Yeşeriyorum

Loç vadisi için özgürlük – Cansu Çiftçi

Karadeniz başta olmak üzere birçok bölgeden baraj karşıtı çığlıklar yükseliyor şu günlerde. Loç da bunlardan sadece biri. Dişil varlıkların bekaretinin bu kadar önem taşıdığı ülkemizde doğa ananın bekaretine karşı bu saygısız tutumumuz ilginç doğrusu. Ümran Boru ve Orya Enerji çeşitli iş birlikçi politikalarla vadiyi yok ediyor.

Günün her saatinde farklı bir kişiliğe bürünen vadi gerçekten büyülüyor insanoğlunu. Bu büyü sadece insanoğluyla kalmıyor olsa gerek yöredeki ayılar da toplanıp sahip çıkıyor içgüdüsel olarak vadiye. Kastamonu’nun Cide ilçesine bağlı Küre Dağları’nda konumlanan vadi Valla Kanyonu’nu içeren milli park sınırlarında. Sınırın içinde mi yoksa dışında mı kaldığı daha sık tartışılır olmuş son zamanlarda. Tabi ki dışında olduğunu söylüyor yetkililer, sanki sınırların çok da önemi varmış gibi. Valla Kanyonu dünyanın 4. büyük kanyonu olma özelliğini taşıyor. İçerdiği mağara sayısı bakımından küresel anlamda çok önemli yere sahip bu milli park. Karstik kayaçlarıyla bilinen milli park 100’ün üzerinde kuş türüne de ev sahipliği yapıyor. Ancak 40’ın üzerinde kuş türünün nesli tükenmemek için direniyor. Endemik tür miktarı ise azımsanmayacak cinsten. Kanyon yolunda “balta girmemiş” sözünü ilk defa gözünüzle gördüğünüz bir yer için kullanma fırsatı buluyorsunuz. Kanyonlar, mağaralar ve yeşile doymuş bir orman iç içe geçmiş sanki belgesel karelerinden fırlamışçasına.

Vadiden çığlıklar yükseliyor son günlerde. Doğa ananın tercümanları doğaseverler dört bir yandan toplanıp nöbet tutuyorlar dere başında. Önce dere karşılıyor misafirleri, sonraysa köy halkı. Yüzlerinde garip bir ifade oluşuyor sizi gördüklerinde. Buruk bir mutluluk. Mutlulukları anlatılacak cinsten değil. Yalnız olmadıklarını hissediyorlar. Ancak içleri buruk. Su sesi eşliğinde yapılması gereken muhabbetlere ağır iş makinelerinin gürültüsü eşlik ediyor.

Koskocaman bir çınar ağacı var kamp alanında. Tüm yaşanmışlıkları biriktirmiş kabuğunda. Meğer bugün doğaseverlerin çadırlarına ev sahipliği yapan güzelim vadi bir zamanlar köy halkıyla dolup taşarmış. Köylü çınara beşik kurar, çocukları bırakır, işine bakarmış. Şaşmamak lazım ki bu çınar da damgalanmış kesilmek üzere. Çınarla beraber anılar da çınarın gölgesinden yararlanamayan kapitalist güçlerce yok olmaya mahkum kalmış meğer.

Ne olursa olsun umutlular, anlatacak anıları var her daim. Bir amcamızla beraber dereye doğru yürüyoruz. Bomboş bir alana takılıyor gözümüz, iç çekiyor amcamız. Daha bu kadar yerleşmemişken şantiye sakinleri vadiye, fosseptik çukuruna ihtiyaç duyulmuş haliyle. En basitinden, belki sadece 3-4 çalışanın ihtiyacını karşılamak için açılan fosseptik çukuru 3-4 ağaca bedel olmuş. Dayanamamış yılların kök salmış yeşil gökdelenleri. Amcamız hemen bir gazeteyi aramış, uygun bir başlık atılmış. Bu küçük bireysel adım nice ağaçların fosseptik çukurunun pisliğinde çürümesinin önüne geçmiş. Gereken yapılmış ve fosseptik çukuru kapatılmış.

Keşke fosseptik çukurunu kapattırmak kadar kolay olsa diye geçiriyor insan içinden. Loç Vadisi’nde bireyselin ötesine geçmiş toplumsal bir çaba var aslında. Sivil toplum örgütleri, topluluklar mücadelede hiçbir zaman yalnız bırakmıyor halkı. Halk ise ikiye bölünmüş durumda. Dört tane köy var çevrede. Anlatılanlara göre düğünleri, cenazeleri, bayramları ayrı geçmezmiş. Birlikmiş hep bu köyler. Belki de suymuş bir arada tutan. Kendini üstün gören kuvvetler suyu paylaşmaya kalkınca hiyerarşi artmış köyler arasında. Kimileri baraja maddi çıkarları doğrultusunda destek vermiş, kimileri sessiz kalmış, kimileri ise isyana kalkmış. Sonuç olarak birlik ortadan kalkmış yıllarca aynı suyu içen köylüler arasındaki. Yerel halk çok önemli diyoruz hep. Teyzelerimizden biri yöreye özgü ağzıyla kandırıldılar diyor. En azından halkın bilinçli kesimi için şükrediyoruz.

Şantiye alanında ise durum içler acısı: İş makineleri, çalışanlar, çalışanlardan daha çok sayıda özel güvenlik görevlileri ve peşimizdeki jandarmalar… Doğayı katledenleri, doğayı koruyanlardan korumak için oradalar. Şantiye şefiyle görüşmek istiyoruz haklı olarak ve iş makinelerinin şantiye şefi olmadan çalıştığını öğreniyoruz tesadüfen. Zabıt tutturmak istiyoruz ve bizlere haritacıyı yolluyorlar açıklama yapması için. Duyduklarımız karşısında gerçekten irkiliyoruz. Param olsa burada çalışmam diyor haritacı ve ekliyor: “Zaten merak edilecek bir şey yok, endemik türlerin tohumlarını üniversitemizdeki bir hocamıza toplattık. Nesli tükenince başka yere ekeceğiz.” O anda başka söze gerek olmadığını anlıyoruz. Çoğu insanın kurbanı olduğu hiyerarşik emirler zinciri gerçeğine bir kez daha şahit oluyoruz.

Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor. “HES’e karşı ses” sloganıyla bisikletleriyle İzmir’den yola çıkan bir grup arkadaşımız Çevre ve Orman Bakanlığı önünde yaptıkları eylemlerinden sonra bisikletlerini Loç’a çevirdiler. Loç’a sağ salim ulaşan arkadaşlarımız seslerini orada duyurmaya devam ettiler.

Çeşitli sloganlar bir süre daha duyulmaya devam edecek gibi duruyor vadiden. Ne Loç halkının ne de dört bir yandan toplanıp Loç’a gelen ziyaretçilerin bu gidişata göz yummaya niyeti yok. İnsanlar umutlu, kararlı ve doğa anaya saygılı. Kendilerini diğer organik ve inorganik formlardan üstün görmeyen, çıkar gözetmeyen insanlarca sahip çıkılıyor sularımıza, ormanlarımıza, kültür miraslarımıza, yaşama alanlarımıza, haklarımıza. Loç, Allianoi, Alakır, Hasankeyf gibi bir sürü yer var kurtarılmayı bekleyen. Hem yerel hem de küresel anlamda hem sıcak hem de soğuk bir savaş, su savaşı. Durdurulmayı bekleyen kötü bir savaş, acilen anlaşmaya varılması gereken yalnız anlaşma yapılırken doğanın haklarının gözetilmesi gereken kötü bir savaş. Bizim görevimizse bu savaştan minik mavi küremizin olabildiğince az hasarla kurtulmasını sağlamak.

Cansu Çiftçi

Kategori: Yeşeriyorum