Ana Sayfa Blog Sayfa 1122

Boğaziçili akademisyenlere ‘nöbet’ soruşturması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yılın başında Prof. Dr. Melih Bulu’yu atamasının ardından protesto gösterilerinin başladığı Boğaziçi Üniversitesi’ndeki 16 akademisyene karşı rektörlüğün şikâyetiyle soruşturma başlatıldı.

Diken‘den Canan Coşkun’un aktardığına göre, 16 akademisyen hakkında ‘sırt dönme’ eylemleri ve rektörlük tabelası üzerine kağıt yapıştırmaktan dolayı ceza davası açılmasını talep eden rektörlük, akademisyenlerin Kabahatler Kanunu’na ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na aykırı davrandıklarını iddia etti.

Akademisyenler, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından ifadeye çağrıldı.

340 gündür sürüyor

Akademisyenler, Boğaziçi Üniversitesi’nin bir önceki atanmış rektörü Melih Bulu’nun göreve başlamasından sonra rektörlüğe sırtlarını döndükleri sessiz protestoya başlamışlardı. Temmuz ayında ise rektörlük binasına ‘kayyımlık‘ yazısı asmak gibi suçlamalarla haklarında disiplin soruşturması açılan öğrencilerinin ifade özgürlüğünün ihlal edilmesini kabul etmediklerini söyleyen akademisyenler, rektörlük binasına ‘kayyımlık‘ yazısı asmaya başlamıştı. Akademisyenler yaptıkları açıklamalarla öğrencilerinin ifade özgürlüklerine sahip çıkacaklarını belirtmişlerdi.

Akademisyenler, temmuz ayı boyunca meslektaşlarının rektörlük binasına yazı asarken çekilmiş fotoğraflarını, #İfadeÖzgürlüğüCezalandırılamaz ve #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz etiketleri ile sosyal medyada da paylaşmış, protestolarını çevrim içi ortamda da sürdürmüştü.

Bugün de sırtlarını döndüler

Bulu’nun görevden alınarak yerine Naci İnci’nin rektör olarak atanmasından sonra da protestolar devam ediyor.

2 Ocak’ta başlayan rektör atamalarına karşı direniş, 340’ıncı gününe girdi. Akademisyenler, nöbet boyunca ellerinde “Kabul Etmiyoruz”, “Vazgeçmiyoruz”,  “Can Candan Yalnız Değildir” yazan pankartlar ve derslerine son verilen Can Candan ile Feyzi Erçin’in fotoğraflarını taşıdı. 

 

CAN YOLU mobil uygulaması: Araç çarpmış bir yaban hayvanıyla karşılaştığınızda ne yapmalısınız?

Şehirler büyüdükçe ve ulaşım ağları genişledikçe, doğal yaşam alanları da hızla parçalanıyor. Uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasından geçen ya da ormanı bir bıçak gibi ikiye ayıran otoyollar, bu coğrafyalarda yaşayan canlılar için aşılması gereken büyük bir engel olarak karşılarına çıkıyor.

Her yıl onlarca sürüngen, memeli ve kuş türünden binlerce yaban hayvanı araç çarpmasına maruz kalarak hayatını kaybediyor. Bazı durumlarda bu araç çarpmaları sürücülerin ölümüne ya da yaralanmalarına da sebep olabiliyor. Ancak bu vakaların hiçbir düzenli kaydı tutulmuyor. Türkiye’nin geniş coğrafyasını göz önünde bulundurunca tüm kayıtların birkaç kişilik ekiplerce tutulması da mümkün gözükmüyor. Elde herhangi bir veri olmayınca, bu canlıların korunmasına yönelik koruma çalışması ya hiç yapılmıyor ya da yetersiz kalıyor.

Tek tuşla kayıt

Soruna çözüm üretmek adına “Yırtıcı Kuşları Koruma Hareketi” ekibi CAN YOLU ismini verdikleri bir telefon uygulaması geliştirerek vatandaşların kullanımına açtı.

Bir “vatandaş bilimi” metodu olarak geliştirilen uygulamayla, telefon kullanıcıları kendi karşılaştıkları vakaları birkaç tuşla kayıt altına alabiliyor. Böylece Türkiye’nin herhangi bir köşesinde araç çarpması sebebiyle hayatını kaybetmiş yaban hayvanları, bu canlıları koruma mücadelesi veren araştırmacılar için çok değerli bir kaynak oluşturuyor.

Vatandaş bilimi ya da halk tabanlı bilimsel araştırma, bilimsel çalışmalarda bilginin tamamen ya da kısmen amatör bireyler tarafından sağlanması anlamına geliyor.

CAN YOLU oldukça kolay bir kullanıma sahip, ücretsiz bir uygulama. Apple Store ya da Google Play Store’dan indirilebiliyor ve açıldığı gibi sizi kameraya yönlendiriyor. Vakanın fotoğrafları çekildikten sonra ikinci bölüme geçiliyor. Burada da tek tuşla konum ekleniyor. Yaban hayvanının yaşayıp yaşamadığı ve varsa notlar eklenerek bildirim tamamlanıyor. Toplanan tüm bu bildirimler, Türkiye’de araç çarpması tehdidine maruz kalan canlı türlerini belirlemek, vakalarının yoğun olarak gerçekleştiği “sıcak noktaları” tespit etmek ve bu noktalarda koruma önlemleri almak için kullanılıyor.

Yollarda ölenler: Boz ayı, kukumav, leylek…

Mayıs ayında tanıtımı yapılan uygulama bugüne kadar yüzlerce farklı kullanıcı tarafından indirildi ve memeliden kuşlara, sürüngenlerden böceklere kadar çok sayıda vaka bildirimi yapıldı. Bu vakalar içinde boz ayı, porsuk, tilki gibi büyük memeliler de bulunuyor, kukumav, kerkenez, leylek gibi kuşlar da.

Proje ekibinden Tora Benzeyen, uygulamayı şöyle anlattı: Çıkış noktamız yırtıcı kuş vakalarını kayıt altına almaktı ancak uygulamayı yayımladıktan sonra gördük ki sadece yırtıcı kuşlar değil, hemen hemen tüm yaban hayvanları araç çarpmasına maruz kalıyor.

‘Çok daha fazla vakanın meydana geldiğinden eminiz ancak kayıt altına alınmadıkları sürece koruma önlemleri geliştirilemeyecek ve ve yaban hayvanları hayatını kaybetmeye devam edecek. Can Yolu uygulamasının başarılı olmasının  tek bir yolu var, o da çok daha fazla vatandaşın uygulamayı indirip bildirim yapması. Ancak bu şekilde Türkiye’nin geniş coğrafyasında daha büyük bir alanı kontrol edebiliriz. Biliyoruz ki yaptığımız herhangi bir yolculuk sırasında araç çarpmış bir canlıyla karşılaşmamız çok muhtemel. Can Yolu’nu kullanın, bildirim yapın, bu üzücü sahnelerin hiç yaşanmaması için mücadele edenler arasına katılın.”  

Ekolojik köprüler, tüneller ve tabelamalar yapılmalı

Yaban hayvanlarının araç çarpmasına maruz kalması, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada etkisini sürdüren önemli bir sorun. İyi planlanmış otoyol projelerinde bu sorunu en aza indirmek için ekolojik geçiş köprüleri ile tünelleri inşa edilmesi, otoyolların çitlenerek hem sürücüler hem de yaban hayvanları için güvenli hale getirilmesi ve tabelama gibi önlemler alınıyor.

Türkiye’de ise bu tür önlemler oldukça yetersiz durumda. Sadece KGM sorumluluğunda 68.633 km karayolu bulunuyor. Ancak yaban hayvanlarının güvenli bir şekilde otoyolları geçmesini sağlayan ve otoyolların böldüğü doğal yaşam alanlarını birbirine bağlayan ekolojik köprülerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. 

Bu uygulamalar tür koruma önlemlerinin hayata geçirilmesini sağlamak için büyük önem taşıyor. Uygulama aracılığıyla yapılan bildirimler konum bilgilerini de içeriyor. Bu sayede araç çarpma vakalarının yoğun olarak meydana geldiği lokasyonlar belirlenip, koruma önlemleri uygulamak için karar alıcılarla ortak çalışmalar yürütülebiliyor.

Proje ile ilgili detaylı bilgilere, proje web sitesinden ulaşabilirsiniz. 

COP22: BM temsilcisi Msuya, küresel ısınmanın yarattığı tür kırımına karşı uyardı

BM Genel Sekreter Yardımcısı Joyce Msuya, sulardaki ısınma nedeniyle mercanların yok olduğunu, birçok türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirterek, “İklime dayanıklı bir yapı için her şey mevcut. Aradaki boşluğu doldurmak için buradayız. Bu protokolleri, ulusal düzeyde uygulama, ülkelerin kanun ve mevzuatlarına ekleme zamanı gelmiştir” dedi.

Msuya, Akdenizin Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi‘nin 22. Taraflar Konferansı (COP22) Bakanlar Oturumu’nda, Akdeniz’in korunması için yapılan çalışmaların önemli olduğunu, bölgedeki yağışların yüzde 30 azalacağını tahmin ettiklerini söyledi.

Yaban hayatının büyük sıkıntı içinde olduğuna dikkati çeken Msuya, şunları kaydetti:

“Çünkü orman yangınla çok artmış durumda. Bu durum sürdürülebilir olmaktan çok uzak. Biyoçeşitlilik krizi buna eklendiğinde Akdeniz’de deniz içerisindeki avcılarının yüzde 50’sini kaybetmiş olacak. Isınma nedeniyle mercanlar yok oluyor. Birçok tür şu anda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Tüm bunlar deniz içindeki habitatın ortadan kalkmasına neden oluyor, bu denizi de öldürür. Bu türler endemik oldukları için başka yerlere göçmeyecekler ve yaşayacak yer bulamazlar. Biyolojik çeşitliliğin azalması Akdeniz’deki sosyal yapısının, refahının bozulmasına da sebep olur.”

Msuya, bu durumu düzeltmek için 45 yıldan bu yana BM Çevre Programı ile yol haritası uyguladıklarını, yedi protokolle Barselona Konsorsiyumu kurduklarını bildirdi.

‘Protokolleri ulusal kanunlara ekleme zamanı’

Bölgedeki çevresel faktörleri geniş perspektifte ele aldıklarının vurgulayan Msuya, “İklime dayanıklı bir yapı için her şey mevcut. Bunun için aradaki boşluğu doldurmak için buradayız. Bu protokolleri, ulusal düzeyde uygulama zamanı gelmiştir. Ülkelerin kanun ve mevzuatlarına ekleme zamanı gelmiştir. Kıyılarda, denizleri koruma hedeflerine böyle ulaşabiliriz.” diye konuştu.

Msuya, bölge için davalarının bu olduğunu, doğayla barışmak gerektiğini belirterek, ellerindeki gücü bölgenin geleceği için hayata geçirmek gerektiğini kaydetti.

UNEP Çevre Koordinatörü: Akdeniz’de ana yetki alanı genişletilmeli

BM Çevre Koordinatörü (UNEP) Tatjana Hema da COP21’de yapılan çalışmaları ve COP22’de yapılan ve yapılması planlanan çalışmaları anlattı.

Taraf ülkelerin program kapsamında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum‘un iş birliğiyle deniz atıklarının bertarafı konusuna çalıştıklarını aktaran Hema, Barselona Sözleşmesi’nin uygulanmasını güçlendirmek istediklerini söyledi.

Somut temelli kararların alınmaya devam edeceğine dikkat çeken Hema, Akdeniz’de ana yetki alanlarının genişletilmesinin çok önemli olduğuna işaret etti: “Hepimizin ciddiye aldığı çalışmalar yapıyoruz. 2023 yılında Kalite Raporu’nu düzenleyeceğiz. Bu, bizim için önem taşıyor. Akdeniz’in durumunu bu verilerle duyurabileceğiz.” ifadesini kullandı.

Akdeniz’de atık su arıtımı ve çamur arıtımı, plastik atığının önlenmesi için mutabık kaldıklarını aktaran Hema, COP22’de küresel biyoçeşitlilik gündemiyle yeni bir strateji uygulayacaklarını vurguladı.

Programda, COP22 Gençlik Etkinliği’ne katılan Türkiye’den Faik Yetkin, İspanya’dan Aina Pujol, Mısır’dan Asma Tarek de konuşma yaptı.

Konuşmaların ardından konuşmacı gençlere ödülleri verildi.

 

İstanbul’a su sağlayan iki baraj kurumak üzere: Su seviyesi kritik düzeye indi

Kırklareli‘nde bulunan ve İstanbul’a su sağlayan Pabuçdere ve Kazandere barajları kuruma noktasına geldi. Kazandere Barajı’nda nisanda yüzde 76,1 seviyesinde olan doluluk oranı yüzde 4,91’e, Papuçdere’de ise 76,22’den yüzde 2,74’e geriledi.

İki barajın da sadece derin noktalarında az miktarda su kaldı. Kum adacıkları ve çatlakların oluştuğu Kazandere’de yabani otlar yeşerdi. 58 milyon 5 bin metreküp su toplama kapasiteli Pabuçdere’de 1 milyon 600 bin, 17 milyon 42 bin metreküp kapasiteli Kazandere’de ise 860 bin metreküp su bulunuyor.

Barajlardaki kurumaya neden olan etkenlerin başında, iklim krizine bağlı kuraklık gelse de özellikle Kanal İstanbul projesi nedeniyle su havzalarının yapılaşmaya açılması ve kentin ormanlık alanlarının tahrip edilmesi de büyük rol oynuyor. Sonbaharda yeterince yağış almayan Türkiye, aralık ayı itibarıyla da yeterli yağış alamadı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün verilerine göre, 1 Ekim 2020-30 Eylül 2021 dönemini kapsayan 2021 su/tarım yılı yağışları 1981-2010 normalinin ve geçen yıl aynı dönem yağışlarının altında tamamlandı. Türkiye geneli 2021 su/tarım yılı yağışları son 20 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti.

İstanbul’a su sağlayan baraj ve göletler 868 milyon 68 bin metreküp su biriktirme hacmine sahipken, su miktarı bugün itibarıyla toplamda 358 milyon 35 bin metreküp ölçüldü.

Kente su sağlayan diğer barajlardaki doluluk oranları şöyle: Elmalı‘da yüzde 50,94, Terkos’da yüzde 40,83, Darlık‘ta yüzde 33,82, Büyükçekmece‘de yüzde 40,24, Ömerli’de yüzde 68,73, Sazlıdere’de yüzde 20,86, Alibey‘de yüzde 18,94 ve Istrancalar‘da yüzde 27,67.

 

Çin’de iki dev pandanın fosiline rastlandı

Çin’in Zunyi kentindeki Şuanghı Mağarası‘nda, 102 bin yıllık iki dev panda fosiline rastlandığı açıklandı.

Şuanghı Mağarası’nda bugüne kadar 30’a yakın dev panda fosili bulundu. Aynı mağarada çakal, gergedan, Hint misk kedisi gibi birçok hayvanın fosiline de rastlandı.

Ön pençelerinde fazladan bir başparmağa sahipler

Çin’in resmi haber ajansı Şinhua‘nda yer alan habere göre, Guicou Bilimler Akademisi‘ne bağlı Dağ Kaynakları Enstitüsü‘nden araştırmacılar, iki dev panda fosili bulduklarını duyurdu.

Diş minesi tarihleme teknolojisiyle yapılan araştırmalar neticesinde, bozulmadan bu zamana dek gelmiş fosillerden birinin yaklaşık 49 bin, diğerinin ise 102 bin yıl önce yaşamış pandalar olduğu kaydedildi.

Enstitüde araştırma görevlisi olan Vang Deyuan ise, bu şekilde doğada iyi korunmuş dev panda fosillerine rastlamanın nadir bir durum olduğunu söyledi. Vang keşfin, pandaların beslenme özelliklerindeki değişimin anlaşılmasına yardımcı olabileceğini de kaydetti.

Araştırmalar, dev pandaların beslenmek için kullandıkları ön pençelerinde fazladan bir başparmağa sahip olduğuna ve radyal sesamoid kemiklerinin varlığına işaret etti.

Yeni Zelanda’da 14 yaşından küçükler, ömürleri boyunca sigara satın alamayacak

Yeni Zelanda‘da bir sonraki jenerasyonun sigara içmesi resmen yasaklanıyor. Karar doğrultusunda şu an 14 yaş veya altında olanlar, bundan sonra ülkede yasal olarak sigara satın alamayacak.

Dumansız bir Yeni Zelanda hedefleyen hükümetin kararı doğrultusunda sigara alma yaşı da her sene yükselecek.

Dört yıl içinde sigara kullanmayan nüfus hedefi

Jacinda Ardern hükümeti, önümüzdeki dört yıl içinde sigara kullanmayan bir nüfus hedefine ulaşmak istiyor. Bu doğrultuda ülkede tütün oranlarındaki nikotin seviyeleri sınırlandırıldı, sigara satan dükkan sayısı azaltıldı ve bağımlılık konularında çalışan kurumlar desteklendi. Yeni kısıtlama, e-sigara ürünlerini etkilemeyecek.

Sağlık Bakanı Yardımcısı Dr. Ayesha Verrall, “Bugün halkımız için tarihi bir gün. Yasa yürürlüğe girdiğinde, bugün 14 yaşında olan hiç kimse ömrü boyunca burada yasal olarak tütün alamayacak” dedi.

Yeni Zelanda’da sigara içenlerin toplam nüfusa oranı 2010’da yüzde 18 iken, 2018’de bu oran yüzde 11.6’ya düşmüştü.

Belçika sözünü tuttu: 2025’te nükleerden çıkıyor

2003 yılında alınan karara göre, yedi reaktörün (üçü Tihange’de, dördü Doel’de) her birinin ticari faaliyete geçtikten kırk yıl sonra kapatılması gerekiyordu.  İlk iki reaktörün kapatılması için 2015, sonuncusu için ise 2025 yılı öngörülmüştü. 2015’te Belçika, Doel 1 ve 2 reaktörlerinin çalışma süresini  2025 yılına kadar uzatmaya karar verdi.

Doel, Almanya sınırına 150 kilometre ve Tihange ise 70 kilometre uzaklıkta. Geçen yaz, Köln yöneticileri sürenin uzatılmasına karşı bir karar imzalamıştı. Aachen eyaletinin kararında Doel reaktörünün, çeşitli güvenlik endişeleri nedeniyle yıllardır tartışmalı olduğuna dikkat çekildi. 2017’de eyalette, olası bir nükleer kaza için halka iyot tabletleri dağıtılmıştı. Tihange reaktörünün basınç kabında ise mikroskobik çatlaklar tespit edilmişti.

Belçika, 2025 yılında nükleeri terk ederek, Almanya, İsviçre ve İspanya gibi nükleer enerji olmadan yola devam edecek ülkeler arasına katılacak.

Resmi Gazete’de yayımlandı: MTV yeniden değerleme oranı yüzde 25’e indirildi

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre, tüm otomobil, motosiklet grubundaki araçlar için yeni vergi tutarları belirlendi.

Böylece, Motorlu Taşıtlar Vergisi‘nde (MTV) yeniden değerleme oranı yüzde 36.2’den yüzde 25’e indirildi.

En yüksek MTV 62 bin 633 TL oldu

Yürürlüğe giren karara göre, otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları grubunda 2022 yılında en yüksek MTV 62 bin 633 TL olurken, en düşük MTV ise 136,25 TL oldu.

Ocak ve temmuz aylarında ödenen MTV için toplam rakam ikiye bölünüyor.

Cumhurbaşkanı Kararının Ekinde şu ifadelere yer aldı:

Cumhurbaşkanı Kararı’nda 2021 yılı için tespit edilen yeniden değerleme oranı, 12/2/1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci maddesinde yer alan (I) sayılı tarife, 6’ıncı maddesinde yer alan (II) ve (IV) sayılı tarifler ve geçici 8’inci maddesinde yer alan (I/A) sayılı tarifede bulunan taşıtlar için, 2022 yılında motorlu taşıtlar vergisi tutarlarına uygulanmak üzere %25 olarak belirlenmiştir.” Karar 01/01/ 2022 tarihinde yürütüleceği belirtildi. Kararın Hazine ve Maliye Bakanlığını yürütülecek.”

UNICEF: Koronavirüs salgını örgütün tarihinde gördüğü en kötü kriz

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), koronavirüs salgınının örgütün 75 yıllık tarihinde gördüğü en kötü kriz olduğunu açıkladı.

Kapanma dönemlerinde zaman zaman 1,6 milyar çocuğun okula gidemediğinin de altı çizilirken, geçen yıl yüz yüze derslerin yüzde 80’inin iptal edildiği belirtildi.

‘100 milyon çocuk daha yoksulluk yaşadı’

DW Türkçe‘de yer alan habere göre UNICEF tarafından hazırlanan raporda, salgın nedeniyle dünya çapında 100 milyon çocuğun daha çok boyutlu olarak yoksulluk yaşadığı tahminine de yer verildi.

Bu rakamın 2019 yılına oranla yüzde 10’luk bir artışa işaret ettiği vurgulanırken, koronavirüs salgınından önce 1 milyar çocuğun beslenme, barınma, temiz su ve sağlık hizmetlerine erişimi olmadığı belirtildi.

Raporda yer alan bilgilere göre, geçen sene 160 milyon küçük yaşta çocuk çalışmak zorunda kaldı. Bu rakam son dört yılda 8,4 milyonluk artışa işaret ediyor. UNICEF’e göre, 2022 sonuna kadar 9 milyon küçük yaşta çocuk daha çalışmak zorunda kalabilir.

2030 yılına kadar da on milyon kız çocuğunun daha erken yaşta evlenmek zorunda kalabileceği ifade edildi.

Bunların yanında, 2020 yılında 23 milyon çocuğun gerekli aşıları olamadığı, bu rakamın 2019 yılına göre 4 milyondan fazla bir rakama denk geldiği ve bunun son 11 yılda kaydedilen en yüksek sayı olduğu belirtildi.

‘Salgın, çocuk haklarını tehdit ediyor’

Koronavirüs salgınının geniş bir alana yayılan etkisinin giderek derinleştiğini ifade eden UNICEF Genel Direktörü Henrietta Fore, bu durumun yoksulluğu ve eşitsizliği artırdığı gibi çocuk haklarını da tehdit ettiğini söyledi.

Fore ayrıca, “Açlık çeken, okula gidemeyen, istismara uğrayan, yoksulluk içinde yaşayan ve evliliğe zorlanan çocuk sayısı artarken, sağlık hizmetleri, aşı, yeterli gıda ve temel hizmetlere erişimi olan çocuk sayısı azalıyor” ifadelerini de kullandı.

“Pandemide çatışmalar büyüdü ve iklim değişikliği daha da kötüleşti, çocukları önceleyen bir yaklaşım daha önce hiç bu kadar önemli olmamıştı” diyen Fore, sözlerine şöyle devam etti:

Bir yol ayrımındayız. Hükümetler, bağışçılar ve diğer kuruluşlarla önümüzdeki 75 yıl için ortak yolumuzu çizmeye başlarken, yatırımlar konusunda çocukları ilk sırada, kesintilerde ise son sırada tutmalıyız. Geleceğimizin umudu şimdiki zamanda yarattığımız önceliklerde yatıyor.”

UNICEF Genel Direktörü, birçok alanda salgın döneminde yaşanan gerilemenin, yeniden eski seviyesine dönmesinin en iyimser tahminle 7-8 seneyi bulabileceğine işaret etti.

‘Tehlike arz eden hayvan’ kategorisine yeni ırklar eklendi

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli imzalı genelge ile “tehlike arz eden hayvan” kategorisine yeni ırklar da eklendi.

Buna göre, Amerikan Pitbull Terrier, Dogo Argentino, Fila Brasilerio, Japanese Tosa ırklarıyla birlikte American Staffordshire Terrier ve American Bully ırkı köpekler de “tehlike arz eden hayvan” grubuna girdi ve bu hayvanların kayıt belgesiz, ağızlıksız ve tasmasız dolaştırılamayacağı, halkın yoğun bulunduğu yerler ile çocuk oyun alanları ve parklara sokulamayacağı ifade edildi.

Açıklamada yer alan ifadeler

DHA‘da yer alan habere göre, Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada 7332 sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu İle Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun“un 14 Temmuz 2021 tarihinde Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girdiği tekrar vurgulandı.

Söz konusu kanunun 5’inci maddesi kapsamında 5199 sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14’üncü maddesinin (l) bendinin ‘Bakanlıkça belirlenen tehlike arz eden hayvanları üretmek, sahiplenmek, sahiplendirmek, barındırmak, beslemek, takas etmek, sergilemek, hediye etmek ve bunların ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak yasaktır” şeklinde değiştirildiği de hatırlatıldı ve açıklamalara şöyle devam edildi:

Yürürlüğe giren genelge ile, 7332 sayılı Kanun gereğince 14 Temmuz 2021 tarihi öncesinde sahiplenilmiş tehlikeli ırkların, 14 Ocak 2022 tarihine kadar kısırlaştırılarak kayıt altına alınması kaydıyla sahiplerince bulundurulmasına imkan sağlanacaktır. Amerikan Pitbull Terrier, Dogo Argentino, Fila Brasilerio, Japanese Tosa ırklarına ek olarak sahipli American Staffordshire Terrier ve American Bully ırkı köpeklerin de söz konusu tarihe kadar veteriner kliniklerinde kısırlaştırılmaları ve mikroçip ile işaretlenmeleri, sahiplerince kısırlaştırıldıklarına dair belge ile birlikte PETVET sistemine kaydettirilmek üzere il veya ilçe tarım müdürlüklerine başvuruda bulunmaları önem arz etmektedir. Aksi takdirde söz konusu hayvan sahiplerine 28’inci maddenin 1’inci fıkrasının (j) bendinde öngörülen idari yaptırım hükümleri uygulanacaktır.”

11 bin TL idari para cezası uygulanacak

Aynı açıklamada, yine kısırlaştırılan ve kayıt altına alınan bu hayvanların kayıt belgesiz, ağızlıksız ve tasmasız olarak dolaştırılamayacağı, halkın yoğun olarak bulunduğu yerler ile çocuk oyun alanları ve parklarına sokulamayacağı belirtilerek, “Bu hükümlere aykırı hareket edenlere, 11 bin TL idari para cezası verilecek; belirtilen yasaklara aykırılığın tekrarı halinde, idari para cezası verilerek hayvanlara el konulacak ve en yakın belediye tarafından hayvan bakım evine götürülecektir” denildi.