Uncategorized

Leyla Yalçınkaya ve uğruna mücadele verdiği Ödük Çayı

0

Leyla’nın ‘’canımızı veririz suyumuzu vermeyiz’’ dediği Ödük Çayı ve Bağbaşı Beldesi …

Ödük Çayı bin yıllık tarihi olan Bağbaşı Beldesi’nin kuruluş nedeni ve yaşam kaynağı. Bağbaşı halkı Ödük Çayı’nın suladığı tarım arazilerinde, meyvacılık, sebzecilik yaparak geçimini sağlamaktadır. Burada meyve ağaçları yaklaşık 30 milyon civarında. Ödük Çayı üzerinde yapılması tasarlanan 3 HES’in tamamlanması durumunda beldedeki tüm tarım arazileri susuz kalacak, meyvecilik ve sebzecilik tamamen bitecektir.

Ödük Çayı aynı zamanda bölgede yaşayan tüm canlıların hayat suyudur. Bağbaşı halkı aynı zamanda Ödük Suyu’nundan içme suyu olarak da faydalanmaktadır. Onun için halkın ’’can suyudur’’ adeta. Sadece halkın değil, beldede yaşayan 80 çeşit kuş türü için de ev sahibir Ödük Çayı…

Binlerce yıllık kadim ve kendiliğinden olşmuş doğal bitki örtüsü de varlığını Ödük Çayı ile sürdürebilmektedir. Bu çayın elektrik enerjisi üretmek için kesintiye uğratılması bölgedeki tarımsal,sosyal ve doğal yaşamın sona ermesi demek olacaktır.

Bağbaşı Beldesi, Sağlar Mahallesi ve Camii Mahallesi’nin içme suyu gereksinimi de Ödük Çayın’dan elde edildiği için, suyun azalması ya da seviyesinin düşmesi ile isale hattı ve 50 tonluk su deposu da atıl hale gelecektir.

Bağbaşı Beldesi, Karadeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu ‘nun ortak iklim özelliklerine sahip çok yeşil bir yerleşim birimi. Araziler miras yoluyla parçalandıkları için, aynı parsel içinde hem meyvecilik hem de sebzecilik yapılmaktadır. Tarım arazilerin sulanması, sulama bentleriyle gerçekleştirilmekte, ancak yaz aylarında suyun debisi azaldığından arazilere daha da az su verilebilmektedir. Yaz aylarında doğal olarak azalan su tarım arazilerine yetmezken, suyun doğal olmayan şekilde kesilmesi, beldedeki tarımsal hayatın bitmesi olacaktır.

Ödük Çayı suyunun kesilmesi,Bağbaşı halkının aç kalmasına ve yaşadıkları toprakları bırakıp göç etmelerine de neden olacaktır.

Bölgede, elma, ceviz,erik, kayısı, şeftali, dut, kızılcık, muşmula gibi çeşitli meyveler ve fasulye, mısır, patates, domates, salatalık, soğan, marul, biber, patlıcan gibi sebzler  üretilmektedir. Üretilen meyveler hem taze olarak hem de reçel, pekmez ve kuru meyve olarak iç piyasaya  sunulmaktadır.

Belde de yaşayan 1200 civarı hane tüm sebze meyve ihtiyacını, Ödük Çayı etrafındaki arazilerden elde etmektedir.

Bağbaşı Belde halkı hayvancılıkla da uğraştığından,yem bitkileri de yetiştirmektedirler. Bu araziler de suyunu Ödük Çayı’ndan almaktadır. Bu çayın suyunun azalması ya da kesilmesi durumunda,büyük ve küçükbaş hayvanların da yaşama hakkı olmayacaktır.

Bağbaşı Beldesi’nde SES santrali planlanırken, beldenin tarımsal potansiyeli, çevre koşulları, yabani hayvanlar, kuşlar, sürüngenler, bölgenin bin yıllık tarihi de tamamen göz ardı edilmiştir.

Kuş gözlemi için de ideal olan bölgede artık Alaca Sinekkapanlar, Kafkas Çıvgınları,Sürmeli Dağbülbülleri ,Duvar Tırmaşıkkuşları, Urkeklikler, Alamecekler, Kara İsketeler, Sakallı Akbabalar,Kızıl Akbabalar, Kelebekler’de  en az Leyla kadar sessiz …Dilsiz…

‘’Suça sürüklenen çocuk Leyla’’…

Leyla Yalçınkaya ’nın duruşması Tortum Asliye Ceza’da çocuk mahkemesi kapsamında 12.15 civarında başladı.Önce Leyla’ya söz verildi.Er Arif Aldemir’in teşhis sırasında kendisine hakaret ettiği,taş attığı,görevini engellediği, ifadesi okundu,Leyla bu suçlamaları kabul etmedi,’’Bende tüm halkımız gibi,olay yerine gittim.Amacımız suyun kesilmesine engel olmaktı.Ne jandarma ne de polisle bir alıp veremediğimiz yoktur,onlara taş atmadım,hiçbir şey yapmadım,hakaret etmedim,kamera çekimi yapıldığını da bilmiyorum,beraatımı istiyorum’’dedi.

Hakim hanım Leyla’nın haklarını okudu, kamera kayıtlarının incelenmesine geçildi.Leyla görüntülerin bir bölümünde kendisini teşhis etti.Kayıtların bir bölümünde şikayetçi erle konuşup konuşmadığı,soruldu.Leyla’da jandarma eriyle değil,arkadaşıyla konuştuğunu belirtti.Daha sonra ikinci kayıt görüntülerine geçildi.Leyla’da polisler geçişimize izin vermeyince,direnmeyip sudan karşıya geçtiğini,olay yerine diğer insanlarla birlikte yürüdüğünü,Kato’nun (Kato:iş makinası) olduğu yere geldiklerini,bu sırada polis barikatıyla karşılaştıklarını,yüzbaşının gelip müdahale ettiğini,bu sırada kato’nun çalışmasınınolmadığını,kendisinin de kalabalıkla birlikte,beklediğini sonrada yüzbaşının talimatıyla kato’nun çektirildiğini,kendilerinin de aşağıya indiklerini söyledi.Aleyhinde olan tüm suçlamaları,dosyadaki teşhis tutanağını da kabul etmediğini belirtti.

Leyla’nın avukatı Eşber Yağmurdereli söz aldı.Dünyada 1800 kadar tekelin kar amacıyla,kapitalist sisteme hizmet ettiğini,Ödük suyunun geçtiği üç beldede tüm canlı yaşamın yok edilmek istendiğini,doğa ve çevrenin aşırı zarar görmesine neden olacak olan,hes projelerinin yaklaşık 1000 adet olduğunu,bu projeler ve planlananların yapımı halinde insanların,normal şartlarda evlerinin önünden geçen suya sayaç la, para ödeyerek sahip olacaklarını belirtti. Esas itirazımız,Cumhuriyet savcısının,bu dava üzerinde hiç kafa yormadığını,’’ben dava açayım,mahkeme ne yaparsa yapsın’’anlayışında olduğunu,bu insanların masum olup,anayasaya göre sağlıklı bir çevrede yaşam hakları olduğunu,hukuki anlamda da meşru haklarını korumaya çalıştıklarını belirtti.

Mahkemenin sadece hakaret ,görevi engelleme,yaralamaya bakmasının doğru olmadığını,esas olarak,bölgeye sevk edilen güvenlik güçlerinin,kim/kimlerden emir aldığı,hangi gerekçeyle geldiklerinin,araştırılması gerektiğini,normalde bu işleri yapan ticari işletmelerin kendi güvenliklerini kendilerinin sağlaması sorumluluğunda olduklarını söyledi.Devletin esas görevinin,halkının canını,malını koruması olduğu,jandarmanın ve polisin,kapitalist şirketin haklarını korumak adına olay yerinde ne aradığını sorması gerektiğini söyledi.

17 yaşındaki Leylanın ve 67 yaşındaki annesinin devlet kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya getiren ,siyasi anlayışın sorgulanması gerektiğini vurguladı.Olayın krıminal bir dava olmadığını,özel çıkarları için,devletin güçleriyle,vatandaşın karşı karşıya getirilmesinde,hangi siyasi faktörlerin yattığının araştırılması gerektiğini istedi.

Avukat Ercüment Şenol söz aldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle savunmasına başladı.’’Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’’Suçlu yaratılmak için,direnişin sembolü olan Leyla’nın seçildiğini,teşhisin hukuka aykırı ve usulsüz yapıldığını,Leyla’nın suç işlediğine dair,bir görüntü olmadığını,onun bulunduğu mesafeden askere laf ve taş kavuşturmasının mümkün olmadığını,savcının Leyla’nın ifadesini alırken,bir hukuk garibesine şahit olduğunu,Leyla’nın ifadesinin içine tırnak içinde şikayetçi, Abdullah Teke’nin ifadesinin sıkıştırıldığını,normalde bunun ayrı bir ifade şeklinde alınması gerektiğini söyledi.Böylece Cumhuriyet Savcısının bir suçlu yarattığını,anayasanın 34. Maddesi gereği toplantı ve gösteri yürüyüşünün suç olmadığını,kato denilen iş makinesının,vatandaşların üzerine taş yağdırdığını,birçok insanın yaralandığını ve Cumhuriyet savcılığının bu konuda hiçbir işlem yapmadığını,bu konuda görüntü kayıtlarının da olmadığını belirtti.Ayrıca şikayetçi iki erin,Leyla aleyhine şikayetçi olmalarının öğretildiği izleniminin var olduğunu da ekledi.Bunun dışında iş makinesi çalışmadığı için,işi engelleme gibi bir eylemin de mümkün olmadığını belirtti.Tortumun suç işlemede en düşük orana sahip bir ilçe olduğu,ancak hes davaları nedeniyle yüzlerce kişinin sanık durumuna düşürüldüğü,şiddetsiz gösteri yürüyüşü ve ve toplanma hakkının kullanıldığı,Bağbaşı beldesinin,meyve, sebze yetiştiriciliğinde nadir yerlerden olduğu,tüm halkın geçimini bu yolla sağladığı,insanların bu haklarını kullanmasının suç olamayacağını,eylem yapma hakkının anayasal hak olduğunu vurguladı.

Görülen her iki davanın birleştirilmesini istedi.

Dava 13 Haziran 2012 tarihine bırakıldı.

En güzel gelişme de hes inşaat çalışmalarının bugünden itibaren durdurulması…

Bugün 18 yaşında olan ve direnişin sembolü haline gelen Leyla acaba mahkemede hep tekrarlanan ‘’suça sürüklenen çocuk’’tanımlamasını anımsayıp,hayatı boyunca susacak mı?…

(Fatoş Çırnaz)

Kategori: Uncategorized

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.