Dış Köşe

Örtmenim, matematik neden zorunlu?- Betül Tanbay

Seni tebrik ederim, Ayşe. Daha sekiz yaşındasın ve bu kadar akıllı bir soruyu sorabiliyorsun. Ben de sana akıllı bir cevap vermeye çalışacağım. Kolay olmayacak. Önce bir ilkokul çocuğu olarak anlaman gerek, sonra ortaokulda daha iyi anlayacaksın, liseye geldiğinde hem matematiği hem felsefesini düşünecek kadar büyümüş olacaksın, somut nedir, soyut nedir öğrenecek ve temel bilimler neden temel kavrayacaksın. Ama anlamak için şimdiki gibi zeki olman yetmez, sabırlı olup zekana bilgi katmalısın. Bilgisiz bir zeka tehlikelidir, kurnazlığa, hatta kötülüğe götürür.

Aslında sorabileceğimiz o kadar çok soru var ki… Okul nedir Ayşe? Neden okula gidiyorsun? İstersen bu soruyu eklemeyeyim, seninkine cevap vereyim, madem okul var, neden matematik zorunlu, onu anlatayım. Sağ elini kaldırır mısın? Bana iki parmak gösterebilir misin? Bir de sol elini kaldırıp iki parmak göster lütfen. Şimdi kaç parmak var Ayşe? İstersen yazalım tahtaya “2 + 2 = 4”. Şimdi ben soruyorum. Sınıfımızın köşesindeki şu kocaman yerküreye bakın. Çeviriyorum. Kuzeyden güneye, doğudan batıya herkesin kabul edeceği “2 + 2 = 4” gibi doğru diyeceği başka bir cümle var mıdır?..

Ali, beni şaşırttın. Aferin bile diyemiyorum. Evet “insanlar ölür”, evet haklısın, bu cümle de şu yerkürede nereye gidersek gidelim herkesin kabul edeceği bir cümledir. Bak açıkça itiraf edeyim, sana iki artı ikinin niye dört ettiğini anlatabilirim, hatta her sene biraz daha zor ama gitgide daha çok şeyi anlamana yarayacak matematik bilgileri verebilirim. Sen bu aldığın bilgilerle, ileride dünyanın neresine gidersen git, kendini anlatabilir, karşındakini anlayacak hale gelebilirsin. Ama “İnsanlar niye ölümlüdür anlat” desen anlatabileceğimi zannetmiyorum. Bu fırsatla hatırla ki senin soracağın soruların tümüne cevap verecek ne bir “örtmen” ne de bir insan vardır. İnsanlık var olduğundan beri “gerçek nedir,  doğru nedir?” diye sormuştur, hala da bu soruyu sormaktadır.  Elbette  “ölüm nedir?…  Hayat nedir?.. Niye varız ” sorularını da sormaya devam ediyoruz. Senin bu soruları sorman, kendi yaşamın boyunca kendin için geçerli cevapları bulman için önce yerkürede herkesin kabul ettiği gerçekleri öğrenmen çok faydalı. Kendi bulduğun, kendi inanacağın doğruların yerküredeki diğer insanlar için ne kadar geçerli olup olmadığını anlayabilmen için de çok faydalı.

Bak sana yeni öğrendiğim bir örnek vereyim. Uzakdoğuya gittim. Sokaklarda küçük kulübelerin içinde duran ufak heykellerin etrafına sabah erken saatte çiçek koyan kravatlı ceketli adamlar gördüm. “Bu nedir” diye sorduğumda, “O kulübede iş tanrısı var, sabah önemli bir ihalesi olan girip ona dua ediyor” dediler. Açıkçası önce güldüm. Sonra düşündüm, çiçeği elindeki adama ben dönüp, “Sen ne yapıyorsun yahu, tanrı tektir ve benimkidir” desem, o da şaşırıp güler miydi? Ardından önemli iş ihalesinin büyük ihtimal “Allahım, ne olur işlerimi rast getir” diyen bir tektanrılıyla olduğunu hayal edip gülümsedim… Garip bir dünya değil mi?

“2 + 2 = 4” gibi cümlelere matematik felsefesi yapanlar “ebedi doğrular” derler. Hadi örnek değiştirelim, insanların ölümlülüğüyle içimizi karartmayalım, siz daha çok gençsiniz, hayata atılacaksınız, önce öğrenmeniz gereken hayat!  Mesela, “güneş her sabah doğar” cümlesi bile ebedi doğru mudur? Bu bir tartışma konusudur. Şaşırdınız değil mi? Bu ebedi gerçekler bizim yürümek için tutunduğumuz sağlam bastonlar gibidir. Hem dünyayı hem uzayı anlamamıza yararlar. Ali, sabah sınıfa girerken oynadığın için azarlanıp cebine attığın o küçük alet var ya? Nasıl keşfedildi zannediyorsun? Matematikçiler sayesinde! Gerçeği arama yolunda yürürlerken, onlar da insan tabii, bir ara tevazuyu kaybettiler, pek heveslendiler. “Biz herşeyi açıklarız, herşey matematikten çıkar” dediler. Kocaman bir makina üreteceğiz, bir tarafından sorularımızı vereceğiz, öbür tarafından cevaplar ispatıyla birlikte dökülüverecek… Allahtan insanlar düşünüp öğrenmeye meraklı olduklarında, aralarından “Durun bakalım, biraz fazla uçtunuz!” diyen biri de çıkıyor. Öyle bir makina olamayacağını anladılar. Ama bu fırsatla nasıl makinaların olabileceğini de düşündüler, bu sayede bugün bütün dünya bilgisayarla donandı. Başka bir fırsatta anlatırım, bu konuda en önemli adımları atan kişinin, bilgiyi değil zorbalığı seçmişler tarafından nasıl casuslukla suçlanıp eziyet gördüğünü…

Herkesin kabul ettiği gerçeklerden başlayıp, yavaş yavaş, büyüdükçe, geliştikçe, kendi doğrularını bulmaya çalışmak için var belki de okul denen şey! Yoksa biri gelir, doğru budur der, “ağaç daha yaş iken”, zorla dayatır kendi gerçeğini, sizi kendi istediği gibi yetiştirir.  Okul sizi düşünüp, soru sormaya, kendi kendinize bulmaya, anlamaya teşvik etmeyecekse, seçme şansı vermeyecekse, kısacası özgürleşmenizi sağlamayacaksa acaba neye yarar?

Betül Tanbay – www.t24.com.tr

Kategori: Dış Köşe