Ana Sayfa Blog Sayfa 2099

Güvercinada Kalesi UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı

Aydın’a bağlı önemli turizm merkezlerinden Kuşadası ilçesinin simgesi olan Güvercinada Kalesi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmeye hak kazandı.

Karar, Kuşadası Belediyesi tarafından ‘Ceneviz Ticaret Yolu’nda Akdeniz’den Karadeniz’e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri’ dosyası kapsamında yapılan başvurunun Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından UNESCO’ya sunulmasının ardından yapılan değerlendirme neticesinde alındı.

‘Tılsımlı adacık’

Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları Kuşadası Belediyesi tarafından tamamlanarak ziyarete açılan Güvercinada Kalesi’nin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

Güvercinada, sahip olduğu konum itibariyle yüzyıllar boyunca bölge için çok önemli olmuştur. Ünlü seyyah Evliya Çelebi‘nin ‘kuşların uğramadan geçmediği tılsımlı adacık‘ olarak ifade ettiği Güvercinada’nın üzerinde bulunan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde yenilenmiş olan kalenin tarihinin ise 13. yüzyılın sonlarında ya da 14. yüzyılın başlarında Kuşadası’na gelen Cenevizlere dayandığı bilinmektedir.

İlçemiz için simge niteliğinde bir önemi bulunan Güvercinada Kalesi’nin Dünya Mirası Listesi’nin ilk basamağı olan geçici listede yer alması Kuşadası’nın ulusal ve uluslararası alanda yapılacak tanıtımına çok önemli bir katkı sunacaktır. İlçemize hayırlı olmasını diliyorum.

Hrant Dink Vakfı ölüm tehdidi aldığını açıkladı

19 Ocak 2007’de Ogün Samast‘ın tetikçiliğini yaptığı suikast sonucu öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in adını yaşatmak amacıyla kurulan Hrant Dink Vakfı e-posta adresleri üzerinden Rakel Dink ve vakfın avukatına yönelik ölüm tehdidi aldığını duyurdu.

Vakıf, 27 ve 28 Mayıs tarihlerinde kendilerine gelen ölüm tehditlerini Şişli Emniyet Müdürlüğü’ne ve İstanbul Valiliği’ne de bildirdiklerini açıkladı. Gelen mesajların içeriğine dair açıklama yapan Vakıf şunları söyledi:

Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de resmi kurumların bilgisi dahilinde, herkesin gözü önünde öldürülmesinden önce de duymaya aşina olduğumuz ve bugünlerde marifet sayarak kimi çevrelerce sıkça tekrarlanan “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganını da içeren tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor.

‘Nefret dili bu yaklaşımı körüklüyor’

Son dönemde yükseltilmesinde sakınca görülmeyen ırkçı, ayrımcı, nefret dili ancak bu tür korkunç yaklaşımları tetikler, cesaretlendirir, azmettirir. Her vatandaşın eşit, özgür ve adil yaşamasını sağlamak için çalışmak Türkiye’de siyaset yapan tüm kesimlerin görev ve sorumluluğudur. Oluşturulan iklimin ciddiyetini vurgulamak ve tüm yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak üzere bu talihsiz duyuruyu yapmanın da bizim görevimiz olduğu kanaatindeyiz.

‘Ayrımcılıkla mücadeleye devam edeceğiz’

2007’den sonra daha adil, özgür, eşit bir Türkiye’ye katkı sunmak için kurulan ve o günden beri çalışmalarını bu yönde sürdüren Hrant Dink Vakfı olarak; tüm farklılıkların bir arada yaşadığı, ifade özgürlüğünün sonuna kadar kullanıldığı bir ülkeye kavuşma hayaliyle, ayrımcılıkla mücadele etmeye devam edeceğimizi saygıyla duyururuz.

AB iyileşme paketine yüzde 25’lik iklim ve çevre kotası konuldu

Avrupa Komisyonu, Avrupa ülkelerinin koronavirüs krizinden kurtulmasına yardımcı olmak için önerdiği 750 milyar Euro’luk iyileşme fonunun yüzde 25’inin iklim eylemlerine ayrılacağını duyurdu.

Böylece, 2021 ve 2027 arasındaki yıllar için ayrılan bir trilyonluk bütçe teklifinin ve 750 milyarlık iyileşme planının hem yeşil hem de dijital dönüşüm için kullanacağı resmileşmiş oldu.

Von der Leyen: Mücadeleyi fırsata dönüştürüyor

Climate Change News’ten Frédéric Simon’ın haberine göre kararı Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen 27 Mayıs Çarşamba günü parlamento önünde yaptığı konuşmayla duyurdu.

Von der Leyen, “İyileşme planı, yalnızca toparlanmayı destekleyerek değil geleceğimize yatırım yaparak Avrupa Yeşil Anlaşması ve dijitalleşmeye ilişkin karşı karşıya olduğumuz muazzam mücadeleyi bir fırsata dönüştürüyor” dedi.

Nükleer hariç tutuluyor

Harcama, özel yatırımları iklim değişikliğinin azaltılması gibi önceden tanımlanmış altı çevresel hedefin en az birine katkıda bulunan teknolojilere yönlendirmeyi amaçlayan sürdürülebilir bir finans taksonomisi tarafından yönlendirilecek.

Taksonomide yer alan bir “zarar verme” testi, prensip olarak kirlilik önleme ve kontrol gibi diğer çevresel hedefleri baltaladığı görülen nükleer enerji gibi teknolojileri hariç tutacak.

‘Kamu parası daha temiz bir gelecek için harcanacak’

Duyuru, iklimi riske atacak yatırımlardan kaçınmak için yeşil bir toparlanmanın “tek seçenek” olduğunu belirten Kurumsal Yatırımcılar İklim Değişikliği Grubu (IIGCC) emeklilik fonları ve varlık yöneticileri tarafından memnuniyetle karşılandı.

IIGC CEO’su Stephanie Pfeifer yeşil finans taksonomisine uygun bir paketin “kamu parasının daha temiz, daha dayanıklı bir geleceği desteklemeye yardımcı olmasını sağlayacağını” söyledi.

Yeşil kriterler bunun dışında likidite ihtiyacı olan şirketleri desteklemeyi amaçlayan ödeme araçlarına da uygulanacak.  Bir AB yetkilisi yaptığı açıklamada “İşin felsefesi ekonominin iyileşmesine yardımcı olmak. Ancak ekonominin yeşil, dijital ve daha dayanıklı bir yöne doğru iyileşmesini istiyoruz” dedi.

Harcamada sıkı denetim

Kurtarma fonuna eklenen yeşil koşullar ile birlikte zengin ve fakir AB üyeleri arasında daha eşit bir fırsat yaratılması da hedefleniyor. En önemlisi, AB kurtarma fonlarının nasıl harcanacağı konusunda sıkı bir siyasi denetim olacak.

Ülkelerin kurtarma fonundan istifade edebilmeleri için hem Komisyon hem de 27 ülkenin bakanlarının bir araya geldiği Konsey’den onay almaları gerekecek.

Bu sıkılığın bir sebebi fonların gerçekten krizden en çok etkilenen bölge ve sektörlerde harcanmasını sağlamak. Başka ve önemli bir sebebi ise güney ve doğudaki Avrupa ülkelerinin parayı akıllıca harcayacak disiplinden yoksun olduğunu düşen dört tutumlu ülkeye (Avusturya, Danimarka, İsveç ve Hollanda) planı kabul ettirmek.

Dufour: Olumlu ancak yüzde 25 az

İklim düşünce kuruluşu E3G’nin Brüksel ofisi başkanı Manon Dufour, çekincelerinin olmasına rağmen bu açıklanan plandan oldukça umutlu olduklarını söyledi. Dufour “Plan virüs sonrası Avrupa’ın toparlanması için alt yapı oluşturuyor. Avrupa iklim nötr taahhüdünü ve aynı zamanda ekonomik büyüme vizyonunu destekliyor” dedi.

Ancak Dufour, fonun güçlü yönetişiminin “kendi başına yeterli olmadığını” ve AB bütçesindeki yüzde 25 iklim kotasının karşılaştığımız zorluk dikkate alındığında çok düşük olduğu konusunda uyarıda bulundu.

 

Katılımcı ve şeffaf bir alternatif: Yeryüzü Kooperatifi

2011 yılında bir araya gelmiş küçük gıda topluluklarından oluşan Yeryüzü Kooperatifi, bugün İstanbul dışından da üreticileri ve alıcıları olan, giderek büyüyen bir kooperatif. Dönüşüm geçtiğimiz yılın ağustos ayında yapılan bir gıda çalıştayının ardından, Yeryüzü Derneği ve Yeşil Düşünce Derneği’nin ortak çağrısı üzerine başlamış.

Kooperatif bugün, Bostancı‘da açılmış olan dükkanda, çoğu İstanbul ve çevresinden olan pek çok küçük üreticiden tedarik ettikleri ürünleri erişilebilir fiyatlarla insanlara sunuyor. Ürün yelpazesi de bir hayli geniş: Bakliyattan turşuya, marmelattan zeytinyağına pek çok ürünün yanı sıra her türlü kahvaltılık malzemesi dükkanda mevcut. Üyelerin anlattığına göre haftada iki defa da taze meyve sebze geliyor.

Peki gıda topluluklarından bu noktaya nasıl gelindi?

Yeryüzü Derneği’nden Aytaç Tolga Timur, 2011’de bir araya gelen gıda topluluklarının kooperatifleşme sürecini şu sözlerle anlatıyor:

2019 senesinde sürekli yaşadığımız bir çelişkiyi artık çözemez hale gelmiştik. O da şuydu: Biz, topluluklarda küçük kalmaya gayret gösterdik. Bunun nedenleri şunlardı: Gönüllülük esası var, gönüllüler çalışan insanlar. Ne kadar vakit ayırabilirler ki? Çünkü bir ürünün listesinin hazırlanması, lojistiği, dağıtımı tahsilatı… Hepsi bir iş yükü. Bu nedenle topluluklar 30 kişiye ulaştıkça onları böldük.

Timur’un anlattığına göre, bu durum kaçınılmaz olarak, üreticiden temin edilen ürünün ölçeğinin küçük olmasına, dolayısıyla üreticinin memnun olmamasına yol açmış. Hal böyle olunca kooperatifleşmenin bu sorunu çözebileceği düşünülmüş. Nitekim çözmüş de. Kooperatiflerde nasıl bir üretim biçimi olduğunu konuşacağız, ama önce biraz geriye gidiyoruz.

‘Gıda sürekli olarak küreselleşiyor’

Neden gıda toplulukları? Gıda toplulukları, halihazırda alışık olduğumuz, büyük şirketlere, büyük markalara karşı nasıl bir alternatif üretim biçimi sunuyor? Timur’un söylediğine göre, aslında gıda toplulukları, geleneksel ilişki biçimlerini bugün sürdüren topluluklar. Bunu Ivan Illich‘in Gölge İş kitabında geçen satırlarla anlatıyor:

18 19. yy herhangi bir kişi yaşadığı yerin en yüksek binasına çıkarsa, 360 derece döndüğünde ihtiyacı olarak kullandığı her şeyin yüzde 95’inin nerede yapıldığını ya da yetiştirildiğini görebilirdi.

Bu elbette günümüzde hayal edilemeyecek bir şey. Timur, gıda topluluklarının bir anlamda bu geleneği yaşatmaya çalıştığını söylüyor. Günümüzde, süpermarketlerde ve gıdaya erişilen pek çok yerde ise, üreten ve tüketen arasında güvenilir ve şeffaf olmayan bir ilişki var:

Çünkü artık gemilerin Süveyş Kanalı‘nı aşıp Hindistan‘a gitmesinden, Amerika‘dan gıda ürünlerinin gelmesinden başlayarak gıda sürekli olarak küreselleşmeye başladı. Küreselleştikçe de kontrolü, küresel dev şirketlerin eline geçti. Bugün mesela BİM‘de Kanada‘da üretilen mercimek satılıyor. Nasıl mümkün oluyor bu? Kim kontrol ediyor? Hiçbir şey bilmiyoruz.

Bu ilişkiyi kooperatiften bir diğer isimle, Özlem Çaykent‘le de konuşuyoruz. Çaykent, gıda topluluklarının kurulmasından sonra sürece dahil olmuş. Bu dahil oluş, gündelik hayatını da etkilemiş, yavaş yavaş büyük marketlerle ilişkisi kesilmiş. Alternatif bir ekonomi üzerine düşünmenin, kırsal ve şehir arasındaki uçurumun kapanmasının, hak edenin en çok gelir almasının nasıl sağlanacağı üzerine düşünmenin kendisi için önemini şu sözlerle anlatıyor:

Nasıl tüketiyoruz, bu ürün soframa nasıl geliyor, bu ürünü soframa getiren insanlar benim verdiğim ücretin ne kadarını alıyor, bunun üzerine düşünmek adil bir toplum inşası için önemli bir süreç benim için.

Tam da bu yüzden kar amacı gütmeyen bir organizasyona dahil olarak alternatif üretim sürecinin bir parçası haline gelmek istemiş. Bu durumu “Eleştiriden bir adım daha ileri gitmek ve eleştirdiği sistemin karşısında durmakla kalmayıp bir adım atmak” olarak tanımlıyor. Öte yandan, benimsemiş oldukları alternatif üretim sürecinin henüz çok başında olduklarını vurguluyor:

Biz yatay, yani hiyerarşisiz bir organizasyon kurma ve yönetme deneyimi içindeyiz. Tüm ortakların dayanışmasıyla sürdürülen ve herkese açık bir iş ve elbette zorlukları var. Her gün yeni bir soruyla karşılaşıyoruz. Dünyada başka örnekleri de inceleyerek bu yatay organizasyonu nasıl sürdürülebilir bir hale geleceğini ortak inşa etmeye çalışmak bile başlı başına heyecan verici bir süreç. Yolumuz daha uzun…

‘Her iki taraf da kazanıyor’

Çaykent, ürünleri küçük üreticilerden aldıklarını vurguluyor. Bunun yanında, ancak üretim sürecini takip edebildikleri üreticilerle çalışıyorlar. Karbon ayak izini en aza indirmek adına, tercihleri genellikle bu üreticilerin İstanbul ve yakın çevre illerden olması.

Timur da, kooperatiflerin bu yüzden tercih edilmesi gereken bir alternatif olduğunun altını çiziyor. Zira kooperatiflerde alıcı da aldığı ürünün hangi üretici tarafından yetiştirildiğini, yetiştirilmesinde hangi tohumun kullanıldığını vb. biliyor. Bu şeffaflık sayesinde, tüketici aleyhine bir hiyerarşi oluşması engellenmiş oluyor.

Timur, durumu “Hem üreticinin hem de tüketicinin kazançlı olduğu bir ilişki bu” diyerek özetliyor:

Bir biber normalde üç ayda yetiştirilir. Siz markette bibere dokunduğunuzda zamansal olarak bilirsiniz ki, bu biber daha önce yetiştirilmiştir. Yetişmiş ve oraya kadar gelmiştir. Ama bir gıda kooperatifinde ya da gıda topluluğunda bu süreç eş zamanlıdır. Siz onu hangi üreticinin onu yetiştirdiğini, hangi tohumu kullandığını, o biberin oraya nasıl geldiğini bilirsiniz. Bu eş zamanlılık etkileşimi arttırır. Böylece bir anda üretici ve tüketici eşdeğerlik kazanır, biri diğerine tahakküm kuramaz, hiyerarşi oluşmaz.

Peki organik tarımdan, geleneksel tarım biçimlerinden vb. söz edildiğinde sık sık duyduğumuz “atalık tohumu” nedir?

Bizim atalık tohumu dediğimiz aslında yüz yıllardır çiftçilerin köylülerin ekip biçtiği üzerinde oynanmamış tohumdur. Buna değişik adlar verenler var, önemli olan adının ne olduğu değil, önemli olan ontolojik olarak ne olduğu. Ontolojik olarak bu, nesilden nesile eçmiş tohumdur. Nesilden nesile geçme coğrafi anlamda da değişebilir -patates ve mısır örneğin Amerika kıtasından, buğday Mezopotamya‘dan yayıldı yayıldığı gittiği yerlerde de köylüler bunu ektiler biçtiler öbürüne geçirdiler. Yani coğrafi olarak sınırlı değil. Ama zamansal olarak, milattan önce 8 bin 500’den beri böyle devam ediyor.

‘Salgın güvenli gıdaya olan talebi arttırdı’

Bu tohumların, konvansiyonel gıdaların aksine zehir barındırmaması ise bir diğer artısı. Hiçbir tarım ilacı kullanılmadan üretildiği için, bağışıklığa olumlu yönde etkisi bulunuyor:

Bunun karşısında iki şey var. Biri hibrit tohumu, yani laboratuvarda yapılan tohum. Özellikle kentli tüketicinin kozmetik ihtiyaçlarını karşılamak için üretiliyor. Mesela domateslerin şık gösterilmesi ve taşırken yarılmasını engellemek için kalın bir kabının olması. Köşeli karpuz, taşıma maliyetini düşürüyor.

Bir diğeri GDO‘lu tohumlar, yani genetiğiyle oynanmış tohumlar. O tohuma başka bir bitkinin ya da bir hayvanın genetiğinin karıştırılması.

Bu iki tohumdan üretilmiş tohumlar Yeryüzü Kooperatifi tarafından kullanılmıyor. Tekrar atalık tohumuna ve bağışıklığa olumlu etkilerine dönüyoruz.

Timur, salgınının insanların güvenli gıdaya erişim talebini daha da arttırdığını, dolayısıyla kooperatiflerine öncekinden daha fazla ilgi olduğunu anlatıyor. Sosyal medyadan yaptıkları çağrıya büyük ilgi olduğunu anlatan Timur, Yeryüzü ekolojik köyünde atalık tohumlardan yetiştirdikleri fideleri, insanların bahçede ve balkonlarda yetiştirebilmeleri için getireceklerini söylüyor.

Evlere servis, sosyal medya…

Peki salgın, Kooperatif’in işlerini hangi anlamda zorlaştırdı? İstanbul Bostancı‘daki dükkan, Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının açıklanmasından hemen önce açılmıştı. Bundan sonraki süreçten nasıl etkilendi?

Çaykent, salgın boyunca, özellikle temiz gıda talebini karşılayabilmek adına yasaklar haricinde dükkanı açık tuttuklarını söylüyor. 65 yaş ve üzerine yönelik sokağa çıkma kısıtlamaları dolayısıyla, bu kesimden pek çok kişiye de evlere servis yaparak ürün ulaştırmışlar.

Bununla birlikte dükkan fiili karantina dolayısıyla duyurusu dahi yapamadan açıldığı için, kitlelere şimdilik büyük ölçüde sosyal medya üzerinden ulaşılmış.

Dükkanı kiraladıkları binada yaşayan herkesin, varlıklarından çok mutlu olduğunu söyleyen Çaykent, sosyal mesafe ve temizlik kurallarına dikkat ederek dükkanda çay ikramı yaptıklarını anlatıyor. Salgın tamamen ortadan kalktıktan sonra da sosyal etkinlikler düzenleyerek ilgiyi arttırmayı planlıyorlar.

‘Toprağı işleyen köylü için alternatif bir yaşam yoktur’

Son olarak bir kez daha neden kooperatiflerin “daha iyi” olduğu soruma ise Timur şöyle cevap veriyor:

Siz doğrudan bir çiftçiden ürün aldıkça, onunla beraber çalışmaya başladıkça siz onu orada köklendiriyorsunuz ve iyi temiz adil gıdayı üretmesini sürdürülebilir kılıyorsunuz. Ama bunun yerine ana akım yolları kullandığınızda orada tüccar/şirket, neresi karlı ise oradan alıyor. Şirket için karlılık bir numaralı önceliktir, kooperatif için karlılık bir numaralı öncelik değil.

Bir şirket gidip Siirt’te bir inek tesisi kurabilir. kar etmediğinde de o tesisi tamamen kapatıp kamyon fabrikası açabilir. Onun için önemli değildir ama kendisi iki tane ineğe bakan, karısıyla beraber bir toprağı işleyen köylü için alternatif bir yaşam yoktur.

Ürünlere nasıl erişilebilir? 

Gitmek isteyenler için Yeryüzü Kooperatifi’nin Bostancı’daki dükkanının adresi şöyle: Bostancı Mh. Prof Kemal Akgüder Cad. No:38 Kadıköy

Telefonla iletişime geçmek isteyenler ise 0 542 259 42 26 no’lu sipariş hattını arayabilir.

Cezaevlerinde kapalı görüşler 1 Haziran’da başlayacak

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, “Adalet Hizmetlerinde Koronavirüs Tedbirleri Kapsamında Yeni Çalışma Esasları Kılavuzu”na ilişkin açıklama yaptı. Gül, cezaevlerinde kapalı görüşlerin 1 Haziran’dan itibaren başlayacağını bildirdi.

Gül, açıklamasının devamında cezaevlerinde alınan önlemlere ilişkin daha önce alınan tüm tedbirleri titiz bir şekilde uygulamaya ve bu tedbirleri sürdürmeye devam edeceklerini söyledi.

70 maddelik çalışma kılavuzu

Normalleşme sürecinde adliyelerde alınacak önlemleri belirleyen Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulu‘nun önerileri kapsamında 70 maddeden oluşan kılavuza göre alınacak önlemlerin  bazıları şu şekilde:

  • Maskesi olmayanlar adliyelere giremeyecek, herhangi bir iş ve işlemi olduğunu ispat edemeyenlerin de adliyeye girişine izin verilmeyecek.
  • Giriş kapılarında ateş ölçümü yapılacak, ateşi 38 dereceyi geçenler içeri alınmayacak, bu durumda olanlar sağlık kurumlarına yönlendirilecek.
  • Adliyedeki insan sirkülasyonunu kontrol edebilmek amacıyla aynı anda 10 metrekareye bir kişi bulunacak şekilde giriş izni verilecek.

Personele koruyucu ekipman

  • Güvenlik personeli ve ön büro çalışanları, tıbbi maske ve koruyucu gözlük kullanacak, ön bürolar dış mekanlarda konumlandırılacak.
  • Mahkeme ve cumhuriyet savcılığı kalemleri, ön bürolar ve icra daireleri, cam veya şeffaf bölmelerle kapatılacak, temizlikleri her gün yapılacak, bu alanlarda yeterli sayıda antiseptik bulundurulacak.
  • Duruşma salonları, kalem odaları ile icra dairelerinde çalışma düzeni 4 metrekareye bir personel düşecek şekilde planlanacak.

Duruşmalar hafta içine yayılacak

  • Hâkimler, savcılar, avukatlar ve tüm personel maske kullanacak.
  • Duruşmaların haftanın her gününe ve gün içine yayılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılacak.
  • Cumhuriyet savcılıklarına müracaatta, sanık, tanık, müşteki gibi kişilerin sıra beklememesi için yeterli zaman aralığı bulundurulması sağlanacak.
  • Duruşma, cumhuriyet savcılıklarına müracaat, icra takibi gibi işlerde sosyal mesafe kuralları uygulanacak, en az bir metre aralıklarla zemin işaretlemesi yapılacak.

Merkezi havalandırma kullanılmayacak

  • Ortak alanlarda bulunan koltuklar azaltılacak.
  • Adliye içinde ve otopsi, olay yeri inceleme, keşif ve icra gibi dışarıdaki iş ve işlemlerde hakim, cumhuriyet savcıları ve tüm personel için önlük, maske, koruyucu gözlük ve eldiven gibi malzemeler hazır bulundurulacak.
  • Adliyelerde merkezi havalandırma sistemleri kullanılmayacak, duruşma salonlarında dış ortam havalandırması yapılacak.

UYAP ve SEGBİS yaygınlaşacak

  • Mahkeme ve icra işlemlerinde harç masrafı ve diğer ödemeler mümkün olduğunca EFT, havale gibi yöntemler ile yaptırılacak.
  • Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ile Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) kullanımı yaygınlaştırılacak.
  • Yemekhaneler 1 Eylül 2020’de açılacak, bu tarihe kadar personelin yemekleri kumanya şeklinde dağıtılacak. Çay bardağı, kaşık, çatal, tabak gibi malzemeler tek kullanımlık olacak.
  • Her başsavcılık, Covid-19 tedbirlerinin uygulanması için sorumlular belirleyecek.

Türkiye ekonomisi, yılın ilk çeyreğinde yüzde 4.5 büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 yılı birinci çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi, yılın ilk çeyreğinde yüzde 4.5 büyüdü.

Türkiye ekonomisinin, koronavirüsün etkilerinin henüz tam olarak hissedilmediği ilk çeyrekte yüzde 5.4 büyümesi bekleniyordu. 2020 genelindeki daralmanın yine de yüzde 0.75’te kalacağı öngörülüyor.

İnşaatta sektörü küçüldü

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı (GSYH) oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2020’nin birinci çeyreğinde bir önceki yıla göre diğer hizmet faaliyetleri yüzde 12.1, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 10.7, sanayi yüzde 6.2, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4.6, hizmetler yüzde 3.4, tarım yüzde 3.0, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2.4, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 1.9 ve finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 1.6 arttı. İnşaat sektörü yüzde 1.5 azaldı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,6, takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, yüzde 4,2 arttı.

Cari fiyatlar

Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurtiçi Hasıla tahmini, 2020’nin birinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 16,2 artarak 1 trilyon 71 milyar 98 milyon TL oldu. GSYH’nin birinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 176 milyar 146 milyon olarak gerçekleşti.

Devletin nihai tüketim harcamaları arttı

Devletin nihai tüketim harcamaları bu dönemde yüzde 6.2 arttı. Yerleşik hanehalklarının ve hanehalkına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşların (HHKOK) toplam nihai tüketim harcamaları yüzde 5.1 artarken gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 1.4 azaldı.

Mal ve hizmet ithalatı, bu dönemde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 22.1 arttı ihracatı ise yüzde bir azaldı.

İşgücü ödemelerinin payı yüzde 38.6 oldu

İşgücü ödemeleri ise yüzde 14,6, net işletme artığı/karma gelir yüzde 19.6 arttı. İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın birinci çeyreğinde yüzde 39 iken bu oran 2020’de yüzde 38.6 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise yüzde 40.7’den yüzde 42.1’e yükseldi.

 

 

Bu yıl portakal ve zeytini pahalıya yiyeceğiz

Mayıs ayı içinde 46 ilde etkili olan ani ve mevsim normali olmayan iklim değişimleri, buğdaydan portakala çok sayıda tarımsal ürünün üretimini olumsuz etkiledi. Özellikle Antalya Kumluca ve Finike ilçelerinde aşırı sıcaklar, Eskişehir’de yaşanan don, tarımsal ürünlere zarar verdi. Üreticiler ve uzmanlar benzer durumların bundan sonra daha çok yaşanacağını belirterek, Tarım Sigortaları A.Ş (TARSİM)’nin bu tür zararları kapsayacak şekilde sigorta kapsamını genişletmesi gerektiğini söylüyor. 

Antalya’nın Kumluca ve Finike ilçelerinde 15-20 Mayıs tarihlerinde yaşanan ani sıcaklık yükselmelerinden narenciye ve zeytin bahçelerinin etkilendiğini belirten Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, rekoltede yüzde 50’lik bir düşüş beklendiğini söyledi.

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır da, “Hava şartlarının henüz çiçeklenme aşamasında olan ya da meyveye durmuş ağaçları etkilemesi nedeniyle bu yıl portakal ve zeytini biraz pahalı yiyeceğiz” açıklaması yaptı.

Eskişehir’de ise don nedeniyle, verim yarı yarıya düştü. Domates, biber, fasulye, salatalık, kabak, ayçiçeği, pancar ve mısır zarar gördü.

Tepebaşı Ziraat Odası Başkanı Süleyman Buluşan, “Fidelerde geri dönüş mümkün değil yapılması gereken don olayının Tarım Sigortaları AŞ kapsamına alınmasıdır” dedi.

‘Tarımı virüs değil, iklim vurdu’

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, gazetemizde de iktibas ettiğimiz yazısında, sadece 10 günde yaşanan ani hava değişimi nedeniyle bazı bölgelerde aşırı sıcaktan, bazı bölgelerde aşırı soğuk, don, dolu ve fırtınadan tarım ürünleri büyük zarar gördüğünü belirtmişti: 

“Özellikle 15-24 Mayıs tarihlerinde yaşanan ani hava değişimi ve yağışlar bitkisel üretimde ciddi zararlara neden oldu. Önce 40 dereceleri gören aşırı sıcak hava ve hemen sonrasında -1 dereceye kadar düşen aşırı soğuk havanın yanı sıra dolu, don, fırtına bir çok bölgede bitkisel ürünlere büyük zarar verdi.”

Yıldırım, Adana, Antalya, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Manisa ve Konya, Mersin, Konya Ovası, Urfa, Diyarbakır gibi illerdeki tarımsal ürünlerin iklim değişikliğine bağlı, aşırı sıcak, aşırı soğuk, fırtına, don gibi olaylardan etkilendiğine, zararın büyük olduğuna dikkat çekmişti. 

İçişleri Bakanlığı’ndan hafta sonu genelgesi: İnsanlar evde, dükkanlar açık

İçişleri Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamaya göre, 14 büyükşehir ve Zonguldak‘ta bu hafta da sokağa çıkma kısıtlamaları devam edecek. Yasak 29 Mayıs Cuma günü saat 00.00’da başlayıp 31 Mayıs Pazar günü 00.00’da sona erecek. 

Genelgeye göre restoranlar daha önce olduğu gibi paket servis yapmak kaydıyla açık olacak. Market, bakkal, manav, kasap, kuruyemişçi, fırın ve pastaneler ise yalnızca dükkanda satış ve evlere servis yapmak üzere belli gün ve saatlerde açık olacak. Bununla ilgili esaslar şu şekilde:

Sokağa çıkma kısıtlaması öncesinde 29.05.2020 Cuma günü market, bakkal, manav, kasap ve kuruyemişçiler saat 23.00’a kadar faaliyetlerine devam edebileceklerdir. Kısıtlamanın olduğu 30.05.2020 Cumartesi günü market, bakkal, manav, kasap ve kuruyemişçiler 10.00-17.00 saatleri arasında faaliyet gösterebilecek, vatandaşlarımız (65 yaş ve üzeri ile 18 yaş ve altında bulunanlar hariç olmak üzere) zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlı olmak ve araç kullanmamak şartıyla (engelli vatandaşlarımız hariç) ikametlerine en yakın market, bakkal, manav, kasap ve kuruyemişçilere gidip gelebilecektir.

Aynı saatler arasında market, bakkal, manav, kasap ve kuruyemişçiler evlere/adrese servis şeklinde de satış yapabileceklerdir.

Hangi kurumlar çalışmaya devam edecek?

İlaç, tıbbi cihaz, tıbbi maske ve dezenfektan üretimi, nakliyesi ve satışına ilişkin faaliyetleri yürüten iş yerleri, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler, veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri, zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları ile işletmeler (Havalimanları, limanlar, sınır kapıları, gümrükler, karayolları, huzurevleri, yaşlı bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri, Acil Çağrı Merkezleri, AFAD Birimleri, Vefa Sosyal Destek Birimleri, Göç İdaresi, PTT vb.) açık olacak.

Yerleşim merkezleri için, il sınırları içinden geçen şehirlerarası karayolu ve varsa otoyol üzerinde her 50 km için bir adet olmak üzere belirlenecek sayıda akaryakıt istasyonu ve lastik tamircisi açık olacak.

Doğalgaz, elektrik, petrol sektöründe stratejik olarak faaliyet yürüten büyük tesis ve işletmeler çalışmaya devam edecek. İçme suyu dolum tesisleri ile içme suyu, gazete ve mutfak tüpü dağıtımını yapan şirketler, hayvan barınakları, hayvan çiftlikleri ve hayvan bakım merkezleri faaliyetlerine devam edecek.

Sağlık hizmetlerinin kapasitesini arttırmaya yönelik acil inşaat, donanım vb. faaliyetleri yürüten işletme/firmalar ve belli hammaddelerin üretiminin yapıldığı tesisler, yurt içi ve dışı taşımacılık ve lojistiğini yapan firmalar, oteller ve konaklama yerleri, gıda, temizlik ve ilaç gibi sektörlere ambalaj sağlayan üretim tesisleri, çalışanları inşaat alanında/maden alanında bulunan şantiyede konaklayarak yapımı veya çalışması devam eden büyük inşaatlar ile madenler çalışmaya devam edecek.

Gazete, radyo ve televizyon kuruluşları ile gazete basım matbaaları, daha önceden sözleşmeye/taahhüde bağlanmış ve belirlenen süre içerisinde yetiştirilmesi gereken ihracata konu; mal, malzeme, ürün, araç-gereç üreten iş yerleri ve tesisler, zirai amaçlı akaryakıt satışı yapılan Tarım Kredi Kooperatifleri ve sebze/meyve toptancı halleri faaliyetini sürdürecek.

Kimler istisna kapsamında?

Genelgeye göre sokağa çıkma kısıtlamalarının dışında kalan istisnalar ise şu şekilde:

  • Açık olacağı genelgede belirtilmiş işletme ve kurumlarda yönetici, görevli veya çalışanlar,
  • Kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasında görevli olanlar
  • Acil Çağrı Merkezleri, Vefa Sosyal Destek Birimleri, Kızılay ve AFAD‘da görev alanlar,
  • Cenaze defin işlemlerinde görevli olanlar ile birinci derece yakınlarının cenazelerine katılacak olanlar,
  • Elektrik, su, doğalgaz, telekomünikasyon vb. kesintiye uğramaması gereken iletim ve altyapı sistemlerinin sürdürülmesi ve arızalarının giderilmesinde görevli olanlar,

  • Ürün ve/veya malzemelerin nakliyesinde ya da lojistiğinde yurt içi ve yurt dışı taşımacılık, depolama ve ilgili faaliyetler kapsamında görevli olanlar,
  • Yaşlı bakımevi, huzurevi, rehabilitasyon merkezleri, çocuk evleri vb. sosyal koruma/bakım merkezleri çalışanları,
  • Otizm, ağır mental retardasyon, down sendromu gibi özel gereksinimi olanlar ile bunların veli/vasi veya refakatçileri,
  • Demir-çelik, cam, ferrokrom vb. sektörlerde faaliyet yürüten iş yerlerinin yüksek dereceli maden/cevher eritme fırınları ile soğuk hava depoları gibi zorunlu olarak çalıştırılması gereken bölümlerinde görevli olanlar,
  • Bankalar başta olmak üzere yurt çapında yaygın hizmet ağı olan kurum, kuruluş ve işletmelerin bilgi işlem merkezlerinin çalışanları,

Hayvanları beslemek için kapı önüne çıkılabilecek

  • Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi, sulaması, işlenmesi, ilaçlaması, hasatı, pazarlanması ve nakliyesinde çalışanlar,
  • Küçükbaş-büyükbaş hayvanları otlatanlar, arıcılık faaliyetini yürütenler,
  • 30.04.2020 tarih ve 7486 sayılı Genelge kapsamında oluşturulan Hayvan Besleme Grubu Üyeleri ile sokak hayvanlarını besleyecek olanlar,
  • İkametinin önü ile sınırlı olmak kaydıyla evcil hayvanlarının zorunlu ihtiyacını karşılamak üzere dışarı çıkanlar,

  • Kısıtlama süresince ekmek dağıtımı yapanlar ile lokanta, restoranlar ve tatlı satış yerlerinin evlere servis hizmetinde görevli olanlar ile 30.05.2020 Cumartesi günü 10.00-17.00 saatleri arasında market, bakkal, manav, kasap ve kuruyemişçilerin evlere servis hizmetinde görevli olanlar,
  • Zorunlu sağlık randevusu olanlar (Kızılay’a yapılacak kan ve plazma bağışları dahil),
  • Yurt, pansiyon, şantiye vb. toplu yerlerde kalanların gereksinim duyacağı temel ihtiyaçların karşılanmasında görevli olanlar,
  • İş sağlığı ve güvenliği nedeniyle iş yerlerinden ayrılmaları riskli olan çalışanlar,
  • Veteriner hekimler,
  • Servis hizmeti vermek üzere dışarıda olduklarını belgelemek şartı ile teknik servis çalışanları,
  • İş yerlerinin kapalı olduğu saatlerde/günlerde sürekli olarak iş yerlerini bekleyenler,

Öğrenciler sınava girecek

  • Belediyelerin toplu taşıma, temizlik, katı atık, su ve kanalizasyon, ilaçlama, itfaiye ve mezarlık hizmetlerini yürütmek üzere hafta sonu çalışacak personel,
    Tedarik zincirinin aksamaması amacıyla sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu 31.05.2020 Pazar günü saat 18.00’dan sonra marketlerde mal, malzeme ve ürünlerin nakli, kabulü, depolama ve satışa hazırlama aşamasında görevli olanlar
  • Madencilik, inşaat ve diğer büyük yatırım projelerinde kullanılmakta olan patlayıcıların imalat ve lojistiğinde çalışanlar
  • Mahkeme kararı çerçevesinde çocukları ile şahsi münasebet tesis edecekler
  • Serbest muhasebeci mali müşavirler, yeminli mali müşavirler ve bu meslek mensupları ile beraber çalışanlar
  • ÖSYM tarafından gerçekleştirilecek Yükseköğretim Öğretim Kurumları Sınavına (YKS) girecek olan öğrencilerin T.C. Kimlik Kartı başvurularının alınması adına tüm il/ilçe nüfus müdürlükleri 30 Mayıs 2020 tarihinde açık bulundurulacak olup sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu 30 Mayıs 2020 tarihinde il/ilçe nüfus müdürlüklerine T.C. Kimlik Kartı Başvurusu ile sınırlı olmak üzere sınava başvurulduğunu gösterir belgeyi ibraz etmek şartıyla anılan sınava girecek öğrenciler ve ihtiyaç olması halinde ana, baba, veli veya vasisinden bir kişi.

Ayrıca, 31.05.2020 Pazar günü, 65 yaş ve üzeri ile kronik rahatsızlığı olan vatandaşlarımız ve ihtiyaç duyulan hallerde bunların refakatçileri,yürüme mesafesiyle sınırlı olmak, sosyal mesafe kuralına riayet etmek ve maske takmak kaydıyla, 14.00-20.00 saatleri arasında dışarı çıkabilecek.

Seyahat izin belgeleri sokağa çıkma kısıtlaması süresince geçerli olacak.

Alınan kararlara uymayanlara, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu‘nun 282. maddesi gereğince idari para cezası verilmesi başta olmak üzere aykırılığın durumuna göre Kanunun ilgili maddeleri gereğince işlem yapılacak. Konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanunu‘nun 195. maddesi kapsamında gerekli adli işlemler başlatılacak.

 

BM: Güney Amerika’da 14 milyon kişi açlık kriziyle karşı karşıya

WFP’nin son tahmini verilerine göre, bölgede 2019’da 3,4 milyon kişi gıda güvensizliği yaşadı. Ancak salgının da etkisiyle bu rakam 2020’de dört kattan daha fazla yükseliş kaydetti. Dünya Gıda Programı Latin Amerika ve Karayipler Bölge Direktörü Miguel Barreto, “Çok karmaşık bir aşamaya giriyoruz. Buna açlık salgını diyoruz” dedi. 

Euronews, WFP’nin açıkladığı rakamların, örgütün faaliyet gösterdiği 11 bölge ülkesinden alındığını aktardı. Buna göre veriler, ekonomik ve siyasi krizin pençesinde olan Venezuela gibi ülkeleri kapsamıyor.

265 milyon kişi ‘açlık salgını’ yaşayabilir 

WFP Direktörü David Beasley nisan ayında yaptığı açıklamada, dünyanın şu an sadece korona virüsü salgınıyla değil aynı zamanda “açlık salgınıyla” da karşı karşıya olduğu uyarısında bulunarak, en kötü senaryoya göre yaklaşık 36 ülkede kıtlık görülebileceğini ifade etmişti. Yaklaşık 135 milyon kişinin açlık riskiyle karşı karşıya kalabileceğini aktaran Beasley, Covid-19 nedeniyle bu rakama 130 milyonun daha eklenebileceğini ve toplam sayının 265 milyona çıkabileceğini vurgulamıştı.

Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin bu yıl yüzde 5,3’lük ekonomik daralmaya gitmesi bekleniyor.

Fabrikada patlama: İki işçi hayatını kaybetti

İstanbul Başakşehir‘deki bir kot yıkama fabrikasının kazan dairesinde meydana gelen patlamada ilk belirlemelere göre iki işçi öldü. Enkaz altında kalanları kurtarmak için çalışmalar sürüyor.

Kartanesi Sokak’ta bulunan bir tekstil fabrikasında, henüz bilinmeyen bir nedenle meydana gelen patlamanın ardından, yangın çıktı. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri yangına kısa sürede müdahale ederek, kontrol altına aldı. Yangında fabrikanın bir bölümünde çökme meydana geldi.

Polis ekipleri yangınla ilgili çalışma başlattı.

İstanbul Valiliği‘nden olayla ilgili yapılan açıklama şöyle: “İstanbul Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezinden (GAMER) alınan ilk bilgilere göre, Başakşehir ilçemiz Kayabaşı mahallesinde bulunan bir kot yıkama atölyesinin kazan dairesinde henüz bilinmeyen bir sebeple saat 11.10’da patlama meydana gelmiştir. Olay yerinde yapılan ilk tespitlere göre 2  çalışan hayatını kaybetmiştir. Olaya müdahale eden İtfaiye ve AFAD arama kurtarma ekipleri, çalışmalarına devam etmektedir.