Ana Sayfa Blog Sayfa 1979

Van Gölü’nün dibinde çöp toplama tesisi!

Haber: İdris Yılmaz 

Van Gölü çevresinde her geçen gün artan ve önlem alınamaz hale gelen kirliliği arttıracak yeni bir tesis inşa ediliyor. Van Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı tarafından ihalesi yapılan çöp aktarma tesisi, Van Gölü için yeni bir tehdit niteliğinde. Muradiye İlçesi Karahan Mahallesinde yapımı devam eden tesis, Erciş, Muradiye ve Çaldıran ilçelerinin çöp toplama noktası olacak. Van Gölü’ne sıfır denilebilecek bir noktada yapılan çöp toplama merkezinin çevresinde tarımsal alanların yanı sıra yerleşim alanları da bulunuyor. 

ÇEVDER Başkanı Ali Kalçık, mevzuata göre, akarsuların, denizlerin, meraların, tarımsal aynı zamanda yerleşim alanların olduğu yerlerde çöp toplama ve arıtma tesislerinin olmaması gerektiğine dikkat çekti. Kalçık şunları söyledi: “Van Gölü kıyısının hemen yanında yapılan Çöp Aktarma Tesisi, yönetmeliğe yüzde yüz aykırıdır. Tesisinin yapıldığı bölgede hem Bendimahi Çayı hem de Van Denizi var. Aynı zamanda aynı bölgede yerleşim alanları ve tarımsal araziler bulunuyor. Alanın mera bölgesi olması sebebiyle yoğun olarak hayvancılık da yapılıyor.”

Vatanı ve bayrağı sevmenin vatan toprağı, aynı zamanda vatan doğasını sevmekle özdeş olduğunu ifade eden Kalçık, Van Gölü’nü kirletmenin ve doğal güzellikleri tahrip etmenin vatana ihanetle eş anlamlı olduğunu kaydetti:

“Hal böyleyken, bu ülkeyi aynı zamanda ili yönetenler kendi koydukları ve belirledikleri kanunlara aykırı davranmaktadır. Kâr hırsı maalesef talanı kaçınılmaz kılıyor. Söz konusu  çöp toplama alanı, hem teknik bakımdan hem de yerleşim alanına yapılmış olması nedeniyle çok ciddi bir yanlıştır. Bendimahi Deresi ve Van Gölü bölgesinin su kaynağıdır. Bu yanlıştan dönülmemesi durumunda bizler ÇEVDER olarak gerekli adli işlemler başlatarak durumun takipçisi olacağız”

Kayyım, AKP’li vekili de dikkate almıyor

Konu ile ilgili görüştüğümüz çevre sakini, aynı zamanda AKP Van Büyükşehir Belediyesi Meclis üyesi Cibri Özbekçi, çöp aktarma tesisinin yapımı öncesi kendilerinden hiçbir şekilde görüş alınmadığına dikkat çekti.  Seçmenleriyle yüz yüze gelmekten kaçındığını anlatan Özbekçi, “Bu bölge AK Parti’nin yoğun oy aldığı bir bölge. Maalesef bir seçilmiş olarak maruz kaldığımız bu soruna karşı etkili olamıyorum” dedi. Özbekçi şöyle konuştu:

” Van büyük Şehir Belediyesi’ne kayyım atandıktan sonra AK Partili meclis üyelerinin görüş ve önerileri dikkate alınmıyor. Birkaç kez ilgili yetkililerle yaptığım görüşmede, ’tesis bittikten sonra çöp toplanmaya başladığında koku gelirse başka yere taşırız’ şeklinde cevap aldık. Ancak mesele sadece çöp kokusunun yayılıp yayılmama meselesi değil. İnsanlarımız tesisin hemen yanında olan arazilerinde ekin ekiyor, hayvanlar otluyor ve deniz kirleniyor. Tepkilerimizi her fırsatta dile getirmemize rağmen, benim bölgemle ilgili alınan kararlarda görüşlerim ve fikirlerim dikkate alınmıyor” dedi.

Suç duyurusunda bulunulacak

Çöp toplama tesisinin yapıldığı alan Karahan, Keçikıran ve Alkasnak mahallelerinin yakınında, Van-Ağrı karayolunun hemen kenarında bulunuyor. 

Alkasnak (Sor) mahalle muhtarı Muhlis Tekin, yapılan tesisin yer seçiminin yanlış olduğunu ifade ederek, bu tür tesislerin yer tespitleri yapılmadan fizibilite çalışmaları yapılması gerektiğine dikkat çekti. Şu ana kadar hiç kimsenin kendileriyle görüşmediğini, yapının bir gecekondu mantığıyla inşa edildiğini anlatan Tekin kararı verenin devlet yetkilileri olduğuna vurgu yaptı: “Devlet hiçbir şekilde vatandaşının sağlığını, malını aynı zamanda hayatını tehlikeye atacak kararlar almaz. Bu tür durumlar için mevzuatlar hazırlar. Görünen o ki, yapılan yapının mevzuatla alakası yok.”

Çöp aktarma tesisinin yaşamlarını olumsuz etkileyeceği bilinmesine rağmen ısrar edilmesine anlam veremediğini ifade eden Keçikıran Mahalle Muhtarı Yasin Bahram de tesisin yapılmasın akarşı olmadıklarını ancak yerinin yanlış seçildiğini kaydetti:  “Elbette kamu yararına faydalı bir tesistir. Fakat yapıldığı konum ve yer doğru bir yer değildir. Birileri bizi cezalandırmak istiyor gibi, burnumuzun dibinde yapılmasına anlam veremiyoruz. Bize sorsaydılar, mahallemizin yukarı kısımlarında kendi arazilerimizi verecektik. Görüşümüze başvurmadan bu tesisi yapmaları ilgili yasalara da mevzuata da aykırıdır. Hazırlıklarımızı yaptık en kısa sure içinde suç duyurusunda bulunacağız” 

Mevzuat ne diyor?

26/03/2010 tarih ve 27533 sayılı Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik’in ilgili  maddesine göre düzenli depolama tesisi kurmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler, öncelikle kuracakları tesisin bu yönetmelik ve diğer hukuki ve teknik düzenlemelerde istenen şartları sağlamak zorunda olduğunu belirtiyor. Yönetmeliğe göre, düzenli depolama tesis sınırlarının yerleşim birimlerine uzaklığı  en az bir kilometre, 1’nci sınıf ve 2’nci sınıf düzenli depolama tesisleri için ise en az iki yüz elli(250 m) metre olmak zorunda.  

Ayrıca böyle bir tesis için yer seçerken, bunun hava ulaşım güvenliğini etkileyip etkilemediği, orman alanları, ağaçlandırma alanları, yaban hayatı ve bitki örtüsünün korunması gibi özel amaçlarla koruma altına alınmış alanlara uzaklığı, bölgede bulunan yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve koruma havzalarının durumu, yeraltı su seviyesi ve yeraltı suyu akış yönleri, sahanın topografik, jeolojik, jeomorfolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik durumu, taşkın, heyelan, çığ, erozyon ve yüksek deprem riski, hâkim rüzgâr yönü ve yağış durumu, doğal veya kültürel miras durumu dikkate alınmalı.

Mevzuatta yer alan maddelere rağmen, Van Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Birimi tarafından ihalesi yapılıp inşasına devam edilen tesis için bu koşullara uyulmadığı görülüyor. Gölün hemen kıyısında bulunan flamingolar ile farklı türdeki göçmen kuşların tesisten nasıl etkileneceği ise bilinmiyor.

Filipinler İçişleri Bakanı ikinci kez koronavirüse yakalandı

Euronews‘in aktardığına göre, Vergeire, “Buna yeniden enfeksiyon demeyelim. Bilim dünyası, yeniden enfeksiyonların meydana gelip gelmeyeceğini henüz kesinleştirmedi” dedi. 

Bağışıklık ne kadar sürüyor?

Araştırmalara göre, yeni tip koronavirus ile enfekte kişiler genellikle enfeksiyondan veya semptomların başlamasından bir hafta sonra antikor geliştirmeye başlıyor. Ancak enfekte olmuş bir bireyin yeni bir enfeksiyona karşı yeterli bağışıklık oluşturup oluşturmadığını veya oluşturduysa bağışıklığın ne kadar sürdüğü henüz net olarak bilinmiyor.

Bazı araştırmalar, tedavi edilen bazı hastaların bağışıklıklarını aylar hatta haftalar içinde kaybedebileceğini öne sürüyor.

Filipinler’de, Covid-19 vakası tanılarında son haftalarda artış kaydedildi. Ülkede, resmi verilere göre 160 bini aşkın pozitif vakaya rastlandı ve yaklaşık 2 bin 600 kişi pandemi nedeniyle hayatını kaybetti.

Dünyada rekor vaka sayısı: Bir günde 300 bin kişi

Bu arada Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dün dünya çapında görülen 300 bine yakın yeni Covid-19 vakası ile pandeminin başlangıcından beri görülen en yüksek rakam kaydedildi. DSÖ, 16 Ağustos tarihinde 294 bin 237 yeni Covid-19 vakası tespit edildiğini duyurdu.

 
Covid-19 salgını nedeniyle kısıtlama uygulayan ülkeler yaz aylarına doğru normalleşme sürecine girerek tedbirleri gevşetmeye başlamıştı. Ancak tüm dünyada ağustos ayı itibariyle yeni vaka sayısında artış kaydedilebileceği belirtiliyor.

Türkiye’de de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 15 Ağustos’ta paylaştığı günlük koronavirüs tablosunun ardından son 45 günün en yüksek pozitif tanı sayısına ulaşıldığını duyurmuştu.

Kızderbent’te açılmak istenen taş ocağı bölgedeki tarım ve hayvancılığın sonunu getirecek

Kocaeli‘de Karamürsel ilçesine bağlı Kızderbent Mahallesi’nde açılmak istenen taş ocağı için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başladı. Açılacak taş ocağı ile Yalova’da yapılmak istenen Karadere sulama ve Kınalı içme suyu barajlarına malzeme temin edilmesi amaçlanıyor.

Bölge halkı ise yapılmak istenen baraja karşı olmadıklarını ancak açılacak taş ocağının mahallelerindeki tarım ve hayvancılığı bitireceğini belirterek “Karadere ve Kınalı Barajları Malzeme Ocakları Kırma Eleme Tesisi ve Hazır Beton Santrali” isimli projeye karşı çıkıyor.

Demirsoysal: Tarım ve hayvancılık zarar görecek

Konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye değerlendirmede bulunan Kızderbent Derneği Başkanı Enver Demirsoysal, “Taş ocağının yapılacağı yer yemyeşil bir orman. İçinde dere akıyor. Karamürsel’in en büyük yerleşim yerlerinden biri. Burada tarım ve hayvancılık yapılıyor. Proje gerçekleştirilirse hepsi büyük zarar görecek” ifadelerini kullandı.

Proje alanının 1 kilometre yakınında devlet tarafından desteklenen küçükbaş hayvan çiftliği olduğunu, daha önce de Devlet Su işleri tarafından bölgedeki tarımı geliştirmek için gölet yapıldığını hatırlatan Demirsoysal, “Devlet bir yandan tarımı ve hayvancılığı destekliyor, bir yandan da ‘burada çıkın’ diyor. Burada çelişki var” açıklamasını yaptı.

91 bin 958 hektarlık alana kurulacak

Projenin AKYA Proje Etüt Mühendislik Danışmanlık Ltd. Şirketi tarafından hazırlanan başvuru dosyasına göre kil ve kaya malzeme ocaklarının toplamda 91 bin 958 hektarlık bir alana kurulması planlanıyor.

Proje kapsamında biri içme diğeri sulama suyu amaçlı 2 baraj ve malzeme ocakları (andezit ocağı, A-B-C kil malzeme sahaları), kırma eleme tesisi ve hazır beton santrallerinin yer alması öngörülüyor.

Önceden açılan madenlerden bölge halkı rahatsız

Daha önce de Bursa ve Yalova il sınırları içerisinde toplamda üç tane taş ocağının açıldığını anlatan Demirsoysal, buradaki halk bu ocaklardan rahatsız. İnsanlar ‘Evlerimiz, tarlalarımız taş ve toprak içerisinde kaldı. Sürekli sallantılar yaşıyoruz’ diyorlar. 18-20 yıl önce açılan taş ocaklarını kapatamamışlar henüz” ifadelerini kullandı.

Yalova için baraj yapılmasına karşı olmadıklarını belirten Demirsoysal, “Su ihtiyacı olduğunu ve baraj yapılması gerektiğini söylüyorlar. Yapılsın o zaman. Biz sadece taş ocağına karşıyız” dedi.

Avrupa’da taş ocağı açılacak yerlerin özenle seçildiğini belirten Demirsoysal “Kıraç bir toprak seçilmesi, tarım ve hayvancılıktan uzak olması gerekiyor. Bizde ise yerleşim yerine bir buçuk kilometre uzaklıkta. Üstelik ormanın içinde bir arazi. Bu yüzden burada yapılmasını uygun görmüyoruz” ifadelerini kullandı.

İmza kampanyası başlatıldı

Bölge halkının yüzde 99.9’unun projeye karşı olduğunu belirten Demirsoysal, Kızderbent Derneği olarak da projenin iptal edilmesi için pek çok görüşme gerçekleştirdiklerini ve imza kampanyası başlattıklarını söyledi. Yapılan açıklamada projeye neden kaşı çıktıkları şu şekilde açıklanıyor:

  • Oldukça kurak ve su kaynakları kısıtlı bir köy olan Kızderbent’in çok önemli su kaynaklarından biri olan Aktoprak deresi üzerine yapılacak ve bu dereyi kurutacak. Dere kıyılarındaki tarım arazileri susuz kalacak ve buradaki tarım faaliyetleri bitecek.
  • Aktoprak deresinin ve bu dereye su temin eden ormanlık vadinin tam üzerine yapılacak taş ocağı içindeki canlılarla birlikte ormanın yok olmasına sebep olacak. Köyün merasının büyük bölümü bu derenin çevresinde ve ocak sahası civarında olduğundan mera kullanılamayacak, köyün en önemli geçim kaynağı olan hayvancılık bitme noktasına gelecek.

‘Sarsıntılar insanları ve hayvanları etkileyecek’

  • 16 saat vardiyalı çalışması planlanan taş ocağındaki yoğun patlatma faaliyetlerinin yaratacağı gürültü ve 3.5 şiddetinde depreme eş sarsıntılar hem insanları hem de hayvanları çok olumsuz etkileyecek. Hayvanlarda düşük yapma ve sütten kesilme gibi etkileri olacak.
  • Ocaktan çıkarılacak andezit kayası içindeki demir, aluminyum, manganez ve benzeri ağır metaller çamur halinde dereden aşağı akacak. Deredeki doğal yaşamı bitirecek. Karıştığı Kızderbent deresiyle birlikte 6 köyün içme suyu tesisinin bulunduğu İSU İçme Suyu Arıtma tesisindeki suyu kirletecek, halk sağlığını tehdit edecek. Yoğun tarım yapılan Soğuksu ve Altınova gibi bölgeleri de kirleterek denize dökülecek.

‘Solunum yolu hastalıklarına neden olacak’

  • Hakim rüzgarlar ocağın yapılması planlanan yerden köye doğru estiği için, ağır metallerin karıştığı tozlar bölgede akciğer kanseri, astım gibi ciddi solunum yolu hastalıklarına sebep olacak.
  • Taş ocağının yapılması planlanan bölgenin güneyinde kalan ve doğrudan köye inen çıplak ve dik tepede hafif bir heyelan çıplak gözle bakıldığında bile görülmektedir. Yoğun yağışın olduğu dönemlerde ocakta yapılacak patlatmaların yaratacağı sarsıntı bu tepe üzerindeki heyelanı harekete geçirebilir ve köyü ciddi tehdit altına sokabilir.

Salda Gölü’nün bir kilometre yukarısına, foseptik çukurundan kirli su akıyor

Salda Gölü Koruma Derneği Doğa ve Yaşam Savunucuları, “Türkiye’nin Maldivleri” olarak ünlenen ve giderek artan oranda günübirlik ziyaretçi akınına uğrayan Salda Gölü‘nün yakınında yaşanan kirliliği fotoğraflarla ortaya koydu.

‘Foseptik havuzuna dönüşüyor’

Paylaşılan videoda Salda Gölü’nden doğuya doğru yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, Salda deresinden akan su ile gölün nasıl kirlendiği görülüyor. Paylaşımda şöyle denildi:

Bu su, dağdan gelen akarsu değil, Salda Köyü‘nün çayır mevkiinde bulunan, foseptik çukurundan dereye ve dereden de göle akan su.

Suyun, göle aktığı yerde oluşturduğu kirlilik, fotoğraflarda görülüyor. Göl sanki mayalanmış da yavaş yavaş foseptik havuzuna dönüşüyor gibi.

Sözünü ettiğimiz yer, videoda ve fotoğraflarda görüldüğü gibi, “Maldivler” denilen beyaz adaların hemen dibinde. Doğuya doğru, yaklaşık bir kilometre mesafede.

https://www.facebook.com/100014945798395/videos/pcb.1599059356928336/897440424097476/?type=3&theater&ifg=1

‘El bile yıkanmaz’

Burdur Valisi Ali Arslantaş‘ın “Salda Gölü suyunun içilebilir olduğu” yönündeki açıklamaya da değinilen paylaşımda, yetkililerin sözlerinin gerçeği yansıtmadığı belirtildi.

Paylaşımda mevcut kirliliğin Salda Gölü için yarattığı tehlikenin yanında bölgede göle girmeye gelen insanların sağılığı için de risk teşkil ettiği ifade edildi:

Davetli veya davetsiz, çıkıp çıkıp Salda Gölü’ne gelen ziyaretçiler, Salda deresinin göle karıştığı bölgeyi de ziyaret etsin lütfen.

Bu bölgede, bırakın suyun içilebilir olmasını, el bile yıkanmaz.

Biz zaten baştan beri, Salda Gölün’ün kendinisini temizleyemediğinden, göle bırakılan her türlü kir ve atığın gölde biriktiğinden, göle girilmesine karşıyız.

Fakat şimdi siz en azından Kendi sağlığınız için göle girmeyiniz. Suyu sizi hasta edebilir.

Paylaşımda gölün korunması için alınması gereken önlem ve talepler şu şekilde sıralandı:

1. Göle girilmemeli,
2. Beyaz kumulların üzerinde yürünmemeli,
3. Göle uzak noktalarda seyir yerleri oluşturulmalı,
4. Ziyaretçilerin ihtiyaç duyacağı yapılar, seyir yerlerine ve göl çevresindeki yerleşim yerlerine yapılmalı.
5. Millet Bahçesi Projesi iptal edilmeli.

Millet Bahçesi adı altında yapılaşma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen yıl yapılan yerel seçimler öncesinde Burdur’u ziyaret etmiş ve burada bir Millet Bahçesi yapılacağını ilan etmişti.

300 bin metrekarelik alana yapılması planlanan Millet Bahçesi’nde büfe, kafeler, restoran, yönetici-sağlık ünitesi, yöresel ürünlerin satılacağı çoklu alan, giyinme-soyunma kabinleri, mescit ve cankurtaran birimleri inşa edilmesi öngörülüyordu. Bu yapıların bazıları yerleştirildi.

Salda Gölü’nü savunan çevre savunucuları ise zaten kaldırabileceğinin çok üzerinde turist ve günübirlikçi akımına uğrayan Salda Gölü ve çevresine daha çok zarar vereceği için projeye karşı çıkıyor.

TMMOB: İstanbul için vakit daraldı, çağrılara kulak verin

Türk Mimar ve Mühendisler Odası (TMMOB) Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, 17 Ağustos 1999 Depreminin 21. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama paylaştı. Kurulan deprem konseylerinin lağvedildiğini, İstanbul’da belirlenen toplanma alanlarının imara açıldığını, 2002’de İBB’nin hazırladığı deprem master planının uygulanmadığını söyleyen Koramaz, “Kısacası üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra ülkemizin deprem gerçeği unutuldu ve deprem üzerinden rant sağlama çabaları başladı” dedi. 

‘Ormanlar ve su havzaları yapılaşmaya açıldı’

“17 Ağustos depreminin 21. yılını karanlık bir tabloyla karşılıyoruz” diyen Koramaz, açıklamasında İstanbul ve çevresi için vaktin daraldığını hatırlatarak şu bilgilere yer verdi: 

  • 17 Ağustos 1999 depremi ve daha sonra yaşanan depremler yapı stokumuzun deprem güvenlikli olmadığını ortaya koymuşken, sanki bir daha deprem olmayacakmış gibi imar planları depreme dayanıklı yapı üretimini sağlamak için değil, kentsel rantın dağıtılması için bir araç olarak kullanıldı.
  •  Parsel bazında yapılan imar tadilatları ile ormanlık alanların ve su havzalarının dere yataklarıyla birlikte yapılaşmaya açıldı.
  • Var olan yapı stokunun ve kentsel belleğin kent kimliği ile birlikte korunarak kentin çağdaş ihtiyaçlara uygun olarak dönüştürülüp canlandırılması ve iyileştirilmesi; böylelikle can güvenliğinin sağlanması ve yaşam düzeyinin yükseltilmesini hedeflemesi gereken Kentsel dönüşüm çalışmaları adeta yeni imar alanları açılması ya da mevcut imar alanlarının rant odaklı yenilenmesine indirgendi.
  • Dönüştürülen alanlarda yaşayan insanların kentsel ihtiyaç ve talepleri gözetilmedi, müktesep imar hakları korunmadı.

‘Deprem Master Planı uygulanmadı, denetim yok’  

  • Asli görevi sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurmak ve yaşanabilir bir çevre oluşturmak olan siyasal iktidar, mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinin teknik, bilimsel ve yasal gereklilikleri ile teknik ilkelerini görmezden gelerek, ormanları, kıyıları, doğal kaynakları hiçe sayan, kent tarihini, kültürünü yok eden, toplumu ve kentleri kimliksizleştiren rant projelerini “Kentsel Dönüşüm” adı altında hayata geçirdi.
  • Oysa ki, nüfus yoğunluğunun ve dolayısıyla yapılaşmanın en fazla olduğu İstanbul için dahi nitelikli ve kapsamlı bir Kentsel dönüşüm için gereken ortalama süre 20 yıl olarak öngörülüyordu. Yani deprem master planı o gün uygulanmaya başlasaydı bugün bu kentimiz olası bir İstanbul depremine hazır olacaktı.
  • Meslek odaları etkisizleştirilerek mesleki uygulamalar denetimsizliğe mahkûm edildi. Yapı üretim sürecinin sağlıklı denetimi sağlanamadı. İmar affı uygulamalarına devam edilerek kaçak yapılaşma teşvik edildi.

Koramaz, gereken önlemlerin biran evvel alınması gerektiğini vurguladığı açıklamasında son olarak şunları kaydetti:

TMMOB ve bağlı Odaları tüm bu süreç boyunca mesleki sorumluluklarının bir gereği olarak, yapılaşmadan kaynaklanan risklerin bertaraf edilmesi için çağdaş bir ‘risk yönetim’ sisteminin oluşturulması, bölgesel ve kentsel ölçekte ‘sakınım planları’nın hazırlanması, mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, güvenli yapılaşmanın sağlanması ve tüm bu süreçlerin sağlıklı işletilebilmesi için meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modelinin benimsenmesi gerektiğini defalarca dile getirdik.

Bu vesileyle bir kez daha iktidarı acilen çağrılarımıza kulak vermeye ve gereken önlemleri almaya davet ediyoruz.”

Çeşme’de kıyı ve ormanlar Turizm Projesi’ne dahil edildi

Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinde ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması ve Onaylanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Resmi Gazete’de 8 Ağustos’ta yayınlanarak yürürlüğe girdi. Söz konusu yönetmelikle birlikte kıyılar ve kıyılarda yer alan ormanlar Turizm Bölgesi’ne dahil edilecek.

Yönetmelik değişikliğinden etkilenecek yerlerin başında gelen Çeşme’de planlanan Turizm Projesi 16 bin 624 hektar alanı kapsıyor. Bu alan Çeşme Yarımadası’nın yaklaşık yüzde 55’ini oluşturuyor. Alanın içinde 5.2 hektar nitelikli orman alanı, 2 bin hektar deniz yüzesi, 600 hektar mera, 78.3 hektar zeytinlik, 3 bin 400 dekar dikili tarım arazisi, 4 bin 400 hektar mutlak tarım arazisi, 7 bin 900 hektar marjinal tarım arazisi, 2 bin 157 hektar nitelikli doğa koruma alanı, 1432 hektar da sürdürülebilir koruma alanı bulunuyor. Ayrıca proje 47 kilometrelik de bir sahil alanını kapsıyor.

Belediyelerin söz hakkı yok

Yapılan değişiklikle; Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ile Turizm Merkezleri kapsamında onaylanan imar planlarında bu yönetmelikte tanımlanan turizm tesislerinin yapılabilmesi mümkün olan ve sahil şeridinin birinci bölümünü de içeren orman vasıflı taşınmazların sahil şeridinin birinci bölümünde kalan kısımları da imar planlarında Turizm Tesis Alanı olarak gösterilecek. Emsal hesabı da turizm tesis alanının tamamı üzerinden yapılacak.

Bu bölümde yer alan hükümler, büyükşehir ve il belediyeleri tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle değiştirilemeyecek. Mevcut planlarda, bu bölümden faydalanan turizm tesisleri için bu bölümdeki hükümlere aykırı olan hükümler uygulanacak.

Yönetmeliği değiştirmişlerdi

Yönetmeliğin, Çeşme’de hayata geçirileceği geçen şubatta Turizm Bakanı Mehmet Ersoy tarafından duyurulan Turizm Projesi’nin çalışmaları sürdüğü sırada geçmesi dikkat çekti.

12 Şubat 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 2103 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile de Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’nin sınırlarının geliştirmesi yönünde karar verilmiş, proje kapsamında bölgedeki sit alanlarının da kullanılması için yürürlüğe giren yönetmelikte değişiklik yapılmıştı. Söz konusu yönetmeliğin değiştirilen dokuzuncu maddesinde yapılan değişiklikle birlikte “doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlar” izin verilen faaliyetler arasına katılmıştı. 

Okyanuslardaki mikroplastikler yeni bir salgına yol açabilir

Yeni yapılan bir araştırma okyanuslardaki artan mikroplastik kirliliğin gıda zincirine katıldığını ve bu durumun ilerleyen zamanlarda yeni tip koronavirüs benzeri yeni bir salgına yol açabileceğini ortaya koydu.

Birleşik Krallık’ta yer alan Exeter Üniversitesi Küresel Sistemler Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, okyanus ve denizlerdeki plastik atıkların yüzeyindeki patojen (virüs ve bakteriler) varlığının her geçen gün arttığı belirtildi.

Milyonlarca ton mikroplastik okyanuslarda

NTV’nin aktardığına göre çapı 5 milimetreden küçük olan plastik parçacıklar deniz ve okyanuslara endüstriyel atıklar, tekstil lifleri ve kozmetik ürünlerin taşınmasıyla ulaşıyor ve her yıl yaklaşık milyonlarca ton mikroplastik okyanuslara taşınıyor.

Diğer taraftan, Arktik ve Alp toprakları da dahi olmak üzere okyanusların en derin kısımlarına kadar tüm gezegeni kirleten mikroplastikler nedeniyle her yıl milyonlarca deniz canlısı ölüyor.

Uzmanlar, önlem alınmadığı takdirde 2100 yılına kadar deniz ve okyanus canlılarının yüzde 80 azalacağını öngörüyor. Bununla birlikte buzullar ve karla kaplı alanlarda biriken mikroplastiğin ise Güneş’in ısısını absorbe etmesiyle kutuplardaki erimeyi artırıyor.

Zararlı mikroplar barındırıyor

Diğer yandan, mikroplastiğin biyoçeşitliliği yok etmesinin doğal bir sonucu olarak salgın hastalıklar görülme olasılığı artıyor. Parçacıklar toksik kimya-sallar ve zararlı mikroplar barındırıyor ve bunları yutan deniz canlılarını tü-keten insanlarda çeşitli hastalıklar görülüyor. Bunun yanı sıra, mikroplastik-ler insan ve hayvanlardaki çeşitli virüs ve bakterilerin yeni alanlara yayılma-sına da olanak sağlıyor.

Midye ve istiridyeler plastiği tüketiyor

Bilim insanlarının yaptığı çalışmada, bu ultra küçük plastik parçacıkların, yüzeyde ir mikrop topluluğu olan biyofilm tabakası oluşturduğunu ve özellikle midye ve istiridye gibi canlıların bu tabakadan beslendiği aktarıldı.

Araştırmacılar, patojenlerin plastikten deniz yaşamına bu şekilde aktarılmasının, bazı bölgelerdeki yumuşakça popülasyonlarını yok edebileceğini ve deniz ürünleri tüketen insanlara geçmesiyle yeni ölümcül salgınları doğurabileceğini açıkladı.

‘Patojen sayısı artıyor’

Öte yandan bilim insanları, mikroplastiklerinin okyanusa süzüldükten sonra bakteri ve virüsleri nasıl taşıdığına ve bunun insanların ve hayvanların sağ-lığını nasıl etkilediğine dair ilişkin bilgi boşluklarının hala var olduğunu söylüyor.

Ancak, konuyla ilgili açıklama yapan Exeter Üniversitesi Küresel Sistemler Enstitüsü’nden Dr. Ceri Lewis, “Dünyanın dört bir yanındaki okyanuslar-daki plastik yüzeylerde çok sayıda patojenin varlığına ilişkin artan raporlar özellikle endişe verici. Her yıl dünya okyanuslarına ulaşan milyonlarca ton plastik ve yüzeyde yüzen trilyonlarca parçacık var” ifadelerini kullandı.

Dirençli bakteriler oluşuyor

Daha önce yapılan bir araştırmada, mikroplastik yüzeylerde, çevredeki deniz suyuna göre 100 ila 5 bin kat daha yüksek konsantrasyonlarda antimikrobiyal dirençli bakteri bulundu. Antimikrobiyal direnç (AMR), bakterilerin modern antibakteriyel ilaçlara ve kimyasallara güçlü yanıt vermesi ve durdurulamaması anlamına geliyor.

Dr Lewis, tüm bunların deniz hayvanları, su ürünleri yetiştiriciliği ve besin zincirinin tepesindeki insanlar üzerinde büyük etkisi olacağını açıkladı.

Emine Bulut’u korumayan polislere soruşturma izni verilmedi: Görevi ihmal yok!

Kırıkkale Valiliği, Emine Bulut’un öldürülmeden dört saat önce gittiği karakoldaki polisler için soruşturma izni vermedi. Bulut’un herhangi bir müracaatta bulunmadan karakoldan ayrıldığını söyleyen valilik kararında “görevlilerinin ihmal kusurlarının olmadığı anlaşıldı” ifadeleri yer aldı.
Fedai Varan.
Soruşturma, avukat Ersoy Aytaç’ın Kırıkkale Cumhuriyet Polis Merkezi’nde görevli dört polis hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından başlatılmıştı. Aytaç’ın vekili avukat Merve Erten, valiliğin başsavcılığa soruşturma izni vermediği 18 Mart 2020 tarihli karara itiraz etti. İtirazı, Ankara Bölge İdare Mahkemesi değerlendirecek.

Günübirlikçiler Salda’yı rahat bırakmıyor: Ciltlerine iyi gelir diye kumsalda çukurlar açtılar

Burdur‘un Yeşilova ilçesinde, beyaz kumsalı ve turkuaz rengi suyuyla ”Türkiye’nin Maldivleri” olarak ünlenen Salda Gölü‘ne gelen günübirlik ziyaretçiler, göl kıyısında cilde iyi geldiğini düşünerek derin kil havuzları oluşturdu. Durumun fark edilmesinin ardından kil havuzlarına girişler yasaklandı, oluşturulan çamur havuzlarının etrafı ise yapılan çitlerle çevrildi.

Salda Gölü’nde sürekli görev başında olan Yeşilova İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri; şezlong, şemsiye ve kamp sandalyesi ile buna benzer malzemelerin kullanılmaması, çadır kurulmaması, ateş yakılmaması, şampuan, sabun gibi kozmetik ürünlerinin kullanılmaması, kıyıda çukur oluşturulmaması, çamur banyosu yapılmaması, gölün içinden ve kıyıdan kum ve çamur alınmaması ve sigara içilmemesi uyarılarında bulunuyor.

Silikozis hastalığına yol açıyor

Uzmanlar Salda Gölü’ndeki kumların biyomineralizasyon süreciyle oluştuğunun ve zarar görmeleri halinde geri dönülemez biçimde bozulacağının altını çizerken, kumların özellikle insan sağlığı açısından ciddi risk teşkil ettiği uyarısında da bulunuyor.

Geçen nisanda bölgeye iş makinalarının girdiğinin öğrenilmesi üzerine Yeşil Gazete‘ye konuşan Türkiye Tabiatı Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Erol Kesici kumların çok küçük parçalara ayrılabildiğini ve bu parçaların kolaylıkla akciğer ve solunum yollarını etkileyebileceğini söylemiş, bu durumun insanlarda silikozis hastalığı dahil olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunmuştu.

İstanbul KHK’liler Platformu: KHK’ler bizim dört yıldır süren pandemimiz

Kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile işlerine son verilen çalışanların oluşturduğu İstanbul KHK’liler Platformu, Kadıköy’de bulunan Eminönü İskelesi önünde basın açıklaması yaptı.

Açıklamada “KHK’lar bizim 4 yıldır süren pandemimizdir” diyen platform KHK’lilerin dört yıldır salgın sürecinin getirdiği bütün olumsuzlukları yaşadığı, salgın sürecinde ise bu olumsuzlukların giderek arttığı belirtildi.

‘Vebalı muamelesi gördük’

Mezopotamya Haber Ajansı’nın aktardığına göre basın açıklamasını İstanbul KHK’liler Platformu adına işine geri dönme talebiyle 836 gündür Zeytinburnu Belediyesi önünde eylem yapan Kenan Güngördü ve Meki Kaplan okudu.

Salgının getirdiği farklılık sonucunda yaşadıkları hukuksuzlukları yurttaşların anlama ve destek verme zamanı geldiği ifade edilen açıklamada, “Dünya Sağlık Örgütü pandemiyi ilan ettiğin de yaşadığınız şok ve şaşkınlığı hatırlıyor musunuz? Biz de KHK’ler ilan edildiğinde aynı şoku yaşadık. Üstelik ismimiz ve kimlik bilgilerimiz birer virüs taşıyıcısı gibi resmi gazetede ve internette yayınlanmıştı. Vebalı muamelesi görmüş ve halen de görmeye devam ediyoruz” denildi.

’86 kişi intihar etti’

Yurttaşların salgının bitmesini beklediği gibi kendilerinin de ülkeye adaletin gelmesini beklediklerinin dile getirildiği açıklamada “KHK’ler bizim pandemimizdir. Toplum buna tepkisiz kaldıkça bu virüs daha çok insanı etkileyecek, belki yarın KHK virüsü size de bulaşacaktır. KHK virüsü öldürmez demeyin sakın. Bugüne kadar resmi rakamlara göre 86’sı intihar vakası olmak üzere 554 KHK’li vefat etmiştir” denildi.

Açıklamada, “Gelin bu KHK virüsünün kaynağını kurutalım. Kurutalım ki bir daha hiç kimsenin canını yakamasın. Biz dört yıldır bu mücadeleyi veriyoruz. Hepinizi bu meşru ve demokratik mücadelemize destek olmaya davet ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında eylemcilerin maske kullanarak katıldığı eylem, basın açıklamasının ardından alkışlar ile son buldu.