DünyaLGBTİ+Manşet

LGBT+ tarihi: Yüzyıllar öncesinden ‘cinsiyet kimliği’ sorgulaması

Amerikan iç savaşında Teğmen Harry T. Buford olarak yer alan ve aslen Küba doğumlu bir kadın olan Loreta Janeta Velazquez. Granger Tarihi Resimler Arşivi / Alamy Stock Photo

Yazan: Catherine Armstrong

*

Non-binary ve trans insanlar tarih boyunca her zaman hayatın içinde oldular, en azından antik dönemlerden itibaren kaydedilen tarih ve toplumlar için bunu söyleyebiliriz. Öyleyse neden anlatılan destanlarda ve ‘tarihte iz bırakan insanlar’ listelerinde isimleri geçmiyor? Bu sorunun cevabı, tarihin nasıl yazıldığı ve kimin yazdığıyla ilgili.

Dışlanma ve zulüm korkusuyla yaşayan gruplara ait olan insanlar, gerçek kimliklerini çoğu zaman yalnızca birkaç kişiyle paylaşıyor. Bu sebeple, tarih boyunca düşmanlığa maruz kaldıkları zamanlarda bile LGBT+ insanların görünürlüğü genellikle sınırlı kalmıştır. Tarihi kaynakların bu bağlamda yetersiz olması da başka bir sorun, çünkü bu kaynakları yazan kişiler genellikle önyargılı insanlardı ve yaşadıkları dönemin değer yargılarına göre ayıplanan insanların deneyimlerini kayıt altına almak istemediler.

Kuir tarihi üzerine çalışan tarihçilerin diğer dışlanmış gruplara ait bireyler gibi, LGBT+ bireylerin de bu toplumun geri kalanına kıyasla tarihi kayıtlarda bu kadar ‘görünmez’ olmalarının nedenini iyi kavramaları gerekir. Neyse ki günümüzün tarihçileri, tarihin ‘kuir’ yanını bulmak için kayıtları artık daha dikkatli okumaya başlıyor.

18. ve 19’uncu yüzyıllarda cinsiyet ifadesi

Trans terimi ve bizim bu terimi kavrayış şeklimiz son yıllarda önemli ölçüde gelişti. Trans kelimesi bir şemsiye terim olup, sadece vücutlarını değiştirmek için tıbbi müdahalelere başvuran insanlarla sınırlı değildir; ayrıca cinsiyet kimliği doğumda kendilerine atanan cinsiyetten farklı olan kişileri de içerir.

Bireyin doğumda atandığı cinsiyetin cinsiyet kimliğinden tamamen farklı olabileceği, aynı şekilde cinsiyet kimliğinin de cinsiyet ifadesiyle aynı olmak zorunda olmadığı gerçeği, toplumun büyük bir kısmında artık kabul görüyor. Kişinin cinsiyeti kendini nasıl tanımladığıyla, yani nasıl hissettiğiyle ifade edilir: Kadın, erkek, ikisinin arasında ya da ikisinin tamamen dışında. Burada önemli olan sizin kendi cinsiyet ifadeniz; yani giydiğiniz kıyafetler ve saç kesiminiz gibi araçlarla, diğer insanlara bilinçli olarak ya da tesadüfen verdiğiniz mesajlar.

Bugün cinsiyeti tanımlamak için kullandığımız terminoloji 18 ve 19’uncu yüzyılın başlarındaki insanlar için yabancı olsa da, o dönemlerde birçok insan bu kavramları anlayabilirdi. Diğer kadınlara cinsel ve romantik olarak çekim duyan bazı kadınlar, o zamanlarda şimdi olduğu gibi, hem kişisel doyum için hem de toplum tarafından kabul görmek adına daha maskülen işaretleri tercih ederdi.

Batı Yorkshire’da doğan Anne Lister, yaşamı boyunca lezbiyen ilişkileriyle ilgili şifrelenmiş ayrıntılar da içeren günlükler tuttu. Visual Arts Resource / Alamy Stock Photo

Anne Lister (ya da yakın geçmişte Suranne Jones‘un başrolünü oynadığı dizideki ismiyle, “Gentleman Jack”) bu bağlamda maskülen ifadeye iyi bir örnek. 19’uncu yüzyılın cinsiyet tanımına göre diğer insanlar tarafından muhtemelen sadece maskülen olarak görülürdü; fakat biyografi yazarı Helena Whitbread 1988’de günlüklerinin şifresini çözdüğünde, yaşamı ve lezbiyen ilişkileri gerçek boyutlarıyla keşfedildi.

Yukarıda saydığımız sebepler dışında kadınlar ayrıca kariyer edinme istekleri nedeniyle de kendilerini topluma erkek olarak gösterdiler, çünkü doğumda atanan cinsiyeti kadın olanların ulaşması engellenen seçimlerle hayatlarını sürdürmek istiyorlardı. Amerikan İç Savaşı sonrası, Franklin Thompson ve Harry Buford, Amerika Konfedere Devletleri için savaşan ve casusluk yapan askerler olarak tarihe geçmişti. Fakat aslında her ikisi de erkek kimliğini benimseyen, ya da bu konu üzerine çalışan tarihçi Matthew Teorey’nin deyimiyle, “kendilerini cinsiyet kimliklerinden sıyıran” kadınlardı.

İç Savaş sırasında Birlik askeri kılığına giren Sarah Emma Edmonds (19. yy.). Granger Tarihi Resimler Arşivi / Alamy Stock Photo

Akışkan cinsiyet kimliğine daha eski bir örneği 18’inci yüzyıl Avrupası’nda bulabiliriz: Fransız Kralı XV. Louis için Londra’da casusluk yaptıktan sonra İngiltere’ye sığınan Şövalye D’Eon, yaşadığı dönemin yüksek sosyetesinde hatırı sayılır bir üne kavuşmuştu. Hayatının farklı dönemlerinde erkek ve kadın kimliklerini benimseyen D’Eon, 50 yaşından sonra ömrünün sonuna kadar kadın olarak yaşamına devam etti.

Küresel bağlamda transgender kavramı

Geçmişte Avrupa dışındaki kültürlerde, LGBT+ bireylerin yaşamlarının çok farklı tecrübeler içerdiğini anlamak gerekir. Üçüncü cinsiyet ya da başka bir deyişle “Mahu” kavramı Polinezya kültürünün önemli bir parçasıdır. Bu terim, erkek ve kadın arasında bir cinsiyet veya akışkan cinsiyet kimliği anlamına gelebiliyor. Hawaii ve Tahiti’de Mahu bireyler, sözlü geleneklerin ve tarihi birikimin koruyucusu olarak yerli toplumlarda büyük saygı görüyordu. Genellikle eğlence amaçlı yapılmakla birlikte manevi bir anlamı da olan hula dansını öğretmek de yine onların göreviydi. Mahu bireyler sadece geçmişte değil, günümüzde de Hawaii’nin kuir kültürünün önemli bir parçası.

Cinsiyet çeşitliliğine derin saygı duyan başka yerli toplumlar da var. ABD’nin güneybatısındaki Navajo kabilesinde, Nadleeh adı verilen bir cinsiyet tanımı bulunuyor; bu terim cinsiyet spektrumunda bir noktaya geçiş yapmış bireyler (atanmış cinsiyeti erkek olup cinsiyet kimliği feminen olan ya da doğumda kadın atanmış olup şimdi maskülen kimliği benimseyenler), akışkan cinsiyet kimliğine sahip insanlar ve cinsiyet ifadeleri cinsiyet kimliklerine göre daha maskülen veya daha feminen olanlara karşılık gelebilir. Nadleehi, Navajo kültüründe önemli bir kavram olmakla birlikte manevi bir saygınlığa da sahiptir.

Yerli toplumlarda trans bireylerle ilgili bu algı farkına batı toplumuna kıyasla antropologlar tarafından çok daha önceleri (1920’lerin başlarında) dikkat çekilmişti. ABD’li yazar William Willard Hill, Navajo toplumunun trans bireyleri “şanslı” olarak görmesini şaşkınlıkla karşılamıştı çünkü kendi kültüründe akışkan cinsiyet kimliği ana akım toplum arasında büyük kaygılara sebep oluyordu. Kapsayıcılık ve çeşitlilik hakkında bilgi edinmek adına kişinin kendi kültürünün dışına çıkmasının her zaman önemli olduğunu hatırlamak için bu doğru bir zaman. Gördükleriniz sizi şaşırtabilir.

*

Ç.N. Bu çeviri metninin hazırlanmasında KaosGL’nin yayınladığı “LGBTİ+ Hakları Alanında Çeviri Sözlüğü” kaynağından faydalanılmıştır. (Metni Yeşil Gazete için Türkçe’ye çeviren LGBTİ+ birey, çalıştığı sektörden ötürü ismini paylaşmak istememiştir.)

Makalenin İngilizce orijinali

Kategori: Dünya