkemizin birçok büyük kentinde izlenmemektedir.
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın birçok platformda, toplantıda uzun yıllardır koyduğu mevzuat düzenlemesi, uygulama, modelleme çalışması gibi hedeflerin hayata geçirilmediği görülmüştür.
  • Temiz Hava Merkezleri’nin kuruluş sürecinin tamamlanması idari olarak hava kalitesi izleme sürecinin iyileştirilmesi için olumlu bir adımdır.
  • Hava kirliliği yaşayan kentlerimizin birçoğunda Temiz Hava Eylem Planlarının oluşturulmadığı, varolan planların kamuoyuna açık hale getirilmediği ve kurumların bu planlardaki hedeflere yönelik yaptıkları çalışmalara dair bilgi ve uygulama tespit edilmemiştir.
  • Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Arttırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında kentlerde Düşük Emisyon Bölgeleri oluşturulabileceği belirtilmiş olmasına rağmen herhangi bir belediyemizde bu konuda somut bir faaliyet görülmemektedir.
  • Zonguldak gibi birçok kentimizde tıpkı tüm büyükşehirlerimizde olduğu gibi hava kirliliği sorunu artarak devam etmektedir. 5 senedir üst üste tüm şehirlerde hava kirliliği sorunun yaşandığı bilimsel raporlarımızda ortaya konmuştur.
Zonguldak PM2.5 değerleri.
Zonguldak SO2 kirlilik yoğunluğu
  • Kentlerimizde ve sanayi bölgelerinde ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek her türlü atığın yakılarak ısınma sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Aynı zamanda yine ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek ısınma amaçlı kömür tüketimi talebi artmaktadır.
  • Gelir seviyesi düşük olan bölgelerde ısınma kaynaklı hava kirliliğinin daha fazla olduğu görülmektedir.
  • Özelleştirilen ancak çevre mevzuatına uygun olmadığı için kapatılan yada geçici faaliyet belgesi verilen kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerin tamamında (partikül madde ve kükürtdioksit başta olmak üzere) yoğun hava kirliliği sorunu görülmektedir.

Odanın önerileri ise şu şekilde: 

  • Hava kirliliğin azaltılması, kentin yöneticilerinin alacağı önlemlerle ve planlamalarla mümkündür.
  • Ölçüm istasyonlarının bakım-onarım ve kalibrasyonuna özen gösterilmesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesinde yapılacak düzenleme ile hava kalitesine yönelik değerlendirmelere daha fazla maddi ve idari kaynak ayrılması gerekmektedir.
  • Bütün kirletici parametreler bütün istasyonlarımızda izlenmeli, bu parametreler üzerinden modelleme çalışması yapılarak daha yerel ve küçük ölçekli hava kalitesi verileri oluşturulmalı ve geleceğe yönelik hava kirliliğini azaltmak için planlar yapılmalıdır.

  • Ulusal mevzuatımız PM 2,5 kirleticisinin de azaltılmasına yönelik hedeflerle güncellenmelidir.
  • Büyükşehirler başta olmak üzere tüm kentlerde Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Arttırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında Düşük Emisyon Bölgeleri planlanmalı ve hayata geçirilmelidir.
  • Temiz Hava Eylem Planları tüm ilgili paydaşların katılımı ile her kentte hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılmalı ve hedeflerin izlenmesi sağlanmalıdır.
  • Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri çevre denetimlerini arttırmalıdır.
  • Covid-19 salgını ile hava kirliliğinin olduğu bölgelerde riskin fazla olduğu gerçeği ile karar vericiler ve siyasetçiler yüzleşmelidir. Bu riskin gerçekleşmemesi için zaman kaybetmeden hava kirliliğini azaltıcı uygulamalara başlanmalıdır.
  • Büyükşehir Belediyelerimiz vakit kaybetmeden, popülist politikalardan sıyrılarak hızlı, konforlu, güvenli ve ucuz hava kirliliği yaratmayan toplu taşıma çözümlerini ve hava kirliliğini azaltmayı hedefleyen kent planlamasını hayata geçirmelidir.
  • Hava kalitesinin tespiti ve kamuoyu ile paylaşılması Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görevidir. Kentlerdeki vatandaşların sağlıklı çevrede yaşama hakkına dair sorumlulukları olan büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile valilikler kendi bölgelerinde eksik veya yetersiz olan ölçüm istasyonların tüm parametrelerde doğru veri üretecek hale getirilmeleri için talepkar olmalıdır.

  • Belediyelerin veya ilgili diğer kurum ve kuruluşların ısınma amaçlı kömür yardımı yerine alternatif çözümleri hayata geçirmesi büyük bir ihtiyaçtır.
  • Kömürlü termik santraller tüm dünyada terkedilmeye başlanmıştır. Hava kirliliğinin ve iklim krizinin en önemli sebeplerinden olan kömürlü termik santraller diğer birçok ülkede olduğu gibi kapatılma süreçleri planlanmalı ve bu alanda çalışan emekçilerin mağduriyetlerinin oluşmaması için alternatif kalkınma planları oluşturulmalıdır.
  • Enerji verimliliğine yönelik çalışmalara hız verilmelidir.
  • Kentlerin üst ve alt ölçekli planları hava kirliliği sorununu çözmeye, iklim krizinin etkisini azaltmaya yönelik olmalıdır.
  • Enerji kaynağı olarak kömür ve türevi yakıtlı termik santrallere destek verilmesi yerine yenilenebilir temiz enerji kaynakları desteklenmelidir.

Salgın nedeniyle 30 büyükşehirin yanında Zonguldak ilinde de kısıtlamaların getirilmiş olmasına dikkat çeken Bozoğlu, “Ana nedeninin bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızın uzun süredir hava kirliliğine maruz kalmaları olduğu unutulmamalıdır” dedi ve ekledi: “Hava kirliliği, solunum yolu hastalıklarını yaratmakla beraber insan bedenini zayıflatması nedeniyle Covid-19 gibi hastalıkların daha da ölümcül veya hasarlı olmasına neden olmaktadır.”

İzolasyon koşullarında çocuk ve yaşlılar için balkon bostanları

Yerel Tohum ve Güvenilir Gıda Grubu, koronavirüs salgını nedeniyle evde tutulan olan çocuklar ve yaşlılar için “Balkon Bostanları” projesini hayata geçirdi. Projeyle hem bu grubun psikolojisine destek vermek hem de yerel tohumların korunarak yaygınlaşması, gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak  hedefleniyor. 

Grubun eş sözcüsü tarım teknikeri, sosyolog Göknur Yumuşak, içinde ziraat mühendisleri, sosyologlar ve tarım danışmanlarının bulunduğu grubun, ülkenin her bölgesine yerel tohum hareketini yaymak amacıyla kurulduğunu anlattı. İzolasyon koşullarında projeyi, sokağa çıkma sınırlaması bulunan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü bireylerle birlikte çalışmak üzere revize ettiklerini belirten Yumuşak şunları söyledi:  “Bu ilkbaharda yaşlılar ve çocuklar ev hapsindeler, doğayla buluşamadılar. Psikolojileri bozuldu ve mutsuzlar. Biz de “balkon bostanları “ kurarak  doğayı evlerine götürelim istedik.”

Projenin tüm Türkiye’yi kapsadığını anlatan Yumuşak, “Herkes elindeki tohumları komşularının çocukları ve yaşlılarıyla korona tedbirlerini uygulayarak paylaşacak. Balkonlarında kurdukları  bostanlar için teknik desteği sosyal medya sayfalarımızdan vereceğiz” dedi.

Projenin belirli bir süresi yok

Türkiye’de yerel tohumun giderek azaldığına dikkat çeken Yumuşak şu ifadeleri kullandı: “Onları gelecek kuşaklar aç kalmasın diye çoğaltıp koruyarak aktarmak zorundayız. Yerel tohum yaşamdır, stratejik öneme sahip bir maddedir. Ülkemizin her bölgesinde o bölge insanın yaşamını sürdürmesini sağlayacak yerel tohumları canlı tohum bankalarıyla koruyarak sürekliliğini sağlamak zorundayız.”

Yerel tohumların ticaretinin  8 Kasım 2006 ‘da 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile yasaklandığını hatırlatan Yumuşak, “Sadece tohum takası-değişim serbest. Bu nedenle biz de yerel tohum takas şenlikleri düzenleyerek ve okullardaki çalışmalarımızla tohumların paylaşılmasını sağlıyoruz” diye konuştu.

Uzman Psikolog Pınar Akdemir de, kentlerde yeşil alanların azalmasıyla birlikte yaşam giderek zorlaşmışken, salgınla birlikte evde kalmak zorunda olanların yeşille ve doğayla temasının da balkon sınırlarıyla belirlendiğini kaydetti:

“Yapılan bir çok bilimsel çalışma bize açık alanda ve doğada geçirilen zamanın ve yapılan aktivitelerin ruh sağlığımızı olumlu yönde ne kadar etkilediğinden bahsediyor. Bu salgın sürecinde ise hem çocuklar hem de yaşı ilerlemiş yetişkinler bundan mahrum kalıyorlar. Oysa hem yetişkin hem de çocuk her yaştan insanın kendini tamamen ait hissedebileceği yerdir doğa… Bitkilerle ilgilenmek, ev koşullarında dahi olsa üretim yapmak insanı doğaya daha çok yakınlaştırıyor, duyu organlarımıza (görme-işitme-tat-koku dokunma) daha çok uyarı ulaşıyor.”

Fiziksel aktivite sağlıyor, stresi azaltıyor 

Şehir yaşamıyla çok sayıda yapay uyarana maruz kalan kentli insanın özünü hissetme ve dengesini bulmak için en büyük yardımcılarından birinin toprakla uğraşmak olduğunu söyleyen Akdemir, “Bitki yetiştiren çocuk ve yaşlı birey, ilgi, odaklanma ve dikkatini sürdürme becerisini geliştiriyor, fiziksel aktivasyon artıyor, yaratıcılık gelişiyor, öfke-üzüntü-stres, engellenmişlik hisleriyle baş etmemize yardımcı oluyor” diye konuştu.

Türkiye’de Tarımsal Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (TAGEM) bünyesinde kurulan Tohum Gen Bankası‘nın yanı sıra, Ankara ve İzmir‘de birer Tohum Bankası bulunuyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in Seferihisar’dan bu yana destek olduğu ve Can Yücel’in adını taşıyan bankanın katkısıyla bu yıl Tunceli’de, her iki belediye ve Yerel Tohum ve Güvenilir Gıda Grubu’nun gerçekleştirdiği ortak çalışmayla, Ege ve Doğu Anadolu’nun atalık tohumları buluştu.

Gazeteci Hakan Aygün tahliye edildi

Gazeteci Hakan Aygün bugün Bodrum‘da görülen duruşmada tahliye edildi. Aygün 3 Nisan’da, sosyal medya aracılığıyla yazmış olduğu “Ey İBAN edenler” paylaşımı nedeniyle, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ve “hakaret” suçlarını işlemekle suçlanmıştı. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı Nöbetçi Soruşturma Savcılığı tarafından Bodrum Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen Aygün tutuklanmıştı.

Twitter hesabından söz konusu tweet’i yazanın kendisi olmadığını, sayfasına retweet yöntemiyle gönderilen bir mesaj olduğunu söyleyen Aygün Halk TV‘de uzun süre yönetici ve programcı olarak görev yapmıştı.

Greta Thunberg’den BM’ye dava çağrısı

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Türkiye’nin de aralarında olduğu beş ülkeye karşı yaptıkları şikâyet konusunda Birleşmiş Milletler’e (BM) kendilerini desteklemesi ve dava açması için çağrıda bulundu.

Thunberg ve 16 aktivist çocuk, geçtiğimiz yaz Madrid’de gerçekleştirilen COP25 sırasında, küresel ısınmayla mücadelede yeterli çaba göstermedikleri gerekçesiyle Almanya, Fransa, Brezilya, Arjantin ve Türkiye’yi BM’ye şikayet eden bir mektup kaleme almıştı. Mektupta bu ülkelerin imzacısı oldukları Çocuk Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmedikleri ve karbon emisyonlarının çevreye vereceği zarardan haberdar olmalarına karşın önlemek için hiçbir şey yapmadıkları belirtilmiş;   iklim krizine yol açma riskine rağmen fosil yakıt kullanımını teşvik ettikleri ve sera gazı salımını azaltmadıkları kaydedilmişti. 

Thunberg, söz konusu ülkelerin iklim krizine karşı tutumları nedeniyle yargılanması gerektiğini söyledi.

Sudan’da ‘kadın sünneti’ yasaklandı

Sudan‘da geçici hükümet, ülkenin ceza kanununda değişiklik yaparak, kamuoyunda “kadın sünneti” olarak bilinen, genital organın sakatlanması işlemini suç kapsamına aldı. Bundan sonra ülkede kadın sünneti yapan kişiler, işlemi tıbbi bir kurumda yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın üç yıl hapis ve para cezasıyla cezalandırılacak.

Reuters söz konusu yasanın 22 Nisan’da onayladığını duyurdu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) raporlarına göre, Sudan’da yaşları 15 ile 49 arasında değişen her on kadından dokuzu bu şekilde sakatlanıyor. UNICEF, Sudan’ın bu adımını önemli bir karar olarak değerlendirdi.

200 milyon kız çocuğuna uygulandı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de “tıbbi olmayan nedenlerle kadınların üreme organlarını yaralayan her türlü prosedürü” genital sakatlama kategorisinde değerlendiriyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) tahminlerine göre dünyada bugün hayatta olan 200 milyon kız çocuğu ve kadın farklı yöntemlerle genital sakatlamaya maruz bırakıldı.

Uygulama, özellikle Afrika ve Orta Doğu‘daki 30 ülkede yoğunlaşmış olmakla birlikte, Asya ve Latin Amerika‘daki bazı ülkelerde de görülüyor. BM, Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda‘da yaşayan göçmen nüfus arasında da bu uygulamaya rastlandığını belirtiyor.

UNICEF ve DSÖ’nün çalışmasına katılan kadınların çoğuna göre, kendi toplumları içinde kadın sünneti hakkında konuşmak bir tabu. Bu nedenle bu konuda verilen rakamlar yalnızca tahminlere dayalı.