Doğa Mücadelesiİklim KriziManşet

Marmara Kervanı’nın ekokırım yolculuğu: Marmara Denizi’nin kıyımı

0
blank

Marmara Yaşasın grubu tarafından organize edilen ve deniz ekosistemini yıkıma uğratan nedenleri kamuoyuyla paylaşmayı ve çözüm yolları üretmeyi amaçlayan Marmara Kervanı, yolculuğuna 26 Mayıs’ta İstanbul’dan başladığı yolculuğunu dün sonlandırdı. Kervan Marmara çevresindeki ekokırım suç mahallerini inceledi.

Kervanın ilk durağı olan Marmara Ereğlisi’nde, Marmara Ereğlisi Çevre Derneği ile birlikte Kınıklı Deresi‘nin Sultanköy Plajı’nda denize döküldüğü yer görüntülendi. Kervan tarafından yapılan açıklamada kumsal ve çevresinde yazlık evler bulunan bölgede, sanayi tesislerinin atık sularıyla kirletilen Kınıklı Deresi’nin, plajda da önemli kirliliğe neden olduğunu bildirildi. Marmara Kervanı açıklamasında yolculuk süresince yapılan gözlemler şöyle aktarıldı:

‘Jandarma bölgeye girişe izin vermedi’

“Ardından kervan Çorlu’ya doğru yoluna devam etti. Sayıları bugün iki binin üzerinde olan ve 10’dan fazla Organize Sanayi Bölgesi’nde bir araya getirilen endüstriyel tesislerin atık sularıyla artık bir nehir olma özelliğini yitiren, yoğun kokusu nedeniyle civarında solumakta güçlük çekilen Çorlu Çayı’nın kirliliği görüntülendi. Nehre komşu Sağlık(!) Mahallesi’nde yerel halkla yapılan görüşmelerde kanser ve solunum yolu hastalıklarının çok sık görüldüğü vurgulandı. Kervan, Ergene Derin Deniz Deşarjı’nın yapıldığı sahil şeridine de gitti, ancak devlet-özel ortaklı bir şirket tarafından işletilen derin deşarj alanı Jandarma korumasında olduğu için bölgeye girişe izin verilmedi.

Ertesi gün incelemelerine Karabiga’da devam eden kervan, ilk olarak Balıkçı Barınağı’nı ziyaret etti. Yasaklanmış olmasına karşın troller ve gırgırla yapılan avcılığın küçük balıkçılara ve balık türlerinin azalmasına yönelik zararları balıkçılar tarafından dile getirildi.

Kömürlü termik santrallerin hava ve su varlıkları üzerinde yoğun kirlilik baskısı altında olan Biga’da, Alarko-Cengiz ortaklığı olan Cenal Elektrik A.Ş. Termik Santrali önünde Biga Ekoloji ve Yaşam Platformu ile Kazdağları Ekoloji Platformu tarafından pankart ve dövizler eşliğinde basın açıklaması okundu.

‘Termik santral soğutma sularının Marmara’ya deşarjı acilen yasaklanmalı’

Ardından Aksaz’a gidilerek bir diğer deniz kirliliği unsuru olan İÇDAŞ Çelik Enerji Tersanesi görüntülendi. Kervan daha sonra İÇDAŞ Termik Santrali üzerinden Bandırma’ya yöneldi. Karabiga bölgesine termik santraller günde 3,8 milyon m3’e yakın soğutma suyunu Marmara Denizi’nden alıyor ve sıcak, kirli suyu tekrar denize deşarj ediyor. Bu uygulama, deniz suyunun ısınmasında ve denizin kirletilmesinde önemli ölçüde sorumlu. Sıcak ve kirletilmiş termik santral soğutma sularının Marmara’ya deşarjı acilen yasaklanmalıdır.

Bandırma’ya doğru rotasına devam eden kervan, Güney Marmara Dayanışması ile Marmara Denizi’ne dökülen Gönen Çayı’nda incelemede bulundu. Başta deri sanayisi olmak üzere endüstriyel atık sularla ‘çok kirli su‘ olarak nitelenen Gönen Çayı, halen tarımsal sulamada kullanılmakta, bu durum yetiştirilen ürünlerde ciddi sağlık risklerine yol açıyor. Ardından Beyköy’de, köylülerin elinden alınan birinci sınıf tarım arazilerinde yapımına başlanan Metal İhtisas OSB inşaatı görüntülendi.

blank

‘Biyolojik çeşitliliği yok edecek’

Balıkesir-Çanakkale çevre planlarına aykırı olarak yapımına başlanan bu OSB, Marmara Denizi kirliliğini ve bölgedeki nüfus baskısını önemli oranda arttıracak, Kapıdağ ve Manyas Kuş Cenneti’ndeki biyolojik çeşitliliği yok edecek, bölgenin sınırlı su kaynaklarını tüketecek, verimli tarımsal üretime darbe vuracak, sonuç olarak gıda arzındaki sorunlar artarak devam edecektir.

Kapıdağ yarımadasına geçen kervan, bölgede Kapıdağ Çevre Platformu ile birlikte Marmara Denizi’nin bir diğer kirletici unsuru olan Bağfaş Gübre Fabrikası’nı görüntüledi. Bandırma Meydanı’nda Güney Marmara Dayanışması bileşenleri tarafından okunan basın açıklaması sonrası, Marmara Denizi kirliliğiyle mücadele konulu bir forum düzenlendi. Ardından kervan Bursa’ya doğru rotasına devam etti.

‘Nilüfer Çayı adeta bir atık su kanalına dönüşmüş durumda!’

Ertesi gün yolculuğuna Bursa Su Kolektifi ile birlikte Bursa’dan devam eden kervan, Nilüfer Çayı‘nda ve Nilüfer’in bir kolu olan Deliçay’da farklı noktalarda incelemelerde bulundu ve Bursa Su Kolektifi tarafından nehir kıyısında pankart ve dövizler eşliğinde basın açıklaması okundu.

Uludağ’ın eteklerinden doğan ve Bursa’nın içinden geçip, Karacabey’de denize dökülen Nilüfer Çayı adeta bir atık su kanalına dönüşmüş durumda!

Uygun şekilde arıtılmayan evsel ve endüstriyel atık sular yüzünden dördüncü seviye olan ‘çok kirli su‘ tanımına giren Nilüfer Çayı’na, önce şehrin doğusundaki OSB’lerin, ardından batı tarafındaki OSB’lerin kirli atık suları boşaltılıyor, ayrıca arıtma sonrası oluşan çamurlar da Nilüfer Çayı’na veriliyor!

‘Çay’dan tarımsal sulamada yararlanılması ciddi sağlık riskleri yaratıyor’

Şeftali bahçeleriyle ünlü, verimli Bursa ovasında, halen Nilüfer  Çayı’ndan tarımsal sulamada yararlanılıyor ve bu durum ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor, zira bu seviyede kirletilen sularda sucul canlı yaşamı mümkün olmamakta ve buradan su içen hayvanlar yaşamını yitirmektedir, bu nedenle tarımsal sulamada kullanılmamalıdır.

Sözde arıtma yapan Yeşilçevre Atık Su Arıtma Tesisi’nin deşarj noktasındaki kirlilik de kervan tarafından görüntülendi. Oysa yetkililer, Bursa Su Kolektifi’nin bu konudaki sürekli sorgulama ve şikayetlerine, evsel ve endüstriyel atık su arıtma tesislerinin çalıştırıldığı ve uygun arıtmanın yapıldığı şeklinde yanıt veriyorlar!

‘Tersaneler tarım alanları ve kıyılarda tahribata neden oluyorlar’

Kervan, İzmit Körfezi’ne doğru yoluna devam etti ve Yalova’da verimli tarım alanları üzerinde üretim yapan Aksa Elyaf Fabrikası’nın önünde, sürdürülen kapasite arttırma faaliyetleri hakkında bilgi aldı. Ardından panoramik körfez görüntüsü alındı ve tersaneler bölgesi görüntülendi:

Bölgede çok sayıda ve yan yana dizili tersaneler, giderek içeriye doğru ve kıyı boyunca genişleyerek tarım alanları ve kıyılarda tahribata neden oluyorlar, ayrıca çok miktarda su tüketiyorlar ve deniz suyunda kirliliğine yol açıyorlar.

‘Kocaeli, hava ve su varlıklarında çok ağır bir ekolojik yıkımla karşı karşıya’

Kervan Kocaeli’ni geçerek Körfez’de panoramik tepe üzerinde sanayi tesisleriyle kuşatılmış İzmit Körfezi’ni görüntüledi, Kocaeli’nde ekoloji mücadelesi veren örgütlerden hava ve su kirliliği ile sağlık sorunları hakkında bilgi aldı:

16 OSB ve 34 adet limanla Türkiye’nin kimya sanayi üretiminin yüzde 26’sını karşılayan Kocaeli, sanayiye ek olarak limanlarla hava ve su varlıklarında çok ağır bir ekolojik yıkımla karşı karşıya. Bunların sosyal hayattaki bedelini yerel halk yüksek orandaki kanser ve solunum yolu hastalıkları ile ödüyor. Bu duruma rağmen yeni sanayi tesislerine ve kapasite artırımlarına izin verilmekte, yıkımların kümülatif etkisi katlanarak artmaktadır!

Kirli atık sulara ek olarak liman ve sanayi kuruluşları denizde dolgu ve dip tarama faaliyetleriyle, sıcak ve kirli soğutma sularının boşaltılmasıyla deniz ekosistemine ciddi tahribat vermektedirler. Körfez rotası Dilovası’nda bulunan Dilderesi’nde yapılan incelemelerle tamamlandı. Dilderesi de Marmara çevresinde sürekli görüntülenen, sucul varlıkların atık su kanalı olarak kullanılmasının diğer bir dramatik örneği; sanayi yoğun olan Dilovası’ndaki endüstriyel tesislerin kimyasal atık suları arıtılmadan nehre veriliyor, dereye hâkim olan yoğun kirlilik ve koku, bir fosseptik çukuru muamelesi yapılan Marmara Denizi’nde son buluyor.

İstanbul: Evsel atık suları, kirlilik ve yıkım

Kervan yolculuğunun son günü, Marmara Denizi kirliliğinden büyük oranda sorumlu olan mega kent İstanbul’a ayrıldı. İstanbul Kanalı projesinin güzergahı üzerindeki Sazlıdere’de yapılan ilk basın açıklamasında, Kuzey Ormanları’nda ağır tahribata yol açan mega projelerin Marmara Denizi’de yaratacağı yıkım dile getirildi ve kanalın deniz ekosistemine vurulacak son darbe olduğu vurgulandı.

Ardından Yenikapı’ya geçerek, Ön Arıtma Tesisi önünde basın açıklaması yapan kervan ekibi, 1989 yılında Yenikapı’dan başlatılan Derin Deniz Deşarjı’yla birlikte Marmara’daki kirliliğin önemli boyutlara ulaştığını ve aslında arıtma olarak nitelenemeyecek bu uygulamanın bugün de İstanbul’daki evsel atık suların yüzde 60’ını kapsadığını dile getirdi.

Kadıköy Ön Arıtma tesisi önünde yapılan son basın açıklaması sonrasında kervan, son durak olarak deniz ekosisteminin sosyal yaşantısında çok önemli rol oynadığı Adalar’dan Burgazada’ya geçerek, adalı dostlarla birlikte düzenlenen foruma katıldı.

İstanbul’da su kullanımı

Forumda Marmara ekosistemini korumak için ileriye dönük eylem planları tartışıldı. Evsel atık suların ileri biyolojik arıtma sonrası, endüstriyel atık suların da tesis bazında kimyasal arıtma sonrası geri kazanılarak kullanılması gerektiği, Marmara Denizi’nin arıtılsa dahi atık sular için alıcı ortam olmaya uygun olmadığı ve su fakiri olan Türkiye’de suyun hoyratça tüketiminin durdurulması gerektiği vurgulandı. 18 adalı yurttaşın Ergene Derin Deniz Deşarjı’na karşı açtıkları dava hakkında bilgi alındı.

Marmara Kervanı, tüm Marmara’yı kuşatan yoğun sanayi baskısı ve ona bağlı artan nüfusun karasal ve sucul ekosistemler üzerinde yol açtığı ağır tahribatın sonuçlarını ve bu tahribatın bedelini doğrudan sağlıklarını yitirerek ödemek zorunda bırakılan yerel halkın sorunlarını belgeleme imkânı sundu.

‘Ekolojik yıkıma, yereller bir araya gelerek karşı koymalı’

Kervan Marmara etrafında yol alsa da, aslında farklı bölgelerde aynı olguyu gözlemledi:

Bizlere dayatılan ve sessizce itaat etmemiz beklenen, sermayenin güdümündeki neoliberal düzen, verimli tarım alanlarını, temiz yeraltı ve yerüstü su varlıklarını tüketmekte, kirletmekte, temiz hava hakkımızı elimizden almaya yeltenmekte ve Marmara Denizi’ni pervasızca yıkıma uğratmaktadır. Gerek proje, gerekse işletme aşamalarında, kanun ve yönetmelikler toplumun değil sermayenin çıkarlarını savunacak şekilde uygulanmaktadır.

Bu bağlamda Marmara Denizi’nin yaşatılması için verilecek mücadele dayanışmayla yol almalı, bir bölgede yaşanan ekolojik yıkıma, yereller bir araya gelerek karşı koymalıdır. Deniz ekosisteminin yıkımıyla, karasal ekolojik tahribat ve yerel halkın sosyal yıkımları birlikte ele alınmalı, bütüncül bir mücadele ağı örülmelidir. Tabandan gelen bir kamuoyu oluşturularak, tüm sorunlar yüksek sesle dile getirilmelidir.

Marmara Kervanı, ekokırım suç mahallerini yerinde belgeleyen Marmara Yaşasın Grubu’na eylemlilik anlamında bir başlangıç oldu. Yolumuz açık olsun!”

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.